yollardan geçtik. Yeri geldiğinde o da aynı şeyi yapacak" ve "İşin gereği bu." İşdedikleri morinayı "boşaltmak", yani kanını akıtıp gerdelde yıkamak ve sintineyeatmaktı. Bu da av günlerinde on altı ile yirmi saat boyunca elinizin sürekli denizsuyunda kalması demektir. Ve eller el olmaktan çıkardı! Tuzlu sudan mosmor,çatlak çatlak, pul pul olmuş, yara bereden geçilmeyen o zavallı uzuvların halinidüşünebiliyor musunuz? Bu korkunç çıraklık döneminin izlerini hâlâ taşıyorum.Ama tek sorun çalışma olsa keşke! Çünkü gemi hiyerarşisinde en alt kesimeyerleşmiş olan "çakıldaklı", çoğu zaman yorgunluktan, sinirden ve alkolden bitkindüşmüş mürettebatın hizmetine bakmak zorundadır. Normal olarak elinde çorbakâsesi, kahve dolu kabı ve karavana, o güverte senin bu güverte benimkoşuşturup aşçıya yardım eder ya da ağzını dolduran ve soluk
alamaz
hale geti-ren yirmi yanar sigarayı sırasıyla sahiplerine dağıtır. Ve kısa süreli uykusunun, otşiltesinde yatarken gece tayfasına hizmet etmesi içinkafasına yediği takunya darbeleriyle bölünmesi ender görülen şeylerden değildir.Üstelik hangi yüzle dert yanacaktım ki? Bu noktaya gelmek için ne kadarçırpındığımı unutmuş muydum? "Kendin istedin it oğlu it!" Ve bunlar yetmezmişgibi bir de, bir ekonomik ve toplumsal sistemin kurbanı olduklarını, hiçbir siyasalyönlendirmeye gerek kalmadan genel hatlarıyla kendiliklerinden bilen mü-rettebatın tuhaf ve sınırsız gücünü oluşturan kendi aralarındaki dayanışma sözkonusuydu. Tüm sömürülen sınıflarda durum aynıdır. Sefalet ve acılar bu insanlarıbirbirine düşürür, ama hepsi bu sefaletin ve bu acıların suçunun düzene vedüzenin sahiplerine yüklenmesi gerektiğini bilirler. Newfounland sularındaavlanan balıkçı teknesi söz konusu olduğunda da sahibi armatördür. Armatör! Bugemilerin sıradan balıkçısı asla görmez onu, bir tür mitolojik bir sülük, görünmezbir canavardır adeta. Sefer dönüşü yalnızca kaptan çıkar karşısına. Gemidemeydana gelen bir ağır yaralanma, hatta ölüm olayının, onu verimsiz geçen birsefer kadar etkilemeyeceğini peşinen kabullenerek, rakamlar ve insanlarla ilgiliayrıntıları harmanlayarak sözlü bir rapor verir. Tüm mürettebatın ve kaptanınsözleşmelerinin yenilenmesi, işte bu görüşmeye bağlıdır.Kendim kaptan olmadan önce armatörümle karşılaşmadım. Ama iki çocuğu,sekiz gündür boşu boşuna Grönland'ın sarp kıyılarını dolaşan, ağlarla donanmışarka rampalı açık deniz balıkçı gemisi Frehel'de boy gösterdiğinde, on altıyaşındaydım. Gemide hava çok gergindi ve armatörün çocukları olan on sekizyaşındaki oğlanla on yaşındaki kız tam da gelecek vakti bulmuşlardı. Yine dekaptan, bir şalupanın lüks bir yattan getirdiği bu çocukların etrafında pervaneolmuş, onlara bu büyük mesleği öğretmeye çalışıyordu. İşten başımıalamadığımdan gemide geçirdikleri kırk sekiz saat boyunca vakit bulup onlarıgöremedim, ama istemeden hayat tecrübelerine çeşni katan bir olaya nedenoldum. İkinci kaptan, yanında iki konuğumuzla çıkageldiğinde arka güverteyifırçalamaktaydım. İkinci kaptan tüm havasını son derece bakımlı siyah sakalınave ağzından eksik etmediği iyi cins purolara borçlu, zebella yapılı gerze-ğintekiydi. Tepemde dikildi ve parmağıyla sönmüş sigarasını işaret etti. Süpürgeyinereye koyacağımı bilemeden elim ayağım bir-
birine dolaşarak, muçoluk görevlerinden birinin simgesi olan kocaman, kahverengigazlı çakmağı cebimden çıkarıp tam ikinci kaptanın purosuna doğru uzattığım sırada,ani bir dalgayla dengem bozuldu, öne doğru kaykılıverdim. Alev birden adamın ogüzelim parlak ve ışıltılı sakalına dalıp çıtırdatmaya başlamasın mı! Çığlık atarakgeriye sıçradı. Oralarda, üzerinde kocaman bir morina bulunan bir ringa fıçısı vardı. Obalığı kuyruğundan kapmasıyla var gücüyle suratıma indirmesi bir oldu. Aslındabalıkçı gemilerinde bu iş "bankiz kamçısı" denilen yağlı ve çıkıntıları bulunan bir
Leave a Comment