Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Save to My Library
Look up keyword
Like this
6Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Fayrap, Sayı 8, Aralık 2007

Fayrap, Sayı 8, Aralık 2007

Ratings: (0)|Views: 3,614|Likes:
Published by arslanbenzer

More info:

Published by: arslanbenzer on Jun 16, 2009
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

05/11/2014

pdf

text

original

 
Son zamanlarda eleştiri veya teori yazısı diye dergilerde çıkanyazıların ciddi bir kısmında bilgi eksikleri veya yanlışları, gra
-
mer ve imla açısından içinden çıkılamayacak derecede bozuk cümleler kafa ağrıtacak kadar çoğalmış görünüyor. Her zaman vardı böyle şeyler; ama bugün artık ciddi saydığımız, önemlibulduğumuz, hatta merkezi işgal ettiğini sandığımız edebiyatdergilerinde de karşımıza sıklıkla çıkmaya başladı.Mesela, “Kısmen 1990 sonrasında kahraman’a (Ezra & Thomasçı) modern kisve giydiren şiir de tümel bir zihnin bi
-
reyleri aşan üst-anlatısına iman etmiş görünmektedir,” demişcahilin biri. Cahil, çünkü “üst-anlatı” o şekilde kullanılabile
-
cek bir terim değil. Şiirde bir üst-anlatı kuramazsınız; çünküşiir bize iman ve ihlasın ölçülerini veya ekonomi-politiğin ilke
-
lerini açıklamaz. Üst-anlatı demek aslında Amentü tarzı şeylerdemektir. Bunların bir bütünü demektir daha doğrusu. Bizigünlük hayatımızı nasıl yaşayacağımızdan, iyiyle kötüyü nasılayırdedeceğimizden, kültürel zihniyetimize ve politik aklımı
-
za kadar belirleyen, bize yol gösteren ve bazılarına göre bilin
-
cimizi esaret altına alan bir yazıdır üst-anlatı. Yazgı gibi biryazı yani. Şiir neden ve nasıl üst-anlatı olabilir? Şiir bize oturupkalkmayı da eylem ve inancı da öğretmez. Zaten var olan üst-anlatıların üstüne oturabilir veya karşısına çıkabilir şiir. Bunubilmeyen cahildir. Yazmasına müsaade edilmemesi gerekir.Cahillerin bir ortak özelliği terbiyesizliği ilke edinmişolmalarıdır. Ezra Pound ve T. S. Eliot senin asker arkadaşındeğil ki Ezra & Thomas diyebilesin. Uyanığın biri çıkıp şimdiişte efendim terbiye de bir üst-anlatıdır, hem sen değil miydinterbiyeye karşı çıkan, diyebilir. Birincisi, benim karşı çıktığımterbiye değil terbiyeli ayaklarına yatan insanların hamutuylayuttukları develerdir. İkincisi, her birimizin yazılarımızda kul
-
landığımız imzamızla anılma hakkımız vardır. Şarkıcı Sezen Aksu’dan Sezen diye söz edebilirsiniz, ama Sezai Karakoç’tanön adıyla veya Ezra Pound’dan yukarıdaki örnekte olduğu gibiyine ön adıyla söz ederseniz kendinizi gülünç ve aptal duru
-
muna düşürmüş olursunuz. Gülünçlük ve aptallık cehaletinalameti farikalarındandır zaten.“1990 sonrasında kahramana modern kisve giydirme”meselesine gelince, cahilin anlayışındaki güdüklük ve çarpık 
-
lığı işaretleyen bu yorum tamamen yanlıştır. 1990 sonrasındakahramandan söz eden, kahramanlığın mümkün olduğunubelirten biz olduğumuza göre bizim kahramanlık anlayışımı
-
za bakılması, yorumun bunun üzerine yapılması gerekir. Bi
-
zim yaptığımız, mahut bir kahraman modeline modern kisvegiydirmek değildir. Bunun altını kalın çizgilerle çizdiğimizdetarihler 1997-98’i gösteriyordu. Modern kahraman bildiğimizanlamda klasik savaş kahramanı değildir diye açıkça yazmış
-
tık birçok yerde; savaşın olmadığı yerde dramatik bir şekildeyani alttan alta yürüyen mücadelenin, iyi-kötü kavgasınınkahramanıdır o.Kaldı ki bu anlayışın Ezra Pound ve T. S. Eliot’ın per
-
sona anlayışıyla ilişkisi bire bir, yani Poundçu veya Eliotçudenebilecek tarzda bir ilişki de değildir. Pound, modern me
-
seleleri tarihsel olaylara ve karakterlere uygulamıştır. Eliot’sadoğrudan doğruya bugünün dramatik (çünkü burjuva) karak 
-
teri üzerinden bir kahraman, daha çok da anti-kahraman inşaetmeye çalışmıştır. Cahilin de anlayacağı şekilde basitleştir
-
mek gerekirse: Pound modern için klasik kisveler ve maskeler(personalar) kullanıyordu. Eliot ise bunu da yer yer kullan
-
makla birlikte, daha çok modern bireyin takındığı birden çok maskeyi söz konusu ediyordu.Bize gelince biz 1910’ların Londra’sında yaşamadığımı
-
za göre, bu persona anlayışını bire bir alıp taklit etmemizmümkün değildi. Bunlar kendi şiirimizdeki dramanın, namıdiğer modern kahramanlığın gelişimini izleme konusundabize ilham vermiştir en fazla. Pound’un şiirlerini ve yazıla
-
rını okuduktan sonra Edip Cansever, Sezai Karakoç, TurgutUyar, Orhan Veli, Nazım, Akif, Fikret gibi şairlerin şiirlerin
-
deki dramatik tarafa ve modern birey/kahraman personası
-
na daha incelikli bir dikkatle bakmaya başladık. Bu incelemesüreci
 Atlılar 
dergisi yayımına ara verdiğinde, yani 2001 yı
-
lında çoktan tamamlanmış bulunuyordu. Biz Edip Cansevergibi taklitçi (taklitçi olduğu için de çokseslilik iddiasını ortayaatan, fakat bu tuhaf iddiasının içini o gün bugün kimsenindolduramadığı) bir şairin drama anlayışını “yersizlik” olarak tanımlayıp o yolu kendi ölçülerimiz içinde kapatmış, hatta ya
-
sak etmiştik. Görünen o ki, daima başkalarını izleyerek biryere varmaya çalışan cahiller, KAPALIDIR levhasını “Benşimdi burdan yürürsem ilginçlik yapmış olurum,” şeklindeyorumlamaya karar vermişler. Yürüyemezsin. Çünkü KAPA
-
LIDIR levhasını oraya kimse keynden asmış da değil. EdipCansever’in çağrısına uyup da bir yere varabilmiş bir tane bileiyi şair örneği yoktu, biz de bu deneyimsel sonucu belirledik hepsi bu. “Tragedya” konusunun Türk şiirinde başarısızlığınanahtarı olduğunu tekrar etmek bile lüzumsuz. Yeni zamancahilleri de başarısız olacaklar.Bu örnekte arızalarını kısmen işaret ettiğimiz cehalet,ukalalık, ne yazsam olur çılgınlığı edebiyatımızın, dergileri
-
mizin eleştiri ve teori yazınını yengeç hastalığı gibi sarmıştır. Yengeç yani kanser istiaresini de mahsus kullanıyoruz. Çünkükanserin tanımlarından biri ölü yani bozuk hücrelerin ken
-
dilerini canlı hücrelere kopyalamasıdır. Ölüm böylece bizzatcanlılık sayesinde hücreden hücreye yayılarak, bir tür yengeçyürüyüşüyle tüm vücudu sarar. Günümüzdeki eleştirmenlik  ve teorisyenlik görünümlü cehalet de özellikle iyiye olduğukadar kötüye de hazırlıksız olan yeni kuşağı ve kuşak bile sa
-
yılamayacak kadar gençleri etkisi altına alarak Türk şiirinin veedebiyatının rahmine kanser gibi oturuyor.
hakan arslanbenzer
mahalle bastırıyor:
cehalet hakkımızengellenemez!
 
içindekiler
3 80’lerin karanlığı ve konuşmayan şiir / osman emre narin5 allah vergisi bir güzellik (şiir) / melek arslanbenzer6 parçalı ham 20: istanbul’a hitap (şiir) / ahmet güntan7 üç şiir (cinnet modern, kitaptan: tekvin, pekala) / ismail kılıçarslan11 vandal yürek (hikaye) / onur ateş17 düş ağrısı (hikaye) / murat ali seven
dosya 
kültürel dayatmaya karşı
22 efsane ve anonimleşmeye karşı: kanaat aktarım mekanizmaları üzerine / ali akyurt28 kültürel kibre karşı / hakan arslanbenzer
31
ulysses 
’i niçin okudum: klasikler dayatmasına karşı / fazıl baş34 mozart’ın suçu değil: klasik müzik dayatması üzerine / ömer yalçınova37 “kültürümüzü koruyalım” dayatması / hüseyin rahmi göktaş39 talim terbiyeden mezar kazıcılığına / murat güzel41 tuz (şiir) / mehmet aycı42 ezgi (şiir) / murat sözer43 anlamın sadece anlamla ilişkisi vardır / hüseyin rahmi göktaş
fayrap kitap
45 akif’te buluşmak / hakan arslanbenzer49 konuşkan, müdahil ve patlayıcı bir şiir: eren safi’nin
kamaşır 
’ı üzerine / ali düz52 şehre ve kalabalığa karşı bir “kalkan”:
meryem koçaklamaları 
/ murat sözer55 mutsuza iyi bak: didem madak şiiri üzerine / ömer yalçınova
sayı 8 | aralık-ocak-şubat 2007/8
fiyatı
: 5- ytl
yönetmen
: hakan arslanbenzer
sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü
:büyükharf ltd. şti. adına mehmet eren safi
tasarım
: sinan günçiner
son okuma
: elif turanlıoğlu, melek arslanbenzer
 
yönetim yeri ve yazışma adresi
:
ziya gökalp cad. 43/7kolej / ankara 430 17 08
basım yeri
: özel matbaacılık
 
necatibey cad. bilecik pasajı 27/6sıhhiye / ankara telefax: 0312 230 66 03 - 231 31 60
basım tarihi
: 01.12.2007
yayın türü
: yerel süreli
posta çeki hesabı
: 1001510
 
fayr
ap
 
80’lerin karanlığı
ve
konuşmayan şiir
 Türk şiirinin modernleşmesiyle ilgili belli başlı tuhaık 
-
lardan biri 1950’li yıllara kadar şiirin tarihsel evrimininaçık seçik, günü gününe izlenebilen ve zaten izlenmiş birşey olmasına rağmen, 50’lerden bugüne kadar nelerin ol
-
duğu ve bunların ne demeye geldiği gibi temel sorularınbiraz karanlıkta kalmasıdır. Karanlığın giderilmesi yo
-
lundaki çabalar da aynı tuhaığın bir devamı olarak özel
-
likle karartılıyor. Hukuk alanında
delillerin karartılması 
na
benziyor bu. Bir de
obskürantizm 
meselesi var; ki şiirimizüzerindeki koyu karanlığın en önemli sebebinin obskü
-
rantizm olduğunu sanıyorum.Obskürantizm, Hıristiyan dünyasında Engizisyon’danneşet etmiş bir şey temelde. Hıristiyanlığın
aforoz 
 ve
exor 
cism 
(şeytan çıkarma) kurumlarını beklenmedik bir şekil
-
de devreye sokan
Engizisyon 
, hakikatin ifadesi konusundakoyu ve katlı bir karanlığa yol açmıştı Avrupa kıtasında.Bundan obskürantizm doğuyor. Tam Türkçe’si olmayanbir terim
obskürantizm 
. Cemil Meriç’in düşüncemize yinekendi kazandırdığı bu terim için önerdiği karşılık:
Taas 
sup
. Taassup, Türk şiirinin her modernleşme atılımındakarşısına aldığı şeydir aynı zamanda. Taassubun içe ka
-
panma, kendini sakınma anlamları da var; bizim sözünüettiğimiz taassupsa karartmaya, kapatmaya dönüktür veşiirimizin özellikle 50’lerden beri başına bela olan şey 
-
lerin başında gelir. Bu basitçe, gelenekselcilerle moder
-
nistlerin çatışmasında gelenekselcilerin ortaya koyduğubir taassup olmadığı için mecburen
obskürantizm 
terimi
-
ni tercih ediyoruz. Çünkü modernistlerin getirdiklerinikarartma konusunda azılı davranışlar sergileyenler ge
-
lenekselciler değil hemen bir önceki dönemin moder
-
nistleridir. Nurullah Ataç ve Adnan Benk’in İkinci Yenikarşısında geliştirdiği karartma, kapatma, karalama tavrıinanılmazdır mesela.
2
Önceki-sonraki dönemlerin çatış
-
masının ötesine de geçebilmiştir obskürantizm. Hüseyin
osman emre narin
Cöntürk’ün eleştiri düşüncesi mesela, hem bazı çağdaş
-
ları hem de onların taassubunu bugün devam ettirenlertarafından karartılmıştır ve karartılmaktadır.İkinci Yeni’nin obskürantizme karşı mücadelesi hemhepimizin örneği olması gereken bir mücadeledir hem debir yönüyle galip geliyoruz zannederken duçar olduklarıbazı mağlubiyetler yüzünden suimisal teşkil eder. Unut
-
mayalım ki İkinci Yeni şairleri şiire getirdikleri karartıl
-
masın diye
kampf 
’larla, namı diğer
sağ-sol davası 
yla şiiriincitecek kadar ilişki kurmuşlar,
ideolojiye prim 
 
vermişler 
dir 
. Ve bu sadece Sezai Karakoç’un sorunu değil, hattadaha çok mesela Edip Cansever, Ülkü Tamer gibi lirik şairlerin tırmandırdığı bir sorundur. 1958’de Karakoç’la Tamer’in Cansever şiiri üzerinden tartıştıklarına bir bak 
-
mak gerekir bu yüzden. Çünkü o tartışmanın görünüryapısının ötesinde anlamları var. Cemal Süreya’nın rolüise kendi başına bir konu. Çünkü Süreya olmasa bu tar
-
tışma hiç gerçekleşmeyebilirdi. Karakoç’un yazılarının
Pazar Postası 
’nda yayımlanması yoluyla gerçekleşen birtartışma bu çünkü. Eşit söz hakkı ve demokrasinin şiiri
-
mizde verimli tartışmalara gebe olduğunun bir ispatı dasayılır “Tilki” tartışması…
Şiiri karartmanın en iyi iki yolu ahlak ve ideolojidir.Doğrudan doğruya ahlak ve ideoloji değil tabii. Bellibir şair veya şiir obskürantizme kurban edilecekse, şa
-
irin kişiliği ahlaki karartmaya, şiiri de ideolojik karart
-
maya konu edilir. İsmet Özel için özellikle 80’li yıllardane dendiğini hatırlayalım: “Düşünce yazılarını okuma
-
yın, sadece şiirlerini okuyun.” Görünüşte şiir hakkındaolumlu bir tavırdır bu; aslındaysa bir şairi ufalamanın,şiirinin ciddiyetini en aza indirgemenin, şiiri bir hayatönerisi olmaktan çıkarmanın en iş beceren yollarındanbiridir. Çünkü İsmet Özel düşüncesiyle şiiri bir çelişki veya ayrılık içinde değil, belli bir tamamlanma ilişkisiiçindedir. Şiirinin bazı sonuçlarına düşünce alanında
1
 
Beklenmedik oluşu Rönesans’ın hemen arkasından gelmesindendir. 16 ve 17. yüzyıl Avrupa düşüncesinin baş belası olan Engizisyon ( 
Directorium Inqu 
isitorium 
 ) Katolik Kilisesi’nin, iktidar boşluğundan yararlanarak rakiplerine attığı acı bir kazıktır. Çoğu insan Engizisyon’un bir Ortaçağ olayı olduğunusanır. Katoliklerin Ortaçağ’da da vahşi cezalandırma yöntemleri vardı ama Engizisyon açıkça modernliğin emekleme devrinde ortaya çıkmış bir şeydir.Bu da, Türk şiirinin modernleşmesi konusunda kurduğumuz benzetme bakımından pek çok şey ima ediyor.
2
 
 Ataç’ın Cemal Süreya için ağza alınmayacak küfürler ettiğini Muzaffer Erdost’un tanıklığıyla biliyoruz.
 
Bu tartışmanın derli toplu bir yeniden sunumu için bkz.
Kökler 
, sayı 12, Eylül 2006.
3

Activity (6)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 hundred reads
1 thousand reads
haindomdom liked this
mustafa durak liked this
Aycem Asav liked this
Emir Şenel liked this

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->