• Embed Doc
  • Readcast
  • Collections
  • CommentGo Back
Download
 
**Fransa’yla 1921 yılında sonuçlandırmış, savaştan çekilmiştik.Orada manda yönetimi kurulmuştu. Orada manda yönetimininkurulmasında yapılan bir anlaşma vardı. Sancak denilen
İskenderun Sancağı denilen ya da Hatay Yöresi
denilen yerdeTürkçe resmi dil olarak kabul edilecek Türklerin kültürleriboyunca Fransız yönetimi ve manda yönetimi bu şekilde kabuledilecek denmişti çünkü Hatay da Misak-ı Milli sınırlarıiçindeydi. Fakat 1936’da Fransa, Suriye’den ve Lübnan’dan mandayönetimlerini bırakıp oralara bağımsızlık verme sürecinibaşlattığında Türkiye hemen müdahale etmiştir. Biz Fransayönetiminde kaldığı sürece sancağa göz yummuştuk, bundan sonrabu sancağın yönetiminin Araplara geçmesine kaygıyla bakıyoruzdenilerek ikili görüşmeler başlayacaktır.**1930’lu yıllarda İngiltere ve Fransa’nın güvenilir birmüttefiki gibi olmuştuk. Özellikle dış politika alanındaİtalya’nın Habeşistan’a saldırısı ve İtalya’nın geleceğininBüyük Roma İmparatorluğu’nun olduğu Asya ve Afrika’da gözününolduğunu söylemesi üzerine Fransa ve İngiltere zaten İtalya’nınbu yayılmacı niyetlerini anladıklarından dolayı kurallara uyanTürkiye’ye destek vererek, (Hem Montrö Boğazlar Sözleşmesi’niyapmışlardı, hem de Türkiye’ye önerdikleri uluslar arasıpolitika gözlemlerini dikkate almaya başlamışlardı. Fransa’dasancak bölgesini Türkiye’ye bırakma kararı alıyor. Türkiye’yegeçmesi şeklinde değil, orada
 bağımsız bir Hatay Cumhuriyetikurulması yönünde girişim başlanıyor.
Bu kurulmadan önce oldubittiye getirmeden, Türkler buraya bir askeri saldırı yapmadanorada bir plebisit, referandum yapılıyor. Bağımsızlık istiyormusunuz, istemiyor musunuz diye soruluyor.
**Bu oylama çokluğuyla Hatay bağımsızlığını 1938’de belirtecektir. Türkiye’ye geçmesi için Hatay meclisi FaikSökmen’in Cumhurbaşkanlığı, Abdurrahman Belek’in başbakanlığındaki bu Hatay Cumhuriyeti Türkiye’ye katılmak üzereoylama yaparlar ve 1939’da Türkiye’ye dahil olur.
Atatürk’ün özellikle Hatay sorununun ömrünü kısalttığı söylenir.Çünkü 1937’lere gelindiğinde çok hastadır, ama dinlenecektirdemişlerdir. Hastalığı sırasında aktif olarak Hatay sorunuylailgilendiği için bünyesi zayıf düşecektir. Celal Bayar’ınbaşbakanlığına gelen bu dönemde Atatürk ölüm döşeğinde Hatay neoldu diye soracaktır.
Böylece Atatürk öldüğünde Misak-ı Milli olarak tanımlananTürkiye’nin sınırlarında bir tek Musul’dan vazgeçilmiştir,
İngilizlerle yapılan anlaşma sonucunda!..**
1930’ların sonuna doğru gelindiğinde Türkiye’nin baş düşman
olarak gördüğü tek ülke 1936’da Habeşistan’a saldırdığı için
İtalya’dır.
O yüzden Sadabad Paktı Habeşistan’a saldıran yarınTürkiye’nin komşularına saldırabilir orada durum sergilemek içinittifak yapmak gerektiğine inanarak İtalyan tehdidine karşıyapılmıştır. Balkan Paktı, Rusya’nın yayılma tehdidine karşıyapılmıştır. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne doğru gidiliyor busüreçte Osmanlı’nın en canını sıkan bölgesi Balkanlardır. Oyüzden Balkanlarda bu amaçla yapılmıştır.
1
 
**Fakat 1938’de Hitler Avusturya’yı ilhak ediyor, Almanya’yakatıyor onun ardından İtalya’dan sonra Almanya, Orta Avrupa’danBalkanlara doğru sarkacak ikinci bir ülke olarak görülebilir.
**30’ların sonuna gelindiğinde Alman tehdidi Türkiye’nin temeltehdit algılamalarında birinci
sıraya gelecektir. İşte bualgılama sonucu, 1930’lara bakıldığında 20’lerde hukuksal alandadüzenlemeler yapılmıştı.
30’ların ilk yıllarında 1. 5 YıllıkKalkınma Planı
yapılarak özellikle iç ticari anlamda,sanayileşme anlamında sivil yatırımlara yönelik planlamayapılıyor. (Porselen, şeker fabrikaları gibi sivil yatırımlarınyapıldığı, sanayileşmenin yükseldiği bir dönem).
Bu plan 37’dehedefine ulaşınca ikinci plan yapılır.
 
İkinci planın hedefiTürkiye’nin savunmasına yönelik yatırımlar yapmak ve krediler bulmaya yöneliktir.
Çünkü 30’ların ikinci yarısı Türkiye’nin içsorunlarından çıkıp dışarıya başını çevirdiği Akdeniz veAvrupa’dan gelecek olan ve Montrö’den sonra Stalin’in yineboğazlar üzerinde niyetleri olduğu anlaşılmaktadır. Böyle birortamda da bakıldığında Türkiye’nin tekrar tehdit algılamasınınüç koldan arttığını görüyoruz.**1938’e gelindiğinde Türkiye’nin 23-33 yılındaki 10 yılındasivil yatırımlar yaptığı dönemde sanayiye yüzde 23’lük biryatırım ayırmasına karşın 30’ların ikinci yarısında bu oranıoldukça artıracak 40’lara çıkaracaktır. Çünkü 30’ların ortasınagelindiğinde elindeki savaş gücüne baktığında 131 tane uçağıvardır. Bu uçaklardan modern olanı birkaç tanedir. 150 binaskeri vardır ama bunlar nefer türünden askerdir. Eğitimli askersayısı da az. Deniz donanmalarına bakıldığında Barboroszamanında Akdeniz’in egemeni olan Osmanlı’dan donanma diye birşey kalmamış Birinci Dünya Savaşı’nın Yavuz’undan başka bir şeyyok, donanması da sıfırlanmış durumda.**Bu yüzde 1938’de Türkiye hızlı bir şekilde kredi aramayaçıkar. Ve iki tane gemi alarak filosunu kurmaya çalışır. İlkyaptırılan tezgahlarda “Celal Bayar Başbakanlık” kitabımdaayrıntılı olarak var, 11 tane gemi alınıyor İngilizlerden,Almanlardan alınan gemiler var. Bu gemilerin tezgahları siparişveriliyor. 200-300 uçak satın almaya giriliyor fakat bunlar içinkredi gerektiği için
İngiltere’den 6 milyon sterlinlik silahkredisi alınıyor. Bu krediyi 39’da 25 milyon sterlinlik ikincikredi izliyor. Ardından Almanya, İngiltere’nin Türkiye’ye askerikrediler açmasından kaygılanarak, o dönemin Rall Mark dediğimiz Markıyla 150 milyon marklık Almanya’dan kredi alınıyor.
Fakat bukredinin alınmasının ardından Berlin’den eğer Türkiye ileAlmanya arasında savaş çıkarsa ikisinden tarafsızlık politikasıizlenmesinin ardından zaten Avusturya’yı ilhak da etmişti.
Türkiye 150 milyonluk krediyi almaktan vazgeçmiştir.
Almanlardankrediyi almaktan vazgeçer ama Fransızlarla İngilizler böylelikleTürkiye gönüllü talip onlar gönülsüz nişanlı diyor kitap,gerçekten öyledir.
2
 
**Kredi verirler, ama Tr’ye fazla yüz vermezler. Bütünhazırlıklar yapılsa da 1932’de Türk Tarih Kongresi’ne ABDGenerali Mc Arthur (2. D. S’nda Japonya’da Pearl Harberdöneminin aktif generallerinden biri olacak) geliyor. Atatürklegörüştüğü, Atatürk’ün 1930’lu yılların sonunda İkinci DünyaSavaşı’nın çıkacağını bu savaşta Almanya, İtalya’nın aynı yöndeyer alacağını ama yenileceğini savaştan ABD ile Rusya’nın karlıçıkacağını 1932’de aralarında böyle bir konuşma geçtiğiaktarılır. Bu konuşma zapta geçmemiştir.
Yani 2. Dünya Savaşı’nın ayak seslerini Tr, İngiltere veFransa’dan hatta Rusya’dan da önce görebilen bir devlet olmaözelliğini de göstermiştir.
1938’e gelince Atatürk vefat edecektir. Karizmatik liderlerinölmesi sorun yaratır. (Fidel Castro’nun yaşaması devrimin birgüvencesiymiş gibi algılanıyor.) Lenin de karizmatik birliderdir, Rusya’da Stalin’in geliş döneminde benzer sıkıntılaryaşanmıştır. Bunlar normaldir, Tr’de de Atatürk vefat edinceacaba Tr ne olacak başına kim geçecek tartışmaları başlasa da Trbunu çok krizsiz atlatır.
İsmet Paşa’nın C.başkanı olmasına meclis büyük destek verir.
11 Kasım’dan itibaren İsmet Paşa’nınC.başkanı olması yönünde mecliste oylamalar yapılır. O dönemdeCelal Bayar başbakandır. Celal Bayar’a Atatürk ölürse kimcumhurbaşkanı olur sorularını soranlar vardır. İnönü’nünC.başkanı olması küçük sorunlar yaratsa da diğer ülkelerdekindendaha az krizle atlatılmıştır.**Karizmatik liderden sonra gelen liderlerin işi zordur. İsmetpaşa’nın Cumhuriyetin ilk Başbakanı olması, Lozan kahramanıolması savaşlarda öne çıkmış olması ve asker kökenli olmasıbüyük bir avantaj sağlar. İsmet Paşa Cumhurbaşkanı olur.1938’den 1945’e kadar (Atatürk’ün ölümünden İkinci DünyaSavaşı’nın sonuna kadar) geçen döneme Türk Siyasi Tarihi’nde biz
“Milli Şef Dönemi” diyoruz. Atatürk Ulu Şef’ti.
Rejimin desıkıntılı olarak geçtiği bir dönemdir.
**Seçildikten kısa süre sonra İkinci Dünya Savaşı çıkacaktır.İsmet Paşa Cumhurbaşkanı olunca Başbakanlığa Refik Saydam,Dışişleri Bakanlığı’na Şükrü Saraçoğlu getirilir.
(ŞükrüSaraçoğlu 16 yıl Fenerbahçe’nin başkanlığını yapmıştır) Buradaetrafındaki donanımda da İsmet Paşa’nın 1920’lerin deneyimlisahibi olan kimseleri getirmiştir.**Balkan Paktı yapılırken Yunanistan bir çekince koymuştur.40’larda bu Fransızlar için olacak demiştir. Atatürk öldüktensonra İsmet Paşa dış politika yönünde hiçbir değişiklikyapmamıştır. (AKP’ye gelene kadar dış politikamızda hiçbir sapmaolmamıştır. Dış politikada uzlaşma ve konsensus olurdu. İlk kezçıkıp da muhalefete bilgi vermeyen, mecliste gizli oturumlardakarar alınması gereken olayları ABD, Avrupa basınındanduyuyoruz) Türkiye, o zaman Akdeniz’den gelecek bir saldırı içinİngiltere ve Fransa’nın desteğini almak istiyordu. Rusya’yı dakızdırmak istemiyordu. 1925’te Rusya’yla yapılan bir anlaşmavardır. Hep danışıklı dövüş şeklide hareket ederlerdi.(Milletler cemiyetini hatırla).
3
of 00

Leave a Comment

You must be to leave a comment.
Submit
Characters: ...
You must be to leave a comment.
Submit
Characters: ...