Kapak
Kızıl Bayrak
#
3Sayı:2007/21
#
1 Haziran 2007
Seçim aldatmacasına, gerici
-
saldırganpolitikalara karşı devrimci sınıf mücadelesi!
Egemenler arası iktidar paylaşımı çerçevesindedevam eden çatışmada taraflar yeni hamlelerlecephelerini tahkim ederken, içe ve dışa dönük dahakapsamlı saldırı hazırlıklarını uyum içinde yapıyorlar.Bu hazırlıkları gerekli kılan planlar toplumdangizlense de, çatışan tarafların uyum içindeçalışmasının hayra alamet olmadığını kestirmek güçdeğil. Zira çatışan güçlerin uyumlu çalışması, ikitarafın da ayırdedici nitelikleri olan işçilere,emekçilere ve ezilen halklara düşmanlık; işbirlikçi burjuvaziye, emperyalizme ve siyonizmehizmetkârlıkla ilgili hazırlıklar yaptıkları anlamınagelmektedir.Tayyip Erdoğan ve müritlerinin hazırladığıcumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili yasa tasarısının Necdet Sezer tarafından meclise geri gönderilmesi,“terör koordinatörü” emekli generalin görevdenalınması, başbakan-cumhurbaşkanı görüşmesinin iptaledilmesi, görüşmenin tatbikat izlemek üzere gittikleriİzmir’de yapılacağı açıklandığı halde, Erdoğan-Sezer ikilisinin yanyana oturup birbiriyle konuşmaması, songünlerde iki gerici kamp arasındaki çatışmanın bazıayrıntıları olarak kayda geçti. “Milleti” temsil ederkentepişen vekillerin birbirini yumruklaması iseçatışmanın farklı görünümlerinden biriydi. Bu kabagörüntüler, çürümüş kapitalist rejimin yönetememekrizinin giderek derinleştiğine işaret ediyor,İktidar paylaşım savaşları devam ederken, genelçerçevede iki kutba ayrılan düzen partilerinin şefleri,erken seçim süreciyle birlikte inlerinden çıkarak toplumun karşısına çıkmaya başladılar. Aday pazarlıkları son aşamaya gelirken, siyasi züccaciyeciesnafı da işini bitirmek üzere. Belki de ilk defa düzen partilerinin vitrinlerindeki aksesuarlar birbirine bukadar benzeyecek.Çankaya’ya tırmanma hevesinden vazgeçmediğinisık sık dile getiren dinci-gerici cenahın başı AKP’ninseçim sloganı, “Şimdi demokrasi zamanı” olarak saptanmış. 27 Nisan Muhtırası’nın gösterdiği parkurda“uygu
n adım marş!” ilerleyen Tayyip ve müritleri,sanki muhtıraya karşı “dik” durmuş gibi “demokrasisavunucusu” havalarına giriyorlar. Oysa, Türkiye’demilitarist güçlere karşı “dik” durmanın, sermayehizmetinde siyaset yapan tayfanın
hasletleri arasındayer almadığı bilinmektedir. Dolayısıyla AKP’nin buiddiası safsatadan ibarettir. “Şimdi demokrasi zamanı”sloganı atmanın dinci-gerici takımını gülünç durumadüşüreceğinin daha somut kanıtları da var. Zira tam da bu dönemde, rejimin diğer güçleriyle birlikte, polisdevletini tahkim eden yasayı çıkarmış bulunuyorlar.Irkçı-şovenizmin çığırtkanlığını yapan, cuntacıgenerallerin izinden giden partiler bir yana, muhtırayakarşı demokrasiyi savunan “kahraman mücahitler” partisi AKP’nin demokrasiden söz etmesi tiksintivericidir. Zira kolluk kuvvetlerinin yargısız infaz dahilher türlü zorbalığına yasal kılıf uyduran yasanın fikir babası AKP’dir.Gerici güçler arası kutuplaşmada saf tutan toplumkesimleri ile parlamenter avanaklığın şampiyonluğunuyapan reformistler seçime büyük bir önem atfederken,sermaye kalemşörleri böyle bir naiflik içinde değiller.Burjuvazinin belli kesimlerinin sözcülüğünü yapan buçevreler, endişeli görünüyor. Zira darbe tehdidi altında başlayan seçim sürecine bir de polis devletinin tahkimedilmesi hamlesi eklenince, liberallerin endişeleriiyice arttı. Ankara’daki kontra bombalamadan sonraiyice çığırından çıkan “Kuzey Irak’a girelim” histerisiise, seçim sürecinin kesintiye uğrayabileceği, “savaşhali” sözkonusu olursa seçimlerin bir yılertelenebileceği yorumlarına yolaçtı.“Büyük kentlerde yeni patlamalar olabilir”“kehaneti”nde bulunan generaller başta olmak üzere başkentin göbeğinde patlayan bombayı “nimet”sayanlar, medyadaki borazanlarının da katkısıyla,“ülke intihar bombacısı kaynıyor” havası yaratmayaçalıştılar. Kürt halkına düşmanlık eşliğinde sürdürülen bu propaganda, toplumun en azından bellikesimlerinde var olan “Kuzey Irak’a bir an öncesaldıralım da bu terör belası bitsin” saplantısını dahada körükledi. Böylece bilinç çarpılmasıylasersemlemiş toplum kesimlerinin olası bir askerisaldırıyı destekler vaziyette bekletilmesi hedefleniyor.Bu noktada “laik/anti laik” çatışması bir yana bırakılarak ortak dil yakalandı. “Teröre karşı” birlik içinde hareket ettiklerini açıklayan başbakan,generallerin istemesi durumunda hükümetin sınır ötesioperasyon için yetki vermeye hazır olduğunu ilan etti.Yapılan tüm histerik çığırtkanlıklara rağmen neGenelkurmay böyle bir yetki istedi, ne hükümet böyle bir yasal hazırlığa girişti.Bilindiği gibi, böyle bir saldırının olabilmesi içinkararın Ankara’dan önce Washington’da onaylanmasıgerekiyor. Zaten son yıllarda Türk egemenlerininuğraşlarından biri de Beyaz Saray’daki efendilerini bukonuda işbirliğine ikna etmekti. Ancak 1 Marttezkeresinin kazaya uğraması bu kirli amacaulaşmalarını şimdiye kadar engellemiş oldu. Buvesileyle emperyalist saldırganlık ve savaş çığırtkanı bazı kalemşörler, tezkereyi savunduklarını, Türk ordusunun Irak işgaline katılması halinde Kürtsorununun bu kerteye varmayacağını yenidendillendirmeye başladılar.Halkların katledilmesinden medet uman bu soysuztakımının tezkereyi diline dolaması boşuna değil. Buuğrusuz çabaları, “ilk fırsatı kaçırdık, yeni bir fırsatdoğarsa muhakkak değerlendirmek gerek” şeklindeokumak da mümkündür. Zira son dönemde ABDemperyalizminin Irak bataklığından kurtulabilmek için bazı planlar hazırladığı, buna göre, işgali BirleşmişMilletler bayrağı altında “Müslüman” ülkeordularından oluşturulacak bir “Barış Gücü”ne havaleetmek istediği söyleniyor. Bu “Müslüman” birliklerin,ABD’nin oluşturmaya çalıştığı İran karşıtı “ılımlıSünni eksen”e mensup ülkeler ile Türkiye, Pakistangibi Amerikancı devletlerden oluşacağı da söyleniyor.Yani hem Irak işgalinin yükünü sırtlayacak, hem deolası bir İran saldırısında emperyalist-siyonist güçlerinhizmetine girecek bir “Barış Gücü”!Tüm bölge halkları için vahim sonuçlar doğurmasıkaçınılmaz olan bu planın uygulanabilmesi halinde,savaş aygıtı NATO’nun ikinci büyük ordusuna komutaeden Ankara’daki işbirlikçilere özel misyonlar biçilmesi olasılığı yüksektir. Bu ise sadece “KuzeyIrak”a değil, düpedüz Irak bataklığına girmek anlamına gelecektir.Tam da bu planların konuşulduğu günlerde ırkçı-şoven histerinin “laiklik/cumhuriyet muhafızlığı”ndan“sınırötesi operasyon düzenleyelim!” aşamasınaçekilmesi bir tesadüf değil. İşbirlikçi rejimin ABDteşvikiyle Irak’a girmesi durumunda, savaşçığırtkanlığı ile sersemletilen toplumun belli kesimleri böylesi bir saldırıya destek verecek kıvama getirilmek isteniyor.Toplumsal muhalefetin verili durumda rejimaçısından somut bir tehlike oluşturduğu söylenemez.Buna rağmen polis devletinin fütursuzca tahkimedilmesi rejimin dışa dönük saldırgan bir macerayaatılma hazırlığı içinde olabileceğine işaret ediyor.Böylesi bir girişimin kısa sürede içinden çıkılmaz bir hal alacağını düzenin bazı “akıl hocaları” da dilegetiriyor. Dışa dönük saldırganlığın toplumsaltepkilere yol açmasının kaçınılmaz olduğunu bilengerici rejimin şefleri, polis devletini tahkim ederek,ilerici-devrimci hareketi ve olası toplumsalkabarmaları zor yoluyla bastırma hazırlığı yapıyor.Seçim süreciyle birlikte politize olmaya başlayanemekçi kitleleri, gerici kutupların ardındasürüklenmemek, sermaye partilerinin tuzaklarınadüşmemek, düzenin bile itibar etmediği sermaye parlamentosunu “çözüm platformu” olarak sunanreformist avanaklara kanmamak konusunda uyarırken,işbirlikçi iktidarın içe ve dışa dönük saldırgan politikaları teşhir edilmelidir. İşçi sınıfı, emekçiler veezilen halklar, rejimin bu gerici-saldırgan politikalarına karşı mücadeleye çağrılmalı, devrimciseçim kampanyamızın sunduğu tüm olanaklar budoğrultuda en iyi şekilde değerlendirilmelidir.Çözümün devrimde, kurtuluşun sosyalizmde olduğu, bu amaca ulaşmanın devrimci sınıf mücadelesiniyükseltmekten geçtiği emekçi kitlelere döne döneanlatılmalıdır.
Leave a Comment