Kapak
Kızıl Bayrak
#
3Sayı:2007/18
#
11 Mayıs 2007
Egemenler gerici iktidar için çatışıyor…
Emekçiler, sınıfın bağımsız devrimciprogramı etrafında kenetlenmelidir!
Sermaye sınıfının farklı kesimleri ile bukesimlerin siyasi temsilcileri arasında cereyan edençatışma, kapitalistleşen Türkiye tarihinde ilk kez bukadar aleni bir hal almıştır. 1923’ten beri Çankayatepesini işgal altında bulunduran militarist cenah,dinci gericilik kıtalarının Köşk’ün kapısınadayanmasıyla harekte geçmiş, sanal alem üzerinden piyasaya sürüdüğü “e-muhtıra” ile erken seçimsürecini başlatmıştır.Sanal muhtıra ile birkaç gün sonra Taksim’deki1 Mayıs kutlamalarında kolluk kuvvetlerininestirdiği devlet terörü, inanmış liberalleri bile derin bir hayal kırıklığına uğrattı. Zira bunlar, Türkiyekapitalizminin askeri darbeler dönemini geride bıraktığını savunuyor, darbe ihtimalinidillendirenleri “ayıp etmek”le itham ediyorlardı.Örneğin Amerika’da ikamet eden Zeyno Baran adlıkişi, Türk generallerinin Washington ziyareti devamederken, 4 Aralık 2006’da
Newsweek
dergisinde“Türkiye’de yaklaşan darbe” başlıklı bir makaleyayınladığında bu çevreler tarafından küçümsenmiş,Türkiye’nin geçirdiği yapısal değişimden habersizolduğu iddia edilmişti. Ancak 27 Nisan’da görüldü ki,“Türk demokrasisi”, katettiği uzun mesafeye rağmensanal bir muhtıra ile felç olabilecek kadar sığdır. Buarada devletin üst veya derin katlarından gelenemirlere uyan kolluk kuvvetlerinin, emekçilere olankinlerini de kusarak 1 Mayıs’ta Taksim’de estirdiğiterör, “AB müktesebatı” ile katedildiği söylenendemokratikleşmenin sınırlarını da ortaya koydu.Sermaye temsilcileri, süngü zoruyla gündemegelen erken seçim süreciyle hem demokrasi oyununusürdürüyor, hem de sistemin krizini aşmanın yollarınıarıyor. Her ne kadar ABD, AB, TÜSİAD, TOBB gibimerkezlerin tutumlarından güç alan AKP hükümetisanal muhtıraya “sert” bir karşılık vermişse de, burjuvazinin siyaset arenasındaki figüranlarıyönetememe krizi içinde debeleniyor.Eğer egemenler arası çatışma farklı bir boyutataşınmazsa 22 Temmuz’da seçim sandıkları kurulacak.Amerikancı düzen, hem sermayenin, hem deemperyalistlerin desteğini alan AKP ile herbiridiğerinden ırkçı-gerici birkaç partiyi piyasaya sürecek.Egemenler arası iktidar çatışması bu boyutta iken, bugüçlerin siyasi alandaki temsilcileri olan sermeye partilerinin gericilik, şovenizm, ırkçılık, işçi-emekçidüşmanlığında tam bir uyum içinde olmaları dikkatçekicidir.Sermayenin öne çıkan başlıca siyasi temsilcilerinekısaca bir göz atarsak DYP-ANAP birleşmesi iletevellüt eden Demokrat Parti’nin başında kirli savaşşefi Mehmet Ağar var. Günlük söylemde “solcu” diyeanılan CHP, önce faşist akımın başını çeken MHP,ardından ırkçı-popülist söylem tutturan Genç Parti ileittifak arayışı içine girdi. Şimdilerde ise Ulucanlar ve19 Aralık katliamlarına imza atan, devlet terörüeşliğinde uyguladığı İMF-TÜSİAD reçeteleriyle işçisınıfı ve emekçileri işsizlik, yoksulluk ve açlığamahkum eden, bundan dolayı da oyları yüzde 1’egerileyen DSP ile ittifak konusunda anlaştığısöyleniyor. Erbakan’ın Saadet Partisi ise, faşist akımındiğer bir kolu olan, son günlerde gerçekleşen vahşicinayetlerin tetikçileriyle organik bağı saptanan Büyük Birlik Partisi ile ittifak arayışı içinde. Söylemde kimifarklar olsa da, bu partilerin bir diğer temel ortak özelliği, başta Kürtler ve Ermeniler olmak üzerehalklara karşı tutumlarının ırkçılıkla malul olmasıdır.Bu partilerin bir kısmı egemenler arası iktidar çatışmasında doğrudan veya dolaylı olarak taraftır.Kimileri ise farklı sermeye çevrelerinin çıkarlarınıtemsil etmektedir. Bu yönüyle kendi aralarında belliçelişkiler/çatışmalar kaçınılmazdır. Ancak bu partilerinvarlık nedenlerine bakıldığında, tümünün işçi sınıfı veemekçilere, insanlığa ait değerlere, ilerici, devrimci,aydınlık olan herşeye düşmanlık konusunda tam bir mutabakat içinde oldukları görülür.Silahlı bürokrasinin vesayetinde de olsa işi idareeden figüranlar bu partiler ve kurduklarıhükümetlerdir kuşkusuz. Ama asıl aktörler, yani bu partilerin de ipini elinde tutanlar ise, içte TÜSİAD,TOBB ve diğer sermeye grupları, dışta ise ABD-ABemperyalistleridir. Nitekim Türk egemenleriarasındaki iktidar savaşında bu güçler dolaysız taraf olarak davranmakta, taraflara açıktan telkinler göndermekte, medya aracılığıyla yön vermeyeçalışmaktadır.Düzenin asıl egemenleri olan TÜSİAD kodamanlarıçatışan tarafların ikisine de gerekli gördüğü yerdemesaj veya emirlerini veriyor. Tayyip Erdoğan’ıncumhurbaşkanı adayı olmayacağını açıklaması, ancak bu kodamanların açık fikir beyanından sonra gündemegeldi. Başta Abdullah Gül’ün adaylığını destekleyenTÜSİAD, sanal muhtıradan sonra, “erken seçim kararıalın” talimatını verdi. Generallere de, “fazla ilerigitmeyin, sorunlar demokratik teamüller içindehalledilsin” uyarısında bulundu. Yani TÜSİAD, buşartlarda askeri darbeyi sınıfsal çıkarlarına uygun bulmadığını ilan etti. Bu tutumun “demokratik teamüllere” verilen önemle bir ilgisi yok elbette.Bilindiği gibi 12 Eylül faşist cuntasını dört gözle bekleyen TÜSİAD’tan başkası değildi. Onlar içinönemli olan, sömürü ve yağma düzeninin aksamadanişlemesidir. Belirtelim ki, ikinci büyük sermeyekuruluşu TOBB’un şefleri de, uluorta açıklamalar yapmasa da TÜSİAD’la benzer bir tutum içindeolduklarını, yakınlarındaki “gazeteci”lere söylüyor.Bu arada muhtıranın darbeye yol açmayacağıkonusunda yabancı sermaye kodamanlarını ikna etmeçabasının başını bizzat ABD’ye giden Güler Sabancıçekiyor. Washington’dan haber devşirme konusundamaharetli birkaç isimden biri olan Aslı Aydıntaşbaş’ın bildirdiğine göre,
Güler Sabancı’nınManhattan’daki evinde
verdiği kokteyle katılan“Türk işadamları”, son günlerde yabancıortaklarındaki tedirginliği yatıştırmak için yoğun bir şekilde dil dökmek durumunda kalmışlar. Güler Sabancı’nın başını çektiği kapitalistler, “UnutmayınTürkiye uzun vadede sağlam ekonomi”, “Merak etmeyin IMF programından nasıl olsa şaşma olmaz”,“Bakın erken seçim kararı herşeyi rahatlattı” diye dildöküyormuş.Sürece doğrudan müdahil olan diğer taraf, verilikoşullarda askeri darbeyi uygun bulmayan Bushliderliğindeki neofaşist çetedir. Bilindiği gibi ABDemperyalizmi önceki askeri darbeleri desteklemeklekalmamış, bizzat CIA-NATO eliyle organize etmiştir.Zira Türk generallerinin, (1961 darbesi dahil olmak üzere) giriştiği darbelerin tümü, dolaysız bir şekildeABD emperyalizminin bölgesel çıkarlarına uygun planlanmıştır. Savaş kundakçıları bu şartlarda askeridarbeye karşı çıksa da, bu tümüyle bölgeselçıkarlarıyla ilgilidir.Büyük Ortadoğu/büyük İsrail projesi kapsamındagündeme getirilen “ılımlı İslam” modeli için AKP biçilmiş kaftandır. Bu parti, İMF-TÜSİAD programlarını pervasızca uygulamanın yanısıra hemABD-İsrail ikilisi ile sıkı bir işbirliği yapıyor, hem dedinci çizgisi ile Arap dünyası üzerinde ektiliolabiliyor. Kürt sorunu ve Kıbrıs konusunda dageneraller gibi “kırmızı çizgiler” çekmiyor. Buyönüyle ABD emperyalizmi için dönemsel olarak işlevseldir.Sözkonusu Türkiye olduğunda, gerici/dinci bir partinin ABD için işlevselliği kuşkusuz ki, geçicidir.Türkiye’de asıl iktidarın hükümette değil silahlı/sivil bürokraside olduğunu kimse ABD’den daha iyi bilemez. Onlar Türkiye’deki dayanaklarının silahlı bürokrasi olduğunu çok iyi bildikleri içindir ki, sanalmuhtıraya karşı ihtiyatlı bir dil tercih ettiler. ÖrneğinWashington’un bir diğer iyi haber devşiricisi YaseminÇongar, konuştuğu ABD Dışişleri Bakan yardımcısıDaniel Fried’in, “AB gibi, ABD’nin de muhtırayıeleştirip eleştirmeyeceği” sorusunu, “Biz taraf tutmuyoruz” diye yanıtladığını belirterek Bushyönetimini “omurgasızlık”la suçluyor.
Washington Post, New York Times, Wall Street Journal
gibiemperyalist ABD rejiminin borazanı olan etkili yayınorganları ise generallere karşı çıkarak AKP’yi açıktandesteklediler. Bunun ardından Bush yönetimi darbekarşıtı söylemini kısmen değiştirdi.Görüldüğü üzere egemenler arası iktidar çatışmasının tarafları ve onun siyasi figüranlarıişbirlikçi tekelci burjuvazi ve emperyalizmingüdümünde hareket eden güçlerdir. Bundan dolayıhem sosyalist, devrimci, ilerici güçler, hem de işçisınıfı, emekçiler ve ezilen halklar bu gericiler arasıçatışmada taraf olmaktan kaçınmalı, her türdengericiliğe karşı mücadele bayrağını yükseltmelidir.Emekçilerin gerici kamplardan birine yedeklenmetehlikesini önlemenin yolu ise, anti-emperyalist/anti-kapitalist bağımsız devrimci sınıf programının bayrağını yükseltmek, işçi sınıfını ve emekçileri bu bayrak altında mücadeleye seferber etmekten geçiyor.
Leave a Comment