Welcome to Scribd. Sign in or start your free trial to enjoy unlimited e-books, audiobooks & documents.Find out more
Download
Standard view
Full view
of .
Look up keyword
Like this
8Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Karanligin Yüregi

Karanligin Yüregi

Ratings: (0)|Views: 1,171|Likes:
Published by Kacakkova

More info:

Published by: Kacakkova on Jul 07, 2009
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOCX, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

01/08/2013

pdf

text

original

 
[
 
Karanligin Yüregi
, Joseph Conrad, cev: Sevim Kantarcioglu, Kültür ve TurizmBakanlığı Yayınları:572, Tercüme eserler Dizisi: 37, Birinci basim: Nisan 1984
]
„Sokakta yürürken, sebebini bilmediğim acayip bir duyguya kapıldım, kendimisahtekar bir kişi olarak görüyordum. Dünyanın herhangi bir yerine gitmek içinyirmidört saat içinde bütün haızrlıklarını tamamlayan ve pek çok kişinin bir sokaktakarşıdan karşıya geçmek konusunda karar vermek için harcadığı zamandan çokdaha az bir zamanda kararını vermiş olan ben, bu alelade maceraya atılmadan önce,gariptir ki, tereddüt diyemesem de, bir anlık bir duraklama geçirdim. Bunu size eniyi şu şekilde açıklayabilirim: Bir kaç saniye için kendimi sanki bir kıtanın merkezinedeğil de, yerkürenin merkezine gitmek üzere yola çıkıyormuş gibi hissettim.“ (35)„Karanlık bir gedikten gçrdüğüm ay, sessizce akan koca nehrin üstünde pırıl pırılparlıyordu. Tabiat muazzamdı, sessiz ve bekleyiş içindeydi. İnsan ise, kendi etrafındaçırpınıp duruyordu. Acaba bu bizi seyreden muazzam tabiatın yüzündeki huzuru biryakarış olarak mı, yoksa bir tehdit olarak mı anlamalıydık. Buralara dökülmüş olan bizler kim oluyorduk? BU dilsiz varlıkla başa çıkabilecek miydik? Yoksa o mu bizimle başa çıkacaktı? BU dilsiz ve sağır olan şeyin ne kadar büyük olduğunuhissediyordum. Onun özünde ne vardı?“„nehir önümüzde genişleyerek açılıyor, ve arkamızda sanki dönüşümüzü imkansızkılmak için ormanla birleşerek kapanıyordu. Gittikçe derinleşen karanlığın yüreğinesızıyorduk. Burası çok sessizdi. Geceleri ağaçların oluşturduğu kalın perdeninarkasından tamtam sesleri nehre kadar havada yuvarlanarak geliyor ve orada belli belirsiz asılı kaıyordu ve sanki şafağa kadar başlarımızın üstünde havada kanatçırpıyordu. Bunun anlamının harp mı, sulh mu yoksa dua mı olduğunu bilmiyorduk.Üzerimize çöken soğuk durgun hava şafağın habercisiydi; oduncularuyuyor, ateşleri de külleniyordu, tek bir dalın bile çatırtısı, insanı yerindensıçratacak kadar gürültülü oluyordu. Tarihten önceki zamanlarda, bilinmeyen birgezegene benzeyen bir dünyada yaşayan seyyahlara benziyorduk, Kendimizilanetlenmiş birmirasın sahibi olarak düşünebilirdik“ (70)„…varoluşun hiçbir iz ve hatıra bırakmaksızın geçip gitmiş olan o karanlık gecesindeseyahat ediyorduk“ (71)„Yeterince cesaretiniz varsa, siz de, bu gürültünün ifade ettiği korkunç gerçeğin,hafifde olsa içinizde uyandırdığı yankının varlığını kabul edersiniz. O ilkel varoluşlseviyesinden çok uzak olan siz de, onda bir mana olduğunu, az da olsa anlarsınız.Niçin olmasın?İnsan dimağı herşeye muktedişrdir, çünkü heriey onun içindedir,geçmiş de gelecek de onun içindedir. Peki bu manzarada ne vardı? Sevin., korku,
 
üzüntü, inan.,cesaret, gazap kim bilir? Onda bulunan tek şey, zamanın kendisinegizdirdiği esvaptan sıyrılmış, çıplak hakikatti. Bırakınız aptallar şaşsın ve titresin,insan bunu bilir ve ona gözünü kırpmaksızın bakar. Ancak bunun için, insanın en az bu kıyıdakiler kadar insan olması gerekir. İnsan gerçek benliğini oluşturan, doğuştansahip olduğu bu güzle, bu hakikatle yüzyüye gelmelidir. Prensipler mi?Prensiplerhiçbir işe yaramaz. Medeniyetin getirdikleri, esvaplar, paçavralardır. İşl sarsıntıdauçup gidecek paçavralar. Hayır, insanın gerçek bir ‚inanca‘ ihtiyacı vardır. Bu şeytanikavgada insana gerekli olan bir destek var mı? Pekala, işitiyorum, kabul ediyorum,fakat benim de bir fikrim var. Sonuç ne olursa olsun, bu ifade edilmesi gereken birfikir. Tabii ki, bir aptal, sırf korkudan veya medeni duygu ve düşüncelerden dolayı,daima emniyettedir. Homurdanan kim? Ulumak veya dans etmek için kıyıya çıkıpçıkmadığımı bilmek mi istiyorsunuz? Haır, kıyıya çıkmadım. Medeni olduğum için,kıyıya çıkıp çıkmadığımı zannediyorsunuz. Medeniyet kimin umrunda? Zamanımyoktu“ (71-72)“Her şey Kurtz’a aitti ve bu çok gülünçtü. Önemli olan şey kendisinin neye aitolduğunu ve karanlığın kaç çeş,t gücünün kendisi üzerinde hak iddia ettiğini bilmekti. İnsanın tüylerini diken diken eden düşünce buydu. Bunu hayal etmeyeçalışmak hem imknasız, hem de insan için iyi bir şey değildir. Kurtz, bu vahşidünyanın tanrıları arasında yüksek bir mevki işgal etmişti. Bunu gerçek anlamdasöylüyorum. Siz bunu anlayamazsınız. Nasıl anlyabilirsiniz ki? Ayaklarınızın altındasağlam kaldırımlar, etrafınızda sizi neşelendirecek, hatırınızı soracak iyi kalplikomşular, kasap ve polis arasında kolayca aşılacak küçük mesafe ve içinizdetımarhane, darağacı ve sakndalın uyandırdığı kutsal korku oldukça, bunu anlamanızmümkün değildir. İçinde bir tek polisin bile bulunmadığı mutlak bir yalnızlık vetoplum değerlerişni kulağınıza fısıldayacak iyi kalpli bir kimsenin uyarıcı sesi bileolmayan mutlak bir sessizlikte, bir insanın yasak tanımayan ayağının, onu ilkçağların hangi bölgesine götürebileceğini nasıl hayal edebilirsiniz? Bu küçük şeylerçok büyük bir öneme sahiptirler. Bunlar ortadan kalktığı zaman, kendi tabiatınızdakigüce, kendinizdeki inanma kapasitesine dayanmak zorundasınız. Hata yapacakkadar aptal olmanız, hatta karanalık güçlerin saldırısına uğradığınızı anlamayacakkadar akılsız olmanız tabiidir. Hiç bir aptal ruhu için şeytanla pazarlık yapmamıştır.Ya insan şeytana yenilecek kadar zayıftır, ya şeytan çok güçlüdür. Ya da insan, ilahideğrlerden başka hiçbir şeye ilgi duyamayacak kadar yücelmiş bir varlık olabilir. Budurumda yeryüzü sizin için bir kazanç mı, yoksa bir kayıp mıdır? İşte bunu biliyormuş gibi davranamam. Çoğumuz ne meleğiz ne de şeytan. Dünya, içindeyaşadığımız bir yerdir. Orada manzaralarla, seslerle, kokularla beraber yaşamakzorundayız. Orada ölü suaygırının kokusuna tahammül etmek ve onun gibiçürümemek zorundayız. İşte o noktada kendi gücümüze, bu kokmuş maddeyi
 
gömmek için gösterişsiz çukurlar açabilme kabiliyetimize olan inancımıza dayanmakzorundayız. İşte bu noktada güçlerimizi kendimize değil, omuzlarımızı çökerten birdavaya adamaya mecburuz. Bu, oldukça zor bir iştir. Dikkat ediniz. Kendimi mazurgöstermeye veya sdize durumu açıklamaya çalışmıyorum. Mr. Kurtz’la veya onungölgesiyle olan ilişkimin niteliğini anlamaya çalışıyorum.” (90.91)“Bu durum, sadece, Mr. Kurtz’un sahip olduğu şevhetlerin tatminini engelleyecekyasaklardan mahrum olduğunu, onda bir şeyin eksik olduğunu gösteriyorlardı.Kendisine acilen ihtiyaç duyulduğu zaman, o muhteşem belagatın gerisinde bulunamayan önemsiz bir şey. Kurtz, kendisindeki bu eksiği biliyor muydu? Yoksa bilmiyor muydu? Bu konuda bir şey söyleyemem. Zannederim, bu eksikliğini sonnefesinde öğrenmişti, fakat vahşi dünya onu habersiz yakalamış ve bu hayaliistilanın intikamını amansızca almıştı. Kanaatimce, bu vahşi alem, Kurtz’a kendisihakkında bilmediği, büyük yalnızlığıyla başbaşa kalıncaya kadar hiçbir şekildefarkına dahi varmadığı şeyleri fısıldamıştı ve bu fısıltı dayanaılmaz bir cazibeyedönüşmüştü. Bu fısltı, onun içinde büyük bir yankı uyandırmıştı, çünkü Kurtz’un içi boştu....” (104)“Kahrolsun! Evrenin manevi dayanaklarını paramparça etmişti. Yapayalnızdı veonun önünde duran ben, toprağa mı basıyordum, yoksa hada mı yürüyorum, bilemiyordum. Size aramızdaki konuşmayı, aynı söyleri tekrarlayarak aktarmayaçalışıyorum, ama bunun faydası nedir? Kullandığımız kelimeler, hepimizin bilidğigünlüük kelimeler, hayatın her yeni günüdfe değiş tokuş ettiğimiz seslerdi. Önemliolna şey, bu kelimelerin güzlediği, rüyalarımızda işittiğimiz, kabüslarda söylediğimizkorkunç imalardı. Ruh! Eğer ruhuyla mücadele etmiş biri varsa, o da benim.çTartıştığım kişi deli değildi. İster inanınız, ister inanmayınızı, aklı tamamen başındayıd. Dikkatinin korkunç bir kesafetle sadece kendi üzerinde toplandığıdoğrudur, ama aklı başındaydı. Bu durumda orada onu öldürmekten kaçınmak, tekşansımdı, aksi halde çıkacak gürültü engellenmezdi. Kurtz’un ruhu çılgındı. Vahşidünyada yapayalnıl kalmış olan bu ruh, kendi özüne bakmıştı ve aman tanrım! Sizedelirmişti diyorum. Zannederim bven de, işlediğim günahları görmek için, kendiruhumun derinliklerine dalmak gibi büyük bir tehlikeyle yüzyüze gelmek zorundakaldım.Hiçbir güzel kouşma, onun son samimi konuşması kadar insanlığa olaninancımızı kökünden kurtucu olamaz. Kurtz, kendi kendisiyle de mücadelehalindeydi. Bunu hem gördüm, hem de işittim. Hiçbir şeye inanmayan, hiçbir yasağa boyun eğmeyen, korkusuz, fakat yine de kendi kendisiyle kör bir şekilde mücadeleeden bir ruhun akıl almaz sırlarını öğrendim. Onu kanepeye götürüp yatırdığımzaman, alnımdaki terleri sildim, tepeden tırnağa bir tonluk yük taşımışım gibi,

Activity (8)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 hundred reads
1 thousand reads
Sevil Yıldrım liked this
anacalypsis liked this
Fırat Demir liked this
eskidji liked this
Kevser Azak liked this
neslihandani liked this

You're Reading a Free Preview

Download
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->