22ele
ş
tiren elleri ve i
ş
kence aletlerini kendisinden uzak tutmak için sadece her türlü korkuarac
ı
na hükmetmekle kalmaz: Onun güvencesi, kullanmas
ı
n
ı
çok iyi bildi
ğ
i bir tür göz boyama sanat
ı
nda yatar... nas
ı
l “co
ş
turulaca
ğ
ı
n
ı
” bilir. S
ı
k s
ı
k, tek bir bak
ı
ş
la ele
ş
tirici iradeyifelç etmeyi, hatta kendi taraf
ı
na çekmeyi ba
ş
ar
ı
r. Onun kendine kar
ş
ı
tav
ı
r almas
ı
n
ı
ba
ş
ard
ı
ğ
ı
durumlar da var: Bunun sonucunda irade, t
ı
pk
ı
bir akrep gibi kendini sokar. Ahlak, ta ba
ş
lang
ı
çtan beri ikna etme sanat
ı
ndaki bütün
ş
eytanl
ı
klar
ı
bilir. Bugün bile onun yard
ı
m
ı
na ba
ş
vurmayan hiçbir konu
ş
mac
ı
yoktur. (Örne
ğ
in anar
ş
istlerimizin konu
ş
malar
ı
n
ı
dinliyoruz:ikna edebilmek için nas
ı
l da ahlaksal konu
ş
uyorlar! En sonunda kendilerini ziyadesiyle “iyive adil” kimseler olarak tan
ı
t
ı
yorlar.) Ahlak, ta ba
ş
ı
ndan beri, dünya üzerinde insanlar konu
ş
up ikna edegeldikleri süre içinde, ba
ş
tan ç
ı
karman
ı
n en büyük ustas
ı
oldu
ğ
unukan
ı
tlad
ı
... ve gerçek
filozoflar
ı
n circe
’si* olarak biz filozoflar
ı
ilgilendiren
ş
ey. Platon’dan ba
ş
layarak bütün felsefi yap
ı
ustalar
ı
Avrupa’da neden bo
ş
una in
ş
a ettiler? Kendilerinindürüst ve ciddi bir
ş
ekilde
aere perennius
olarak de
ğ
erlendirdikleri her
ş
ey y
ı
k
ı
lma tehdidialt
ı
nda de
ğ
il mi, ya da çoktan beri y
ı
k
ı
nt
ı
lar
ı
n alt
ı
nda yatm
ı
yor mu? Ah, bugün hala bu soruyaverilmek için haz
ı
r tutulan cevap ne kadar da yanl
ı
ş
, “çünkü bütün bunlar
ı
n içinde önko
ş
ulihmal edilmi
ş
ti, temelin s
ı
nanmas
ı
, akl
ı
n bütününün bir ele
ş
tirisi”... Kant’
ı
n biz modernfilozoflar
ı
gerçekten pek sa
ğ
lam olmayan ve biraz da yan
ı
lt
ı
c
ı
bir zemin üzerine çeken otalihsiz cevab
ı
! ( — Ve tamamlay
ı
c
ı
bir soru olarak sorulursa, bir arac
ı
n kendi isabetlili
ğ
ini veelveri
ş
lili
ğ
ini ele
ş
tirmesini istemek biraz garip olmuyor mu? Akl
ı
n kendi de
ğ
erini, kendigücünü, kendi s
ı
n
ı
rlar
ı
n
ı
“bilmesini” istemek, hatta bu biraz da saçma de
ğ
il mi?. ..) Do
ğ
rucevap, tercihen bütün filozoflar
ı
n, ahlak
ı
n ba
ş
tan ç
ı
karmas
ı
n
ı
n etkisiyle kurduklar
ı
biçimindeolurdu, Kant da dahil, anla
ş
ı
lan onlar
ı
n niyetleri kesinli
ğ
i, “gerçe
ğ
i”, ama esasen “
majestesel ahlaksal yap
ı
y
ı
” hedef al
ı
r, e
ğ
er bir kez daha Kant'
ı
n masum diliyle ifade edelim dersek;kendisi onu “majestik ahlaksal yap
ı
ya düz ve sa
ğ
lam bir zemin” haz
ı
rlamak için kendine ait“pek o kadar da parlak olmayan, ama yine de yararl
ı
” bir görev ve i
ş
olarak nitelendirir (Saf Akl
ı
n Ele
ş
tirisi II, s. 257). Ah, bununla ba
ş
ar
ı
l
ı
olamad
ı
, tam tersi oldu!... Bugün bunusöylememiz gerekiyor. Kant bu co
ş
kulu amac
ı
yla di
ğ
er ça
ğ
lardan daha co
ş
kulu say
ı
labilecek ça
ğ
ı
n
ı
n en uygun çocu
ğ
uydu: Bereket versin ki o ça
ğ
ı
n de
ğ
erli yanlar
ı
yla da ili
ş
kisi olmu
ş
tur (Örne
ğ
in kendi bilgi kuram
ı
na ald
ı
ğ
ı
iyi bir duyumculuk parças
ı
yla). Onu da bir ahlak tarantulas
ı
olan Rousseau sokmu
ş
tu, onun ruhunun derinliklerinde de ahlaksal fanatizmdü
ş
üncesi yat
ı
yordu, infazc
ı
s
ı
ise kendisini bir ba
ş
ka genç Rousseau olarak hisseden veaç
ı
klayan ki
ş
i, yani Robespierre’di, “
de fonder sur la terre l’empire de la sagesse, de la justice et de la vertu
” (7 Haziran 1794 tarihli konu
ş
ma). Öte yandan o, kalbinde böylesine bir Frans
ı
z fanatizmi oldu
ğ
u halde, daha bir Frans
ı
z özelli
ğ
i ta
ş
ı
madan, daha derin ve daha esasl
ı
olmadan Kant'
ı
n yapt
ı
ğ
ı
ndan daha Alman gibi yap
ı
lamazd
ı
... e
ğ
er “Alman” sözcü
ğ
ünün bugün bu anlamda kullan
ı
lmas
ı
na izin veriliyorsa. Kendi “ahlak diyar
ı
na” yer temin etmek için kendini ispatlanamaz bir dünya, mant
ı
ksal bir “öbür dünya” kurmak zorunda hissetti...i
ş
te bunun için kendi saf akl
ı
n
ı
n ele
ş
tirisine ihtiyac
ı
vard
ı
! Ba
ş
ka
ş
ekilde ifade edersek: E
ğ
er bir
ş
ey onun için her
ş
eyden daha önemli olmasayd
ı
,
buna ihtiyac
ı
olmazd
ı
, “ahlak diyar
ı
n
ı
”ak
ı
l için sald
ı
r
ı
lamaz, daha da iyisi dokunulamaz yapmak için... nesnelerin ahlaksal düzenineak
ı
l yoluyla müdahale edilebilece
ğ
ini çok güçlü bir
ş
ekilde duyumsad
ı
! Çünkü do
ğ
a ve tarihkar
ş
ı
s
ı
nda, do
ğ
a ve tarihin temelden
ahlaks
ı
zl
ı
ğ
ı
kar
ş
ı
s
ı
nda Kant, eskiden beri her iyi Almangibi, kötümserdi; ahlaka inan
ı
yordu, ama do
ğ
a ve tarih taraf
ı
ndan ispatland
ı
ğ
ı
için de
ğ
il,aksine buna ra
ğ
men, ona do
ğ
a ve tarih arac
ı
l
ı
ğ
ı
yla hep kar
ş
ı
ç
ı
k
ı
ld
ı
ğ
ı
için inan
ı
yordu.
İ
nsan bu “buna ra
ğ
men ki” yi anlamak için Luther’deki benzer bir
ş
eyi hat
ı
rlayabilir, bir kez bütünLutherci gözüpeklikle bunu arkada
ş
lar
ı
na hararetle öneren öbür büyük kötümserdeki benzer
ş
eyi: “E
ğ
er insan bu kadar k
ı
zg
ı
nl
ı
k gösteren ve kötülük yapan tanr
ı
n
ı
n ne kadar merhametlive adaletli oldu
ğ
unu ak
ı
lla kavrayabilseydi,
inanca
gereksinimi olur muydu?” O zamandan beri hiçbir
ş
ey Alman ruhu üzerinde bu kadar etki yapmad
ı
; hiçbir
ş
ey onu bu tehlikeliç
ı
kar
ı
mlardan daha çok “ba
ş
tan ç
ı
karmaya çal
ı
ş
mam
ı
ş
t
ı
r” ki, bu her gerçek Roman* için tine
Leave a Comment