Kaptan Arthur Sabretash6 tarafından birkaç yıl önce getirilmiş iki mumyadan birisiydi.Buradaki mağaralar, Teb mezarlıklarından daha görkemli olmamakla birlikte, eskiMısır'ın özel yaşamına ilişkin çok daha fazla resim bulunması nedeniyle daha çok ilgiçekmekteydi. Bizim mumyanın alındığı odanın bu tür resimler bakımından oldukçazengin olduğu söylenmekteydi -duvarlar boydan boya fresklerle, yarım kabartmalarlakaplıydı; heykeller, vazolar, zengin desenli mozaik işleri ölünün servetininbüyüklüğünü göstermekteydi.Bu değerli hazine müzede, tam olarak Kaptan Sabretash'ın onu bulduğu haliylebırakılmıştı -yani, tabutun kapağı açılmamıştı. Sekiz yıl süreyle halkın yalnızcadışından görmesine izin verilmişti. Şimdi mumya bütünüyle emrimize amadeydi;yağmalanmamış bir eski eserin bizlere ulaşmasının ne kadar az rastlanır bir olayolduğunu bilenler; bu büyük şanstan dolayı kendimizi kuüamakta ne denli haklıolduğumuzu derhal anlardı.Masaya yaklaştığımda, üzerinde yaklaşık yedi ayak uzunluğunda, üç ayakgenişliğinde ve iki buçuk ayak derinliğinde büyük bir kutu ya da sandık gördüm. Tabutşeklinde değil, dikdörtgen bir sandıktı. Sandığın malzemesini önce frenk inciri (plata-nus) tahtası zannettik, ama kestiğimiz zaman karton olduğunu ya da daha doğru birdeyişle papirüsten oluşan papier mache7 olduğunu anladık. Cenaze merasimlerini vedaha başka kasvetli konuları betimleyen çok sayıda resimle bezenmişti -resimlerinarasına, değişik konumlarda, ölünün adı için olduğundan kuşku duyulmayacak bir dizihiyeroglif karakteri serpiştirilmişti. Allah-tan aramızda bulunan Bay Gliddon, tamamenfonetik olan bu harfleri tercüme etmekte hiç zorluk çekmedi. Ortaya çıkan sözcükşuydu: Allamistakeo.8Zarar vermeden sandığın kapağını açmakta biraz zorlandık; ama bu işibaşardığımızda dıştaki kutudan çok daha küçük ama her bakımdan tamamen onabenzeyen tabut biçimi ikinci bir sandıkla karşılaştık, ikisi arasındaki boşluk, içeridekisandığın rengini bir dereceye kadar bozan reçineyle doldurulmuştu.Bu ikinci sandığı açtığımızda (bunu çok kolaylıkla yaptık), yine tabut biçimindeüçüncü bir sandıkla karşılaştık; sedir ağacından yapılmış ve bu ağaca has güzelkokuyu hâlâ yaymakta olan bu sandık, malzemesi dışında hiçbir bakımdan ikincisandıktan farklı değildi.9 ikinci sandıkla üçüncü sandık arasında hiç boşluk yoktu -biridiğerine tam olarak uyuyordu.Üçüncü sandığı çıkararak içinde bulduğumuz gövdeyi dı-şan çıkardık. Her zamankigibi ketenden sıkı sıkıya sarılmış bant ve şeritlerle karşılaşmayı umuyorduk; ama,bunlann yerine papirüsten yapılmış bir tür kılıf bulduk; bu kılıfın üzeri yaldızlanmış veresimlerle bezenmiş bir alçı tabakasıyla kaplanmıştı. Resimler, ruhtan beklenen çeşitligörevlerle ilgili konulann yanı sıra ruhu tannlara tanıtmayı amaçlayan ve büyük birolasılıkla mumyalanmış kişinin portreleri olan çok sayıda birbirinin üpaüp aynı insanfigürlerinden oluşuyordu. Mumyanın başından ayağına kadar sütun halinde ya dayukarıdan aşağıya yazılmış fonetik hiyeroglif bir yazı10 yine ölünün adını, ünvanlannı,akrabalarının adlarını ve ünvanlannı veriyordu.Kınından sıyırdığımız boynun etrafında kanatlı kürelerle,11 çeşitli tanrılar, bokböceğigibi12 imgeleri oluşturacak şekilde dizilmiş renk renk cam boncuklardan bir kolyevardı. Belin en ince yerinin etrafında da benzer bir kuşak ya da kemer vardı.Papirüsü soyup çıkardığımızda etin son derece iyi korunmuş olduğunu gördük;hissedilir bir koku yoktu. Rengi kırmızı-ya çalıyordu. Cildi sert, pürüzsüz ve parlaktı. Dişleri ve saçı iyi durumdaydı. Gözleri(öyle gözüküyor ki) çıkanlmıştı ve yerine çok fazla sabit nazarlarla bakması dışındatıpkı canlı gibi gözüken son derece güzel cam gözler yerleştirilmişti. Parmaklar vetırnaklar parlak bir yaldızla boyanmıştı.Üst derinin renginden dolayı, Bay Gliddon mumyalamanın tamamen maden ziftiyle13yapıldığını düşünüyordu; ama yüzeyi çelik bir aletle kazıyıp elde edilen tozu aleveattığında, kâfur ve daha başka hoş kokulu sakızların kokusu kendini belli etti.Bağırsaklann çıkarıldığı kesik yerini bulmak için bedeni dikkatle araştırdık, ama büyükbir şaşkınlıkla böyle bir yer bulamadık, içimizden hiç kimse, o zaman, böyle tam ya da
Leave a Comment