• Embed Doc
  • Readcast
  • Collections
  • CommentGo Back
 
 
Ceberrut Amerika
 6 Ağustos 2002 Salı, Cuma dergisiABD, Irak'ı karşısına koyarak bütün İslam dünyası ve hatta bütün dünya üzerinde birkorku hegemonyası oluşturmaya çalışıyor. Bu korku hegemonyası sayesinde hedeflediğidünya saltanatını kurabileceğini düşünüyor. Ancak onun saldırgan tutumu bir yandan dazaaflarını ortaya çıkarıyor. Üstelik insanlığın ondan daha çok nefret etmesine de sebepoluyor.ABD, bütün dünya üzerinde bir korku hegemonyası oluşturmak için yürüttüğü global terörfaaliyetlerini kendince haklı gösterebilmek için muhtelif ithamlardan ve suçlama amaçlıkavramlar icat etme metodundan yararlanmaktadır. Tabii bunu, yapılan IQ testisonucunda zeka seviyesinin hiç de iyi olmadığı ortaya çıkan başkan Bush'un akıl etmesimümkün değil. Etrafındaki akıl hocaları düşünüyor ve Bush'un ağzıyla piyasayasürüyorlar.Belli isimlerin, örgütlerin ve devletlerin öne çıkarılması ve "tehdit unsuru" olarakgösterilmesi ABD'nin uzun süreden beridir sürdürdüğü bir politikadır. ABD bu gibiisimlere, yerine göre provokasyon amaçlı eylemlerine sahip, yerine göre faili meçhulsaldırılara fail bulabilmek için ihtiyaç duymaktadır. Yine bu isimlerden ve onlarınörgütlerinden, şiddet ve tehdit politikalarına, saldırı eylemlerine, askeri stratejilerinegerekçe bulmak amacıyla da yararlanmaktadır.ABD, saldırganlığına gerekçe oluşturmak amacıyla 11 Eylül olaylarından sonra "terör"kavramına ek olarak bir "şer ekseni" teorisini ortaya attı ve Irak, İran ve Kuzey Kore'yi bueksenin içinde gösterdi. İşin gerçeğinde ise ABD kendisi bizzat bir şer merkezidir. Bugünuluslararası boyutları olan şer hadiselerinin diplerini karıştırdığınız zaman ABD'nin çirkinelleriyle veya ona yön veren uluslararası siyonizmin çirkin yüzüyle karşılaşırsınız. ABD, 11Eylül olaylarını bahane ederek başlattığı saldırgan tutumunda ise tam anlamıyla bir şermerkezi haline gelmiştir.Irak'ın BM denetçilerini ülkeye çağırmasına ve muhtelif ülkelerden bu çağrının dikkatealınarak operasyon fikrinden vazgeçilmesi yönünde tekliflerde bulunulmasına rağmenABD yönetimi hala saldırgan tutumunda ısrar etmektedir. Örneğin Rusya, Irak'ın BMdenetçilerini ülkeye çağırmasının önemli bir gelişme olduğuna dikkat çekerek, bugelişmeye rağmen operasyon fikrinde ısrar edilmesinin doğru olmadığını bildirdi.Avrupa'daki muhtelif ülkelerin liderleri de bu durum karşısında Irak'a operasyondüzenlenmesinin makul olmayacağını ifade ettiler. ABD'nin en sadık dostu İngiltere bileIrak'a operasyon işinin geciktirilmesini sağlamak amacıyla ve belki bu süre içindeoperasyonun gerekçelerinin tümüyle ortadan kalkacağı kanaatiyle, Irak'a operasyondanönce Filistin (onların isimlendirmeleriyle Ortadoğu) sorununa bir çözüm bulunmasını teklif etti. Fakat ABD yönetimi bunu da kabul etmedi.İngiltere'de yayınlanan Sunday Telegraph gazetesi, ABD Başkanı George Bush'un,İngiltere Başbakanı Tony Blair'in Irak'a saldırı öncesinde Ortadoğu sorununa bir çözüm
 
bulunması çağrısını reddettiğini yazdı.Sunday Telegraph, Başbakan Blair'in özel görüşmelerinde Bush'a konuyla ilgili uyarılarınıilettiğini, ancak Beyaz Saray'ın direnişini kırmayı başaramadığını iddia ederken, ABDyönetiminin "Irak'ı ayrı bir kutuya koyuyor ve öyle değerlendiriyoruz" tavrında olduğunubelirtti.Gazete, bir İngiliz hükümet yetkilisinin ise bu durumu değerlendirirken: "Bizimpozisyonumuz ise bu beklentiye uygun değil. Tabii ki Ortadoğu sorunu çözülmeden Irakkonusunda hiçbir şey yapılamaz demiyoruz ama, Ortadoğu sorununda hiç değilseilerleme sağlanmış olarak Irak konusuna el atılmasını destekliyoruz. Bizim ABD'lilerdenbeklentimiz, Ortadoğu sorununu halledecekleri yönünde dünya kamuoyuna bir sözvermeleridir. ABD, bu sorunu Ariel Sharon'la bile olsa çözecek kapasitede, ancakçözmüyor" dediğini bildirdi.Bütün bu gelişmeler ABD yönetiminin bütünüyle ceberrut ve saldırgan bir tutum içindeolduğunu, işin tam anlamıyla kurt-kuzu hikayesindeki duruma benzediğini gösteriyor.ABD'nin ceberrutluğu tabii ki askeri gücüne çok fazla güvenmesinden ve özellikle İslamcoğrafyası üzerinde kurmuş olduğu siyasi sultadan kaynaklanıyor. İslam coğrafyasındakiyönetimlerin birçoğu kendi iradelerini kullanma ve ABD yönetiminin ceberrutluğuna karşıtavır koyma cesaretini gösteremiyor. Fakat ABD'nin bu ceberrut tutumu bütün dünyayırahatsız etmektedir. Irak konusundaki saldırgan tavrının hiçbir haklı gerekçeyedayanmadığını artık biraz gözünü açan herkes görebilir. Bu durum karşısında basiret veanlama kabiliyetini kullanan herkes "teröre karşı savaş" iddiasındaki Amerika'nın bizzatkendisinin terör estirdiğini görecektir.Amerika, Irak'ın işini bitirdikten sonra İran'a saldırma niyetinde olduğunu da dahaşimdiden ortaya çıkarmış görünüyor. Biz bu hususu bundan önceki yazılarımızdavurgulamıştık. Konuyla ilgili yazılarımızda ABD'nin Afganistan'ı kontrol için Kuzey Irakbölgesine savaş uçakları yerleştireceğine dair açıklamalarının inandırıcı olmadığını, buuçakların asıl İran'a karşı saldırı düzenlemek veya en azından birer şantaj aracı olmasıamacıyla yerleştirileceğini vurgulamıştık. ABD'nin son açıklamaları, İslam coğrafyasınayönelik saldırgan tutumunun dairesini genişletme amacında olduğunu gözler önüne serdi.Öte yandan son olarak düzenlenen "Bin Yılın Meydan Okuması" adlı askeri tatbikattakihayali ülke bu saldırgan tutumun Türkiye'yi de rahatsız edecek şekilde genişlemetemayülünde olduğunu gösterdi. Bu durum karşısında çağdaş emperyalizmin başınıçeken ve siyonizmin insanlık düşmanı idealleri için kullanılan ABD'nin saldırgan tutumunakarşı durmak gerektiği anlaşılıyor. Bu saldırganlık bugün Irak'ı huzursuz ediyorsa, yarınİran'ı, bir sonraki merhalede Suudi Arabistan'ı, ondan sonra da Türkiye'yi huzursuzedecektir. Zaten Suudi Arabistan'da son dönemde yaşanan bazı gelişmeler, ABDsaldırganlığının bu ülkeyi daha şimdiden huzursuz etmeye başladığını ortaya koydu.Böyle bir saldırganlığa kesin şekilde karşı koyulması gerekirken destekten söz edilmesininhiçbir mantığı ve manası olamaz.
Şaron Ektiğini Biçiyor
 İsrail işgal devletinin terörist ve saldırgan başbakanı Ariel Şaron, 22 Temmuz Pazartesi'yi23 Temmuz Salı'ya bağlayan gece sabaha doğru gerçekleştirdiği vahşi saldırıda 11'i
 
çocuk 3'ü kadın olmak üzere 17 kişinin şehit olmasına, yaklaşık 150 kişinin deyaralanmasına sebep olmuştu. Saldırıda HAMAS'ın askeri kanadı durumundaki İzzeddinKassam Birlikleri'nin komutanı Şeyh Salah Şehâde de şehit oldu. HAMAS, bu saldırıyamutlaka cevap verileceğini açıklamıştı. Nitekim söz konusu saldırıdan sonra, küçük çaplıbirçok saldırının yanı sıra İsrail'e iki büyük darbe de vuruldu. Bunlardan biri 31 Temmuz2002 tarihinde Kudüs İbrani Üniversitesi'nin kafeteryasına bomba yerleştirilmesisuretiyle, diğeri de 4 Ağustos 2002 tarihinde Safed bölgesinde askerleri taşıyan birotobüsün havaya uçurulması yoluyla gerçekleştirildi. Bunların birincisinde 7 kişi ölürkenbirçoğu ağır olmak üzere en az 50 kişi de yaralandı. İkincisinde ise 13 kişi ölürken birçoğuağır olmak üzere yaklaşık 40 kişi de yaralandı. Bu eylemlerin her ikisini de HAMAS'ınaskeri kanadı durumundaki İzzeddin Kassam Birlikleri üstlendi. Fakat işgalci siyonistlerihuzursuz eden eylemlerin hepsi bunlardan ibaret değildi. Örneğin Safed eyleminingerçekleştirildiği 4 Ağustos Pazar günü muhtelif bölgelerde toplam 8 eylemgerçekleştirilmişti. Bunların biri de Kudüs'te işgal devletinin iki güvenlik görevlisininöldürülmesine, yine işgalcilerden 10 kişinin de yaralanmasına sebep olan saldırıydı.Ayrıca Gazze bölgesinde işgal kuvvetlerinin belli merkezlerine yönelik olarak havan topusaldırısı gerçekleştirildi. Bazı eylemler ise işgalci saldırganlar tarafından engellendi.Eylemler bir gün sonra da devam etti. İşgalcilerin Nablus'un her tarafını ablukayaalmalarına ve bu şehre yüzlerce tank yerleştirmelerine rağmen bu şehrin kuzeyindegerçekleştirilen eylemde iki yerleşimci öldürüldü.Verilen bilgilere göre Gazze katliamından sonra işgalci saldırganlara yönelik eylemlerdeyüzde üç yüz oranında bir artış gerçekleşti. Bu durum tabii ki işgal devletinin, kendileriniFilistin topraklarında tutmakta zorlandığı işgalci yerleşimcilerdeki can endişesinin dahada artmasına sebep oldu. Dolayısıyla bu endişenin onların tersine göçlerini daha dahızlandıracağı tahmin ediliyor. Bir yandan da askerlerindeki korku ve moral çöküşü dahada artmaktadır. İşte bütün bu gelişmelerden rahatsız olan ve kendi geleceği konusundaendişeye kapılan siyonist işgal devleti Filistin şehirlerini her yönden ablukaya almaya vesadece dünyayla değil birbirleriyle irtibatlarını da tamamen kesmeye çalışıyor. Fakat bututumunun Filistin halkının direnişini kıramayacağı anlaşılıyor.Örneğin, Kudüs İbrani Üniversitesi'nde gerçekleştirilen eylemden sonra İsrail işgal devletiüçüncü derece yani en üst düzey alarm durumuna geçtiğini açıklamıştı. İşgal devletindeüçüncü derecede alarm ise tüm emniyet teşkilatında ve emniyet teşkilatıyla bağlantılıtüm askeri kurumlarda özel izinlerin ve eğitim izinlerinin kaldırılması, yeni devriyelerçıkarılması, tüm önemli noktalarda nöbet tutulması, özerk yönetim bölgeleriyle diğerbölgeler arasındaki geçiş noktalarına yeni devriyeler gönderilmesi, başta Kudüs olmaküzere muhtelif büyük şehirlerde güvenlik geçiş noktaları kurulması ve buralardangeçenlerin teker teker kontrol edilmesi anlamına geliyor. Bu duruma rağmen Filistinlidirenişçiler, 1948'de işgal edilmiş bölgede yer alan Safed'de ikinci eylemlerini başarıylagerçekleştirdiler. Üstelik bu eylemde askerleri taşıyan otobüsün hedef alınması sebebiyleçoğunlukla askerlerin ölmesi ve yaralanması işgal devletinin askerlerindeki moral çöküşüve korkuyu daha da artırdı. Bu durum ise işgal devletindeki gelecek endişesininartmasına sebep olmaktadır. Çünkü işgalci askerlerin maruz kaldıkları psikolojik durumişgal devletini Güney Lübnan'daki sona doğru yaklaştırıyor.İsrail işgal devletinin Savaş bakanı Ben Eliazer bütün bu gelişmelerden sonra, korku veendişeye kapılan askerlerine ve dünyanın değişik yörelerinden getirilip, sahiplerindenzorla gasp edilen Filistin topraklarına yerleştirilen yahudi göçmenlerine güven vermek
of 00

Leave a Comment

You must be to leave a comment.
Submit
Characters: ...
You must be to leave a comment.
Submit
Characters: ...