Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Save to My Library
Look up keyword
Like this
3Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
S. J. Bolton - Kurban

S. J. Bolton - Kurban

Ratings: (0)|Views: 27 |Likes:
Published by Kel Merhemoğlu

More info:

Published by: Kel Merhemoğlu on Nov 21, 2012
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/07/2013

pdf

text

original

 
 
S. J. BoltonKurban
Pegasus Yayınlan: 177 Bestseller Roman: 27S. J. BOLTON Özgün Adı: SacrificeYayın Yönetmeni- İbrahim Şener Yayınevi Editörü: Özkan Özdeni Bilgisayar Uygulama: Meral Gök KapakUygulama: Yunus Bora Ülke Film-Grafik: Mat GrafikBaskı-Cilt: Kilim MatbaasıMaltepe Mah. Litros Yolu Fatih Sanayi Sit.No: 12/204-232 Topkapı/İstanbulTel: 0212 612 95 591. Baskı: Şubat 2009 ISBN: 978-605-5943-65-3© PEGASUS YAYINLARITürkçe yayın hakkı The Buckman Agencyaracılığıyla alınmıştır. (© Corgi Books)Yayınevinden yazılı izin alınmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz.Yayıncı Sertifika No: 12177PEGASUS YAYINLARIGümüşsüyü Mah. Osmanlı Sk. Alara HanNo: 27/9 Taksim / İSTANBULTel: 0212 244 23 50 (pbx) Faks: 0212 244 23 46www.pegasusyayinlari.com / info@pegasusyayinlari.com 'İngilizce'den Çeviren: ÇAĞDAŞ ÖZKANS. J. Bolton Lancashire'da doğdu. Kariyerinin ilk zamanlarını pazarlama ve halkla ilişkiler alanlarındaçalışarak geçirdi; bu sırada MBA'ini tamamladı ve nihayet Londra finans çevrelerinde yüksek bir konumageldi. Serbest çalışıp kendine bir aile kurmak ve yazmak için şehri terk etti. İlk romanı olan Kurban'ıgeleneksel Britanya folklörüne olan tutkusundan esinlenerek yazdı. Yazar eşi ve küçük oğluyla birlikteOxford yakınlarında yaşamaktadır.
 
 Her şeyi mümkün kılan Andrew'e ve bunca zahmete değmesini sağlayan Hal'a...ÖnsözKurban bir Shetland efsanesinden esinlenilerek yazılmış olan hayal ürünü bir kitaptır. Hikayenin gerçeğeuygunluğu açısından Shetland'da yaygın olan soyadlarını kullanmama rağmen kitabımdaki Shetlandkarakterlerinin hiçbiri ölü ya da diri gerçek kişilere dayanmamaktadır. Franklin Stone Hastanesi ile GilbertBain'i kastetmiyorum ve yeryüzünde Tronal Adası diye bir yer de bulunmuyor.Kitabımda yer alan olayların Shetland'da gerçekleşmiş olduklarına inanmak için hiçbir nedenim yok.'Sadece ayın uluduğu, kurtların ise sessiz kaldığı geceler vardır."George Carlin1Cesetle başa çıkabilirdim. Beni allak bullak eden şey cesedin haliydi.Hayatını insan vücudunun zaaflarından kazanan bizler ölümle içli dışlı olmayı neredeyse mesleğimizin bir parçası olarak kabulleniriz. Ruhun kemik, kas, yağ ve tendonlar-dan oluşan dünyevi bedeninden ayrılmasıbirçok insan için gizemli bir süreçtir. Bizler içinse ölüm ve çürüme meseleleri anatomiye giriş dersi ile soğukçeliklerin parıldadığı odada beyaz örtülerin altına tıkılmış insan şekillerine attığımız ilk bakıştan itibarenacımasız bir şekilde basitleşmektedir.Yıllar boyunca ölümü sayısız kereler gördüm, inceledim, kokladım, taşıdım, hatta bazen sesini bileduydum (içindeki sıvılar çökerken cesedin çıkardığı fısıldama benzeri yumuşak sesler) ve ölüme son derecealıştım. Sadece önüme atlayıp Boo! diye bağırmasını beklemiyordum.Bir keresinde içkili bir öğle yemeğindeki dedektiflik tartışmaları sırasında birisi ölü bir bedenle karşıkarşıya kalsam ne tepki vereceğimi sormuştu. Adamın neyi kastettiği ortadaydı ve aptalca kelimeler ağzından çıktığı an bile gülüyordu. Ona bilmediğimi söyledim. Ama bunu zaman zaman düşünürüm. BayKadavra beni gafil avlasa ne yapardım? Profesyonelce davranıp yaşam belirtilerini kontrol ederek çevrekoşullarını mı aklıma kazırdım; yoksa bağırarak kaçar mıydım?Derken sorumun cevabını aldığım gün geldi çattı.O sabah kiraladığım mini ekskavatöre tırmanırken yağmur yağmaya başlamıştı. Damlalar tatlı tatlıçiseliyordu ama tepemizdeki kara buluttan bunun hafif bir ilkbahar yağmuru olmayacağını anlamıştım. Mayısayının başlarında olmamıza rağmen bu kadar kuzeyde sağanak yağışlara hâlâ her gün rastlanıyordu. Aklımdan ıslak havada kazı yapmanın tehlikeli olabileceği fikri geçti ama yine de motoru çalıştırdım. jamie tepenin yaklaşık yirmi metre üstünde yan dönmüş biçimde yatıyordu. Sağ ön ve arka bacaklarıtoprağın üstüne uzanmıştı. Soldaki çift ise vücudundan yukarı fırlamış, toynakları çimlerin iki karış üstündesalmıyordu. Uyuyor olsa komik bir görüntü olacaktı bu; ölüyken bir garipti. Kafası ile makatının etrafındasinek sürüleri vızıldıyordu. Ölüm anında başlayan çürüme sürecinin Jamie'nin iç organlarını hızlakemirmekte olduğunu biliyordum. İç organları görülmeyen bakteriler tarafından yeniyordu. Sinekler yumurtalarını yerleştirmiş olmalıydı ve birkaç saat içinde yumurtalarından çıkacak olan kurtçuklar etiniyırtarak yollarına devam edeceklerdi. Bu da yetmiyormuş gibi yan taraftaki çite konan saksağan bir Jamie'yebir bana bakmaya başlamıştı.Lanet olası kuş, gözlerinin peşinde, diye düşündüm; güzel, narin, kahverengi gözlerinin. Jamie'yi kendibaşıma gö-mebileceğimden emin değildim, ancak oturup en iyi arkadaşımın saksağan ve kurtçuklar tarafından lime lime edilmesini izleyemezdim.Sağ elimi gaz pedalına koyarak devir sayısını artırmak için kendime doğru çektim. Hidroliklerincanlandığını hissedince her iki direksiyon çubuğunu da öne ittim. İleri atılan kazıcı, tepeyi tırmanmayabaşladı.
 
Tepenin dik kısmına ulaştığımda hızlı bir hesap yaptım. İki, iki buçuk metre derinliğinde bir çukuraihtiyacım vardı.Yaklaşık bir buçuk metrelik boyuyla Jamie oldukça büyük bir attı. Yamaçta kenarları iki buçuk metrelik küpbir çukur kazmam gerekiyordu. Bu da çok fazla toprak demekti, şartlar ideal olmaktan çok uzaktı ve ben debir kazıcı şoförü değildim; aracı kiraladığım yerde aldığım yirmi dakikalık bir dersin ardından kendi başımakalmıştım. Duncan'in yirmi dört saat içinde evde olmasını bekliyordum ve aklımdan 'bekle-sem daha mı iyiolur' fikri geçti. Çitin direğinde duran saksağan sırıtarak yana doğru ukala bir adım attı. Dişlerimi sıkarakkontrolleri yeniden öne doğru ittim.Sağ tarafımdaki çimenlikte bulunan Charles ve Henry tatlı ve üzgün yüzleri çitin üstünden sarkarak beniizliyorlardı. Bazı insanlar size atların aptal olduklarını söyleyecektir. Onlara asla inanmayın! Bu asilhayvanların da birer ruhları var ve kazıcı ile Jamie'ye doğru tırmanırken o ikili benim acımı paylaşıyordu.İki metre kala aracı durdurup aşağı atladım.Jamie'nin yanma çömelip siyah yelesini okşarken sineklerin bazıları saygılı bir mesafeye çekilmenezaketini göstermişti. Bundan on sene önce Jamie genç bir atken ve ben de Aziz Mary's'de doktorkenhayatımın aşkı -daha doğrusu o zamanlar öyle düşünüyordum- tarafından terk edilmiştim. Kırık kalbimlearabamı ailemin Jamie'nin de içinde yaşadığı Wiltshire'daki çiftliğine sürmüştüm. Arabamın sesiniduyduğunda kafasını bölmesinden dışarı çıkarmıştı. Yanma yürüyüp başımı onunkine yaslamadan öncenazikçe burnunu ok-şamıştım. Yarım saat sonunda burnu gözyaşlarımla sırılsıklam olmasına rağmenyerinden bir milim bile kıpırdamamıştı. Fiziksel anlamda becerebilse beni kollarına alacaktı.Jamie, tatlı Jamie, rüzgar kadar hızlı ve kaplan kadar güçlüydü. Büyük, nazik yüreği nihayet pes etmişti veonun için yapabileceğim son şey lanet olası derin bir çukur kazmaktı.Kazıcıya dönüp kolunu kaldırarak tekne kısmım indirdim. Yarısına dek toprakla dolu olarak yukarı kalktı.Fena değil. Kazıcıyı döndürüp toprağı boşalttıktan sonra tekneyi yeniden savurdum ve aynı işlemitekrarladım. Bu kez tekne ağzına dek koyu kahverengi yoğun toprak ile dolmuştu. Buraya ilk geldiğimizdeDuncan yeni işinde başarısızlığa uğraması halinde kömürü işçisi olabileceğine dair bir şaka yapmıştı.Topraklarımız bir ila üç metre derinliğe dek kömürle kaplıydı ve kazılması ekskavatörle bile çok zordu.Kazmaya devam ettim.Bir saatin sonunda yağmur bulutlan sözlerini yerine getirmiş, saksağan beklemekten vazgeçmiş veçukurum yaklaşık iki metre derinliğe ulaşmıştı. Tekneyi indirmiş ileri ittiriyordum ki bir şeye takıldığınıhissettim. Kolun etrafından aşağı doğru bir göz attım. Karmakarışıktı—bu kez etraf çamur doluydu. Kolu bir parça kaldırıp yeniden baktım. Bir şey yolu tıkıyordu. Tekneyi boşaltarak kolu iyice yukarı kaldırdım. Ardından kabinden atlayarak deliğin kenarına doğru yürüdüm. Kömür yüzünden rengi kahverengiye dönmüşbir örtüye sarılı geniş bir nesne kazıcı tarafından yarı yarıya topraktan çıkartılmıştı. Önce aşağı atlamayıdüşünsem de aracı çok yakına parketti-ğimi fark ettim; çukurun kenarlarından -artık iyice ıslanmış olan-kömürler parçalanıp dökülüyordu.Kötü fikir. Yağmur yağarken ve bir buçuk tonluk bir mini ekskavatör tepemdeyken topraktaki bir deliktekapana kısılmak istemiyordum. Kabine atlayarak kazıcıyı beş metre geri götürüp park ettikten sonra aşağıinip çukura döndüm.Ve aşağı atladım.Hava birden sessizleşip karanlıklaşmıştı. Rüzgarı artık hissedemiyordum ve rüzgar tarafından taşındığınıtahmin ettim yağmur şiddetini yitirmişti sanki. Yakınlardaki koyavuran dalgaların ya da bir arabanın motor sesini bile duyamı-yordum. Dünyayla ilişkim kesilmiş, yerdeki budeliğe tıkılıp kalmıştım ve bu durumdan pek de hoşnut sayılmazdım.Keten bir örtüydü bu. Pürüzsüz tüylü yüzeyinden anlamıştım. Etrafındaki toprak yüzünden koyukahverengiye boyanmıştı ama üstündeki örgüleri seçebiliyordum. Belli aralıklarla beliren yıpranmışköşelerinden örtünün otuz santim genişliğinde şeritler halinde kesilerek içindeki nesneyi aşırı büyük bir bandaj gibi sarmaladığını görebiliyordum. Paketin oldukça geniş olan bir ucu önce daralıyor ve ardındanderhal yeniden genişliyordu. Yaklaşık bir metrelik kısmını açığa çıkarmıştım ama daha fazlası gömülüydü.Suç mahalli, dedi kafamın içinde bir ses; tanımadığım bir sesti bu, daha önce hiç duymamıştım. Hiçbir şeye dokunma, yetkilileri ara.Saçmalama, diye cevap verdim. Karmakarışık bir yığın ya da evcil bir köpeğin kalıntılarını soruşturmalarıiçin polisi aramayacaksın.Yaklaşık on santim kadar çamura saplanmıştım ve giderek de batıyordum. Başımdan akan yağmur damlaları gözlerime doluyordu. Yukarı baktığımda tepedeki gfi bulutun kalınlaş-tığını gördüm. Normalde yılınbu zamanında güneş akşam saat ona dek batmıyordu ama bugün kendisini bir daha görebileceğimizi hiçsanmıyordum. Bakışlarımı aşağı çevirdim. Eğer bu bir köpekse oldukça büyük bir köpek olmalıydı.Mısır mumyalarını düşünmemeye çalıştım ama şu ana dek açığa çıkan kısım bariz bir şekilde insanabenziyordu ve birileri üstünü dikkatle örtmüştü." Eski püskü eşyalar için kim bu kadar uğraşırdı ki? Belki deçok sevilen bir köpekti. Yığının köpek biçiminde olmaması dışında tabii. Parmağımı bandajların arasınasokmaya çalıştım. Yerlerinden kımıldamıyorlardı bile, bıçak kullanmadan gevşemeyeceklerini anlamıştım.

Activity (3)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 hundred reads
1 hundred reads
Aalfaa Beta liked this

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->