Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more ➡
Download
Standard view
Full view
of .
Add note
Save to My Library
Sync to mobile
Look up keyword or section
Like this
0Activity
×
P. 1
Muhyiddin-İbn-Arabi-Fususil Hikem

Muhyiddin-İbn-Arabi-Fususil Hikem

Ratings: (0)|Views: 329|Likes:
Published by islami_kitablar

More info:

Published by: islami_kitablar on May 25, 2013
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See More
See less

05/25/2013

pdf

text

original

 
 
ÖNSÖZÇeviri: Ersin BalcıRahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.Her ne kadar ümmetlerin çeşitliliğinden dolayı dinler ve mezhepler birbirindenfarklı ise de; hikmetleri, dosdoğru yolun ahadiyeti ile ilk makamdan
(yani, ahadiyetmertebesinden)
kelimelerin
(yani, herbiri Rahman’ın Nefesi ile yaratılan birer kelime olanbütün mevcudatın)
kalpleri üzerine indiren Allah’a hamdolsun. Ve Allah’ın rahmeti veselamı, ihsan ve cömertlik hazinelerinden sözün en doğrusu ile himmetlere yardımeden Hz. Muhammed’e (sav) ve onun ailesi üzerine olsun.Bundan sonrasına gelince, 627 yılında Muharrem ayının sonlarına doğru Şamkentindeyken, rüyamda [mübeşşire] Resulallah’ı (sav) gördüm. Elinde bir kitap vardıve bana şöyle buyurdu: “Bu kitap,
Fusus el-Hikem
’dir. Bunu alıp insanlara götür kiondan faydalansınlar.” Ben şöyle dedim: “İşitip itaat edilecek olan, Allah ve Resulüve aramızdaki emir sahipleridir — ve biz de emrolunduk.” Dolayısıyla, bu kitabınherhangi bir fazlalık veya eksiklik olmaksızın, Resulallah’ın (sav) bana getirdiğisınırlar içerisinde ortaya konması için isteneni yerine getirdim ve niyetimiarılaştırdım ve kendimi
(nefsanî)
yönelim ve istemlerden yalıttım. Ve AllahuTeala’dan bu kitabı ortaya koyarken ve bütün hallerimde beni şeytanın sözgeçiremediği kullarından kılmasını; parmaklarımın yazdığı ve dilimin söylediği vekalbimin içine aldığı bütün herşeyde ilahi korumayla, beni, kalbimin tabiat aleminedönük yüzünde [ru-i nefsî] ahadiyet mertebesinden gelen ilhamlara [ilka-i Subbuhî]ve ruhun üflenişine özgülemesini; bu şekilde, kendi hükümlerimi dayatıcı değilyalnızca tercüman olmayı; öyle ki, kalb sahibi olan ehlullahtan bu kitabı anlayankişinin, onun aldatıcı nefsin garazlarından münezzeh bulunan takdîs
(yani, ahadiyet)
 makamından indiğini mütehakkık olmasını istedim ve bunun için duacı oldum.Ve Hak Teala’nın duamı işittiğinde, seslenişimi kabul etmesini umarım. İmdi ben,ancak bana verilen şeyi verdim. Ve ben bu kitap içerisinde, ancak benim üzerimeinen ilmi indirdim. Ve ben nebi değilim, resul de değilim; yalnızca ahireti için çalışan bir vârisim.İmdi Allah’tan dinleyin ve Allah’a dönünGetirdiğim şeyi işittiğinizde, onu koruyun
 
Sonra, anlayış ile sözün mücmelini tafsil edin ve cem edinSonra, onu, isteyenlere verin, alıkoymayınİşte bu, sizi içine alan bir rahmettir; siz de onu genişletin.Allah’tan, teyit olunan ve teyit eden, temiz Muhammedî şeriat ile kayıtlanan veonunla kayıtlayan kimselerden olmayı ve bizi onun ümmetinden kıldığı gibi, onunla birlikte haşretmesini ümit ederim.ÂDEM KELİMESİNDEKİ HİKMET-İ İLAHİYYEHak Sübhanehu ve Teala, sonsuz sayıdaki Güzel İsimleri’nden dolayıdır ki, buİsimleri’nin aynlarını görmeyi diledi, veya dilersen şöyle de diyebilirsin: (Varlığınınküllî oluşundan dolayı) varlıkla niteleniyor olmaklığıyla, Emr’i (yani, vahidiyetmertebesinde, bütün İlahi İsimlerin aynlarının tecellisini) kendine içkin kılantoplayıcı-varoluşta [kevn-i cami] (yani, İnsan-ı Kâmil’de, İnsan-ı Kâmil’inhakikatinde) Kendi ayn’ını görmeyi ve bu toplayıcı-varoluş’la Kendi sırrını Kendinezahir kılmayı diledi. Çünkü bir şeyin kendini kendinde görmesiyle, kendini kendineayna olabilecek bir başka şeyde görmesi aynı değildir: Kendini aynada görmek, bakılan yerden yansıyan bir suretin zahir olmasıyla olur. Bu (yansıyan) suretinkendisine zahir olması için, bu yerin (yani, aynanın) olması ve kendisinin bu yeretecelli etmesi gerekir.Hak bütün bir alemi –yaradılışı kusursuz olmakla birlikte– ruhtan yoksun bir cesetolarak yarattı. Dolayısı ile alem, cilâsız bir ayna gibiydi. Ama, İlahi hükmünün şanıgereği, O hiçbir zaman, üflenen İlahi Nefes olan İlahi Ruh’u kabul etmeyecek birmahal hazırlamamıştır [tesviye]. Ve Ruh’un kabulü, bu ruhtan yoksun alemsuretindeki, daimi tecellinin bitimsiz feyzini kabul etme istidadının açığaçıkmasından başka bir şey değildir. Böylece, (bu bitimsiz feyzi) kabul-edici [kabil]olan dışında bir şey kalmaz — ki, bu kabul-edici’nin (yani, ayn-ı sabitenin) ortayaçıkışı da Feyz-i Akdes’tendir (yani, ayan-ı sabite, Zat’ın tecellisi yoluyla –Zat’ınKendine ilişkin ilminin suretleri olarak– ortaya çıktığı için Hak’tan başkası değildir).Ve başlangıçta ve sonda, her şey O’ndan olduğu gibi, yine her şey O’na döner. İmdiEmr, alem aynasının cilâlanmasını gerekli kılınca, Âdem bu alem aynasının cilâsı ve bu suretin ruhu oldu.Öte yandan melekler de, bu suretteki, yani ehlullah’ın ıstılahında “Büyük İnsan” adıverilen alemin suretindeki bazı yetileri [kuvve] oluşturdular. İnsan oluşumu [neş’et-iinsaniyye] için hissî ve ruhanî yetiler ne ise, alem sureti için de melekler odur. Buyetilerin herbiri kendi nefsiyle örtülüdür ve böyle olunca da (İlahi Cem’iyet’inyalnızca kendilerine özgü olduğunu sandıklarından) kendilerinden üstün hiçbir şeyigöremezler (yani, kendi nefslerinde gördükleri kemal, başkalarında bulunan kemaligörmelerine engel olur). Çünkü, kendilerince onlar Allah’ın indinde olan bütün
 
yüksek mertebeler ve yüce menziller için gereken yeterliliğe sahip oldukları zannıiçerisindedirler — çünkü onların indinde; hem İlahi Taraf’a [cenab-ı ilahi], hemHakikatlar Hakikatı [hakikatü’l hakaik] tarafına ve hem de bu sıfatları (yanihalkiyyet ve hakkıyyet sıfatlarını) yüklenmiş olan oluşumda, alemin ulvi ve süfli bütün kabul-edebilirliklerini [kabiliyet] içeren Külli Tabiatın gerektirdiği şeye ilişkinolarak İlahi Cemiyyet sözkonusudur. Ama (Külli Tabiat’a ilişkin) bu ilmeakılyürütme yoluyla ulaşılamaz, çünkü bu türden ilim ancak ilahi keşf yoluyla gelir;ve ancak ilahi keşf yoluyladır ki, ruhlarını (yani, İlahi İsimlerin kendilerindekietkilerini) kabul-edici olan alem suretlerinin aslının ne olduğu (yani, Külli Tabiatolduğu) bilinebilir.Yukarıda sözü edilene, “İnsan” ve “Halife” adı verildi. İnsan adı verilmesi,oluşumunun [neş’et] genel olmasından ve bütün hakikatları kendinde içkinkılmasından dolayıdır. Ve İnsan Hak için, gözdeki görmeyi mümkün kılangözbebeği gibidir. Böylece ona (“gözbebeği” anlamına gelen) “İnsan” adı verilmiştir.Çünkü Hak, mahlukatına İnsan’dan doğru bakar ve mahlukatına yönelik rahmetinionunla ihsan eder. O ezelî olan sonradan olma insandır [insan-ı hâdis]; ve ebedî olandaimi-oluşumdur [neş’et-i dâimü’l ebedî]; ve ayrımsızlayıcı olan ayrımlayıcı-kelime’dir [kelime-i fasl-ı camî].Alem insanın varlığıyla tamamlandı. Ve onun aleme nisbeti, mührün, üzerinde bulunduğu yüzük kaşına nisbeti gibidir — sultanın hazineleri üzerine nakşettiğimühür, yüzük kaşının üzerindedir. Ve insana “halife” denmesi bu nedenledir: Nasılki sultan hazinelerini mührüyle muhafaza ediyorsa, Allah da mahlukatını halifesiylemuhafaza eder. Üzerinde sultanın mührü oldukça hiç kimse, sultanın izni olmadan bu hazineleri açmaya cüret edemez. Böylece insanı, alemin muhafazasında Kendisinehalife kıldı ve alem, içerisinde İnsan-ı Kâmil bulunduğu sürece muhafazaolunacaktır. Görmez misin ki, dünya hazinelerinin mührü olan İnsan-ı Kâmil’in budünyadan ayrılmasıyla bu dünyanın üzerindeki mühür parçalanacak olsa, Hakk’ınonda saklayacağı hiçbir şey kalmaz ve içinde olan ne varsa boşalır, herbir parçası(kendi asılları olan) diğer parçalara katışır. Ve her şeyin ahirete intikal etmesiyle,İnsan-ı Kâmil, ahiret hazinelerinin üzerine ebedî (mühür) olarak mühürlenir.İlahi sureti oluşturan İsimler’in bütünü insanın ortaya çıkışıyla zahir oldu ve böyleceinsan bu mevcudiyetiyle bütün bir mevcudatı kapsama ve kendinde toplama [cem]ayrıcalığını elde etti. Ve bundandır ki, Allahu Teala’nın meleklere gösterdiği delilioldu. O halde sakın! Çünkü Allah seni, bir başkasından örnek vererek uyarmaktadırve suçlanan kişinin ne ile suçlandığını dikkatlice düşün! Çünkü Melekler buhalifenin ortaya çıkışının ne anlama geldiğini anlayamadıkları gibi, Hazret-i Hakk’azatî ibadet için neyin (yani, bütün İlahi İsimlerle ibadetin) gerekli olduğunu daanlayamadılar. Çünkü hiç kimse Hakk’a ilişkin olarak, kendi zatının verdiğinden başkaca hiçbir şey bilmez. Melekler Âdem’in toplayıcılığına [cem’iyet] sahipolmadıkları için, Hakk’ı hangi İlahi İsimler’le tesbih ve takdis ediyorlarsa, ancak bu

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->