Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Save to My Library
Look up keyword
Like this
1Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Orhan Pamuk - Kara Kitap.pdf

Orhan Pamuk - Kara Kitap.pdf

Ratings: (0)|Views: 93 |Likes:
Published by chekomastik

More info:

Published by: chekomastik on Mar 13, 2013
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

03/13/2013

pdf

text

original

 
Orhan Pamuk _ Kara KitapB
İ
R
İ
NC
İ
KISIMB
İ
R
İ
NC
İ
BÖLÜM GAL
İ
P RÜYA'YI
İ
LK GÖRDÜ
Ğ
ÜNDEEpigraf kullanmay
ı
n, çünkü vaz
ı
n
ı
n içindeki esrar
ı
öldürür!AdliBöyle ölecckse, öldür o zaman sen de esrar
ı
, esrar satanyalanc
ı
peygamberi öldür!BahtiYata
ğ
ı
n ba
ş
ı
ndan ucuna kadar uzanan mavi damal
ı
yorgan
ı
n engebeleri, gölgeli vadileri vemavi yumu
ş
ak tepeleriyle örtülü tatl
ı
ve
ı
l
ı
k karanl
ı
kta Rüya yüzükoyun uzanm
ı
ş
uyuyordu.D
ı
ş
ar
ı
dan k
ı
ş
sabah
ı
n
ı
n ilk sesleri geliyordu: Tek tük geçen arabalar ve eski otobüsler,po
ğ
açac
ı
yla i
ş
birli
ğ
i eden salepçinin kald
ı
r
ı
ma konup kalkan gü
ğ
ümleri ve dolmu
ş
dura
ğ
ı
n
ı
nde
ğ
nekçisinin düdü
ğ
ü. Odada, lacivert perdelerin soldurdu
ğ
u kur
ş
uni bir k
ı
ş
 
ı
ş
ı
ğ
ı
vard
ı
. Uykumahmurlu
ğ
uyla Galip, kar
ı
s
ı
n
ı
n mavi yorgandan d
ı
ş
ar
ı
uzanan ba
ş
ı
na bakt
ı
: Rüya'n
ı
n çenesiyast
ı
ğ
ı
n ku
ş
tüyüne gömülmü
ş
tü. Aln
ı
n
ı
n e
ğ
iminde, o s
ı
rada akl
ı
n
ı
n içinde olup biten harika
ş
eyleri insana korkuyla merak ettiren gerçek d
ı
ş
ı
bir yan vard
ı
. "Haf 
ı
za," diye yazm
ı
ş
t
ı
bir kö
ş
eyaz
ı
s
ı
nda Celâl, "bir bahçedir." "Rüya'n
ı
n bahçeleri, Rüya'n
ı
n bahçeleri..." diye dü
ş
ünmü
ş
tü ozamanlar Galip, "dü
ş
ünme, dü
ş
ünme, k
ı
skan
ı
rs
ı
n!" Ama Galip kar
ı
s
ı
n
ı
n aln
ı
na bakarak
ş
ündü.Uykunun huzuruna gömülmü
ş
Rüya'n
ı
n kap
ı
lar
ı
kapal
ı
bahçesinin sö
ğ
ütleri, akasyalar
ı
, a
ş
mal
ı
 gülleri ve güne
ş
i alt
ı
nda gezinmek isterdi
ş
imdi. Orada kar
ş
ı
la
ş
aca
ğ
ı
suratlardan utançlakorkarak: Sen de mi buradayd
ı
n, merhaba! Bilip bekledi
ğ
i tats
ı
z an
ı
lar kadar, beklemedi
ğ
ierkek gölgelerini de merak ve ac
ı
yla görerek: Afedersiniz karde
ş
im, siz kar
ı
mla nerederastla
ş
m
ı
ş
ya da tan
ı
ş
m
ı
ş
t
ı
n
ı
z? Üç y
ı
l önce sizin evinizde, Alâaddhrin dükkân
ı
ndan ald
ı
ğ
ı
 yabanc
ı
bir moda dergisinin içinde, birlikte gitti
ğ
iniz ortaokul binas
ı
nda, elele tutu
ş
tu
ğ
unuzsineman
ı
n giri
ş
inde... Hay
ı
r, belki de Rüya'n
ı
n haf 
ı
zas
ı
bu kadar kalabal
ı
k ve ac
ı
mas
ı
z de
ğ
ildi;belki de haf 
ı
zan
ı
n karanl
ı
k bahçesinin, güne
ş
ş
en tek kö
ş
esinde,
ş
im-di Rüya'yla Galip bir sandal gezintisine ç
ı
km
ı
ş
lard
ı
. Rüya'lar
İ
stanbul'a ta
ş
ı
nd
ı
ktan alt
ı
aysonra, ikisi birlikte, Galip'le Rüya kabakulak olmu
ş
lard
ı
. O zamanlar, bazan Galip'in annesibazan Rüya'n
ı
n güzel annesi Suzan yenge, bazan ikisi birden Galiple Rü-ya'y
ı
ellerinden tutup,parke yollarda titreyen otobüslerle Bebek'e ya da Tarabya'ya sandal gezintisine ç
ı
kar
ı
rlard
ı
. Oy
ı
llarda mikroplar ünlüydü, ilaçlar de
ğ
il: Bo
ğ
az'in temiz havas
ı
n
ı
n çocuklar
ı
n kabakula
ğ
ı
na iyigelece
ğ
ine inan
ı
l
ı
rd
ı
. Sabahlar
ı
deniz durgun olurdu, sandal beyaz, ayn
ı
kay
ı
ı
hep dostane.Anneler ve yengeler sandal
ı
n k
ı
ç
ı
na otururlard
ı
, s
ı
rt
ı
inip kalkan sandalc
ı
n
ı
n arkas
ı
na gizlenenRüya'yla Galip sandal
ı
n burnuna, yanyana. Sandaldan denize uzanan ve birbirine benzeyenayaklar
ı
n
ı
n ve ince bileklerinin alt
ı
ndan a
ğ
ı
r a
ğ
ı
r deniz akard
ı
; yosunlar, yedi renkli mazotlekeleri, küçük ve yar
ı
saydam çak
ı
lta
ş
lar
ı
ve üstünde Celâl'in yaz
ı
s
ı
var m
ı
diye bakt
ı
klar
ı
 okunakl
ı
gazete parçalar
ı
.Galip, Rüya'yi ilk gördü
ğ
ünde, kabakulak olmadan alt
ı
ay önce, yemek masas
ı
n
ı
n üzerineyerle
ş
tirilen tabureye oturmu
ş
, berbere saçlar
ı
n
ı
kestiriyordu. O zamanlar, uzun boylu Douglasb
ı
y
ı
kl
ı
berber, haftan
ı
n be
ş
günü eve gelir, Dedeyi t
ı
ra
ş
ederdi. Bu, Arab
ı
n ve Alâaddin'indükkân
ı
n
ı
n önünde kahve kuyruklar
ı
n
ı
n uzad
ı
ğ
ı
, naylon çoraplar
ı
n kaçakç
ı
larca sat
ı
ld
ı
ğ
ı
,
İ
stanbul'daki 56 model Chevrolet'lerin gittikçe ço
ğ
ald
ı
ğ
ı
, Galip'in ilkokula ba
ş
lad
ı
ğ
ı
ve Milliyetgazetesinin ikinci sayfas
ı
nda haftada be
ş
kere Selim Kaçmaz ad
ı
yla yazan Celâl'in yaz
ı
lar
ı
n
ı
 dikkatle okudu
ğ
u zamand
ı
, ama okuma yazmay
ı
ö
ğ
rendi
ğ
i zaman de
ğ
il; çünkü okuma yazmay
ı
 iki y
ı
l önce Babaanne ö
ğ
retmi
ş
ti: Yemek masas
ı
n
ı
n kö
ş
esine otururlard
ı
; Babaanne, en büyüksihiri, harflerin birbirine nas
ı
l vurulaca
ğ
ı
n
ı
h
ı
r
ı
lt
ı
l
ı
sesiyle duyurduktan sonra, a
ğ
z
ı
n
ı
nkenar
ı
ndan eksik etmedi
ğ
i Bafra sigaras
ı
n
ı
n duman
ı
n
ı
üfler, dumandan torunun gözleri sulan
ı
r,alfabenin içindeki ola
ğ
anüstü büyüklükteki at da mavile
ş
ip canlan
ı
rd
ı
. Alt
ı
nda at oldu
ğ
u yazaniri at, topal sucunun ve h
ı
rs
ı
z eskicinin arabalar
ı
n
ı
n kemikli atlar
ı
ndan büyüktü. Galip ozamanlar bu sa
ğ
l
ı
kl
ı
alfabe at
ı
nm üzerine, resmin üzerine döküldü
ğ
ü zaman onu canland
ı
ransihirli eczadan dökmeyi dü
ş
ünüyordu, ama sonralar
ı
, ilkokula ikinci s
ı
n
ı
ftan ba
ş
lamas
ı
na izinvermedikleri için, bir de okulda, ayn
ı
atl
ı
alfabeyle okuma yazma ö
ğ
renirken bu iste
ğ
ini saçmabulacakt
ı
.10O zamanlar Dede, nar rengi
ş
i
ş
enin içindeki o sihirli söz verdi
ğ
i gibi sokaktan getirebilseydi,Galip s
ı
v
ı
y
ı
Birinci I Sava
ş
ı
'n
ı
n zeplinleri, toplan ve çamurlu ölüleriyle dolu eski ve tozlu
 
'Illustration' mecmualar
ı
n
ı
n, Melih Amcan
ı
n Paris'ten ve Fas'tan yollad
ı
ğ
ı
kartpostallar
ı
n veVas
ı
f in Dünya gazetesinden resmini kesti
ğ
i yavrusunu emziren orangutan
ı
n ve CelâFingazetelerden kesti
ğ
i tuhaf insan yüzlerinin üzerine dökmek isterdi. Ama art
ı
k Dede soka
ğ
a daç
ı
km
ı
yordu, berbere gitmek için bile; bütün gün evdeydi. Gene de, soka
ğ
a ç
ı
k
ı
p dükkâna gitti
ğ
igünlerdeki gibi giyinirdi: Pazarlar
ı
uzayan sakal
ı
gibi kur
ş
uni renkli, geni
ş
yakal
ı
, eski bir
İ
ngilizceketi, dökülen pantolon, kol dü
ğ
meleri ve Baban
ı
n dedi
ğ
i gibi, kaytan bir memur gravat
ı
.Anne "g
ı
ravat" demez, "kravat" derdi: Eskiden Annenin ailesi daha zengin oldu
ğ
u için. Sonra,Anneyle Baba, Dededen her geçen gün bir tanesi daha y
ı
k
ı
lan boyas
ı
dökülmü
ş
eski ah
ş
apevlerden sözeder gibi sözederlerdi; biraz sonra dedeyi unutup sesleri birbirlerine do
ğ
ruyükselmeye ba
ş
larsa Galip'e dönerlerdi: "Ç
ı
k yukar
ı
git oyna sen haydi." "Asansörle miç
ı
kay
ı
m?" "Tek ba
ş
ı
na asansöre binmesin!" "Tek ba
ş
ı
na asansöre binme!" "Vas
ı
fla oynayay
ı
mm
ı
?" "Hay
ı
r, k
ı
z
ı
yor!"Asl
ı
nda k
ı
zmazd
ı
. Vas
ı
f sa
ğ
ı
r ve dilsizdi, ama benim yerlerde sürünürken 'gizli geçit' oynad
ı
ğ
ı
m
ı
 ve yataklar
ı
n alt
ı
ndan geçerek, ma
ğ
aran
ı
n ucuna, apartman karanl
ı
ğ
ı
n
ı
n dibine ula
ş
ı
r gibi ve
ş
man siperlerine kazd
ı
ğ
ı
bir tünelde kedi sessizli
ğ
iyle ilerleyen bir asker gibi ula
ş
t
ı
ğ
ı
m
ı
vekendisiyle alay etmedi
ğ
imi anlard
ı
, ama sonra gelen Rüya hariç, ötekiler bilmezdi bunu. BazanVas
ı
fla birlikte uzun uzun pencerelerden d
ı
ş
ar
ı
tramvay yoluna bakard
ı
k. Beton apartman
ı
nbeton cumbas
ı
n
ı
n bir penceresi dünyan
ı
n bir ucu olan Camiye, bir penceresi de öteki ucu olank
ı
z lisesine bak
ı
yordu; arada karakol, iri kestane a
ğ
ac
ı
, kö
ş
e ve Alâaddin'in v
ı
z
ı
r v
ı
z
ı
r i
ş
leyendükkân
ı
vard
ı
. Dükkâna girip ç
ı
kanlar
ı
seyrederken, gelip geçen arabalar
ı
birbirimizegösterirken Vas
ı
f birden heyecanlan
ı
p rüyas
ı
nda
ş
eytanla bo
ğ
u
ş
ur gibi h
ı
r
ı
lt
ı
l
ı
korkunç bir sesç
ı
kar
ı
nca, ben bo
ş
bulunur korkard
ı
m. O zaman, az arkam
ı
zda, Babaanneyle kar
ş
ı
l
ı
kl
ı
iki bacagibi sigara tüttürüp radyoyu dinleyerek tek baca
ğ
ı
k
ı
sa koltu
ğ
unda oturan Dede, "Vas
ı
f geneGalip'i korkuttu," derdi, kendisini dinlemeyen Babaanneye ve meraktan çok al
ı
ş
kanl
ı
klasorard
ı
: "Kaç araba sayd
ı
n
ı
z bakay
ı
m?" Ama Dodge,11Packard, DeSoto ve yeni Chevrolet'lerin say
ı
s
ı
na ili
ş
kin verdi
ğ
im bilgileri dinlemezlerdi bile.Babaanneyle Dede, sabahtan ak
ş
ama kadar aç
ı
k duran ve Türk köpeklerine benzemeyen boltüylü ve huzurlu bir köpek biblosunun üzerinde uyudu
ğ
u radyodaki alaturka ve alafrangamüzi
ğ
i, haberleri ve banka, kolonya ve milli piyango reklamlar
ı
n
ı
dinlerlerken süreklikonu
ş
urlard
ı
. Ço
ğ
u zaman, hiç dinmedi
ğ
i için al
ı
ş
t
ı
klar
ı
bir di
ş
a
ğ
r
ı
s
ı
ndan söz eder gibiellerindeki sigaralardan
ş
ikayet ederlerdi, hâlâ b
ı
rakamad
ı
klar
ı
için suçu birbirlerine atarak, biribo
ğ
ulur gibi öksürmeye ba
ş
larsa, öteki, önce zafer ve ne
ş
eyle, sonra endi
ş
e ve öfkeyle hakl
ı
 oldu
ğ
unu ilân ederek! Ama birazdan, birinden biri iyice sinirlenirdi: "Bir sigaram var zaten,ili
ş
me allaha
ş
kma!" Sonra, gazeteden okudu
ğ
u
ş
eyi eklerdi: "Sinirlere iyi geliyormu
ş
!" Belki ozaman, biraz susarlard
ı
, ama koridordaki duvar saatinin tiktaklar
ı
n
ı
n duyuldu
ğ
u bu sessizliklerçok sürmezdi. Ellerine yeniden .ald
ı
klar
ı
gazeteleri h
ı
ş
ı
rdat
ı
rlarken ve ö
ğ
leden sonra bezikoynarlarken konu
ş
urlard
ı
ve apartmandakiler ak
ş
am yeme
ğ
ine ve birlikte radyo dinlemeyegeldikleri zamanlar da ve gazetede Celâl'in kö
ş
e yaz
ı
s
ı
n
ı
okuduktan sonra da: "Yaz
ı
s
ı
n
ı
n alt
ı
nakendi imzas
ı
n
ı
atmas
ı
na izin verselerdi," derdi Dede, "belki akl
ı
n
ı
ba
ş
ı
na toplard
ı
." "Kocaadam," diye iç çekerdi Babaanne ve her zaman sordu
ğ
u
ş
u soruyu ilk defa soruyormu
ş
gibiyüzünde içlen bir merak ifadesi, sorard
ı
: "Yaz
ı
s
ı
n
ı
n alt
ı
na kendi ad
ı
n
ı
koymas
ı
na izinvermedikleri için mi öyle kötü yaz
ı
yor, yoksa öyle kötü yazd
ı
ğ
ı
için mi yaz
ı
s
ı
n
ı
n alt
ı
na kendiad
ı
n
ı
koymas
ı
na izin vermiyorlar?" "Hiç olmazsa," derdi Dede, ikisinden birinin zaman zamansar
ı
ld
ı
ğ
ı
teselliye sar
ı
larak, "alt
ı
na imzas
ı
n
ı
atmas
ı
na izin vermedikleri için bizi rezil etti
ğ
ini pekaz kimse anl
ı
yor." "Kimse anlam
ı
yor," derdi o zaman Babaanne, Galip'in pek de içtenolmad
ı
ğ
ı
n
ı
anlayabilece
ğ
i bir edayla. "O yaz
ı
lar
ı
nda bizden sözetti
ğ
ini kim söylüyor ki?" Ozaman, sonralar
ı
Celâl'in her hafta okuyucular
ı
ndan yüzlerce mektup ald
ı
ğ
ı
günlerde, baz
ı
 iddialara göre ha-yâlgücü kurudu
ğ
u için, baz
ı
iddialara göre ise kad
ı
nlardan ve politikayapmaktan vakit bulamad
ı
ğ
ı
için, baz
ı
iddialara göreyse de, basit bir tembellikten birazc
ı
kde
ğ
i
ş
tirip bu sefer kendi tantanal
ı
ad
ı
yla yeniden yay
ı
mlayaca
ğ
ı
o yaz
ı
lardan birine, dahaönceden yüzlerce kere tekrarlad
ı
ğ
ı
bir cümleyi b
ı
kk
ı
nl
ı
k ve belli belirsiz bir12sahtelik duygusuyla tekrarlayan ikinci s
ı
n
ı
f tiyatro oyuncusu gibi de
ğ
inerek, "Apartmanyaz
ı
s
ı
nda bizim apartmandan sözetti
ğ
ini kim bilmiyor ki allaha
ş
kma!" derdi Dede ve Babaannede susard
ı
.
 
O zamanlar Dede, sonralar
ı
daha s
ı
k görece
ğ
i o rüyadan yeni yeni sözetmeye ba
ş
lam
ı
ş
t
ı
.Bütün gün birbirlerine tekrarlad
ı
klar
ı
hikâyeler gibi, Dedenin zaman zaman gözleri parlayarakanlatt
ı
ğ
ı
rüyas
ı
maviydi; lacivert bir ya
ğ
mur rüyada hiç durmadan ya
ğ
d
ı
ğ
ı
için Dedenin saçlar
ı
 ve sakallar
ı
sürekli uzuyordu. Babaanne, rüyan
ı
n hikâyesini sab
ı
rla dinledikten sonra, "Berberbirazdan gelir," derdi, ama Dede berberden sözedilirken sevinmezdi. "Çok konu
ş
uyor, çoksoruyor!" Mavi rüyan
ı
n ve berberin sözünden sonra, Galip, Dedenin bir iki kere, zay
ı
flayan birnefesle
ş
öyle dedi
ğ
ini de i
ş
itmi
ş
ti: "Ba
ş
ka bir yerde, ba
ş
ka bir tane yapt
ı
racakt
ı
k. U
ğ
ursuz*ç
ı
kt
ı
bu apartman."Çok sonralar
ı
, kat kat satt
ı
klar
ı
 
Ş
ehrikalp Apartman
ı
ndan bir ba
ş
kas
ı
na ta
ş
ı
nd
ı
ktan ve binaya,çevredeki benzeri ba
ş
ka binalara oldu
ğ
u gibi, küçük konfeksiyoncular, gizli gizli kürtaj yapankad
ı
n doktorlar
ı
ve sigortac
ı
yaz
ı
haneleri yerle
ş
tikten sonra, Alâaddin'in dükkân
ı
n
ı
n önündenher geçi
ş
inde Galip, apartman
ı
n çirkin ve karanl
ı
k yüzüne bakarak Dede'nin bu sözü nedensöylemi
ş
olabilece
ğ
ini merak etmi
ş
ti. Önce Avrupa ve Afrika'dan, sonra da
İ
zmir'den
İ
stanbul'ave apartmana dönmesi y
ı
llar alan Melih Amcay
ı
berberin her t
ı
ra
ş
ta, meraktan çok a
ğ
ı
zal
ı
ş
kanl
ı
ğ
ı
yla Dedeye sordu
ğ
unu, (Efendim, büyük o
ğ
lan Afrika'dan ne zaman dönüyor?) veDedenin de, bu sorudan ve konudan ho
ş
lanmad
ı
ğ
ı
n
ı
bildi
ğ
i için Galip, Dedenin akl
ı
ndakiu
ğ
ursuzlu
ğ
un en büyük ve en tuhaf o
ğ
lunun eski kar
ı
s
ı
ve ilk o
ğ
lunu bir gün b
ı
rakarakyurtd
ı
ş
ı
na gidi
ş
i ve yeni kar
ı
s
ı
ve yeni k
ı
z
ı
yla (Rüya) dönü
ş
ü ile ilgili oldu
ğ
unu daha ozamanlardan sezerdi.Apartman
ı
yapt
ı
rmaya ba
ş
lad
ı
klar
ı
nda Melih Amca buraday-m
ı
ş
daha, Celâl'in Galip'e y
ı
llarsonra anlatt
ı
ğ
ı
gibi,
ş
ekerci Hac
ı
Bekir'in dükkân
ı
ve lokumlar
ı
yla rekabet edemedi
ğ
i için veBaba-anne'nin kaynatt
ı
ğ
ı
ayva, incir ve vi
ş
ne reçellerini raflar
ı
na dizdikleri kavanozlardasatabileceklerini bildikleri için, önce pastaneye, daha sonra lokantaya çevirdikleri Sirkeci'deki
ş
ekerci dükkân
ı
ndan ve Karaköy'deki 'Beyaz Eczane' den gelen babas
ı
ve karde
ş
leriylebulu
ş
mak için, o zamanlar daha otuzuna basmam
ı
ş
olan Me-13lih Amca da, içinde avukatl
ı
ktan çok kavga etti
ğ
i ve eski dava dosyalar
ı
n
ı
n sayfalar
ı
na kur
ş
unkalemle gemi ve
ı
ss
ı
z ada resimleri çizdi
ğ
i yaz
ı
hanesinden ak
ş
amüstleri ç
ı
k
ı
p, Ni
ş
anta
ş
ı
' ndakiin
ş
aat yerine gelir, ceket ve kravat
ı
n
ı
ç
ı
kar
ı
p, kollar
ı
n
ı
s
ı
vay
ı
p paydos saatine do
ğ
ru gev
ş
eyenin
ş
aat i
ş
çilerini k
ı
z
ı
ş
t
ı
rmak için i
ş
e giri
ş
ir-mi
ş
. Avrupa usulü
ş
ekercili
ğ
i ö
ğ
renmek, kestane
ş
ekerini paketleyecek yald
ı
zl
ı
ğ
ı
t sipari
ş
etmek, Frans
ı
zlarla birlikte renkli ve balonlu birbanyo sabunu imalâthanesi açmak ve Avrupa ve Amerika'da, o s
ı
ralarda bir salg
ı
na yakalanm
ı
ş
 gibi ardarda iflâs eden fabrikalar
ı
n makinelerini ve Hâle Hala için kuyruklu bir piyanoyu ucuzakapatmak ve sa
ğ
ı
r Vas
ı
ı
iyi bir kulak ve beyin doktoruna göstermek için birisinin Fransa veAlmanya'ya gitmesi gerekti
ğ
ini Melih Amca bu s
ı
ralarda söylemeye ba
ş
lam
ı
ş
.
İ
ki y
ı
l sonra,Vas
ı
f ile Melih Amca, daha sonralar
ı
Galip'in, Babaannenin kutular
ı
n
ı
n birinde gül suyu kokanfoto
ğ
raf 
ı
n
ı
gördü
ğ
ü ve Celâl'in sekiz y
ı
l sonra Vas
ı
f in gazete kesikleri içinde Karadeniz'de birserseri may
ı
na çarparak batt
ı
ğ
ı
n
ı
okudu
ğ
u bir Romen vapuruyla (Tristana) Marsilya'yagittiklerinde, apartman bitmi
ş
, ama içine girilmemi
ş
-mi
ş
daha. Bir y
ı
l sonra, Vas
ı
f tek ba
ş
ı
natrenle Sirkeci'ye döndü
ğ
ünde hâlâ sa
ğ
ı
r ve dilsizmi
ş
"tabii" (bu son kelimeyi, bu konu
ı
ld
ı
ğ
ı
nda, Galip'in y
ı
llarca s
ı
rr
ı
n
ı
ve nedenini çözemedi
ğ
i bir vurguyla Hâle Hala söylerdi,)ama kuca
ğ
ı
nda elli y
ı
l sonra büyük büyük büyük büyük torunlar
ı
yla hâlâ arkada
ş
l
ı
k edece
ğ
i veilk zamanlar ba
ş
ı
ndan hiç ayr
ı
lamad
ı
ğ
ı
, kimi zamanlar heyecandan nefesi t
ı
kan
ı
r gibi, kimizamanlar da hüzünle gözlerinden ya
ş
lar akarak seyredece
ğ
i Japon bal
ı
klar
ı
yla dolu s
ı
k
ı
s
ı
k
ı
yatuttu
ğ
u bir akvaryum varm
ı
ş
. O s
ı
ralarda, Celâl ile annesi, sonralar
ı
bir Ermeniye sat
ı
lanüçüncü katta oturuyorlarm
ı
ş
, ama Paris sokaklar
ı
ndaki ticari ara
ş
t
ı
rma gezilerine devamedebilsin diye, Melih Amcaya para yollamak gerekti
ğ
i için, bir ara sand
ı
k odas
ı
olarak kullan
ı
lanve daha sonralar
ı
yar
ı
m bir daireye çevrilen o küçük ve içerlek çat
ı
kat
ı
na ç
ı
k
ı
p yerle
ş
mi
ş
ler ki,kendi daireleri kiraya verilsin. Melih Amcan
ı
n Paris'ten yollad
ı
ğ
ı
 
ş
ekerleme ve pasta tarifleriylesabun ve kolonya formülleri ve bunlar
ı
yiyen ve kullanan artist ve balerinlerin resimleriyle dolumektuplarla, içinden naneli di
ş
macunu, kestane
ş
ekeri, likörlü çikolata örnekleri ve oyuncakitfaiye ve gemici
ş
apkas
ı
ç
ı
kan paketler seyrekle
ş
meye ba
ş
lad
ı
ğ
ı
nda annesi, Celâl'i14al
ı
p baba evine dönmeyi tasarl
ı
yormu
ş
. Bu karara var
ı
p, Celâl'le birlikte apartmandan ç
ı
k
ı
p,vak
ı
flarda küçük bir memurlu
ğ
u olan babas
ı
yla annesinin Aksaray'daki ah
ş
ap evine dönmeyekarar verebilmesi için, dünya sava
ş
ı
ç
ı
kmas
ı
ve arkas
ı
ndan, Melih Amcan
ı
n Bingazi'den onlara

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->