vurgulayayım, Marx hiç bu kadar haklı olmamıştı. Kutuplaşma kültürel değiltoplumsaldır.Huntington’a gelince, onun tezi yeni konjonktüre bir müdahale ve toplumsalkutuplaşmanın yeni oluşumlarına bir biçim ve yön verme çabasıydı. Kapitalizm, herne kadar aklı yanına alarak çalışırsa da her zaman için kaotik ve anlaşılması zordurumlar üretir ve onu anlaşılır ve yönetilebilir kılmak gerekir, hele ki kriz doruknoktasına çıkınca. İdeoloğun görevi hep biçim verme, anlaşılır kılmadır, ki böylecemüdahale edilecek, yönetilecek, ortadan kaldırılacak, etki alanı daraltılacak ya daetkisine yön verecek vb. “birşeyler” olsun... Dünya tarihinin “uygarlık” denilenbirimlerin rekabetlerinden oluştuğu tezi hayli eski bir tez aslında; örneğin Toynbeegibi çok daha saygın temsilcileri var. Aklında Batılı kapitalist hegemonyaya tehditveya problem oluşturabilecek Asya ve Orta Doğu olan Huntington, bu tezi siyasal birkıvama sokarak ileri sürdü —bir yandan da Aydınlanma’nın sosyalizmin aldığıdarbeyle zayıfladığını ve dinsel kültürün güçlendiğini görüyordu. Bu tür popüler-stratejist, medyatik sosyal bilimcilerin ince zekası (!) budur. Sözkonusu bölgelerüzerinde duralım. Öncelikle Asya, çünkü ABD ve tüm Batı zaten Japonya’nınarkasından çıkıp büyümekte olan yeni Asya kapitalizminden ciddi bir tehdit algıladı(ucuz emeğin sebil olduğu Singapur, Hong-Kong, Tayvan, Endonezya, Malezya, vb— Türkiye’deki birebir ideolojik karşılığı Fethullah Gülen hareketidir). Üstüne üstlükÇin’in gümbür gümbür gelmekte olduğunu ve ciddi bir tehdit oluşturduğunu görmekiçin Huntington’ınki kadar akıl bile yeterli.Orta Doğu’da ise kapitalist rekabetten daha farklı boyutlar işin içine giriyor bence.Petrole hakimiyet ve ırkçılığın sapkın mantığı içiçe. Kimileri Irak savaşının petrol içinyapılmadığını, ekonomik indirgemeci olmamak gerektiğini ileri sürdü. Bu dostlarekonomik indirgemecilik gibi ciddi bir sorunu maalesef biraz hafife almaktadırlar.Simon Critchley “petrol”ü stratejik meta olarak tanımlamıştı. James O’Connor, petrolöyle bir nesnedir ki ekonomi politikaya, politika ekonomiye bağlanır ve birlikte birkara delik oluştururlar demişti. Elektroniğin artan önemime, pek yakında başka enerjisistemleri yaratılacak olmasına rağmen, petrolün halen süregiden önemini anlamakiçin sadece oto sanayiinden edinilen devasa kârlara bakmak bile yeterli; ayrıca bugünfinans kapitalin veya borsanın egemenliği denilen emperyal özelliğin “petrodolar”larolmadan nasıl işleyeceğini sormayı ihmal etmemeli. Ama aynı zamanda Orta Doğumeselesi, Filistin halkının mücadelesiyle, yani İsrail’in kıyıma uğrayan Yahudi halkınındeğil Nazilerin mirasını devralmasıyla (“küçüğüz, güçlü olmalıyız” mantığı tamamenbudur) ve beyaz ırkçılığın sapkın mantığıyla içiçedir. Tam bir kara delik.İslami periferide bir yandan küresel ekonomik belirlemeler öte yandan laik-ulusalcırejimlerin ve ideolojilerin krizi dolayısıyla giderek İslamiyet politize oldu ve seçeneğedönüştü. İran devrimi ABD’ye unutamayacağı bir ders oldu. Ama bu durumu çok iyive çok özenli okumak lazım —ki ben Siyahî’de yayınlanan bir yazımda
İslamiyetinKuran’ı okuma pratiğine ilişkin olarak bunu yapmaya çalıştım. İslami hareketlermuazzam bir çeşitlilik gösteriyor, ortak belli örüntüler tarafından belirlenmiş olsalarbile, her türlü sesi duyuyorsunuz orada —esnaf, işçiler, kadınlar, gençler. ÖrneğinFilistin’deki Hizbullah ve Hamas gibi örgütlenmeler bir yandan “fundamentalist”özellikler sergilerken öte yandan (eğer bizi sadece kör eden kültürel önyargılarımızıbiraz zahmet ve cesaret edip zorlarsak) ABD’de 1960’lardaki “Siyah Panterler”ihatırlatıyor! Filistin, son derece özgül bir durum. İran’daki, başlı başına çözümlenmesigereken ve hiç homojen özellikler göstermeyen bir hareket. İran’ı petrolü denetleyenbir İslami patriarkal mafya yönetiyor. Son seçimlerde bu rejimin yandaşı Ahmedinejadliberal kentli orta sınıfa karşı kentli ve kırsal yoksulları mobilize etmeyi becerdi.Ahmedinejad’ın herkesi şaşırtan ve demokrasi umudunu körelten başarısı anti-Amerikan bir konjonktürü İran’daki sınıfsal belirlenme ile birlikte kullanabilmesiydi,
1
“Tek-Tanrıcılık: Ses ve Gürültü”, Mahmut Mutman, Siyahî, sayı: 6, Kasım-Aralık 2005, s. 14-18.
2
Leave a Comment