Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Save to My Library
Look up keyword
Like this
2Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Hay Alice Mi Yet Ler

Hay Alice Mi Yet Ler

Ratings: (0)|Views: 3 |Likes:
Published by constantinist

More info:

Published by: constantinist on Nov 05, 2012
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

07/03/2013

pdf

text

original

 
www.altinicizdiklerim.com
 
1
HAYALİ CEMAATLER 
 
 Milliyetçiliğin Kökenleri ve Yayılması
 
 BENEDICT ANDERSON 
Bugün içinde yaşadığımız dünya bir uluslar sistemidir. Çok değil, yalnızca 150 yıl önce, bugünvarolan ulusal devletlerin yarısı bile henüz ortada yoktu. Son iki yüzyıldır milyonla
rca insan, kendi
uluslarına olan bağlılıkları nedeniyle başkalarına kin ve düşmanlık besledi, farklı ulustan insanlarıkatletti.Bu bir yana, insanları bile bile ölüme gidecek kadar fedakar kılan bu bağlılığı, bir ulusa aitolma duygusunu nasıl anlayabiliri
z?
Benedict Anderson, milliyetçi siyasal hareketler üzerine yapılmış çoğu çalışmanın sormadığı busoruya yanıt arıyor: Ulusların doğuşunu ve
 
gelişimini, dinsel cemaatlerle, hanedanlıkların çöküşüyle,kapitalizm ve yayıncılığın gelişmesi, resmi devlet dillerinin oluşumu ve “zaman” kavrayışımızındeğişmesiyle ilişkilendiriyor. Ulusu, kan bağı ve din gibi eski tip cemaatlerin yerini alan hayaledilmiş bir topluluk olarak ele alan yazar, milliyetçiliğin, ilk kez Amerika’da ortaya çıktıktan sonra,
önce Avrupa’d
aki halk hareketleri, sonra emperyalist güçler ve nihayet Üçüncü Dünya’nın antiemperyalist mücadeleleri tarafından kopyalanıp çoğaltılabilir bir model oluşturduğunu savunuyor.
GİRİŞ
 
Eric Hobsbawm “ Marksist hareket ve devletler yalnızca biçimleri bakı
m
ından milli olmaklakalmadılar, özlerinde de öyle, yani milliyetçi oldular. Bu eğilimin sürmeyeceğini düşündürecek hiçbir işaret yok” demekte çok haklı. Tom Nairn, “ milliyetçilik teorisi Marksizmin büyük tarihsel başarısızlığını temsil ediyor” demekte.Milliyetçilik üzerinde çalışan teorisyenler şu üç
paradoks
üzerinde çalışmalar yapıyor:
 1)
 
Ulusların, tarihçinin gözündeki nesnel modernliği karşısında milliyetçilerin gözünde sahipoldukları öznel kadimlik 
 2)
 
Sosyo-kültürel bir kavram olarak milliyetin biçimse
l evrenselliği
-
modern dünyada tıpkıkadının ya da erkeğin bir cinsiyete “sahip olması” gibi, herkes bir milliyete sahip ol
abilir,
olmalıdır ve olacaktır 
-
karşısında kavramın somut tezahürlerinin iflah olmaz bir biçimde tikelolması; öyle ki örneğin “
Yunan
uyruğundan olmak” tanımı gereği
sui generis
dir.3)
 
Milliyetçiliklerin, siyasal güçleriyle
karşılaştırıldığında
o
rtaya çıkan felsefi sefaletleri
, hatta
tutarsızlıkları.
Nairn, “
milliyetçilik, modern kalkınma tarihinin patolojisidir; tıpkı bireylerdeki nevr 
oz gibi o da
kaçınılmazdır 
” demektedir.
Ulus, hayal edilmiş bir siyasal topluluktur 
-
kendisine aynı zamanda hem egemenlik hem desınırlılık içkin olacak şekilde hayal edilmiş bir cemaattir. Hayal edilmiştir, çünkü en küçük ulusunüyeleri bile diğer üyeleri tanımayacak, ama zihninde yaşatacaktır. Renan, “
 Ancak, bir ulusun özü tüm
bireylerin ortak pek çok şeye sahip olmaları ve aynı zamanda hepsinin pek çok şeyi unutmuşolmasıdır 
” derken, Gellner, “
 M 
illiyetçilik ulusların kendi öz bilinçlerine uyanma süreci
 
değildir,ulusların varolmadığı yerde onları icat eder 
” d
emiştir.
Yüz yüze
temasın geçerli olduğu ilkel köyler dışındaki bütün cemaatler hayal edilmiştir.
Ulus,
sınırlı olarak hayal edilir 
, hiçbir ulus kendisini insanlığın tümü ile örtüşüyor olarak hay
al etmez.
Ulus egemen olarak hayal edilir
, hanedanlık mülklerinin meşruiyetinin zayıflamaya başladığı bir 
 
www.altinicizdiklerim.com
 
2
çağda ortaya çıkar ve Tanrı’ya adanan bir özgürlüğün rüyasını görürler, bu özgürlüğünde mihenk taşı
devlettir.
Ulus bir topluluk, bir cemaat olarak hayal edilir
, ulus daima derin ve yatay bir yoldaşlık olarak tasarlanır. İnsanları vatanları uğruna ölüme çeken şey bu kardeşliktir.
 
KÜLTÜREL KÖKLER
Meçhul asker Anıtları her milliyette rastlanılan bir şeydir. Bunlar ulusal imgeleri oluşturur.
Milliyetçili
k bu imgelerden yararlanır dolayısıyla da dinle bağlantılıdır. Marksizm ve liberalizm gibiakımlar bunlara başvurmaz, milliyetçi akımların başvurduğu imgelerdir bunlar o nedenlemilliyetçiliği anlamaya önce din ve ölüm kavramıyla başlamak gerekmektedir. Ulus sürekliliği,rastlantıyı anlamayı gerçekleştirebilen en önemli olgudur. Ulusun ezeli bir geçmiştenkaynaklandığına ve sınırsız bir geleceğe sahip olduğuna inanılır. Milliyetçiliğin büyüsü, rastlantıyıyazgıya dönüştürebilmesindedir. Milliyetçiliği öncelikle siyasal ideolojilerle değil, öncesinde yer 
alan kültürel sistemlerle incelemek gerekir. Bunu da ancak,
dinsel cemaatlere ve hanedanlık 
 mülklerine
 
 bakarak başarabiliriz.
 
 Dinsel Cemaatler 
Büyük kutsal kültürler dev cemaat tasarımları barındırıyorlardı.
 
Kutsal bir dil ve yazı aracılığıylahayal edilebilirlerdi. Mayasını kutsal dillerin oluşturduğu klasik cemaatlerin niteliği modern uluslarınhayali cemaatlerinkinden farklıydı. Bu fark, eski cemaatlerin kendi dillerinin emsalsiz kutsallığınaduydukları güven ve buna bağlı olarak cemaate üye olma konusundaki görüşlerinden kaynaklanıyor.Modern cemaatler, hakikat dilleri olarak, milliyetçiliğe tamamen yabancı bir eğilime, “
başkalarını
kendi dinine döndürerek kazanma
” eğilimine sahiptirler. Dinsel cemaatler,
 
Ortaçağların sonlarındanitibaren kutsallıklarını kaybetmeye başladılar. Bunun nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:
 1)
 
Avrupa dışı dünyadaki keşiflerin etkileri: görelileşme ve bölgeselleşme tamamen bilinçli bir hale gelmiş, siyasal bir amaç kazanmış. Örn:
Humeyni
 bile artık 
deccal’i bir ulusla
özdeşleştiriyor.
 2)
 
Kutsal dilin kendisinin itibar kaybetmesi: Latince tüm Avrupa yüksek entelijansiyasının diliolmaktan çıktı, 17. yy.
da dünya bir
İngilizce
 
dili imparatorluğu haline geldi.
Özetle , diyebiliriz ki, Latince’nin
düşüşü, eski kutsal dillerle bütünleştirilen kutsal cemaatlerin parçalanma, çoğullaşma ve bölgeselleşme sürecini örnekliyordu.
 
 Hanedanlık Mülkü
 
Hanedanlık mülkü, meşruiyetini, yurttaşlardan çok uyruklardan ibaret olan nüfustan çok, kutsallıktan
a
lır. Devletin bir merkezden tanımlandığı, bu tahayyüle göre, sınırlar geçirgen ve belirsizdir,egemenlikler sınırlarda tam olarak tespit edilemeyen bir şekilde iç içe geçerdi. Modern çağ öncesi,imparatorluk ve krallıkların iktidarlarını son derece heteroj
en ve üstelik her zaman birbirlerine
 bitişik yaşamayan nüfuslar üzerinde uzun dönemler boyunca sürdürebilmelerini mümkün kılan buözellikleriydi. Hanedanlar arası evlilikler, heterojen nüfusları yeni siyasal çerçevelere tabi kılıyordu.
Dinin poligamiye iz
in verdiği mülklerde, kademelendirilmiş bir cariyeler sistemi, mülkün bütünleştirilmesinde, merkezi bir rol oynuyordu. 17. yy da bunların meşruiyeti inişe geçti. 1789 dansonra meşruiyetin savunulması gerekti. 1914 de bile,
dünya siyasal sisteminin üyeleri
nin çoğuhanedanlık devletleriydi ama ayrıntılı olarak incelediğimizde, eski meşruiyet ilkesinin temellerininçürümekte olduğu uzunca bir süredir, hanedanlar kendilerine, daha ulusal payandalar arıyorlardı. ( 3.
Friedrich Wilhelm’in ordusu tamamen ulusal-P
rusyalılardan
 
oluşuyordu)
 
 
www.altinicizdiklerim.com
 
3
 Zaman Tasavvurları
 
Kutsal cemaatin dil ve soyların gerilemesinin berisinde, dünyayı kavrama tarzında meydana gelen
köklü bi
r değişim yatıyordu ve ulusun “tasavvur edilmesi” ne en çok katkı da bulunan da bu oldu. Bu
da
eşzamanlılık 
kavramı oldu. 18. yy da Avrupa’da ortaya çıkan roman ve gazetenin de bueşzamanlılık kavramına etkisi var. Çünkü bunlar ulusun ne biçim bir cemaat olduğunu keşfetmeninteknik araçlarıdırlar. Homojen ve içi boş bir zamanda takvim boyunca ilerleyen bir s
osyolojik
organizma fikri tarihte aşağı ya da yukarı doğru ilerleyen kütlesel bir cemaat olarak tasarlananmodern ulus fikrinin çok açık bir benzeşidir.
 
Bir Amerikalı 240 milyon
küsur
yurttaşından ancak bir avuç içi kadarının adını bilebilir. Herhangi bir 
anda ne yapmakta
oldukları hakkında en ufak bir fikri bile yoktur. Ama kendisiyle ortak ve eşzamanlı faaliyetlerinin sürekliliğine güveni tamdır. Hayalicemaatleri birleştiren en büyük olgu gazetelerdir. Kendi gazetesinin, tıpatıp aynılarının otobüste,
ber
 berde, komşularında tüketildiğine tanık olan gazete okuru, hayali dünyanın gündelik hayataköklerini sıkı sıkıya salmış olduğu konusunda teskin edilmiş olur, böylelikle de modern uluslarınayırt edici
 
özelliği olan topluluk için anonimleşmeye duyulan güveni yaratmış olur.Özetle, diyebiliriz ki, kutsal yazı dillerinin, zaman tasarımının ve hükümdara ait olma duygusununmilliyetçiliğin ana unsurları olduğu apaçık ortadadır. İktisadi değişimin, buluşların, giderek artan vehız kazanan iletişiminin baskısı altında bu iç içe geçmiş kesinliklerin eşitsiz çöküşü kozmoloji iletarihi birbirinden hoyratça kopardı. Dolayısıyla, kardeşlik, iktidar ve zamanı anlamlı bir şekildeyeniden birbirine bağlama arayışının da bu gelişmelerle birlikte başlaması, şaşırtıcı olma
sa gerek. Bu
arayışı, hem kışkırtma hem de verimli kılma konusunda en önemli etken kapitalist yayıncılık oldu;sayıları hızla artmakta olan insanların kendileri üstüne düşünmelerine ve kendilerini başka insanlarlaçok kökten bir anlamda yeni tarzlarda iliş
kilendirmelerine imkan verdi.
ULUSAL BİLİNCİN KÖKENLERİ
 
Ulusun bu kadar popüler hale gelmesindeki en önemli rolü kapitalizme vermemiz gerekir. Kitap
yayıncılığı
p
azar arayışına girdi, ulusal sınırları yok sayan, gerçek anlamda “uluslar arası”yayınevleri
 
kuruldu. Daha sonra, Avrupa ölçeğinde yaşanan nakit sıkıntısı yayıncıları giderek dahaçok halk dillerinde basılmış ucuz edisyonların perakendeciliğine yöneltti. Diğer taraftan, başarısını büyük ölçüde kapitalist yayıncılığa borçlu olan bir reform olgusu da vardı. Yeni kamuoyları yaratıldıve bunlar kısa zamanda ilk siyasal birimleri oluşturdular. Üçüncü olarak, monarkların halk dillerinden yararlanması oldu. Latince artık anlamını yitirmek üzereydi. Yeni yayın dilleri, üç farklı
yoldan ulusal bilincin tem
ellerini attılar:
 1)
 
Latince'nin
altında ama konuşulan halk dillerinin üzerinde bir düzeyde, birleşik bir mübadeleve iletişim alanı yaratmak, bu sayede insanlar birbirlerini anlayabildi ve aynı alana aitolduklarının farkına vardılar.
2)
 
Kapitalist yayıncılık dile yeni bir sabitlik kazandırdı. Bu sabitlik, uzun vadede, öznel milletkavramları için son derece merkezi bir rol oynayan kadimlik fikrinin inşa edilmesine katkı da
bulundu.3)
 
Kapitalist yayıncılık eski idari halk dillerinden farklı bir iktidar dili yarattı. Bazı lehçeler önem kazandı.Yayın dillerinin sabitlik kazanmasının ve aralarındaki statü farklılaşmalarının, kökenleri bakımındankapitalizm, teknoloji ve insanların dilsel çeşitliliği arasındaki devrimlere gebe etkileşimlere bağlıolarak ortaya çıkan bilinçsiz süreçlerin sonucu olduğunu vurgulamak gerekiyor. Örn:
Türk –Türkiye'nin milli bilincini,
İslami
 
değerler aleyhine yükseltmek için Atatürk 
Latin
harflerini dayattı.Elbette ki her ulusun tek bir dili olacağı olgusu istisnalar taşımaktadır.
 

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->