Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Save to My Library
Look up keyword
Like this
6Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
yılmaz güney siyasi yazılar

yılmaz güney siyasi yazılar

Ratings:

5.0

(1)
|Views: 1,832 |Likes:
Published by ilkerekici

More info:

Published by: ilkerekici on Apr 02, 2009
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

05/10/2014

pdf

text

original

 
Yılmaz Güney - Siyasal Yazılar Cilt: I, 1. BölümTOPLUMSAL DEVRİM SÜREKLİ BİR DEĞİŞME VEDEĞİŞTİRME HAREKETİDİR 
Arkadaşlarım,Toplumsal devrim, sınıfsal temelleri olan, kesintisiz bir değişme ve değiştirme hareketidir.Çeşitli zorluklarla dolu, uzun, sancılı bir tarihi dönemi kapsar. Acıları, sevinçleri, başarıları,yenilgileri, yükseliş ve düşüş devrelerini içerir.Toplumsal devrimleri zorunlu kılan, uzlaşmaz boyutlara ulaşan toplumsal çelişmelerdir.Sınıflı her toplum, uzlaşmaz sınıf çelişmelerini bağrında taşır. İşte devrimleri gündemegetiren bu çelişmeler, çelişmelerin çözümü için gerekli olan sınıf güçlerini, bütün mücadelesilahlarıyla karşı karşıya getirir. Sınıf siyasetlerini, ideolojilerini, taktik tavır ve davranışlarınıda bu süreç içerisinde biçimler.Toplumumuz da, günden güne berraklaşan bu saflaşma süreci içindedir. Biliyoruz ki, insanlıktarihi sınıfların mücadeleleri tarihidir. Tarihin itici gücü halklardır. Yani, tarihi gelişmeler,üstün yetenekli insanların eseri değil, üstün özelliklere sahip insanlar toplumsal çelişmelerinve gelişmelerin eseridir. Toplumsal gelişmelerin nesnel yasalarını ve halkların tarihieğilimlerini özünden kavrayan insanlar, nesnel koşullara uygun düşen doğru önerileri,fedakârlıkları ve cesaretleriyle kitlelerin bilinçlenmelerinde, devrim hedeflerineyönelmelerinde önemli roller oynamışlar ve tarih, onları layık oldukları yerlere oturmuştur.Tarihi akışa ve toplumsal eğilimlere ters düşen, toplumsal gerçeklikten kopar ve halkındevrimci eğilimlerini çiğneyen insanlar ise, bir zamanlar halk tarafından nasılyüceltilmişlerse, yine halk tarafından alaşağı edilmişlerdir, edilmektedirler ve dileceklerdir.İşte bu tarihi ve evrensel gerçeklerden hareketle, sınıf saflaşmalarının yoğunlaştığıgünümüzde kendi yerimizi saptamak göreviyle karşı karşıyayız.Kimin saflarında olacağız?Bağımsızlık, demokrasi ve özgürlük isteyen; insanın insana kulluğuna son verilmesini isteyenhalkların devrimci saflarında mı, yoksa bağımsızlığa ve demokrasiye karşı çıkan, sömürüyü
 
bir tasma gibi halkların boğazına geçirip onları köleleştiren ve düzeni korumak için her türlübaskı ve zülmü “meşru” gören halk düşmanı saflarda mı?Hangi safları seçersek seçelim, seçtiğimiz saflar bize çeşitli görevler yükler. Bu görevlerinyerine getirilmesi, bizi sınıfsal değerlere göre adlandırır. Ya ezilen halkların ve sınıflarınfedakâr, yiğit, bilinçli, unutulmaz savaşçıları olarak, bilinen-bilinmeyen kahramanları olaraktarihe geçeriz… ya da halk düşmanları olarak, nefretle anılarak tarihin kara safyalarına,tarihin çöplüğüne. Ya anamıza, babamıza, karımıza ve çocuklarımıza, bizden sonrakikuşaklara şerefli insanların mirasını bırakırız… ya da onların, yakınlarımızın, uzun bir süreutanacakları, hatırladıkça yüzlerini kızartacak acı bir miras. Biz, çocuklarımıza şerefli, onurlubir miras bırakmalıyız.Arkadaşlarım,Şerefli bir miras bırakmanın birinci koşulu, ezilenlerin yanında bilinçli bir biçimde saf tutmakve kendimizi, ezen sınıfların gerici ideoloji ve kültürel etkilenmelerinden, düşüncebiçimlerinden, alışkanlıklarından kurtarmak için sabırlı çaba sarfetmektir.Safımız, her türlü sahteliği, grupçuluğu aşarak, başta işçi sınıfı olmak üzere, ezilen,sömürülen bütün emekçi kitlelerin birliği doğrultusunda, devrimci proletaryanın mücadelesafları olmalıdır.Bu safı içtenlikle ve inanarak seçmişsek, bu saflara karşı olan bütün gerici güçlere ve bugüçlerin ideolojik, siyasi, kültürel ve toplumsal etkilerine karşı, bilimsel sosyalizmin ilkeleritemelinde savaşmalıyız.Bu görev, kendimizi ve çevremizi değiştirmeyi emreder.Bu görev, devrimci fedakârlığı, bilgi edinmeyi, yiğitliği ve alçakgönüllü olmayı emreder.Bu görev, devrim saflarını seçmiş insanların, eleştiri, özeleştiri temelinde birliğini emreder.Bu görev, devrim yolunu seçmiş insanların kardeşliğini, kitlelerle birleşmesini emreder.Arkadaşlarım,Yeni bir yaşa girdiğim bu gün, gerek bana gerekse sizlere, geçmişe eleştirici bir gözlebakmanın, hatalarımızın sınıfsal köklerini araştırmanın, bizi halka güvensiz, bireyci, tembelyapan ana nedenlerin araştırılmasının vesilesi olsun.Gerçekten devrim istiyorsak, devrimin çıkarlarını birinci plana almalıyız. Gerek kendi,gerekse arkadaşlarımızın zaaflarına, yapıcı ve arındırıcı bir biçimde, bu açıdan bakmalıyız.Bizi zor görevler bekliyor. Başarılı olmak, en küçük ayrıntının bile doğru sınıfsal ilkelerışığında titizlikle irdelenmesini zorunlu kılar. Sizlere, önümüzdeki çeşitli engellerinaşılmasında gücüm oranında yardımcı olmak için çalışacağım; olumlu yanlarımızınvazgeçilmez dostu, zaaflarımızın amansız düşmanı olarak her zaman yanınızda olacağım.Bütün eksiklik ve yetmezliklerinize karşın sizlere inanıyorum ve güveniyorum. Bu inancım,kaynağını halkıma duyduğum güvenden alıyor. Devrimin gerektirdiği bilgiler ve yeteneklerkazanılabilir şeylerdir. Halkımız mutlaka başarıya ulaşacaktır. Bağımsızlığın, mutluluğun veözgürlüğün düşmanı emperyalizm ve sosyal emperyalizm yenilecektir. İnsanlık düşmanıfaşizm yenilecektir! Reformizm ve revizyonizm yenilecektir! Her türlü sağ ve “sol” sapmalaraşılacaktır! Ve halkımız kendi eseri olacak Demokratik Halk Devrimini ve buradan geçereksosyalizmi kesin zafere ulaştıracaktır. Bu, tarihin yazgısıdır.Yaşasın devrim!..Yılmaz Güney, bu konuşmayı, Kayseri Cezaevi’nde, 1 Nisan 1977’de “doğum günü” dolayısıyla Komün Arkadaşları önünde yaptı, daha sonra Güney Dergisi’nde yayınlandı.
SANAT VE DÜŞÜNCENİN YASAK KARŞISINDAKİTUTUMU NE OLMALIDIR?
Önce düşünceyi ele alalım.İnsanın doğal ve toplumsal pratiği beyne yansır. Daha önce yansımış ve pratik süreçiçerisinde algılama aşamasından geçerek kavramsal bilgi haline gelmiş birikimlerle ya da
 
hâlâ algısal bilgi halinde bekleyen, biçimlenmesini henüz tamamlamamış birikimlerleçatışarak ya da birleşerek yeni bir senteze ulaşır. Bu sentez, şeylerin iç ve dış ilişkilerinin,şeylerle şeyler arasındaki bağların şeylerin kendi içlerinde ve dışlarında var olan zıtlıkların vebenzerliklerin değişen oranlarda kavranması için yapılan zihinsel yargılama ve çıkarsamaişlemlerinin sonuçlarını içerir. Akıl-madde, teori-pratik diyalektiğinin ürünü olan bu zihinselişleme, düşünme; beynin bir işlevi olan düşünmenin ürünü bileşimlere de düşünce diyoruz.Düşüncenin karakterini belirleyen, taşıyıcısının, yani insanın toplumsal varlığı, yani üretimfaaliyeti içindeki yeri, mensup olduğu sınıf ilişkileridir. Sınıf mücadelesi, siyasi hayat,bilimsel, kültürel sanatsal uğraşlar, insanın toplumsal pratiğinin unsurları olmakla birlikte,üretim faaliyeti, bütün diğer faaliyetlerinin temeli ve belirleyicisidir.Düşüncenin temeli, doğasal ve toplumsal ilişkilere ve esas olarak da maddi üretimdekifaaliyetine dayanır. Yansıma olgusu, nesnel gerçekliği ne derece tam ve bütün boyutlarıylaifade ediyorsa, yansıyan şeylerin iç ve dış bağları, aralarındaki ilişkiler ne denli kavranıyorsa,düşünce o denli gerçeğe yakın olur. Yansıma ne denli eksik ve yetersizse, düşünce de odenli yetersiz olur. Yansıyan şeyler arasındaki bağlar ve ilişkiler ne denli kavranamıyorsa,düşünce o denli sağlıksızdır; yüzeysel kalır. Hangi konuda olursa olsun, insan düşüncesibaşlangıçta sığdır, yüzeyseldir. Şeyler arasındaki bağlar kavrandıkça, düşünceler adım adımderinleşir, çokyanlılığa ulaşır.İnsanları düşünmeye iten, doğalsal ve toplumsal ihtiyaçlardır. İnsanlar canları istedikleri içinşöyle ya da böyle düşünemezler. Onları, birbirlerinden farklı düşünmeye iten maddizorunluluklar vardır. Bu nedenler, insan iradesinden bağımsız, varolan nesnel koşullarınürünüdürler. Bu koşullardan kaynaklanan zorunluluklar da düşünmenin, düşüncenin, tutumve davranışlarımızın maddi temelidir.Bilim ve siyaset, kitlelere ulaşmak için çeşitli araçlardan ve organlardan nasıl yararlanıyorsa,sanat da çeşitli biçimdeki düşünceleri, kendi özgül yapısı, kuralları ve araçları aracılığıylakitlelere ulaştırır. Sanat, alıcısını ve vericisini biçimleyen nesnel koşulların bizzat kendisidir.Bu yaklaşım, iradeyle koşullar ve bilinçle koşullar arasındaki karşılıklı etkileşimi gözardıetmez. İrade ile onun maddi temeli arasında sürekli bir alışveriş, değişme, değiştirme işlemivardır.Toplumsal düşünce ve sanat, kültürel süreç içerisinde yerlerini alırlar. Kültür, insanınyaşamını sürdürmek için yürüttüğü üretim mücadelesi sürecinde, tarih boyu kazandığı vegeliştirdiği, yaşamın her alanını ve her boyutunu ilgilendiren bilgi ve tecrübelerin tümüdür.Ekonomik, toplumsal, siyasal, tıbbi, felsefi, sanatsal vb. alanları da kapsamına aldığı gibi,gelenek, görenek, alışkanlık vb. şeyleri de içerir. Küçük büyük bütün insan topluluklarına butopyekün bilgiler yumağı yön verir; insan ilişkilerini düzenler, kurallar getirir, yargılar,besler, büyütür ve süreç içerisinde gelişmesini sürdürür. Her ulus, kendi ulusal kültürünedayandığı gibi, uluslararası kültür olanaklarından da uluslararası ilişkiler oranında yararlanır.Kültür alışverişi, uluslararası planda, ekonomik ve siyasi ilişkilere bağımlı olarak elealınmalıdır.Ulusal kültür, uluslararası kültürün, evrensel kültürün temelidir. Ulusal kültür olmadanevrensel kültür olmaz, olamaz. Ulusal ve evrensel kültürün, sınıfsal niteliklerinden gelen ikilitabiatlarından —ilerici ve gerici yanlarından— bu yazımızda, konuyu dağıtmamak için sözetmeyeceğiz.Düşünce ve sanat, üretim sürecinde sıkı sıkıya bağlıdır ve üretim mücadelesinin, toplumsalve siyasal mücadelenin hem etkileyicisi, hem de onlardan etkilenendir. Üretim güçleri ileüretim ilişkileri arasındaki çelişme, toplumsal düşüncenin ve sanatın gelişmesinin temelidir.Bu çelişme, hayatın her alanını etkiler. Düşünce ve sanat alanlarında varolan, düşünce vesanatı geliştiren temel çelişmeler, kaynağını üretim güçleriyle üretim ilişkileri arasındakisınıfsal çelişmelerden alırlar. Üretim güçleriyle üretim ilişkileri arasındaki çelişme yokedilebilir mi? Hayır!.. Öyleyse, üretim güçleriyle birlikte zorunlu olarak gelişen ve aynızamanda üretim güçlerinin gelişmesini etkileyen düşünce ve sanat da önlenemez; gelişmesibelli bir süre önlenebilir belki, fakat durdurulamaz. Baskı altındaki birikimler günün birindeışığa kavuşur. Çünkü düşünce ve sanat alanındaki başlıca çelişmeler, kaynağını, doğaylatoplum arasındaki çelişmelerden, toplumsal çelişmelerden alırlar. Doğa ile toplum arasındaki

Activity (6)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 hundred reads
1 thousand reads
Aalfaa Beta liked this
Kel Merhemoğlu liked this
scofield_88 liked this
username112345 liked this

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->