Kapak
Kızıl Bayrak
#
3Sayı:2007/20
#
25 Mayıs 2007
Düzen cephesinde seçim hazırlığı...
Sınıfın bağımsız devrimci programınıemekçilere taşımanın önemi
Tüm hazırlıklar erken seçimeendekslenirken, düzen parlamentosutarihinin en itibarsızdönemlerinden biriniyaşamaktadır. Zirasilahlı bürokrasinin27 Nisan muhtırasıylayaptığı müdahale hemsermaye meclisininyetki sınırlarını ortayakoymuş, hem demeclisteki tek partihükümetini ıskartayaçıkarmaya yetmiştir.Muhtırada savrulandarbe tehdidi ise,militarist güçlerinseçim sonuçlarınatahammül edip etmeyeceği konusunda ciddi şüpheler bırakmıştır. Bu yönüyle sadece 22 Temmuz sonrasındakurulacak hükümet askeri vesayet altına girmeyecek,fakat bizzat seçimin kendisi de militarist güçleringölgesinde gerçekleşecektir. Seçim sonrası beklentiise, “ordu ne yapar, ABD ne der” şeklinde özetleniyor.
Sermaye partilerinin emekçileresunabileceği hiçbir şey yoktur!
Düzen partileri, popülistlik yapmayı, yaniemekçilerin karşısına çıkıp sahte vaadlerde bulunmayıterkedeli yıllar oldu. Zira sermaye sınıfı onlarıuyarmış, bu tür vaadlerin kısa süreli de olsa “seçimekonomisi”ne yol açtığını, bundan dolayı da İMF-TÜSİAD reçetelerinde kısmi sapmalar meydanageldiğini hatırlatmıştı.Düzen partilerinde “tek”leşme dediğimiz olgukuşkusuz yeni değil. Ancak bu partilerin kurduğu“milletvekili pazarı” da, “siyasi züccaciyeci”lerehavale edilen “vitrin düzenleme” çalışmaları da,durumun önceki seçimlerden çok daha kaba, çok dahatiksinti verici bir hal aldığını göstermektedir.İlkin sermaye partileri “sağcı”, “solcu”, “dinci”,“faşist” tüm eğilimleri temsil etme iddiasındalar.Bundan dolayı son günlerde canlı alışverişlere sahneolan “milletvekili pazarı”nda “at izi it izi”ne karışmışgibi görünüyor. Ama gerçekte olay o kadar karmaşık değil. Zire toplumun karşısına farklı sıfatlarlaçıkanların özü itibarıyla birbirinden farkı yoktur.Bundan dolayı bir MHP’liyi, AKP’liyi veya yeniDP’liyi CHP’de görmek mümkün olduğu gibi, bir DP’liyi, CHP’liyi veya MHP’liyi AKP’de görmek demümkündür. Tabii benzer durumlar diğer sermaye partileri için de geçerlidir. Bu arada Alevi burjuvaziside bu tabloda kendine yer edinme çabası içinegirmiştir. Yakın geçmişe kadar düzen solu, yani CHPsaflarında kendini ifade eden bu kesim, artık AKP,MHP gibi dinci, ırkçı/faşist partilerde yer almakta bir sakınca görmüyor. Ne de olsa belirleyici olan sınıfsalçıkarlardır.Halen devam eden bu vitrin düzenleme çabasını bir çeşit “maskeleri atma ayini” olarak değerlendirmek demümkündür. Öyle ki, düzen partileri, bu defa benzer tipleri vitrine yerleştirip her kesimden “oy kapma”yarışına gireceklerini ilan etmiş bulunuyorlar. Gerçiiki gerici kamp ve onların çevresindeki güçlerin bir kısmı “cumhuriyeti” savunduğunu, öteki kesim ise“demokrasiyi/ılımlı islamı yaşatacağı” söylemiyle oytalep edecekler. Ancak, bu nüansı bir yana koyarsak,geriye hiçbir ayrılıkları kalmıyor.Aslında sermaye partilerinin kendilerini “merkez partisi” şeklinde tasnif etmelerinde bir doğruluk payıvar. Ne de olsa tümü de İMF-TÜSİAD programınıuygulayacaklar. Söylemde öne çıkarılan biçime dair bazı farklar, ya da yaşam biçimlerinin farklı olmasıise, farklı eğilimler gösteren toplumun tümkesimlerinden oy alabilme olanağı sunması açısındanişlevsel. Zaten TÜSİAD’ın Tayyip Erdoğan’dan başlayarak AKP, CHP, MHP ve yeni DP şeflerinihuzuruna çağırma seanslarını başlatması da, busoysuzların kimlerden emir aldıklarını, kimlereyaranmak derdinde olduklarını ayan beyan ortayakoyuyor.
Düzen meclisini çözüm platformuolarak sunma girişimleri
AKP’nin dinci-gerici çizgisine eklemlenen Hak-İşKonfederasyonu’nu bir kenara bırakırsak, DİSK veTürk-İş konfederasyonları da seçim sürecindennemalanma hazırlığına başlamış bulunuyor. “Solkılıklı” sağcılarla uzun süre flört eden SüleymanÇelebi ve ekibi, hesapta olmayan CHP-DSP ittifakıgündeme gelince, “asli aktör” olarak denklemindışında kaldı. Geriye ÖDP ve kirli savaş şefi MuratKarayalçın’ın SHP’si kaldı ki, bunlarla meclise kapağıatmak olası değil. Zira SHP şefleri, CHP-DSPittifakına eklemlenmenin yollarını şimdiden aramaya başladı. Binde 1-2 oranında oy alan ÖDP’nin ise parlamenter hayaller kuranlara pek bir faydası olmaz.“Sol kılıklı” sağcıları seçim arifesinde birleştirenCHP-DSP ittifakından sonra “10 Aralık Hareketi”ninakıbeti ne olur henüz belli değil. Ancak DİSK BaşkanıSüleyman Çelebi’nin “Emek Platformu” bileşenlerinisürüklemeye çalıştığı gözleniyor. Başını Çelebi’ninçektiği DİSK, TMMOB, TTB, Diş Hekimleri Birliğiyöneticileri, “Emek Platformu”nun kadavradan ibaretolan “2002 Programı”nı güncelleştirmeyehazırlanmaktadır. Sınıf mücadelesinin hakkınıvermekten kaçınan, dahası kimi zaman köstek olabilenlerin, bir kadavradan işçi sınıfı ve emekçiler lehine bir şey çıkarmaları elbette mümkün değildir.Türk-İş Başkanı Salih Kılıç ise, tüm düzen partileriyle görüşmeye hazırlanıyor. Parti başkanlarıyla görüşeceğini ilan eden bu sendika ağası,seçimler vesilesiyle işçi sınıfını sırtındanhançerlemenin ödülünü talep edecek olmalı. Zira her fırsatta sınıfa ihanet eden Salih Kılıç ve benzerleri,genellikle en büyük ödüllerini seçimler dönemindesermaye düzeninden almaktadırlar.Seçimi gündemine alan bir diğer oluşum ise Aleviörgütleri oldu. Ankara’da iki günlük sempozyumdüzenleyen Alevi örgütleri parçalı bir tablosergilediler. Bir kısmı “sol kılıklı” sağcıların CHP-DSP ittifakıyla birleşmesini “olumlu gelişme”sayarken, bir kesim “Marksizmden arınmış” bir platform önerdi. Buna karşın çerçevenin emek vedemokrasi mücadelesi şeklinde çizilmesi, dincigericilik ve darbeye karşı tutum alınması, önerilen“sol ittifak” içine sosyalistlerin de dahil edilmesi buörgütlerdeki “ilerici” dinamiğin de göstergesidir.Sempozyum, sınıflı bir toplumda mezhepselaidiyetin birleşmeye yetmeyeceğini bir kez dahagöstermiştir. Nitekim bir kısım Alevi burjuvazisinin,MHP gibi faşist katillerin fideliği olan, dahası Maraşve Çorum katliamlarının tetikçiliğini yapan bir partiden aday olabilecek kadar düşkünleşmesi de,tamamen sınıfsal bir tutumdur. Bu durum, Alevi işçive emekçilerin Alevi burjuvazisiyle yollarınıayırmaları gerektiğinin de göstermektedir. Zira Aleviişçi ve emekçilerin hem sınıfsal, hem de mezhepsel baskıya karşı mücadele etmeleri gerekiyor. Özüitibarıyla anti-kapitalist olan bu mücadele çizgisininen tutarlı temsilcisi ise sermayeye karşı sınıfın bağımsız devrimci bayrağını yükselten sınıf devrimcileridir.Liberal Kürt burjuvazisine yamanarak meclisegirme hayalleri kuran reformistler ise, DTP’nin seçime bağımsız adaylarla katılma kararını açıklaması ileheyecanlanmış, ancak Kürt siyasilerin kendileriylegörüşmeyi ağırdan alması belli bir hayal kırıklığıyaratmıştı. Buna rağmen herhangi bir düzen partisi ileittifak kurma umudu kalmayan DTP yöneticileri,gecikmeli de olsa reformistlerle görüşmeye başlayarak yüreklerine su serptiler. Aday listeleri sıralamasındaanlaşma sağlanır sağlanmaz reformist cenah, düzentemsilcileri nezdinde bile itibarı beş paralık olansermaye meclisini parlatıp emekçilere “sorunlarınçözüm platformu” olarak sunmaya başlayacaklar.Kitlelerin de politikleşmeye başladığı bu dönemdeeksik kalan, burjuva gericiliği ve parlamenter hayallere karşı devrimci hareketin birleşik duruşudur.Bilinen nedenlerden dolayı gerekli olan birleşik duruşsağlanamayınca, bu açığı kapatmayı bir kez daha sınıf devrimcileri omuzlayacaklar. Bu koşullarda bağımsızdevrimci sosyalist adaylarla öreceğimiz, işçi sınıfı veemekçilere çözüm yolu olarak devrim ve sosyalizmigösterecek olan devrimci seçim çalışmamızın önemi bir kat daha artmaktadır. Sınıf devrimcileri sürece bu bilinçle hazırlanacaklar, sınıfın bağımsız devrimci programını işçi sınıfına, emekçilere ve tüm ezilenlereulaştırmak için etkin bir çaba sergileyecekler,emekçilere alternatifsiz olmadıklarınıgöstereceklerdir!
Leave a Comment