Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Look up keyword
Like this
1Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
ŞAHMERAN

ŞAHMERAN

Ratings: (0)|Views: 104 |Likes:
Published by fzkmehtap
severek okuyacaksınız
severek okuyacaksınız

More info:

Published by: fzkmehtap on Jul 27, 2012
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOCX, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

11/08/2012

pdf

text

original

 
 Cansab
uyandığında soba çoktan geçmiş, içerisi buz gibi olmuştu. Yamalı yorganı başına doğru çekti.Yamalı kısa yorgan, bu defa da ayaklarını açıkta bırakmıştı. Yatağın sadece kendi bulunduğu kısmı sıcacıktı.Parmaklarını uzatıp, kardeşinin sıcaklığını aradı ama
 
bulduğu tek şey yatağın sert kumaşı oldu.
-
 
Kötü bir rüya görüp annemin yanına gitti diye, geçirdi içinden.
 
Sırt üstü yatıp gözlerini tavana dikti. Çatıdan sızan yağmur sularının bıraktığı sarı lekeleri inceledi boş boş.Odanın köşesindeki örümcek ağına takıldı gözü. Pencerede kalın, soluk ve yamalı kumaştan yapılmışperdeler vardı. Bu perdeler içeri ışık sızmasına engel oluyordu.Dirseğinin üzerinde doğruldu. Odada kardeşini ve annesini görmeye yetecek kadar ışık yoktu. Küçük kardeşiyan yatmış, bacaklarını karnına çekmiş ve sırtını annesine dayamıştı. Yanaklarını birbirlerine yaslamışlardı.Isınmaya çalıştıkları belliydi.Cansab annesine baktı, uykusunda daha genç göründüğünü düşündü. Bir zamanlar çok güzel olmalıydı.
Yüzündeki çizgiler uykuda olsa bile
yorgunluğunu ve yıpranmışlığını gösteriyordu. Alnından ve gözçevresinden dudaklarının kenarına kadar inen çizgiler uyurken daha az derin görünüyordu. Kardeşi Baranda daha masum görünüyordu. Yaramazlıklarının hiç birinden eser görünmüyordu. Bir çiğ tanesi
kadar taze,
adını aldığı yağmur damlası kadar saftı.
 
Baran’ın dizlerinin dibinde, dünyanın en çirkin köpeği olan Pasaklı vardı. Pasaklı uyuyan kardeşine bekçilikyapıyordu. Siyah beyaz tüyleri yapış yapıştı. Müdahale edilmiş bile olsa, sol arka ayağını yılan ısırdığı içinaksıyordu. Kuyruğu kopmuş, bir gözü daha az görüyordu.Kemikleri sayılabilecek kadar zayıf, karnı şiş, her yeri pireler kaynayan bir köpekti. Evde ihtiyaç duyulan sonşey, doyurulması gereken fazladan bir candı.
Baran annesine çok f 
azla yalvardığı için annesi dayanamamış onu eve almıştı.Baran onu ilk defa eve getirdiğinde dolapta ne var ne yoksa pasaklıya yedirmiş, pasaklı ishalolmuştu. Her yürüdüğü yere pislediği için Baran’ın annesi onu kovanın içinde boğmak ister gibi yıkamıştı.Zaten çok fakir olan aile ise bir hafta yiyecek sıkıntısı çekmişti. Anne bir defa daha pasaklıyı sokağaatmak istediyse de Baran’a yine kıyamamış kalmasına izin vermişti.
 
Bir gün tek katlı çatısız kerpiçten yapılmış evlerine giren bir yılan, Baran’ın yakınlarında dolaşırken
 
pasaklıüzerine atlamış yılanı öldürmüştü. Yörenin dağlık ve kayalık konumu çok fazla yılanın yaşamasına elverişlikılıyordu.Bu olaydan sonra annesi pasaklıya minnet duymuş bir daha gitmesi için ısrar etmemişti.
Cansab, b
acaklarını yataktan sarkıtıp, ayağına av çizmelerini geçirdi. Yumuşak deri, tam ayaklarının şeklinialmış olan çizmelerin içinde ayaklarının rahat olduğunu hissetti. Üzerine kazağını ve pantolonunu geçirdi.Yarı puslu kırık aynadan kendisine baktı. 20 yaşına henüz girmiş koyu siyah saçlı, esmer tenli biriduruyordu. Simsiyah gözlerini aynadan kendisine dikti. Alnına düşen gece siyahı saçlarını geriye doğruıslatıp elini yüzünü yıkadı.Masanın üzerinde duran bir köşesi kırık bakır kovayı aldı. Kapının gıcırdamamasına dikkat ederek dışarıçıktı. Buz gibi hava
,
kapıyı açmasıyla yüzünü tokatlamıştı. Soğuktan dudakları çatlamış olan Cansab,yakasına atkı niyetine doladığı kumaşı burnuna doğru çekti. Sağa sola bakınarak yakacak aradı. Kırık odun
 
parçaları ve biraz kömür bulabilirse bu gün de ısınabileceklerdi.Dışarı çıktığında sabah işlerini yapmak için, dışarı çıkmış kendisi gibi insanlarla karşılaştı. Kamburlarıçıkmış, parmaklarının boğumları şişmiş, kırık tırnaklarının ve mutsuz yüz çizgilerinin arasına biriken tezekleritemizlemekten uzun süre önce vazgeçmiş erkek ve kadınlarla doluyd
u.
Arkadaşlarından Nima ile karşılaştı. O da onun gibi yakacak toplamaya çıkmıştı.
-
 
Nasılsın Cansab? d
iye sordu.Cansab, omuz silkerek önemsiz bir gü
nün başlangıcında olduğunu belirtir gibiydi.
-
 
Her zam
anki gibiyim, Ya sen nasılsın? d
iye sordu.-
 
Bende her zamanki gibiyim.
Dedi ve oradan uzaklaştı.Cansab, dışarıdan topladığı ağaç parçalarını kovaya doldurdu. Dağ eteklerinden topladığı kömürparçalarını alıp yine aynı sessizlikle odaya sızdı.
 
 
 
Gözü annesi ve kardeşi B
aran
’a kaydı. Bıraktığı konumda duruyorlardı. Sanki azıcık kıpırda
salar
odanın bütün soğuğu
içlerine
dolacak gibi hareketsiz kalmaya gayret ediyorlardı. Annesinin bedeni Baran’ınküçücük bedenini ısıtıyordu.
 
Kanca şeklindeki demir parçasıyla sobanın üst tarafındaki kapağı açtı. Sobayı topladığı kömür veodunla doldurdu. Kibrit çakarak sobanın tutuşmasını sağladı.Yanan sobanın etkisiyle odanın ısınmaya başladığına emin olan C
ansab, ikinci görevi olan yiyecek
avına çıktı.
 
Evleri köyün neredeyse kenarında kalıyordu. Av yapacakları alana giderken taşlık alanı geçip yüksek,üst kenarları sık aralıklarla dikenli tellerle çevrilmiş, tel örgüsü çitleri aşması gerekiyordu. Bu dikenli
tellerin
arkasında dağlık alana bitişik, yılanların bol olduğu bir orman bulunuyordu.Cansab dikenli tellere geldiğinde yılan olup olmadığını anlamak için, her defasında dikkat kesilirdi.
O
an derin bir sessizlik vardı. Karnını içine çekip uzun zamandır açık duran ve çalı öbeğinin arkasına gizlenmişiki adımlık aralıktan kayıp geçti. Çitin başka zayıf noktaları da vardı ama burası evlerine en yakın olduğu için
ormana her zaman buradan girerdi.
Ağaçların arasına dalar dalmaz, içi boş bir kütüğe sırtını yaslayıp bıçağını, asa olarak kullandığısopasının ucuna bağladı. Zehirli yılan ve vahşi hayvanların olduğu patikaya doğru baktı. O patikadangidildiğinde bulmasını bilene yiyecek çoktu. Babası bu işi çok iyi bilirdi ve ölmeden önce Cansab’a birazöğretmişti
.
Küçük yaşta babasını kaybeden Cansab, evin erkeği olması durumuyla annesini ve kardeşini korumagörevini sırtlanmıştı.Kütüğün arkasında duran Cansab omzunun üzerinden arkasına baktı. Çalılıklar arasında gelen hışırtı onukorkutmuştu. Dikkatlice baktığında, kendisi gibi davranan Nima olduğunu gördü. Yüzündeki kaslar gevşedi.
-
 
Hey, Cansab! dedi onu gördüğünde.
 
Hızlı hareketlerle, geç kalmışlık hissiyle Cansab’a doğru geldi.
-
 
Bak ne vurdum,
Yaban arılarına ait, neredeyse kurumuş bal kovanına bıçağını sokup yukarı kaldırmış şekilde Cansab’agösteriyordu. Cansab kendisini gülmekten alıkoyamadı.
-
 
Nereden buldun onu? Neredeyse kurumuş.
 -
 
İlerde bir ağacın dalına ilişik duruyordu. İçinde biraz da olsa bal var. Kahvaltı için işe yarar sanırım. Dedi
 
Beraber gülüştüler ve daha işe yarar yiyecekler bulmak için ormanın içinde ilerlemeye başladılar. Cansabelini cebine atarak bir parça ekmeği çıkardı.
 
Bu ikramı gören Nima’nın yüzü aydınlandı.
 -
 
Teşekkürler Cansab, gerçek bir ziyafet çekeceğiz. Ekmek ve bal…
 -
 
Balı eve, ailene götüreceğini sanıyordum.
 -
 
Zaten kurumak üzere ve zaten fazla bir şey yok, diyerek kıkırdadılar.
 

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->