Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more ➡
Download
Standard view
Full view
of .
Add note
Save to My Library
Sync to mobile
Look up keyword
Like this
5Activity
×
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Ya Tanrı Sadece Kafamızın İçindeyse

Ya Tanrı Sadece Kafamızın İçindeyse

Ratings: (0)|Views: 605|Likes:
Published by teon60

More info:

categoriesTypes, Research
Published by: teon60 on Aug 12, 2012
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See More
See less

11/29/2012

pdf

text

original

 
Ya Tanrı Sadece Kafamızın İçindeyse?
 
Ruhsal konularla ilgilenen birçok insan gibi benim de her zaman bilimle biraz karmaşık bir ilişkim olmuştur. Bir yandan, insanlığın gelişimiyle ilgilenen biri için tek asırda çocuk felciniiyileştirmeyi, genetik kodu çö
zmeyi, Satürn’ün en büyük uydusuna sonda makinesi
göndermeyi ve interneti icat etmeyi başarmış bir disiplinin son dönemlerdeki çalışmalarındanheyecanlanmamak mümkün değil.
Öte yandan evrenin en büyük gizemlerini bile maddenin
hareketine indirgeme eğilimi
 
 beni biraz ürpermiştir.
 
Bu muhtemelen benim çocukluğumadayanan bir durum. Teolojik açıdankararsız, agnostisizmlerine
birçok
insanın inancına olduğu kadar bağlıolan ebeveynler tarafındanyetiştirildim. Erken yaşlarda bilimin,nedenselliğin ve akılsallığın doğruya
giden yolda dogma veya ilhamdan
daha iyi bir rehber olduğu öğretildi bana. Ancak yıllar geçtikçeküçüklüğümden gelen agnostik yanımyerini ısrarcı bir spiritüel arayışa bıraktı. Zamanla, fen kitaplarımın
hiçbirinde yer almayan çok daha derin
 bir gerçekliği deneyimlemeye başladım. Önümde açılmakta olan bumana ve gizem dünyası, gerçeğinanahtarını elinde tutanın bilimolduğuna inanmamı zorlaştırıyordu.
 
Sanırım bu iki yanım arasındaki gerilim üniversitemin son senesinde kaçak verdi. İnsandoğasını daha iyi anlayabilmek için psikoloji okumayı seçmiştim. Okulun ilk 3 senesini deinatla psikolojinin “daha zor” olan bilimsel alanından kaçarak, “daha yumuşak” olan sosyal vehümanistik yönlerine yoğunlaşmıştım. Nihayetinde korkunç ancak ne yazık ki z
orunlu olan
“İstatiksel ve Deneysel Metodlar” dersini almaya başladığımda, bu dersin ilgimi çekmesinihiç beklemiyordum. Ancak data analizine ve deney dizaynına iyice daldıkça eskidenyabancısı olduğum birçok konsept sihirli bir aura gibi çevremi sarmaya başladı. Deneylerde bir hipotezin doğru diğerininse yanlış olduğunu bilimsel, deneysel,
istatiksel
olarak
kanıtlayabiliyor olmam tüm sinir sistemimde adeta uyuşturucu etkisi yapıyordu. Döneminsonunda yüksek lisans için Deneysel Psikoloji okumayı düşünmeye başlamıştım. Mâmafihokumak istediğim alanı daha yakından inceleyince onun da dogmalara sıkışıp kalmışolduğunu gördüm. Böylece daha “derin” konulara olan ilgim iyice yükseldi ve ufak çaplı diniaraştırmalarımla birleşince hayatımın ve kariyerimin yönü çizilmiş oldu.
 
Spiritüalizmin çağrısı beni tüm hayatımı
laboratuvarda
geçirmekten kurtarmış olsa da bilimeolan ilgim son bulmamıştı. Bu kişilik bölünmesinin sonuçlarından biri de ne zaman bilim iledinin çatışmasıyla karşı karşıya kalsam bir taraf tutamayıp kendi içimde çelişkiyedüşüşümdür. İster bioteknoloji üzerine etik bir tartışma olsun, ister kozmolojideki antropik 
prensip üzerine bir sav olsun;
 bir omzumda kırmızı boynuzlu bir septik diğer omzumda ise beyaz kanatlı bir inanan varmış gibi hissederim ve hangisine dinleyeceğime karar veremem.
 
 
İtiraf etmeliyim ki geçmişe dönüp baktıkça bu ikilemler giderek azalıyor. Evrende aynı bizimki gibi bir sürü güneş olduğunu söylediği için diline demir çubuk geçirilen ve yakılanGiordano Bruno’yu düşününce kilisenin sığlığını kınamak hiç de zor olmuyor. Ve yineGalileo’nun davasının sonucunun ne olması gerektiğiyle ilgili hiçbir şüphe duymuyorum. Nevar ki tarih sayfalarında günümüze yaklaştıkça görüntü bulanıklaşmaya başlıyor. “Evrim miYaratılış mı?” tartışmasını ele alalım. Kamuoyundaki bazı ilgisiz yankılar, koyuHristiyanların İncil’deki yaratılışın “alternatif orijin teorisi” adı altında okullarda okutulmasınıistemesinden daha sinir bozucu. Yine de bilim adamlarının neo
-Darwinci teorinin
kanıtlanmamış savlarını çocukları anlamsız
 
 bir dünyada yaşadıklarına ikna etmek içinkullanması beni bilimden bir kez daha uzaklaştırıyor.
 
Tabii eğer din ve bilimin çatışması sadece bu evrim konuyla kısıtlı kalsaydı bir şekilde bilimin tarafında yer alırdım sonunda. Ama eğer son gelişmeler bir göstergeyse, bu çatışma burada bitmeyecek demektir. Hatta sakinleşeceğe de benzemiyor. Aslında son yıllarda ikietkileyici bilim dalının sayesinde bilim biraz daha ısrarcı bir dönüş yaptı. Ve bu sefer hedef insanlıktan başkası değil.
 
Bu atağa geçen disiplinlerin biri evrim psikolojisi. Orjinali “sosyobioloji” adı altında biyologEdward O. Wilson tarafından ortayakoyulmuş olan bu yeni çalışma alanı
gazetelerin bilim bölümlerinde
monogami, golf sevgisi gibi karmaşık insani eğilimler 
in evrimsel kökenini
açıklayan makalelerden sorumlu.Darwin’i insanlığın enteresanözelliklerinin çocukluğunda adapteetmek zorunda olduklarının izini süren psikanalisti gibi düşünün.
Bu yeni
keşif aracıyla donatılmış olan çok fazlasayıdaki bilim adamı i
nsan
davranışının her yönünü
– özgecilikten
spiritüel arayışa
-
doğal seleksiyonunmekanik mazgalı vasıtasıyla açıklamak için birbirleriyle yarışıyorlar.Her ne kadar evrim psikolojisi Darwin’in teorisini hala mantıklı olabileceği noktaya kadar genişletmeyi başardıysa da henüz gücünü hipotezlerinin kanıtlanabilirliğinden değil araştırmagücünden alan teoriye dayalı bir alan olduğunu unutmamak gerekir. Yine de hiç değilse insandavranışını bilimsel olarak açıklamak isteyenlerin silah deposunda yer alan ön
emli bir silah
olduğu söylenebilir. Ağır toplar için ise fazla uzağa bakmaya gerek yok. Gelişen sinirbilim(neroscience) bu boşluğu doldurmayı amaçlıyor. Bu özgüveni giderek artan disiplinin öncülerizihin, duygular ve hatta bilincin kafatasımızın içindeki
 
üç poundluk gri yumruda toplanmışolduğunu anlatıyorlar. Bu alandaki bir jenerasyonun tüm amacı DNA helisinin bulunuşundayer aldıktan sonra sinirbilime dönen Nobel sahibi Francis Krick’in “şaşırtıcı hipotez” dediğihipotezini kanıtlamaktır. Bu hipotez şö
yle der:
Siz; sevinçleriniz, üzüntüleriniz, anılarınız, hırslarınız, kişisel kimliğiniz, özgür iradenizaslında nöronlarınızın ve onların görevli moleküllerinin uçsuz bucaksız hareketinden başka bir şey değil. Siz bir paket nörondan başka bir şey değilsi
niz.
 
Şimdi, yirmi birinci yüzyılın doğuşunda, beyinin
bir şekilde
 
akli yaşamda ve şuurda
etkili
olduğu düşüncesi en dindarımız tarafından bile kabul edilecektir. Şuur araştırmacısı MarilynSchlitz, PBS programı
Closer to Truth
’ta buna şöyle yer verdi: “Tek yapmamız gereken bir  balyozu alıp kafasına vurmak ve bilincinin açıklığındaki azalmayı gözlemlemek.” Ancak soruakli ve duygusal yaşamda beynin
ne
 
rol oynadığı. İşte burada dikenli bölgeye giriyoruz.
 
Yakın zamanda New York Times’ta yayınlanan “Vücut
 
ve Ruh’un Düellosu” adlı makaledegelişimsel psikolog Paum Bloom 6 yaşındaki oğlu Max ile arasında geçen konuşmadan bahseder. Bloom, oğluna beynin işlevini sorar.
 
“Max, beynin çok önemli olduğunu vedüşünme sürecinde etkin olduğunu söyledi
– ancak rüya g
örmenin veya üzgün olmanın veyakardeşini sevmesinin kaynağı değil. Max, bunları yapanın kendisi olduğunu söylese de beyninin ona yardımcı olabileceğini itiraf etti.”
 
Kendini net olarak sinirbilimsel bakış açısınayerleştiren Bloom “gelişimsel psikolojideki araştırmalar genç çocukların beyinlerini şuurludeneyimlerin ve iradenin kaynağı olarak görmediğini gösteriyor. Beyinlerini daha çok aklioperasyonlar için kullandıkları bir araç olarak görüyorlar. Beyin, hesaplama gücünüarttırabilmek için ruha eklenmiş olan bir algısal protez.” Ve Bloom sızlanıyor “Çocukların bu bakış açısı birçok yetişkininkinden farklı olmayabilir.”
 
Benim durumumda, en azından, bence, Bloom turnayı gözünden vuruyor. Çünkü psikolojideki tüm araştırmalarımdan
sonra itiraf etmeliyim
ki akıl ve beyinarasındaki ilişki ile ilgili fikrim OzBüyücüsü’nde Bostan Korkuluğutiplemesiyle çizilen portreyi andırıyor.Melankolik havası bir yana, beyniolmamasına rağmen saman vücut halaepeycene (en azından günüanlatmasına yetecek kadar) kişili
k veduygu sahibiydi. Hatta ben sekizinci
sınıftaki okul oyununda onuoynamıştım. Ne yapmam gerektiğini
çok iyi biliyordum. Biraz aptalca
davranmam yeterliydi. O zamanlar bir sinirbilimciye beyin sahibi olmamanın nasıl bir şeyolacağını sormamış olmam büyük olasılıkla oyunun iyiliğine olmuş. Kuşkusuz, fikirlerimgeçen yıllarda olgunlaştı. Eğer bana bu konuda şimdi ne düşündüğümü sorarsanız Bloom’un beyni ruh için algısal protez olarak niteleyişinden daha iyisini yapabileceğimi sanmıyorum.
 Bloom’un analizi
nin ışığında yalnız olmadığıma daha çok inanıyorum.
Bu da elimizde biraz
sorunumuz olduğunu gösteriyor.
 
Çünkü her ne kadar çocuklar söz konusu olduğuna bu inançöğrenim eksiği olarak nitelendirilebilecekse de yetişkinlerin endişelerinin olduğu yerde konu
 
derinleşiyor. Çok daha derinleşiyor. Sinirbilimcilerin beyinlerimizin davranışlarımızın vedeneyimlerimizin ruhu olduğu hakkındaki ısrarları bir yana, bizim buna inanmamak için birçok nedenimiz var. Başlangıç olarak; dini veya spiritüel eğilimleri olan bazılarımız için böyle bir önerme tinsel ruhun ya da (eğer Budist isek) tözün bedenden üstün olduğuna dair inancı yok etmektedir. Kendilerini inançlılar arasında saymayanlar için bile bizim tamamen beyinsel olaylarla yönlendirdiğimiz düşüncesi insani saygınlığımızı, insanlığımızı ve anlamkavramımızı elimizden almaktadır. Benim durumumda, ne kadar denersem deneyeyim, benimsadece beynim olduğum düşüncesini kabul etmeyi çok zor buluyorum. Bu sadece vemaddenin ötesinde bir şeylerin varlığını gösteren mistik deneyimler yaşadığım için değil.Şuurun kendisinin deneyiminde de bir şeyler vardır; bizim bir şekilde şuuru açık olduğumuz

Activity (5)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 hundred reads
yk_orhan liked this
D.yksl liked this
Erol Dikili liked this
seyirlugatcisi liked this

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->