• Embed Doc
  • Readcast
  • Collections
  • CommentGo Back
 
Jack London _ Yıldızlar Korsanıwww.kitapsevenler.comMerhabalarBuraya Yüklediğim e-kitaplar Aşağıda Adı Geçen Kanuna İstinadenGörme Özürlüler İçin HazırlanmıştırEkran Okuyucu, Braille 'n Speak Sayesinde Bu Kitapları DinliyoruzAmacım Yayın Evlerine Zarar Vermek DeğildirBu e-kitaplar Normal Kitapların Yerini TutmayacağındanKitapları Beyenipte Engelli Olmayan Arkadaşlar Sadece Kitap Hakkında FikirSahibi OlduğundaAşağıda Adı Geçen Yayın Evi, Sahaflar, Kütüphane, ve Kitapçılardan TeminEdebilirlerBu Kitaplarda Hiç Bir Maddi Çıkarım Yoktur Böyle Bir Şeyide DüşünmemBu e-kitaplar Kanunen Hiç Bir Şekilde Ticari Amaçlı KullanılamazBilgi Paylaştıkça ÇoğalırYaşar MutluNot: 5846 Sayılı Kanunun "altıncı Bölüm-Çeşitli Hükümler " bölümünde yeralan "EKMADDE 11. - Ders kitapları dahil, alenileşmiş veya yayımlanmış yazılı ilimve edebiyat eserlerinin engelliler için üretilmiş bir nüshası yoksa hiçbirticarî amaç güdülmeksizin bir engellinin kullanımı için kendisi veya üçüncübir kişi tek nüsha olarak ya da engellilere yönelik hizmet veren eğitim kurumu,vakıf veya dernek gibi kuruluşlar tarafından ihtiyaç kadar kaset, CD, braillalfabesi ve benzeri 87matlarda çoğaltılması veya ödünç verilmesi bu Kanundaöngörülen izinler alınmadan gerçekleştirilebilir."Bu nüshalar hiçbir şekildesatılamaz, ticarete konu edilemez ve amacı dışında kullanılamaz vekullandırılamaz. Ayrıca bu nüshalar üzerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerinbulundurulmasıve çoğaltım amacının belirtilmesi zorunludur." maddesine istinaden web sitesindedeneme yayınına geçilmiştir.T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi İşlem ve Otomasyon Dairesi BaşkanlığıAnkaraJack London _ Yıldızlar KorsanıYILDIZLAR KORSANI Jack LondonÖNSÖZPROF. DR. GARDNER MURPHYJACK LONDON bu romanda çok değişik bir konuyu derinlemesine işlemiştir. Zamanzaman kapıldığı «kızıl öfke» sebebiyle hapisaneye düşen, sonunda da ölüme mahkûmedilen aydın bir kişinin yürekler acısı serüvenidir bu. Dehşet verici ve tüylerürpertici işkenceler yapılmaktadır Darrell Standing'e... Bunlara dayanabilmekiçin adam tek çıkar yolu ruhunu ve bedenini birbirinden ayırmakta bulmuştur. Bu,bir çeşit direnme ve işkenceye karşı koyma türüdür. Ünlü yazar, «YıldızlarKorsanı»nda kısaca açıklayacağım üç ana fikire dayanmıştır.Öncelikle Darrell Standing'in yaşantısında ruhun bir başka bedene geçmesikavramı verilmiştir.Standing bir defa değil, çeşitli kişiliklerle, çeşitli zamanlarda defalarcayaşamıştır. Ruh biliminde beden geçici olarak taşıdığı ruhun geçmişten başka birbeden içinde yaşadığı anıları tekrar yakalama çabası içindedir.ikinci olarak dikkat edilmesi gereken nokta, Darrell Standing'in bir tekkişiliği sürdürmesi değil de insanoğlunu sembolize eden tüm özelliklerinbirleşimi olarak çeşitli kişiliklere büründürülmesidir.Üçüncü nokta ise kişinin anatomik ve fizyolojik yapısıyla atalarının tümözelliklerini üzerinde toplayan bir varlık olduğudur.Jack London'un bu üç esas üzerine dayandırdığı hikâyesi, bu üç noktanın bilimselolarak desteklendiği ya da desteklenmediği sorusunu uyandırmaktadır.Birinci noktaya geri dönerek inceleyecek olursak bunun daha çok dini bir inançolarak geliştiğini ve bugün sistemli bir biçimde bilimsel bir açıdan elealınarak modern psikolojiye meydan okuyan bir sorun olduğunu görürüz. Fizikselaraştırmalar, bedensel faaliyetler dışında beynin ayrı bir organ olarakçalıştığı gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Modern çağımıza her ne kadar aykırıdüşse de insanların inançlarıyla ilgili bir sorundur bu. Ancak kısıtlı bir
 
araştırma sahası içinde konuya eğilinmiş ve çoğu yetkili kişiler inançlarınındışında bulduklarından konuyu ciddiyetle ele almamışlardır.Ama Virginia Üniversitesi profesörlerinden Dr. lan Stevenson, Hindistan vedolaylarında yüksek düzeydeki geniş araştırmalarını sürdürmektedir ve bilimin budelillerle ortaya çıkarılangerçeklere karşı çıkması için hiç bir neden yoktur. Öte yandan ilk bakışta kabuledilmez görünen olayları açıklamak ve kanıtlamak bilimin görevidir. Bütün sorunolayın kanıtlanmasındadır. Eğer Dr. Stevenson'un araş-tırmalarındaki örneklerdeolduğu gibi bir insan gerçek yaşantısında bilmediği, tanımadığı bir yer hakkındaayrıntılı bilgi verecek durumda ise bu konuda delillerin toplanabileceği birnoktaya gelmiş oluyoruz.İkinci nokta, insan ruhunda ortak bir ana özelliğin bulunduğu Hint inançlarınadayanmaktadır. Bir tek ruh, tüm insanların bileşimi olarak nitelendirilebilirdiyelim, ama böyle bir inancı kanıtlamak oldukça güç. Belki Jack London'un bukonudaki ifadeleri tüm insanlarla paylaştığı gerçeğin derin bir duygusallığıydı.Üçüncü noktaya gelince, Jack London'un burada zihninin adamakıllı karıştığısöylenebilir. Şöyle ki, fiziksel özellikler ve aynı zamanda ruhun sürekliliğiarasında bir bağlantı kurması gerekmektedir. Evet, fiziksel özellikler kuşaktankuşağa kalıtımla geçmektedir. Ancak bu özellikler kişilerin ölümleriyle veşovların tükenmesiyle son bulmaktadır.Bu durumda London'un düşünüşünde ve anlatmak istediği hikâyesinde olduğu gibifiziksel sürekliliğin ruhsal süreklilik gibi kanıtlanması olanaksızdır. Yine deyazar, çağımız psikolojik anlayışıyla sağ lam bağlantılar kurarak olağanüstü birkurgu-bilim yapıtı çıkartmıştır ortaya.Örneğin Darrell Standing'in çevresindeki her şeyden sıyrılıp, duyarlılığını yokederek yarı ölü haline gelebilmesi bugün hipnotizma ile anestezi yönteminebenzetilebilir. Hatta pek çok kişi hipnotize edilerek bulunduğu yerin dışındaolup bitenleri görebilmekte ve başkalarının düşüncelerini okuyabilmektedir. Buözelliğin telepati ya da düşüncelere nüfuz edebilme yeteneği olarak bugünküpsikolojide yeri vardır. Ancak bazı bilim adamları bunu kabul etmekte isteksizgörünmektedir.Darrell Standing'in kişiliği içindeki mücadelesi, fiziksel işkencelereiradesiyle karşı koyabilmesi, sarsılmaz inançları hiç kuşkusuz London'un buyapıtını ilgi çekici bir psikolojik yapıt haline getirmektedir. Ama bu yapıtıyirminci yüzyılın ikinci yarısına uygun bir bilim dalı haline getirmek isteyecekolursak tüme varım metodundan giderek çok sayıda kanıtlayıcı örneklerle ortayakoymamız gerekir ki, bu durumda London'un yapıtının yirminci yüzyıl insanınayeni bir şey getireceği söylenemez.Amerikan düşünürlerinden Ralph Barton Perry'-nin öne sürdüğü gibi 'inanç' ve'teori' arasında bir uzlaşma sağlanamaz. Çünkü kişi bir şeye inanmış-sa, esasınıaraştırmak, bu inanca sadakatsizlik gibi gelir ona.Jack London bizlere «inanan» bir insanın hikâyesini anlatıyor. Burada ölümünübekleyen ve akıl almaz işkencelere çarptırılan bir insanın bir bakımakahramanlığı, öte yandan vermek istediği savaşa karşılık uğradığıhaksızlıklardan çaresiz kaçışı olarak nitelendirilebilecek bir hikâye bu. Ruhunubedeninden ayıracak gücü bu çaresizlikte buluyor Darrell Standing.Bugünün insanına bu teoriyi kabul ettirmek için kanıtlamak gerekir. Okuyucu içinbu yapıt ancak bir fantazi olarak yorumlanabilir ve 'olabilir' ya da'olmayabilir' tartışmasına götürür ki, bilimsel araştırmalar da zaten butartışmalar yoluyla yapılır.London öylesine gerçek olaylarla örmüş ki bu hikâyesini, okuyucu inanıpinanmamakta tereddüt ettiği teoriyi bu hikâyenin bir parçası olarak kabulediyor. Belki de inanıyor, ne dersiniz? Kişiler öylesine gerçek ki, okuyucuhikayeyi gerçekçi bir açıdan ele alacaktır. Acaba Jack London bunu düşündü vekasten mi yaptı? Eğer böyleyse muhakkak ki yanılmıştır ama çağımızın okuyucusunumodern ruh bilim araştırmalarına merakla eğilecek kadar etkileyebilir bu yolla.Ne var ki, yaşadığımız yüzyılın sonuna gelmeden bizlere, 'Tabii ya, işin gerçekyanı budur' dedirtecek bir bilimsel açıklama bulunacağı muhakkaktır. Ancak, buaçıklamaya varabilmek için gösterilecek çaba, sadece anlatılan hikâyelerledeğil, bunları okuyan kişileri etkileyecek yeterli delillerle desteklenecektir.BÖLÜM : 1
 
BÜTÜN yaşantım boyunca başka zamanların ve başka yerlerin varlığınıhissetmişimdir. Ve içimde başka kişilerin var olduğunu. İnanın bana sizler deaynı şeyleri hissetmişsinizdir. Çocukluğunuza bir an için geri dönün, bu sözünüettiğim duyguyu bir çocukluk deneyi olarak hatırlayacaksınız. O zamanlar henüztam anlamıyla şekillenmemiştiniz. Değişim içinde bir ruh, yoğruldukçabiçimlendirilecek bir avuç kil, oluşum halinde akıl sahibi bir varlık; yalnızoluşma ve aynı zamanda unutma halinde.Evet, unuttuklarınız çoktur çok olmasına ama, çocukluğunuza geri döndüğünüzdeçocuk gözlerinizin bir zamanlar izlediği görüntüler dizisi belli belirsiz deolsa canlanır. Bugün birer düş gibi gelir bunların hepsi sizlere. Hadi düşolduklarını kabul edelim: nereden, hangi kaynaktan, hangi özden gelmektedir pekibu düşler? Düşlerimiz algıladığımız şeylerin acaip biçimlerde bileşimidir. Bütündüşlerimiz, denediğimiz olayların kaynağından gelmektedir. Çocukken, küçücük,minicik bir çocukken, korkuyla boşlukta yuvarlandığınızı görmüşsünüzdürdüşlerinizde; ya da örümcek ağları içine düşüp yüzlerce ayaklı sürüngen arasındakıstırıldığınızı. Garip sesler duyarak, korkunç suratlı yaratıklar arasındakâbuslar görmüşsünüzdür. Güneşin doğuşunu ve batışını şimdi gördüğünüzden çokfarklı bir biçimde yerleştirmişsinizdir kafanıza bilinçsizce.Evet bu başka dünyaların, başka yaşamların, çocuk gözlemleri, içindebulunduğunuz şu dünyanızda asla görmedikleriniz, farketmedikleriniz-dir. O haldenerede görmüştünüz? Başka bir yaşam, başka bir dünya mı vardı? Belkiyazacaklarımın tamamını okuyunca bu şaşırtıcı sorularımın cevaplarını bulmuşolacaksınız. Ancak, bu şaşırtıcı sorular benim yazdıklarımı okumadan önce dekendi kendinize sorduğunuz şeylerdi gerçekte.Wordsworth biliyordu. Ne ermişti, ne de peygamber. Sadece sizler ve herkes gibisıradan bir kişiydi. Bildiği şeyi siz de, herkes de bilir. Ama o, şu sözleriyleaçık ve yerinde bir dille ortaya koymuştur bildiğini: «Ne tam çıplaklık, ne tamunutkanlık.»Gerçekten de bir tutsak evinin dört duvarı sarar çevremizi küçücük, yeni doğmuşbîr bebekken, ve çarçabuk unuturuz herşeyi. Ama ilk doğduğumuzda başka zamanlarıve başka yaşantıları hatırlıyorduk. Dört ayak üzerinde emekleyen ya da kucaktataşınan savunmasız, zavallı birer bebekken düşler görürdük. Karanlık, korkulukâbusların işkencesini çektik o zamanlar. Hiçbir tecrübemiz yokken, yeni doğmuşbirer bebek olarak korkuyla gözümüzü açtık bu dünyaya. Korkunun anısıyla.hatırlanışıyla doğduk; ve anılar birer tecrübedir.Örnek olarak beni alırsak, henüz konuşmağa başlamazdan önce uykumun geldiğini yada acıktığımı garip sesler çıkartarak anlatmağa çalıştığım sıralarda birzamanlar yıldızları fethettiğimi biliyordum. Evet, henüz «kral» sözcüğünüsöyleyemeyen ben, bir zamanlar bir kralın oğlu olduğumu pekâlâ biliyordum.Dahası var; bir zamanlar bir köle olduğumu, daha doğrusu bir kölenin oğluolduğumu ve boynumda demir bir tasmayla yaşadığım günleri de hatırlıyordum.Üç, dört, hattâ beş yaşımdayken henüz ben kendim değildim. Sadece oluşumhalindeydim. Kendi zamanımda, kendi dünyamda, kendi fiziksel özelliklerimlehenüz biçimlenmemiş, yoğrul-mamış, türlü değişimlerden geçecek bir varlıktım.Olmam gereken kalıbım biçimlenmemişti o zamanlar. İçimde çekişen binlerce yaşambenimle uzlaşıp, ben olmak için çaba sarfediyordu.Budalaca geliyor size, değil mi? Ama zamanı benimle çok uzaklara kadar katedecekokurlarım, bu konular üzerinde uzun uzun düşünmüş bir kişi olduğumu unutmayın.Yıllar süren korkunç geceler ve ter dökerek geçirdiğim karanlık kâbuslararasında içimde oluşan sayısız benliklerle hep tek başımaydım. Çok düşündüm busayısız benliklerimle. Rahatça zaman ayırdığınız bir gününüzde benimlepaylaşmanız için, şu sayfalarımda sizlere haberler getirmeğe çalıştım buvarlıklardan.Evet, üç ve dört, hattâ beş yaşımda henüz kendim değildim diyordum. Vücudumbiçimlenirken benliğim henüz oluşuyordu. Ve yok edii-mesi imkânsız geçmiş,benliğimin oluşumunda büyük bir etkendi. Geceleri korkuyla bağıran benim sesimdeğildi. Bu bağırışlarımın nedenini bilmeme imkân yoktu o zamanlar vebilmiyordum da. Çocukluğumda duyduğum öfkeler, attığım kahkahalar için de aynışeyler söz konusu. Benim sesimle bağıranlar çok eskiden yaşamış insanlar,dedelerim, atalarımdı. Öfkeyle haykırışım, şu gördüğümüz dağlar yaşındaki vahşihayvanların sesleriyle keskin, çocukça çılgın kahkahalarım ise öfkenin
of 00

Leave a Comment

You must be to leave a comment.
Submit
Characters: ...
You must be to leave a comment.
Submit
Characters: ...