• Embed Doc
  • Readcast
  • Collections
  • CommentGo Back
Download
 
MELAİKE VE CİN VE RUH
A) RİSALE: 13. Lema 2. İşaret,
İKİNCİ İŞARET:
Sual: Şerr-i mahz olan şeytanların icadıve ehl-i imana taslitleri ve onların yüzünden çok insanlar küfre girip Cehennem'e girmeleri,gayet müdhiş ve çirkin görünüyor. Acaba Cemil-i Alelıtlak ve Rahîm-i Mutlak ve Rahman-ıBil-Hakk'ın rahmet ve cemali, bu hadsiz çirkinliğin ve dehşetli musibetin husulüne nasılmüsaade ediyor ve nasıl cevaz gösteriyor?Şu mes'eleyi çoklar sormuşlar ve çokların hatırına geliyor.
Elcevab:
Şeytanın vücudunda cüz'î şerler ile beraber bir çok makasıd-ı hayriye-ikülliye ve kemalât-ı insaniye vardır. Evet bir çekirdekten koca bir ağaca kadar ne kadar mertebeler var; mahiyet-i insaniyedeki istidadda dahi ondan daha ziyade meratib var. Belkizerreden şemse kadar dereceleri var. Bu istidadatın inkişafatı, elbette bir hareket ister, bir muamele iktiza eder. Ve o muameledeki terakki zenbereğinin hareketi, mücahede ile olur. Omücahede ise, şeytanların ve muzır şeylerin vücuduyla olur. Yoksa, melaikeler gibi insanlarında makamı sabit kalırdı. O halde insan nev'inde, binler enva' hükmünde sınıflar  bulunmayacak. Bir şerr-i cüz'î gelmemek için bin hayrı terketmek, hikmet ve adaletemünafîdir. Çendan şeytan yüzünden ekser insanlar dalalete giderler. Fakat ehemmiyet vekıymet, ekseriyetle keyfiyete bakar, kemmiyete az bakar veya bakmaz. Nasılki bin ve onçekirdeği bulunan bir zât, o çekirdekleri toprak altında bir muamele-i kimyeviyeye mazhar etse; ondan on tanesi ağaç olmuş, bini bozulmuş. O on ağaç olmuş çekirdeklerin o adamaverdiği menfaat, elbette bin bozulmuş çekirdeğin verdiği zararı hiçe indirir. Öyle de: Nefs veşeytanlara karşı mücahede ile, yıldızlar gibi nev-i insanı şereflendiren ve tenvir eden on insan-ı kâmil yüzünden o nev'e gelen menfaat ve şeref ve kıymet, elbette haşerat nev'indensayılacak derecede süfli ehl-i dalaletin küfre girmesiyle insan nev'ine vereceği zararı hiçeindirip göze göstermediği için, rahmet ve hikmet ve adalet-i İlahiye, şeytanın vücudunamüsaade edip tasallutlarına meydan vermiş. Ey ehl-i iman! Bu müdhiş düşmanlarınıza karşızırhınız: Kur'an tezgâhında yapılan takvadır. Ve siperiniz, Resul-i Ekrem AleyhissalâtüVesselâm'ın Sünnet-i Seniyesidir. Ve silâhınız, istiaze ve istiğfar ve hıfz-ı İlahiyeye ilticadır.28 mektup 2. Mesele olan 2. Risaleden 1., 2., ve3. Mesele
İkinci Mes'ele olan İkinciRisale
[Hazret-i Musa Aleyhisselâm, Hazret-i Azrail Aleyhisselâm'ın gözüne tokat vurmuş, ilâ âhir mealindeki hadîse dair ehemmiyetli bir münakaşayı kaldırmak ve halletmek için yazılmıştır.]
Eğirdir'de bir münakaşa-i ilmiye işittim. O münakaşa, hususan şu zamanda yanlıştır.Hattâ münakaşayı bilmiyordum. Benden de sual edildi. Mu'teber bir kitabda, Hadîs-iŞeyheyn'in ittifakına alâmet olan
»ö
işaretiyle bir hadîs bana gösterildi. "Hadîs midir, değilmidir?" sual edildi. Ben dedim: Böyle mu'teber bir kitabda, Şeyheyn Hadîsinin ittifakınahükmeden bir zâta itimad etmek lâzım; demek hadîstir. Fakat hadîsin, Kur'an gibi bazımüteşabihavar. Ancak havas onların manalarını bulabilir. Şu hadîsin zahiri dahi, müşkilât-ıhadîsin müteşabihat kısmından olmak ihtimali var, dedim. Eğer bilseydim medar-ı münakaşaolmuş, öyle kısa değil, belki böyle cevab verecektim:
Evvelâ:
Bu çeşit mesaili münakaşa etmenin birinci şartı; insaf ile, hakkı bulmak niyetiyle, inadsız bir surette, ehil olanların mabeyninde, sû'-i telakkiye sebeb olmadanmüzakeresi caiz olabilir. O müzakere hak için olduğuna delil şudur ki: Eğer hak, muarızınelinde zahir olsa, müteessir olmasın, belki memnun olsun; çünki bilmediği şey'i öğrendi. Eğer kendi elinde zahir olsa, fazla birşey öğrenmedi, belki gurura düşmek ihtimali var.
Sâniyen:
Sebeb-i münakaşa, eğer hadîs ise; hadîsin meratibini ve vahy-i zımnîninderecatını ve tekellümat-ı Nebeviyenin aksamını bilmek lâzım. Avam içinde müşkilât-ı
 
hadîsiyeyi münakaşa etmek, izhar-ı fazl suretinde avukat gibi kendi sözünü doğru göstermek ve enaniyetini, hakka ve insafa tercih etmek suretinde deliller aramak caiz değildir. Madem şumes'ele açılmış, medar-ı münakaşa edilmiş, bîçare avam-ı nâsın zihninde sû'-i tesir ediyor.Çünki şu gibi müteşabih hadîsleri aklına sığıştıramadığı için; eğer inkâr etse dehşetli bir kapıaçar, yani küçücük aklına sığışmayan kat'î hadîsleri dahi inkâra yol açar. Eğer zahir-i hadîsinmanasını tutarak öyle kabul edip neşretse, ehl-i dalaletin itirazatına ve "hurafattır" demelerineyol açar. Madem bu müteşabih hadîse, lüzumsuz ve zararlı bir tarzda nazar-ı dikkatcelbedilmiş ve bu çeşit hadîsler çok vârid olmuş, elbette şübheleri izale edecek bir hakikatı beyan etmek lâzım gelir. Şu hadîs kat'î olsun veya olmasın, o hakikatı zikretmek gerektir.İşte yazdığımız risalelerde, ezcümle Yirmidördüncü Söz'ün Üçüncü Dalında Oniki Asılile ve Dördüncü Dalında ve Ondokuzuncu Mektub'un vahyin taksimatına dair mukaddemesindeki bir esasında tafsilâta iktifaen, burada icmalen o hakikata bir işaret ederiz.Şöyle ki:Melaike, insan gibi bir surete inhisar etmez; müşahhas iken, bir küllî hükmündedir.Hazret-i Azrail Aleyhisselâm, kabz-ı ervaha müekkel olan melaikelerin nâzırıdır."Her ölünün ruhunu, Hazret-i Azrail Aleyhisselâm mı bizzât kabzediyor? Yoksaavaneleri mi kabzediyorlar?" Bu hususta üç meslek var:
Birinci Meslek:
Azrail Aleyhisselâm, herkesin ruhunu kabzeder. Bir iş bir işe maniolmaz, çünki nuranîdir. Nuranî bir şey, hadsiz âyineler vasıtasıyla hadsiz yerlerde bizzât bulunabilir ve temessülGüneşin âyinelerdeki misalleri, Güneşin ziya ve hararetini gösterdiğigibi; melaike gibi ruhanîlerin dahi, âlem-i misalin ayrı ayrı âyinelerinde misalleri onlarınaynılarıdır, hassalarını gösterirler. Fakat âyinelerin kabiliyetine göre temessül ediyorlar. Nasılki Hazret-i Cebrail Aleyhisselâm, bir vakitte Dıhye suretinde sahabeler içinde göründüğüdakikada, binler yerde başka suretlerde ve Arş-ı A'zam önünde, şarktan garba kadar geniş vemuhteşem kanadlarıyla secde ediyordu. Heryerde, o yerin kabiliyetine göre temessülü varmış; bir anda binler yerde bulunuyormuş.İşte şu mesleğe göre; kabz-ı ruh vaktinde, insanın âyinesine temessül eden Melek-ülMevt'in insanî ve cüz'î bir misali, Hazret-i Musa Aleyhisselâm gibi bir ulü-l azm ve celalli vehiddetli bir zâtın tokadına maruz olmak ve o misalî Melek-ül Mevt'in libası hükmündekisuret-i misaliyesindeki gözünü çıkarmak; ne muhaldir, ne fevkalâdedir, ne de gayr-ı makuldür.
İkinci Meslek 
odur ki: Hazret-i Cebrail, Mikâil, Azrail gibi melaike-i izam, birer nâzır-ı umumî hükmünde.. kendi nevilerinden ve kendilerine benzer küçük tarzda avanelerivardır. Ve o muavinler, enva'-ı mahlukata göre ayrı ayrıdırlar. Sulehanın
(Haşiye-1)
ervahınıkabzeden başkadır; ehl-i şekavetin ervahını kabzeden yine başkadır. Nasılki
@®O²L«9ö¬€@«O¬-@ÅX7!«:ö@®5²h«3ö¬€@«2¬+@ÅX7!«:ö
 âyetiişaret ediyor ki: "Kabz-ı ervah eden, taife taifedir." Bu mesleğe göre; Hazret-i MusaAleyhisselâm, Hazret-i Azrail Aleyhisselâm'a değil, belki Azrail'in bir avanesinin misalîcesedine, fıtrî celaletine ve hulkî celadetine ve Cenab-ı Hakk'ın yanında nazdar olmasına binaen, ona bir tokat aşketmek gayet makuldür.
(Haşiye-2)
Üçüncü Meslek:
Yirmidokuzuncu Söz'ün Dördüncü Esasında beyan edildiği gibi veehadîs-i şerifenin delalet ettiği üzere: "Bazımelaikeler var ki, kırkbin başı var. Her başında,kırkbin dili var -Demek, seksenbin gözü dahi var- Herbir dilde, kırkbin tesbihat var." Evetmadem melaikeler âlem-i şehadetin enva'ına göre müekkeldirler; âlem-i ervahta o enva'ıntesbihatlarını temsil ediyorlar, elbette öyle olmak lâzımgelir. Çünki meselâ Küre-i Arz bir mahluktur, Cenab-ı Hakk'ı tesbih ediyor. Değil kırkbin, belki yüzbinler baş hükmündeenva'ları var. Her nev'in, yüzbinler dil hükmünde efradları var ve hâkeza... Demek Küre-iArz'a müekkel meleğin kırkbin, belki yüzbinler başı olmalı. Ve her başında da yüzbinler dilolmalı ve hâkeza... İşte bu mesleğe binaen, Hazret-i Azrail Aleyhisselâm'ın her ferde
 
müteveccih bir yüzü ve bakar bir gözü vardır. Hazret-i Musa Aleyhisselâm'ın, Hazret-i AzrailAleyhisselâm'a tokat vurması; hâşâ Azrail Aleyhisselâm'ın mahiyet-i asliyesine ve şekl-ihakikîsine değil ve bir tahkir değil ve adem-i kabul değil; belki vazife-i risaletin dahadevamını ve bekasını arzu ettiği için, kendi eceline dikkat eden ve hizmetine sed çekmek isteyen bir göze şamar vurmuş ve vurur...
¬yÁV7!ö«G²X¬2öv²V¬Q²7!ö@«WÅ9¬!ö²u5ööyÁV7!öÅ ¬!ö«`²[«R²7!ö
v«V²Q«<ö«
ö¬Æ!«xÅM7@¬"öv«V²2«!öyÁV7«!]¬4ö«w<¬HÅ7!ö@Å8«@«4ö°€@«Z¬"@«L«B8öh«'!«:ö¬Æ@«B¬U²7!ö«•!öÅw;ö°€@«W«U²E8ö°€@«<³~ö-y²X¬8ö«Æ@«B¬U²7!ö«t²[«V«2ö«Ä«i²9«!ö›¬HÅ7!ö«x;
 
V7!öÅ ¬!ö
y«V<¬:²@«#ö-v«V²Q«<ö@«8«:ö¬y¬V<¬:²@«#ö«š@«R¬B²"!«:ö¬^«X²B¬S²7!ö«š@«R¬B²"!ö-y²X¬8ö«y«"@«L«#ö@«8ö«–x-Q¬AÅB«[«4ö½q²<«+ö²v¬Z¬"xV5ö¬Æ@«A²7« ²!ö~Y
7:!öÅ ¬!ö
-hÅ6ÅH«<ö@«8«:ö_«X¬±"«*ö¬G²X¬2ö²w¬8öÊu6ö¬y¬"ö@ÅX«8³~ö«–x7x- T«<ö¬v²V¬Q²7! ]¬4ö«–xF¬,!Åh7!«:
* * *, 19. Mektup 15. İşaret 2. Şüphesinde
İkinci Şube:
Cenazelerin ve cinlerin vemelaikelerin, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ı tanımalarıdır. Bunun da çok hâdiselerivar. Nümune için, şöhret bulmuş ve mevsuk imamlar haber vermiş birkaç nümuneyi, evvelâcenazelerden göstereceğiz. Amma cinn ve melaike ise, o mütevatirdir.. onların misalleri bir değil, bindir. İşte ölülerin konuşması misallerinden:
Birincisi şudur ki:
Ülema-i zahir ve bâtının, Tâbiîn zamanında en büyük reisi ve İmam-ı Ali'nin mühim ve sadık bir şakirdi olanHasan-ı Basrî haber veriyor ki: Bir adam, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın yanınagelerek ağlayıp sızladı. Dedi: "Benim küçük bir kızım vardı, şu yakın derede öldü, orayaattım." Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ona acıdı. Ona dedi: "Gel oraya gideceğiz."Gittiler. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm o ölmüş kızı çağırdı: "Yâ filane!" dedi. Birden
of 00

Leave a Comment

You must be to leave a comment.
Submit
Characters: ...
You must be to leave a comment.
Submit
Characters: ...