Oysa ülkemizin ve bölgemizin ortak geleceği açısından yaşamsal bir sorunla karşı karşıyayız.Sorun böylesi sorumsuzlukları ve kışkırtıcılıkları kaldıramayacak kadar ciddidir. Naziler'in halklarıson bireyine kadar yok etmeyi öngören "nihai çözüm"ünü çözüm olarak kabul etmeyen her insan bilir ki, köklü bir ihtilafın taraflarının eninde sonunda oturup anlaşmaya varması, uygar bir şekilde, barış içinde yaşama iradesini göstermesi kaçınılmazdır. Bu irade ise baskıdan, "ben güçlüyüm, senikanırta kanırta yener, sana her istediğimi dayatır, seni yok sayarım" aymazlığından değil, eşitliktengüç alır, haklara saygı gösterilmesini gerektirir. Hiçbir şey halkların dostluğunun yerini tutamaz.Zafer sarhoşluğu, intikamcılık, öfke, bir siyaset olamaz. Kardeşliğin ve dostluğun önkoşulu eşitliktir.Türkler ve Kürtler kardeşlik, dostluk içinde yaşayacaklar demek, Türkler ve Kürtler eşit haklarasahip olarak yaşayacaklar demektir. Bu bilinci gösteremeyenler ülkemizin ve bölgemizin bugününeve geleceğine kıyarlar.Hele hele, ABD emperyalizminin ve İsrail siyonizminin bölgesel ve küresel stratejik hesaplarının bir parçası olmayı kabul ederek ülkemizin ve bölgemizin esenliği için böylesine önemli bir sorundaonları doğrudan doğruya taraf haline getirenler, yeni Ortadoğu seferlerinde, yeni Balkan seferlerinde,yeni Kafkas seferlerinde yeni felâketlerin hazırlığını yapmış oluyorlar.Öte yandan, herhalde aklı başında hiç kimse, bir hareketin liderini ele geçirmekle o hareketin son bulacağını sanacak kadar saf değildir. Ne kadar güçlü olursa olsun, hiçbir birey, hareket demek değildir. Hareket yeni liderler çıkarır. Kitlelerin yaşamını ilgilendiren sorunlar çözülmedikçe hareketde varlığını sürdürür.Yapılması gereken, sorunun çapına uygun köklü ve soğukkanlı bir siyaseti benimseyerek barışayönelmek, kanayan yaraları sarmaktır. Siyasete her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Barışelçisi olmak istediğini, Türk-Kürt kardeşliğini sağlama yolunda köprü görevi üstlenmeye hazır olduğunu açıklayan Öcalan'a bunu kanıtlama fırsatı verilmesi ülkenin yararına olacaktır. Hukuksal-teknik kavram olarak nasıl adlandırılırsa adlandırılsın, onbeş yıldır can alan, ocak söndüren busavaşın sona ermesinde ve çözüme kavuşturulmasında rol oynayabilmesi ortamının sağlanması ortak çıkarımıza olacaktır. Dökülen kanları, yaşanan acıları öne sürerek en ağır cezalardan, idamlardandem vurmak bir çözüm getirmeyecek, belki de sorunu daha da ağırlaştıracaktır. Geçmişe değil,geleceğe bakmak gerekir. Kürt kardeşlerimize güçlü bir barış mesajı verilmesi, dostluğa, kardeşliğedayalı ortak bir gelecek için güçlü bir irade beyanı demektir.Kanun maddelerini öne sürerek böyle bir irade beyanından kaçınmak işin bahanesi olur. Bütünsavaşlar, çatışmalar, ihtilaflar kanun maddeleriyle değil, siyasal irade ile biter; barış teknik bir işdeğil, siyasal irade işidir. Ülkenin ve bölgenin bu yaşamsal sorununu siyaseten çözme iradesi ortayakonulduğunda, buna uygun hukuksal düzenlemeler çok kolayca yapılabilir. Böyle bir politika,Türkler'in, Kürtler'in ve hangi etnik kökenden olursa olsun bütün yurttaşların çıkarına olacaktır.Sorunun barışla çözülmesi, Türkiye'nin emperyalizmin savaş makinesine bağlanmasına, Amerika'nınşantajlarına boyun eğmesine, bölge halklarıyla düşmanlığa sürüklenmesine yol açan düzen vetertiplerden kurtulması yolunda da büyük bir adım olacaktır.Devlet Güvenlik Mahkemeleri tartışmasına da böylesine kapsamlı bir siyasal açıdan bakılmalıdır.Kimileri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, asker üyelerin varlığı nedeniyle DGM'lerin bağımsızmahkeme sayılamayacağı ve dolayısıyla kararlarının hukuk açısından geçersiz olduğuna ilişkinkararından yola çıkarak, "bu sakıncayı düzeltelim, dünya kamuoyunun elinden bu gerekçeyi alalımve Öcalan'a en ağır cezayı verdiğimizde kimsenin diyecek bir lafı kalmasın" görüşünü öne sürüyor.Bu görüşün, olayın çapını, siyasal önemini, bütün yurttaşların, toplumun bütününün bugününü vegeleceğini derinden etkileyecek bir karar noktasında bulunduğumuzu anlamayan, sığ, ufuksuz bir görüş olduğu açıktır.Birincisi, DGM'ler sadece asker üyelerin varlığı nedeniyle değil, yapısı, işleyişi, yargılamausulleri, savunmaya getirdiği kısıtlamalar, ceza infaz kuralları vb. açısından doğal mahkeme ilkesineaykırı olağanüstü kurumlardır. 12 Mart 1971 cuntası tarafından dayatıldıktan sonra başını DİSK'inçektiği işçi sınıfı ve demokratik güçlerin eylemiyle hukuk sisteminden çıkarıldıktan sonra ancak 12Eylül 1980 darbesiyle yeniden hukuk sisteminin içine yerleştirilmiş olan bu kurumlara yönelik
Leave a Comment