Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Look up keyword
Like this
3Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Yaşar Kemal - Al Gözüm Seyreyle Salih

Yaşar Kemal - Al Gözüm Seyreyle Salih

Ratings: (0)|Views: 332|Likes:
Published by arsivlik12

More info:

Published by: arsivlik12 on Oct 02, 2009
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOC, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/20/2013

pdf

text

original

 
Yaşar Kemal _ Al Gözüm Seyreyle SalihİSTANBULYapı Kredi Yayınlan -1973 Edebiyat - 564Al Gözüm Seyreyle Salih / Yaşar KemalKitap Editörleri: Ayça Sabuncuoğlu - Tamer Erdoğan Düzelti: Belgin SunalKapak Tasanmı: Yeşim BalabanBaskı: Şefik Matbaası Marmara Sanayi Sitesi M Blok No: 291 İkitelli/İstanbul1. Baskı: 1976, Cem Yayınevi1976 - 2003, Cem Yayınevi, Karacan Yayınlan, Toros Yaymlan, Adam Yayınlan YKY'de1. Baskı: İstanbul, Ocak 20042. Baskı: İstanbul, Mart 2004ISBN 975-08-0727-8© Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Ticaret ve Sanayi A.Ş., 2003Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Ticaret ve Sanayi A.Ş.Yapı Kredi Kültür Merkeziİstiklal Caddesi No. 285 Beyoğlu 34433 İstanbulTelefon: (0 212) 252 47 00 (pbx) Faks: (0 212) 293 07 23Bilgi Hattı: (0 212) 473 0 444 http: / / www.yapikrediyayinlari.com e-posta:ykkultur@ykykultur.com.trInternet satış adresi: http://www.estore.com.tr/bulvar/yky www.teleweb.com.trKulağı kirişteydi, ilk horozlarda yataktan fırladı, yüzüne bir iki avuç su atıpdışarıya çıktı. Evde herkes uyuyordu. Dokuma tezgahları hüzünlü, kanlarıçekilmiş, ölü gibi sessiz öylece ortalıkta duruyorlardı. Kafasında tezgahlarıngürültüsü, mekiklerin işleyişiyle yola düştü. Az sonra balıkçılar ardı ardınarıhtımdan denize açılacaklar, denizin ta ucunda, arkasında yitip gideceklerdi.Temel Reis de gidecekti kocaman mavi motoruyla. Mavi motor çok mavi bir kuşabenziyordu. Temel Reis öyle diyor, motorunu, mavi kuşum diye seviyordu.Rıhtıma gelip de kayasının kovuğuna girip seyretmeye başladığında ilk balıkçımotoru denize açılıyordu. Bu ilk motor, uzun boyunlu, kırmızı yüzlü, yüzü biryırtıcı kuşun yüzüne benzeyen Kara Osman Reisindi. Şu Kara Osman Reis var ya,Reise kurban olsun, hiçbir şeye benzemiyordu. Yanında da hiçbir tayfayıbarındırmıyordu. Her tayfa onunla ancak bir kere denize çıkıyor, sonra canınıkaraya zor atıyordu. Çoğu kez denize ancak iki, çok çok üç tayfaylaçıkabiliyordu. İnsanlara deli gibi kızıyordu. Hep kendisi haklıydı. Ne yapsa, neetse hep kendisi doğruydu. Yeryüzündeki tekmil yaratıklar ona kötülük yapmakiçin var olmuşlardı...Bu limana kış, bahar aylarında Karadenizden, Marmara-dan, Çanakkaleden çokbalıkçı teknesi geliyordu. Türlü türlü tekneler, insanlar rıhtım boyunca kıyıyıdolduruyorlardı.Kara Osman Reisin arkasından "Ekmek Parası" motoru ayrıldı limandan. Onunarkasından da, çok yeşil "Derya Gülü" açıldı. Sonra sırasıyla birer ikişer,dumanlarını salıvererek, pat-pat, denize yürüdüler ötekiler de.Temel Reis de gitti. Salih saydı, dokuzuncu motor onun bindiği motordu. TemelReisin boynunda her zaman kırmızı bir mendil dolalı olurdu.Önce motorların sesi gittikçe uzaklaştı, patpatları duyulmaz oldu. Sonra tekmilmotorlar birer ikişer denizin ucundan öteye düşüverdiler. Deniz bomboş kaldı.Martılar Dış adanın üstünden bir havalanıyor, sonra bir büyük çarşaf gibi apakdalgalanarak gerisin geri adanın üstüne inip, kararmış adayı apak örtüyorlardı.Salih bir süre gözlerini bomboş kalmış, dümdüz denizden ayıramadı. Sonrayoruldu, martılara bakmaya başladı. Ondan da bıktı, canı sıkıldı, içi birboşlukta büyüdü, kalktı, kıyı boyunca, suların ucuna basa basa Kumtepeye doğruyürüdü. Kumlar dalga dalga, damar damar, çok budaklı bir tahta gibiişlenmiştiler. Midye kabukları kumlara saplanmışlar diş diş, ürpermiş tüylergibi kumlardan çıkmışlardı. Şişeler, çam kabukları, tahtalar, naylon toplar, sukapları, bakraçlar, sürahiler... Kıyı zifte bulanmıştı. Dış ada da ziftebulanmıştı yarısına kadar, deniz zift kokuyordu.Salih bir küçücük karabatak ölüsü gördü. Gövdesi kumlukta, başı deniziniçindeydi, küçücük güzel başı incecik çırpıntılar bir o yana bir bu yanasallayıp duruyorlardı. Salih bu ölü, hüzünlü karabatağa daldı kaldı. Gözlerinibu ölü kuştan uzun bir süre ayıramadı. Ölüm neydi, ölüm neredeydi? Nasıl bir
 
şeydi? Şu denizde durmadan oynayan, batıp çıkan kuş, nasıl böyle ölmüştü? Ölümneydi, nereden geliyordu, var olan bir şey miydi?Ölü kuşu yerden aldı, kayalığın tepesine, dizleri acıyarak çıktı. Sol eli dekanadı. Ölü karabatağı var gücüyle kayalığın sivrisinden denize fırlattı.Karabatak bir iri dalganın ortasına düştü. Battı çıktı, battı çıktı, sonradenizin düzüne serildi kaldı.Salih kayalıktan çabuk çabuk indi. Kulağına ta uzaktaki kasabadan çekiç seslerigeliyordu. Kayalığın dibini yalıyordu deniz, tutuna tutuna karşıya geçti. Birdendurdu, denize uzanmış kayanın çukurundaki suyun içinde bir martı yavrusugörmüştü, kuş çırpınıyordu. Yüreği hop etti, oraya koştu. Martı yavrusu sarıkaramsı gagasını açmış, kanatlarını gelişigüzel sa-vurmuş, tüyleri domurdomur... Salih vardı, yavrunun başında durdu, sonra eğildi kuşu eline aldı.Kuşun bir kanadı kırıktı, tüyleri de yer yer yolunmuş gibiydi, kanadın bir kısmıçıplaktı.Salih üşüyen, titreyen martı yavrusunu gömleğinin eteğine sardı. Martıyavrusunun gözleri güzeldi. Uzun bir süre de onun gözlerine daldı. Sonra birdenkendisine geldi, o öyle durmuş seyrederken nerdeyse fıkara yavru ölecekti.Martılar ne yer, martı yavrusu ne yer, balık değil mi? Salih bu buluşuna çoksevindi. Kırık kanadı ne yapmalı, martılar da insanlar gibi, değil mi? Belki dedeğil... Büyükanası bir belaydı, çok mendeburdu, ona da, herkese de, bütündünyaya da düşmandı. Kurda kuşa, börtü böceğe de düşmandı. O, dünyadaki her şeyikırıp dökmek, öldürmek isterdi ya, çok da güzel merhem yapardı. Onun merhemikurşun yaralarını bile üç günde iyi etmişti, bir küçücük kuşun mu kanadını iyiedemeyecekti? Onun merhemleri her derde dermandı. Bunu bu kasabada da,köylerinde de, bu kıyılarda da bilmeyen yoktu. O kaçakçılar bile, denizdekitüfekli korsanlar bile onun merheminin ölüyü dirilttiğini bilirlerdi. Ammavelakin, bu kanadı kırık kuşu Salih ona nasıl alır da götürürdü? Bu kuşubulduğuna sevinmişti. Belki de biraz sonra böyle bir kuşu var diye sevincindendeliye dönecekti, gözleri, tüyleri duman rengi, göğsü kar gibi, ne güzeldi.İnsan bakmaya doyamaz.Çok üzüldü Salih, bin pişman oldu. Zaten eskiden de pişman olmuştu ya, şimdiartık pişmanlığının ölçüsü yoktu. Çok fena, çok fena bir şey yapmıştıbüyükanasına. İyi ki o mendebur bağırsak ölmemişti. Keski de o zaman ölseydi."Varsınlar öylesi insanlar ölsünler," diye söylendi Salih. "Ölsünler... Böyleyeryüzüne gökyüzüne düşman, cehennemde yaşayacaklarına, ölsünler."Salihin öfkesi arttıkça artıyor, denize doğru bıçak gibi, "ölsünler" sözcüğünükapıp koyveriyordu. Çocukluk işte, ne vardı yani, ne vardı da, ne kadar kötüolursa olsun büyükana, ne vardı da ona bu kötülüğü yaptı, öldürücü darbeyiindirdi? O gün bugündür iflah olamayıp gitti kadıncağız. Belki de Sa-lihe dahaöfkesi geçmemişti. Belki de bir gece onun gırtlağını sıkıverir öldürür, şurayaatardı. Arada sırada daldırıp gittiği tezgahının başında Salihe bir göz atıyorduki, ağılı bir kurşun gibi bakışları. Salihin bu yanından giriyor, öteki yanındançıkıyordu.Al işte, şimdi de işi düşmüştü. Onun yüzünden bu fıkara martı ölecekti. Salihbüyükanaya o kötülüğü yapmamış olsaydı, büyükana belki de ona merhem verir belkide kendi eliyle bu fıkara martının yarasını sarardı. Ne belkisi, kesinliklesarardı. O kurda kuşa, börtü böceğe, açan çiçeğe bile düşman değil miydi? Okadar yaşlıydı ki kimi zaman düşmanlıklarını unutuyor, unuttuğunda yüzü nurgibi, bebeciklerin suratları gibi, ama kırışık, örümcek ağı, bir bebe yüzü gibioluyordu. Belki de bir an unuttuğunda, Salih onun o anını yakalayıp elindenmerhemi alabilirdi.O da, o da herkese bu kadar kötülük düşünmesin. İyi, çok güzel ettim ona ya,dişlerini sıktı, olan bu kuşa oldu.Kim bilir, belki de...Kuş kanadından anlayacak kimse yok mu acaba, kuş kanadını iyileştirecek? Bütünkasabayı gözünün önünden geçirdi, vay anasını, büyükanasmdan başka bu işiyapabilecek kimse yoktu kasabada. Çok insan vardı, çok da iyi insan vardı ya,ölü diriltecek merhemi olan bir tek insan vardı, o da o dağarcık suratlıkocakarı.Salih, kimisinde onu sevdiğini anımsıyor, bunu kendi kendisine bilesöyleyemiyordu. İçine içine bastırıyordu bu duygusunu.
 
Kuşun gözlerine bakıyor, kanadını inceden inceye gözden geçiriyor, bu yarı ölü,iflah olmaz kuşu buraya bırakıp gitmek, ya da şu kayanın sivrisine çıkıp vargücüyle fırlatmak istiyor, karabatak ölüsü gibi, ama o karabatak ölüsü ölü,buysa yarı canlı, dirilebilir, hele büyükananm merhemi olunca, bir türlü buküçücük kuşu bırakmaya içi elvermiyordu."Bırakırım onu burada, gitmem o kocakarıya, cadıya.""Bırakmazsın," diye karşılık verdi kendi kendine."Bırakırım.""Bırakamazsın."Uzaktan onu dinleyen, iki adamın biribiriyle, daha doğrusu iki çocuğun, kıyasıyabir kavgaya tutuştuklarını sanırdı."Kim demiş bırakamam diye?""Bırakamazsın.""Bırakırım, babamın oğlu mu?"10"Zırt, bırakamazsın, zırt..."Salih, kuşu bırakacak adama dilini çıkarıyor, onun ağzına, burnuna, kafasınatürlü öykünüyordu. Gözlerini de şaşılaştırı-yordu.Kuşu bırakacak çocuk çok öfkeli, ona bırakamayacağını söyleyen çocuk daalaycıydı."Korkuyorsun da büyükanandan...""Niye korkacakmışım?""Seni boğacak.-"Bir ara bir sessizlik oldu. Kuşu bırakacak çocuk boynunu büktü:"Belki de," dedi."İşte sen bu yüzden bu martıyı öldüreceksin. Korkundan.""Öldürmeyecek, iyileştireceğim.""Yapamazsın.""Nah da yapamazmışım!""Ulan sende o erkeklik olsa sen o evde bir gün kalmazsın."Bir de aralarında dehşet bir kavga başladı, o ona yumruk sallıyor, o ona. Nededikleri de anlaşılmıyor. Denizin kıyısında iki çocuğun biribirlerine sövengürültüleri.Karagözle Hacivat, diye kendi kendine güldü Salih, tıpkı. İki çocuğun sesleri deayrı ayrıydı. Salih her şeyi anlamıştı da, bu iki çocuğun dövüşürken seslerinasıl ayrı ayrı olmuştu?"Sus ulan, yeter," dedi Salih."Sen sus, korkak," dedi ötekisi. "Büyükanandan, herkesten ödün kopuyor.""Hehe," dedi Salih. "Denizden hiç korkuyor muyum ben, geceleri fenerin altınada, maşatlığa da gidiyorum, ağaçların başına da çıkıyorum, kara giyitli denizkorsanlarını da..."Farkında değildi Salih, artık kendinin de sesi çıkmıyordu, öteki çocuğun da,sessiz sözsüz konuşuyorlar, öyle öfkelenip, öyle seviniyorlardı."Korkundan altına sıçıyorsun da, kendini, kapatmak için... Maşatlık... Bu kuşölecek. Büyükana ölecek. Bakar mı? Bakmaz. Ölsün. Belki gülünce, elini öpünce...Yapamazsın. Elini öpmek değil, kıçını bile öpsen, bir gece boğacak. Mengene gibiparmakları. Kuş öldü ölecek. Ölmez o. Şimdi diriydi dipdiri... Ne11dipdirisi be, sıcacık, kuş. İnsan gibi bakıyor. Bahri... Sinekler. Kaç kuğuöldürdüler? Eti yenmezmiş. Kan içinde. Orada da ödün koptu. Kan içinde. Herkeskandan korkar. Sen korkudan ölüyorsun. Her çocuk korkudan ölür. Halim Reiskorkudan ölmezdi. Onu da babası döve döve öldürdü. Babası delirmiş mi? Tuzlayımda kokma. Delirir mi o hiç."Salih kendi kendine:"Ulan be deliriyorum," dedi. "İnsan hiç burada durup da kendi kendisiyle konuşurkavga eder mi?"Böyle konuşa konuşa geldi, evin kapısında durdu. Martının başı sağ kolununüstüne düşmüş sarkmıştı. Birden sıçradı, kendine geldi, ölmüş mü? Sıcaklığınıduydu teninde. Başını kaldırdı, ölmemişti.Şimdi bu belayı, bu büyükanayı...

Activity (3)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 hundred reads
1 thousand reads
Aalfaa Beta liked this

You're Reading a Free Preview

Download
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->