Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Look up keyword
Like this
22Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
HİTLER’İN AGARTALILARLA YAPTIĞI GİZLİ GÖRÜŞME

HİTLER’İN AGARTALILARLA YAPTIĞI GİZLİ GÖRÜŞME

Ratings: (0)|Views: 1,124 |Likes:
Published by UĞUR

More info:

Published by: UĞUR on Nov 16, 2009
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOC, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

05/11/2014

pdf

text

original

 
HİTLER’İN AGARTALILARLA YAPTIĞI GİZLİ GÖRÜŞME
“Gerçeği aramak onu elde etmekten daha kıymetlidir.” Albert EINSTEINUzak geçmişte var olup sonradan kayıp olan bir kara parçasından hep söz edilir. Batık Atlantis kentinin de bu kara parçası üzerinde olduğusavunulur. Eski Ahitin Exodus kitabına esin kaynağı oluşturan bir afetler zinciri, onuncugezegen Nibiru/Marduk”un olağan yörünge periyodu içinde dünyaya tehlikeli biçimde yakıngeçişiyle ortaya çıkmıştı. Sümer kaynaklarında yörünge periyodunun tanrısal 3600 sayısıylaanlatılmıştır. Bu kayıp kara parçasının adı “Mu” idi.“kayıp kıta Mu" Pasifik Okyanusu'nda, Asya ile Amerika arasındaydı. Avustralya'nın iki katı büyüklüğündeydi. Günümüzden yaklaşık 7 bin yıl önce şiddetli yer sarsıntıları sonunda battığıöne sürülen Mu, eski çağlardan günümüze ulaşan tabletlere göre ilk insanın da anavatanıydı.James Churchward’ın yaptığı araştırmalar bundan 70.000 yıl belki de daha eskiye dayanan, bugünkü dünyasal konumu itibariyle Pasifik Okyanusu’nu kaplayan bir kıtadan söz edilir. Buana kıtaya Mu adı verilmişti. Mu bir rahip kral tarafından yönetilmekte kendisine "Ra Mu"denilmekteydi. Atlantis te bu kara parçasında bulunan bir kentti..Anlatılana göre, bir dönemde büyük sayıda bilge kişi, gördükleri gereklilik uyarınca, “kayıpkıta Mu” yu terkederek bu günkü Nepal dolaylarına gelmişler. Mu’ dan ayrılma gerekçeleritam olarak bilinemiyor. Geldikleri bu dağlık bölgede yer yüzünde yaşamayı sakıncalı bulduklarından, dağlar içinde, yer altında birbiriyle bağlantılı büyük mağaralarda yaşamaya başlamışlar.Önceleri beşeriyetle açık temas halinde olan bu organizasyon, bu devrenin koşullarındanötürü gizlenme gereği görmüş, yerleşim yeri olarak birbirlerine tünellerle bağlanan, dağlar içindeki yeraltı kentlerini tercih etmiştir. Bu topluluğa Agarta (*) deniyor.Agarta, dünya insanlığının gelişiminde sorumluluk sahibidir. İlahi Hiyerarşi'ye hizmet eder.Dünyanın Efendisi ya da "Kutup" olarak söylenilen, "Brahatma" ya da "Brahitma" adıyla belirtilen Agarta'nın lideri, Dünya'yı sevk ile idare eden İlahi Hiyerarşi'nin fizik alemdekitemsilcisidir.1912'de Müslüman olduktan sonra Abdül Vahid Yahya adını alan; ezoterik, okült ile mistik konularda çok sayıda yapıtı bulunan Fransız asıllı Mısırlı düşünür/yazar Rene Guenon'a göretradisyonlarda "Kutsal Dağ", "Dünyanın Merkezi" olarak söz edilen yer, O'nun mekânıdır.Kimilerine göre, dünyanın tüm geçmişi, yitik kıtalara indirilmiş dinler ile kozmik öğretiler,
 
Agarta arşivlerinde kayıtlıdır. Bir çok peygamber (Musa, İsa), dinlerini kurmadan önce, buarşivleri incelemişlerdir ki, bazıları burada 'inisiyasyon'dan da geçmiştir.Agarta'nın yeryüzüne açılan 7 (kimi kaynaklara göre 4) ana çıkış noktası bulunmakla birlikte,mağaralarda inzivaya çekilen bilgeler ile mağaralarda etkinliklerini sürdüren bazı inisiyatik toplulukların Agartalılar ile ilişki içinde oldukları ileri sürülür.Rene Guenon'a göre bu durum, en çok, Türklerin yaşadığı Orta Asya'da görülmektedir. Kimiyazarlara göre, Göktürk, Uygur ve Hun masallarındaki, "ataların kutsal mağaraları" ve bir mağaradan geçilerek ulaşılan "gizli ülke" inanışında Agarta'nın sembolizmi bulunmaktadır.Tibet tradisyonlarına göre, Agartalılar şimdiki devrenin sonunda dışarı çıkacak, Agarta'nınlideri yeryüzündeki menfiliği yenecektir. Ne var ki, geçen yüzyılın önemli yüzlerinden biri olan Adolf Hitler’ in bazı garip davranışları bizlerin Agarta çağrışımı yapmamızı gerektiriyor gibi görünüyor.“Yakınlarının anlattıklarına göre Adolf Hitler geceleri çığlıklar atarak uyanıyordu; titreyerek anlaşılmaz sözcükler söylüyor, soluk soluğa yatağından fırlıyor, odanın ortasına dikiliyor,görmeyen gözlerle bakarak ‘İşte o, buraya da gelmiş, işte o’ diye inliyor sonra yine anlamsızgarip sözcükler mırıldanmaya başlıyordu. Zorla yatıştırılıp yatağına yatırılıyor ama yinefırlayarak ‘İşte yine orada, köşede..’ diye haykırarak tepinip, çığlıklar atıyordu.”Herman Rausching, “Hitler Bana Dedi ki” adlı kitabında Hitler’le ilgili bunları savunuyor.Bu tablo bize Hitlerin psikopatolojik durumu hakkında bilgi vermekle birlikte, onun mistik yönü için de ipuçları vermekte...Hitler’in bu gizemli konumuyla ilgili en önemli kaynaklardan biri olan Rausching’in “Hitler Bana Dedi ki” kitabı Hitler’le ilgili başka tanıklıklarda daha bulunuyor: “Hitler, sürekliolarak zamanın çok az kaldığı endişesinde olup, sürekli korkuyordu. Sık söylediği şeyler arasında, ‘Evrenin Kesin Dönemeci’ sözü vardı ama eğitilmemiş olan bizler, gezegendeolacak bir kıyameti tam anlamıyla kavrayamazdık. Kitle için ‘ruhun yanlış yolu’ deyiminikullanıyordu. ‘Büyüsel görüşe’ sahip olmak, insan gelişiminin amacıydı. Kendisi, o an ilegelecekteki başarıların kaynağı olan gizemli bilginin eşiğindeydi. İlkel dünyaya değinenefsaneleri inceliyor, ilk toplumlar ile kitleleri etkileyen mitleri araştırıyordu. Doğa yasalarınındeğiştirilmesi için kullanılan büyüsel antik yöntemler hakkında bir kitap bile yazdı. Kendigücünün, gizli güçlerden kaynaklandığına emindi. İnsanlığa yeni İncil’i bir an önce bildirmek hevesi içindeydi.” Rausching’in bu sözleri eğer doğruysa, Hitler’in büyüyle olan ilişkisiaçıkça görülüyor. Gerçekten de ünlü Fransız bilim adamı Jacques Bergier, “Büyü ile Politika”adlı çalışmasında büyünün 20. yüzyılda birçok biçimde politikayı gizli olarak yönettiğidüşüncesini ortaya koyuyor. Bergier, büyünün soyut olmadığını, her biçimde ortaya çıktığınısöylerken, çok gizli politik büyü gruplarının gizli bir savaş içerisinde olduklarını, bu savaştahatanın kabul edilmediğini, acımasızlığın ana ilke olduğunu belirtiyor. Artık bu akıl ötesi politik—büyü örgütleri, ulusların ötesinde, kendi çıkarları için mücadele etmektedirler, bugüce bilinçsizce karşı çıkanlar, aldatılarak silinmekte ya da kurban edilmektedir.”Bazı görüşlere göre Hitler, Nazi öğretisinden çok daha ürkütücü güçlerin denetimi altındaydı.Hitler kendisinden çok daha büyük olan, kendisini aşan öğretinin basitleştirilmiş, küçük bir kısmını halka açıklıyordu... Bütün gezegendeki yaşamı değiştirmekle ilgili düşünceleriniRausching’e ile öteki arkadaşlarına zaman zaman şöyle söylüyordu : “Hakkımda hiçbirşey bilmiyorsunuz. Parti arkadaşlarım, peşimi hiç bırakmayan hayaller, öldüğüm zaman temelleriatılmış olacak olan o görkemli yapı hakkında ufak bir görüşleri bile yok. Dünya bir dönümnoktasına ulaşmıştır. Sizler anlamayacaksınız ama gezegen altüst olacaktır. Olup bitenler yeni bir dinin oluşumunu çoktan aşmıştır.”Bazı savunmalara göre Hitler, Germen mitololojisindeki Thule Efsanesi’nden etkilenmişti.Thule Efsanesi de tıpkı Atlantis gibi kayıp bir ülkenin efsanesiydi. Hitler’in arkasındaki gizli, büyülü güç de Thule örgütüydü. Bu örgütün en önemli ismi Münih Üniversitesi
 
 profesörlerinden Karl Haushoffer adlı bir bilim adamıydı. Karl Haushoffer’ın kimliği de en azHitler kadar ilgi çekici. Haushoffer ile Hitler’i tanıştıran Rudolf Hess’ti.Hess’i farklı kılan, savaşın farklı nedenleriyle ilgili olarak bildikleri, Hitler ile Haushoffer’eolan yakınlığıydı. Hitler iktidara gelişinden önce yaşanan ayaklanmadan ötürü hapse atılınca,Haushoffer onu hergün ziyaret ediyordu. 1869 doğumlu olan Haushoffer, Hindistan ile Uzak Doğu’nun çeşitli yerlerinde uzun yıllar görevli olarak bulunmuştu. Japonya’ya gitmiş,Japonca öğrenmişti. Ona göre Alman ırkının kökenleri Orta Asya’da idi. Haushoffer, en gizliBudist örgütlerinden birine alınmış, görevinin başarısızlıkla sonuçlanması durumunda harakiriyapmaya yemin etmişti. 1914 yılında genç bir generalken olayları önceden kesinlikleçıkarımsaması ile dikkatleri üstüne toplamıştı. Düşmanın saldıracağı saati, top mermilerinindüşeceği yerleri, fırtınaları, yabancı ülkelerdeki siyasal değişimleri önceden biliyordu. Hitler de ordusunun Paris’e ilk gireceği günü, çeşitli cephelerde düşmanın ne kadar dayanabileceğiniile Roosvelt’in ölüm tarihini önceden doğru tahmin etmişti.Hitler’in başında bulunduğu Nazi Partisi 1925 yılından başlıyarak hızla büyümeye, iktidarayürümeye başladı. Partinin yedi kurucusu da kara güçler tarafından yönetildiklerine ruhen , bedenen emindiler. Onları birleştiren yemin, enerji ile şans kaynağı bir Tibet Efsanesi’nedayanıyordu. Araştırmacı yazar Ergun Candan, “Gizli Sırlar Öğretisi” adlı kitabında bukonuyla ilgili son derece çarpıcı bulgulara yer veriyor: “II. Dünya Savaşı sonlarına doğruyıkılan Nazi Karargahı’na girildiğinde, hiç akıllara gelmeyen bir şeyle karşılaşılmıştı.Yıkıntılar arasında 12 Tibetli rahibin cesetleri bulunuyordu. Bu duruma o yıllarda hiç bir anlam verilememişti. Aslında savaş atmosferi içinde bunu hiç kimsenin düşünecek hali deyoktu. Savaş bitip de her şey normale dönmeye başladıktan sonra bu durum bir çok kimsenindikkatini çekmeye başladı: Nazi Karargahı’nda 12 Tibetli rahibin işi neydi? Bu soru uzun bir süre zihinleri meşgul etti. Naziler ile Tibetli rahiplerin ne gibi bir birlikteliği olabilirdi?.. İşte bu konu inceden inceye araştırılmaya başlandı. Ortaya çıkan sonuçlar bir haylidüşündürücüydü: Naziler bir yer altı uygarlığı olduğuna inanılan Şambala (**) ileirtibatlıydılar!..”Her şey Thule Efsanesi’yle başlıyordu. Thule Efsanesi’nin kökeni ise kayıp bir uygarlığadayanıyordu. Bu da Nazizm’in temelini oluşturuyordu. Bu efsane etrafında birleşen bir grup,Thule adında gizli bir tarikat kurdu. Nazi Partisi’nin yedi kurucusundan biri olan DiettrichEckardt, Thule tarikatinin temel felsefesini şöyle açıklıyordu: “Thule’un tüm sırları, eskikayıp bir uygarlığa dayanır. İnsanoğlu ile ‘dış zekâlar’ arasında bulunan bazı aracı varlıklar, bu sırlara erenlere büyük bir güç kaynağı oluşturmaktadır. Bu güç kaynağı Almanya’yıdünyaya egemen kılacaktır. Yine bu güç kaynağı geleceğin üstün insanının ortaya çıkmasını,insan türünün değişimini sağlayacaktır.” İşte bu sözler özetle Nazizm’in de temelinioluşturmaktaydı. Gizli Thule Tarikati’nin üyeleri arasında Rudolf Hess, Karl Haushoffer,Alfred Rosenberg ve Adolf Hitler gibi önde gelen isimler bulunmaktaydı. Daha sonralarıHitler’in büyü çalışmaları da gerçekleştirdiği ortaya çıktı. Bunlardan en belirgin olanıradyodan yaptığı konuşmalarda kullandığı ‘ses büyüsü’ denilen bir yöntemdi. Bu yöntem büyük kitlelerin etki altına alınmasında büyük bir işlev görmüştü.Gamalı Haç, Mu tabletlerinde ilk bulunduğu biçime dayanıyordu. Bu simge dünya üzerindeyüze yakın yerde bulunmuş, Mu uygarlığıyla ilgili bilgi ile belgeleri ortaya çıkaran Niven ileChurchward’ın kayıtlarında da yer almıştı. Bu sembol Mu’nun gizli bilgilerinin en önemlisırlarından birini içinde saklıyordu. Simgenin anlamı Eski Mısır ile Tibet’teki mabetlerde bulunan rahiplerce, büyük bir giz olarak saklanmış, kimseye bu sırla ilgili bir açıklamayapılmamıştı. Bu simgenin gizini sadece gizli eğitimden geçen rahipler bilmekteydi. KökeniMu’ya dayandığı için bu simge iki yer altı uygarlığı olan Agarta ile Şambala’da bilinen,kullanılan bir simgeydi. Naziler’in bu simgeyi ele geçirmeleri de Tibet’teki gizli çalışmalarınadayanmaktaydı. Şambala üyesi bazı rahiplerden öğrendikleri gizler arasında bu simge de

Activity (22)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 hundred reads
1 thousand reads
Tuba Banyocu liked this
sekizsehir liked this
maskican liked this
Mukan Kara liked this
Alper Kırtay liked this
Selim Işık liked this
Tuba Banyocu liked this
Almula Kara liked this

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->