• Embed Doc
  • Readcast
  • Collections
  • CommentGo Back
Download
 
içindekiler 
Suskun âşıklar Ermişler Bayramı mantarları
33
Théobald ya da kusursuz cinayet 
51
Havai fişekler ya da anma töreni
63
Blandine ya da babanın ziyareti
81
 Afrika serüvenleri
91
Lucie ya da gölgesiz kadın
95
 Ayakta yazmak 
118
Hayalet otomobil
121
Tehlikeli merhamet 
124
Yıldızların dilencisi
126
Samanların üstündeki bebek 
137
Müneccim Kral Faust 
145
 Anqus
150
Pierrot ya da gecenin gizemleri
171
Ekmeğin efsanesi
184
Müziğin ve dansın efsanesi
188
Parfümlerin efsanesi
191
Resmin efsanesi
196İki şölen
 ya da anma töreni
200
 
Suskun âşıklar 
ERKEK. Yves Oudalle. Adım bu. 21 Mart 1930'da Yport'da doğmuşum. Balıkçı birbaba ile çocuk doğurmaktan başka işi olmayan bir anneden. Babam kıyı balıkçılığıyapıyordu; kayığı pekâlâ tek başına idare edebilecekken, neden bilmem birarkadaşıyla birlikte sefere çıkmayı yeğlemişti. Ve ta ki ağabeyim ona yardımcıolacak yaşa gelinceye kadar bu böyle sürmüştü. İşte hayatımı mahveden de, buağabeyin varlığı oldu. Kendisini kıskanıyordum ve ondan daha üstün olmakarzusuyla yanıp tutuşuyordum. Oysa çözüm gözlerimin önündeydi: Fécamp'ta,hani şu her çarşamba pazarına gittiğimiz morina limanında. Ağabeyim uskumru,ringa balığı, tarak avlıyordu. Ben morina avlayacaktım. O, yedi metrelik birtekneyle sabah gidip akşam geliyordu. Oysa ben, hani canım büyük sefere çıkma-dan önce, kış aylarında kızağa çekilip onarılırken seyrine doyama-dığım şu yetmişmetre boyunda on metre eninde büyük balıkçı gemileri var ya, onlardan birinebinip, dört ay boyunca açık denizlerde dolaşacaktım. Ağabeyim ufak işlerleuğraşıyordu, ben büyük oynayacaktım. Elli kişilik gemi mürettebatıyla birliktedünyanın en soğuk denizlerine, Newfoundland ve Arktika bankizlerine gidecek-tim. Aklım fikrim okulu bırakıp bir an evvel denize açılmaktaydı. Gerçi yasalar onbeş yaşından küçüklerin muço alınmasını engelliyordu ama, bir akrabanın kefilolmadurumunda daha çük yaşta da denize açılabileceğimi biliyordum.Kaptanlık yapan uzak bir akraba sayesinde daha on üç yaşında ilk sözleşmemiimzaladım.Fabrikalarda, mür ocaklarında çalışan, Beauce ovalarında koyun güdençocukların yaşamlakonusunda bir bilgim yok. Ama şunu çok iyi biliyorum:Büyük balıkçı teknesinde çalışan bir muço-nun hayatı cehennemden farksızdır.zgelimi o nemin Larous-se'undaki "günah kisi" maddesinde, "Momürettebatın günah keçisiydi" gibi bir örneğe rastlamak mümkündü. Evet Muçoadı verilen bu çocuğu sömürmek, öfkesini kusmak, dövmek, canı istediğindealtına yatırıp düzmek için iki gerekçe vardı adamların ellerinde: "Hepimiz aynı
 
yollardan geçtik. Yeri geldiğinde o da aynı şeyi yapacak" ve "İşin gereği bu." İşdedikleri morinayı "boşaltmak", yani kanını akıtıp gerdelde yıkamak ve sintineyeatmaktı. Bu da av günlerinde on altı ile yirmi saat boyunca elinizin sürekli denizsuyunda kalması demektir. Ve eller el olmaktan çıkardı! Tuzlu sudan mosmor,çatlak çatlak, pul pul olmuş, yara bereden geçilmeyen o zavallı uzuvların halinidüşünebiliyor musunuz? Bu korkunç çıraklık döneminin izlerini hâlâ taşıyorum.Ama tek sorun çalışma olsa keşke! Çünkü gemi hiyerarşisinde en alt kesimeyerleşmiş olan "çakıldaklı", çoğu zaman yorgunluktan, sinirden ve alkolden bitkindüşmüş mürettebatın hizmetine bakmak zorundadır. Normal olarak elinde çorbasesi, kahve dolu kave karavana, o verte senin bu verte benimkoşuşturup aşçıya yardım eder ya da ağzını dolduran ve soluk
alamaz 
hale geti-ren yirmi yanar sigarayı sırasıyla sahiplerine dağıtır. Ve kısa süreli uykusunun, otşiltesinde yatarken gece tayfasına hizmet etmesi içinkafasına yediği takunya darbeleriyle bölünmesi ender görülen şeylerden değildir.Üstelik hangi zle dert yanacaktım ki? Bu noktaya gelmek in ne kadarçırpındığımı unutmuş muydum? "Kendin istedin it oğlu it!" Ve bunlar yetmezmişgibi bir de, bir ekonomik ve toplumsal sistemin kurbanı olduklarını, hiçbir siyasalyönlendirmeye gerek kalmadan genel hatlarıyla kendiliklerinden bilen mü-rettebatın tuhaf ve sınırsız gücünü oluşturan kendi aralarındaki dayanışma sözkonusuydu. Tüm sömürülen sınıflarda durum aynıdır. Sefalet ve acılar bu insanlarıbirbirine düşürür, ama hepsi bu sefaletin ve bu acıların suçunun düzene vezenin sahiplerine klenmesi gerektiğini bilirler. Newfounland sularındaavlanan balıkçı teknesi söz konusu olduğunda da sahibi armatördür. Armatör! Bugemilerin sıradan balıkçısı asla görmez onu, bir tür mitolojik bir sülük, görünmezbir canavardır adeta. Sefer dönüşü yalnızca kaptan çıkar karşısına. Gemidemeydana gelen bir ağır yaralanma, hatta ölüm olayının, onu verimsiz geçen birsefer kadar etkilemeyeceğini peşinen kabullenerek, rakamlar ve insanlarla ilgiliayrıntıları harmanlayarak sözlü bir rapor verir. Tüm mürettebatın ve kaptanınsözleşmelerinin yenilenmesi, işte bu görüşmeye bağlıdır.Kendim kaptan olmadan önce armatörümle karşılaşmadım. Ama iki çocuğu,sekiz gündür boşu boşuna Grönland'ın sarp kıyılarını dolaşan, ağlarla donanmışarka rampalı ık deniz balıkçı gemisi Frehel'de boy sterdiğinde, on altıyaşındaydım. Gemide hava çok gergindi ve armatörün çocukları olan on sekizyaşındaki oğlanla on yaşındaki kız tam da gelecek vakti bulmuşlardı. Yine dekaptan, bir şalupanın lüks bir yattan getirdiği bu çocukların etrafında pervaneolmuş, onlara bu k mesli öğretmeye çaşıyordu. İşten başıalamadığımdan gemide geçirdikleri kırk sekiz saat boyunca vakit bulup onlarıgöremedim, ama istemeden hayat tecrübelerine çeşni katan bir olaya nedenoldum. İkinci kaptan, yanında iki konuğumuzla çıkageldiğinde arka güverteyifırçalamaktaydım. İkinci kaptan tüm havasını son derece bakımlı siyah sakalınave ağzından eksik etmediği iyi cins purolara borçlu, zebella yapılı gerze-ğintekiydi. Tepemde dikildi ve parmağıyla sönmüş sigarasını işaret etti. Süpürgeyinereye koyacağımı bilemeden elim ayağım bir-
birine dolaşarak, muçoluk görevlerinden birinin simgesi olan kocaman, kahverengigazlı çakmağı cebimden çıkarıp tam ikinci kaptanın purosuna doğru uzattığım sırada,ani bir dalgayla dengem bozuldu, öne doğru kaykılıverdim. Alev birden adamın ogüzelim parlak ve ışıltılı sakalına dalıp çıtırdatmaya başlamasın mı! Çığlık atarakgeriye sıçradı. Oralarda, üzerinde kocaman bir morina bulunan bir ringa fıçısı vardı. Obalığı kuyruğundan kapmasıyla var gücüyle suratıma indirmesi bir oldu. Aslındabalıkçı gemilerinde bu "bankiz kamçısı" denilen yağve çıkıntıları bulunan bir
of 00

Leave a Comment

You must be to leave a comment.
Submit
Characters: ...
You must be to leave a comment.
Submit
Characters: ...