• Embed Doc
  • Readcast
  • Collections
  • CommentGo Back
Download
 
ROMAN
KURAMI*
GEORG LÜKACSÇeviren: Ülker GökberkÖnsözBu inceleme, 1914 yazında taslak olarak hazırlandı; 1914-15kışında da son biçimini aldı. İlkin, 1916 yılında, Max Dessoir'mçıkardığı
«Zeitschrift für Aesthetik und Allgemeine Kunstwis¬senschaft» [Estetik ve Genel Sanat Bilimi]
dergisinde yayımla¬nan incelemeyi, daha sonra P. Cassirer kitap olarak bastı. (Ber¬lin, 1920)Beni bu çalışmaya yönelten neden, 1914'te savaşın patlakvermesi ve sosyal demokrat partilerin savaş yanlısı tutumlarıkarşısında sol aydınların gösterdiği tepkiydi. Burada kişisel ola¬rak büyük bir içtenlikle takındığım tavır, savaşa, özellikle de sa¬vaşa duyulan hayranlığa; şiddetle, toptan, hele başlangıçta pekde açık seçik denemeyecek biçimde karşı çıkmak1914 güzününsonlarına doğru Madam Marianne Weber'le aramızda geçen birkonuşmayı anımsıyorum. Madam Weber, savaşa karşı bu direni¬şimi kırıp beni alt edebilmek için, birtakım somut kahramanlıköyküleri anlatıp duruyordu. «Bu kahramanlıklar beterin beteriya!» diye karşılık vermekle yetiniyordum. O günlerde, bu duy¬gusal tutumumu daha bir bilinçli olarak kavramaya çalıştığım¬da, aşağı yukarı şu sonuca varmıştım: İttifak Devletleri Rusya'¬yı büyük olasılıkla bozguna uğratacaklardı; bu da çarlık rejimi¬nin yıkılmasına yol açabilirdi: kabul. Batı'nın Almanya'yı yen¬mesi olasılığı da bir ölçüde vardı. Almanya'nın yenilgisi Hohen-zollern ve Habsburg hanedanlarının sonu olacaksa, bu da kabul.Ama bu durumda da şöyle bir soru çıkıyordu ortaya: Batı uy¬garlığından bizi kim kurtaracak? (O zamanki Almanya'nın ke¬sin zafere ulaşması olasılığı benim için bir karabasandı.)
Roman Kuramı'mn.
ilk taslağı, işte böyle bir ruh durumuiçinde yazıldı. Aslında kitap, bir karşılıklı konuşmalar dizisi bi-
*
İlk
yayımlanırından
kırk.
iki yıl
sonra
r
(1962) yapılan Almanca ikincibaskısı için Lukacs'ın
Roman
Kuramı'na yazdığı Önsöz
ve
yapıtın
3,
Bölümü. Köşeli -parantez içindekiler, çevirmenin eklemeleridir (YFY).
45
 
çiminde kaleme alınacaktı. Bunu şöyle tasarlıyordum: Gençler¬den oluşan bir topluluk (tıpkı
Dekameron'ûa,,
vebadan kaçan an¬latıcıların yaptığı gibi), çevrelerine egemen olan savaş saplantı¬sından kaçıp bir kenara çekilir. Bu gençler, kendilerini daha iyianlayabilmek için birbirleriyle konuşur; bu konuşmalar da yavaşyavaş, kitapta irdelenen sorunlara götürür; geleceğin Dostoyevs-kisel bir dünyası, uzaktan uzağa gözler önüne serilir. Ama iyicedüşünüp taşındıktan sonra, bu tasandan vazgeçtim; böylece
Ro¬man Kuramı
bugünkü biçimini aldı. Kısacası kitap, dünyanıniçinde bulunduğu durumla ilgili sürekli bir umutsuzluk duygusueşliğinde yazıldı. Ancak 1917 yılı, o güne kadar çözülemez san¬dığım birtakım sorulara benim için bir yanıt getirebildi.Bu inceleme elbette, ortaya çıkışını belirleyen iç koşullar¬dan bağımsız olarak, yalnızca nesnel içeriği açısından da ele alı¬nabilir. Ama neredeyse elli yıl sonra, geriye dönüp de bu geçmişzaman dilimine baktığımda,
Roman Kııramı'mn
nasıl bir ruhdurumu içinde yazıldığı yine de anlatılmaya değer, diye düşü¬nüyorum; çünkü bu, kitabın doğru anlaşılmasını da kolaylaştı¬racaktır.Savaşa ve savaşla birlikte o zamanın burjuva toplumunakarşı çıkmam, salt ütopik bir tutumdu tabii; o günlerde, en so¬yut-düşünce düzeyinde biie, öznel tavır alışımla nesnel gerçeklikarasında bir dolayım kuramıyordum. Bu da, yöntemsel açıdançok önemli bir sonuca yol açıyordu: Dünya görüşümü, bilimselçalışma biçimimi vb., bir eleştiriden geçirme gereksinimini ön¬celeri hiç mi hiç duymuyordum. O zamanlar, Kant'tan Hegel'egeçiş dönemindeydim; ama «tinsel bilimler»
1
denilen bilimlerinyöntemiyle sıkı bir ilişki içindeydim yine de; bu ilişkimde hiçbirşey değişmemişti. Bu ilişki de, gençliğimde Düthey'm, Simmel'inve Max Weber'in yapıtlarından edindiğim izlenimlere dayanıyor¬du başlıca.
Roman Kuramı
aslında, tinsel bilimlerin yönelişleriniyansıtan tipik bir üründür. 1920 yılında Viyana'da tanıştığımMax Dvorak, bu yapıtı tinsel bilimler akımının en önemli ürü¬nü olarak gördüğünü söylemişti bana.Bugün artık, tinsel bilimlerin kullandığı yöntemin sınırları¬nı açıkça görmek hiç de zor değildir. Bununla birlikte, gerek ta¬rihteki kişi ya da bağıntıları, gerekse tinsel gerçeklikleri (man¬tık, estetik vb.) ele alışı bakımından bu yöntemi, Yeni Kantçı(ya da başka türden) pozitivizmin dar görüşlü sığlığına oranla,tarihsel olarak görece haklı çıkaran yönleri de anlayabilecek du¬rumdayız. Düthey'm
Das Erlebnis und die Dichtung [Yaşantı veŞiir, Leipzig, 1905]
adlı yapıtının yol açtığı büyüleyici etkiyi dü¬şünüyorum sözgelişi. Bu kitap, birçok yönden yeni ufuklar açanbir yapıt görünümündeydi. Bu yeni ufuklar bize o zamanlar, ge¬rek kuramsal, gerekse tarihsel açıdan görkemli bireşimlerdenoluşan bir düşünce dünyası gibi görünüyordu. Bu yeni yöntemin
46
 
gerçekte pozitivizmi pek az aşabilmiş olduğunu; bireşimlerininesnel bir temele oturtmakta da pek yetersiz kaldığını gözdenkaçırıyorduk bu arada. (O günlerde biz gençler, yetenekli insan¬ların, gerçekten sağlam sonuçlara bu yöntemin yardımıyla var¬maktan çok bu yönteme rağmen ulaştıklarının farkında değildikdaha.) Bir akımın, bir çığırın vb., çoğunlukla yalnızca sezgiselolarak kavranan bir iki özelliğinden kalkarak bireşim yoluyla ge¬nel kavramlar türetmek; sonra da tümdengelimle bu kavram¬lardan tek tek görüngülere [fenomenlere] inmek; böylece de kap¬sayıcı bir toplu bakışa ulaştığını sanmak, o sıralar moda halinegelmişti.
Roman Kuramı'nın
yöntemi de işte buydu. Birkaç örnekvermekle yetineceğim: Kitapta, roman biçiminde yazılmış ürün¬leri tiplendirirken, belli bir ikilem çıkıyordu karşımıza: Romankahramanının ruhu, gerçekliğe oranla «fazla dar» mı yoksa «faz¬la geniş» midir? Tiplendirme açısından çok önemli bir soruydubu. Son derece soyut olan bu ikiye ayırma, olsa olsa, bu kitaptabirinci tipin temsilcisi olarak sunulan
Don Kişot'un bazı
yönle¬rini aydınlatma açısından elverişlidir. Ancak, sözünü ettiğimizbu ikiye ayırma öylesine genel tutulmuştur ki, bu yolla bu birtek roman bile, bütün tarihsel ve estetik zenginliği içinde tamolarak kavranamaz. Aynı öbek içine konan Balzac ya da Pontop-pidan gibi başka yazarlara gelince; bu yöntem bu yazarlara, on¬ları tamnmayacak hale sokan, kavramlardan dokunmuş bir deligömlçği giydirir. Öbür tip için de durum aynıdır. Tinsel bilimlerakımının yöntemiyle eide edilen bu soyut bireşimin ne gibi so¬nuçlara götürdüğünü görmek için, çok belirgin bir örneğe.
Ro¬man Kuramı'n&a
Tolstoy'un ele almış biçimine bakalım. Aslında,
Savaş ve Banş'vn
sonsözü, Napolyon savaşlarını düşünce planın¬da gerçeğe uygun olarak sona erdirir. Bu bölümde, roman kişi¬lerinden bazılarının gösterdiği gelişme çizgisi, 1825 Dekabrist
2
ayaklanmasının ilk habercisidir. Gelgeielim,
Roman Kuramt'nm
yazarı,
L'Education Sentimentale
1
şemasına öylesine inatla bağlıkalır ki, bu sonsözde yalnızca «çocuk odalarının o dingin hava¬sını», «en sorunsal bir 'düş-kırıklığı-romanı'nın sonundan da de¬rin bir onmazlık» bulduğunu sanır. Bu tür örnekler çoğaltılabi¬lir. Defoe, Fielding ya da Stendhal gibi romancılara bu şematikyapı içersinde hiç yer verilmediğini; Balzac ile Flaubert'in ya daTolstoy ile Dostoyevski'nin taşıdıkları önemin de,
Roman Kura¬mt'nm
yazarmca uygulanan o keyfi «sentetik» yöntem den bütün bütüne baş aşağı edildiğini vb., belirtmek yeter.Tinsel bilimler okulunun uyguladığı, soyut bireşimler kur¬maya yönelik bu yöntemin sınırlarım iyice açığa çıkarabilmekin, bu tür çarpıtmalara en azından değinmemiz gerekiyordu.Ama şunu da belirtmemiz gerekir ki, bu yöntemi kullanması,
Roman Kuramı'nın
yazarmı, bazı ilginç bağlantıları bulup orta-
41
of 00

Leave a Comment

You must be to leave a comment.
Submit
Characters: ...
You must be to leave a comment.
Submit
Characters: ...