Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Look up keyword
Like this
2Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Alevilik Üzerine

Alevilik Üzerine

Ratings: (0)|Views: 74|Likes:
Published by nhemasvs

More info:

Published by: nhemasvs on Nov 19, 2009
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOCX, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

10/30/2011

pdf

text

original

 
Alevilikle Bektaşilik iki kardeş kültür ve toplumsal yaşam tarzıdır ama, ikisi aynı şey değildir. ÖrneğinAlevilikte kan bağı belirleyici bir öneme sahipken Bektaşilikte hiçbir anlam ifade etmez. O nedenleAlevi olunmaz alevi doğulur fakat, Bektaşi hem doğulur hem de olunur. Toplumsal yaşamda daönemli farklar var ama ben bu yazıda bu farklılıklar üzerinde durmayacağım. İkisinin ortak değerleri,tarihe birlikte bırakmış oldukları izler üzerinde durmaya çalışacağım.O nedenle bu yazı, ideolojik, politik içerikli bir yazı olmayacak. Analitik içerikte ve tabiî ki benimbu konudaki yaklaşımımı da ifade eden bir yazı olacaktır. Aynı şekilde, Bektaşilikle Aleviliğin nüansayrımlarının olduğu durumlarda da, kavram olarak sadece “Alevilik” kavramını kullanacağım.Bu kısa belirlemelerden sonra arktık konuya girebilirim.Tarihsel Felsefi Ve Sosyolojik Olarak Bektaşilik-Alevilik Alevi-Bektaşilik, felsefi, sosyolojik ve inanç ifası bakımından Orta Asya’da Türkmenlerinbenimsediği manizm, Anadolu ya gelirken ve geldikten sonra, Şamanizm, Arap toplumundan gelenKarmaticilik, Nusayricilik, batıdan gelen Rafizilik, İslam içi bir felsefi akım olan tasavvufçuluk gibibir kısmı İslam öncesi bir kısmı İslam sonrası olan ama, hepside özne olarak insanı alan felsefeakımlarının bir toplamı durumundadır.Bu yapısından dolayıdır ki Alevilik-Bektaşilik, Osmanlı İstibdadı ve İslam sürecinde ortaya çıkan,Osmanlı ve İslam tarafından lanetlenerek , redd ve mahkum edilen, çeşitli cezalarlacezalandırılan bütün insancıl akım ve kişilere sahiplenmiş, bünyesinde yer vermiş, yaşatmıştır.Hallacı Mansur “anel hak” dediği için işkenceyle ölüme mahkum edilirken, Nesimi insanı tanrı katınaçıkarttığı için derisi yüzülürken, Pir Sultan Abdal zulme karşı çıktığı için taşlanarak asılarken, YunusEmre sistem karşıtı tavırları nedeniyle aforoz edilirken, Bedreddin Osmanlıya karşı savaş açıp yenikdüşüp katledilirken Hacı Bektaşi Veli ve Bektaşilik ötelenirken, Hazreti Mevlana dini mutaassıplıktarafından aforoz edilirken Alevilik-Bektaşilik, bütün bunlara sahip çıkmış, unutmamış,unutturmamış, tarihe ve topluma mal etmiştir.İslam; tasavvuf felsefesinin yaratıcıları olan, Al-Kindi, İbni Rüşt gibi Arap bilim insanı filozoflarıçeşitli eziyetlerle ölüme mahkum edip öldürürken, Alevilik bu tasavvuf kültürüne de kendi kültürüiçinde yer vererek, çağdaş dünyaya taşımıştır. Bir yandan İslam dan etkilenirken bir yandan daİslamın ret ve mahkum ettiği fakat alevi değerlerine göre insani bir yön taşıyan bütün değerleresahip çıkmış İslam a rağmen o değerleri korumuşturKuşkusuz Alevilik, İslamın mezhepleri olan Hanefilik ve Şialıktan da etkilenmiştir. Özellikle deŞiilerin Kerbela trajedisine, kendini döverek , kan- revan içinde taraf olmamıştır. Ama, yezidekarşı ehlibeyte taraf olmuş, Kerbela trajedisini yası matemle karşılamıştı. Kerbela trajedisiyaşandığı zaman henüz Türkler ve Kürtler Müslüman olmamış ve henüz İslam ideolojisi Anadolu’yukesin egemenliği altına alamamıştı.Dolaysıyla da Alevi-Bektaşilerin, ne İslam la nede Araplarla ideolojik bir bağı vardı. Buna rağmenAlevi-Bektaşiler, Kerbela trajedisinde, sadece insanlık ve insani değerler adına, Ehlibeytten tarafoldu. Şii ve diğer İslam mezheplerinden farklı olarak kendilerine özgü bir anmayla yüzlerce yıldır,gelenekselleştirerek yaşattı..Rafızilik İsa dan yüzlerce yıl önce, köleci özel mülkiyete karşı kolektif mülkiyeti savunan ve böyleyaşayan bir topluluk olarak, Arabistan da ve Avrupa da yaşamış bir toplumsal akımdır.
1
 
Bunlar Milattan 250 yıl önce Filistin ve İskenderiye de, 400 yıl önce Isparta da, 1111’de eskiÇekoslovakya’nın güneyinde komin al devletçikler kurdular. Kurmuş oldukları bu yapılanmalarıölümüne savundular.Rafıziler yani dini reddedenler, toplumsal mülkiyeti savundukları, feodalizmin derebeylik mülkiyetbiçimini reddedip, devletçiliği bir feodal mülkiyet ilişkisi olarak benimsediği, Marksın belirlemesiylebir “Asya tipi üretim tarzı” oluşturduğu için Osmanlı; Rafızilerin ilgisini çok çekmişti. Bu ilgiBektaşilerle Rafızileri buluşturmuştu. Söz konusu ilişki, orta çağın “aydınlıkçı” savaşçısı olan Volter’e kadar uzanmıştı. Volter bir mektubunda: “eşitlik, kardeşlik” sözcüklerini Bektaşilerdenöğrendik diye yazmıştı.Türbesi, hala Budapeşte’nin Buda kesiminde olan Gül Baba, ve Balkanları mekan tutun, Sarı SaltıkRafızilerle kurmuş oldukları ilişki sonucu, Macaristan, Bulgaristan, Makedonya, Kosova gibi Balkanülkelerine giderek Bektaşi kültürünü yaymışlardır. Bir Fransız tarihçinin: Osmanlıdan önce Avrupa yagelip, Avrupa’yı ideolojik olarak feth edip kılıçla sonra geldiler dediği olay budur. Sarı Saltık veGül Baba, buralara Bektaşilik ideolojisi taşırken buralardan Anadolu ya da Rafıziliği taşımışlardır.O nedenle bir dönemler ve hala Alevilere küfür yerine “Rafızi” diyorlardı.Arının her çiçekten toplayıp bal yaptığı maddeler gibi, nitel bakımdan birbirine yakın olan ama,ayrı yerlerde bulunan insana dair ne varsa ya da nelere ulaşabilmişse bir araya toplayıp,bir bilimdağarcığı oluşturmuştur.Evrensel bir benzetmeyle ifade edecek olursam, nasıl ki, bugün üç bin yaşında olan Materyalizm;bilimsel ve insandan yana olan her şeyi devşirmişse, Alevilik- Bektaşilikte aynı şeyi Anadolu da,Asya da ve kısmen de Avrupa da yapmıştır. Alevilik-Bektaşilik, Bu alanlarda bilme ve insana dairneye ulaşabilmişse sahiplinmiş, yaşatmış ve tarihin derinliklerine kadar taşımış bir tarihsel vetoplumsal damar niteliğindedir.İşte mevcut durumda, yüz yılların birikimi olan bu insani değerler bütünü; içinde kendine alevidiyen bir takım kişi ve örgütlerin de bulunduğu bazı güçler tarafından soysuzlaştırılmaya vebitirilmeye çalışılıyor.Yapısal Olarak Alevilik(Bektaşiliğin böylesi bir örgütsel yapılanması olmadığı ya da varsa ben bilmediğim için buradasadece Alevi örgütlenmesi üzerinde duracağım)Alevilik, yapısal olarak; yasama, yürütme, yargı gibi üç temel fenomeni içinde barındıran organizebir toplumsal yaşam biçimi niteliği taşıyordu. Ortaçağ koşullarında oluşturmuş oldukları bu uygarörgütlenme sayesinde, Osmanlının Şeriat sistemi dışında kalarak, sisteme gereksinim duymadanyüz yıllarca varlığını idame ettirmiştir. Örgütlenmesinin temelini oluşturan, yasama, yürütme, yargıfenomenleri; Osmanlının Şeriat sisteminin adaletinden daha uygar ve çağdaş bir içeriğe sahipti.Hatta Batı uygarlığının adaletinden bile çağdaş ve insancıldı.Batı uygarlığının, kısa bir süre öncehukuk sisteminden çıkartmış olduğu idam cezası, Alevi topluluğunun ceza sistemine hiçsokulmamıştı. Şeriatın, eli, kolu, bacağı vb. gibi uzuvları ya da kellesi kesilerek, batıda giyotinegönderilerek yapılan cezalandırmaların Alevi yasamasındaki karşılığı temelli ihraçtı. Böylesi uygarbir adalet, tek başına bile: Alevi topluluğunun yapısal olarak, eli kanlı bir topluluk olmadığını, eliniinsan kanına bulamadığını, dolaysıyla da “benim kabem insandır” aforizmasına ne kadar denkdüştüğünü ifade etmeye yeter.
2
 
Kadın erkek eşitliği konusunda, Hıristiyan ve İslam uygarlıkları, bunlara bağlı tüm mezhepler,kadına hiçbir hak tanımazken Alevi-Bektaşilik, asırlar önceden, kadın erkek eşitliğini bir yaşambiçimi olarak benimsemiş ve hayata geçirmiştir.Politik uygarlıklar itibariyle de böyledir. Doğu uygarlıklarının İslam öncesi süreç katılmazsa, İslamdan sondaki süreçle, Batı uygarlığının burjuva devrimleri sürecine kadar kadın erkek özgürlüğüyokken Aleviler orta çağdan beri kadın erkek ilişkisinde eşitliği benimsemiş ve uygulamışlardır.Bu iki fenomen yani ölüm cezası ile kadın erkek eşitliği çağdaşlığın temel ölçütleridir.Ayrıca ülkesine ve diline sahiplenme bakımından da Osmanlıya denk bir konumda değildi. Osmanlı,İngilizler, Ruslar vb. gibi anavatanı,.anadili olan bir imparatorluk değildi. Osmanlı bir Cihanimparatorluğuydu. O nedenle de Anadolu’yu yurt bilen,yurt edinen Türkmenlere “e-Trak be idrak”diyerek aşağılıyordu. Türkmenler Bektaşi idiler. Bektaşiler, “eline ,beline diline sahip ol” özdeyişinisavunuyorlardı. Eline yani ülkene, beline yani yaşadığın beldeye,yere, diline derken de konuştuğundile sahip çık diyerek Osmanlıya ters düşüyordu.Osmanlının anavatan, ana dili önemsememesine, Arapça, Farsça biraz da Türkçe karışımındanoluşun, Osmanlı dili diye uyduruk bir dille yetinirken, Bektaşiler, eline, beline, diline sahip çıkıpsavunuyordu. Alevi-Bektaşilikte dil ve din düşmanlığı yoktur. Ama herkesin bir anadilinin olması daasla yadırganmaz. Tam tersine saygı duyulur.Örneğin Cemlerde ve semahta beyitlerin çoğu Türkçe söylenirken,”damma damma ali damm azkurbana cani Tamma” denerek nakaratları da Kürtçe söylenirdi. O nedenle de eline, beline, dilineprensibi Türk dili şovenizmi anlamına gelmiyordu. Ama bazıları, bu politik ve felsefi içeriklifenomeni: eline sahip ol hırsızlık yapma, diline sahip ol yalan söyleme, beline sahip ol eşindenbaşkasıyla cinsel ilişkiye girme şeklinde yorumlayarak mistik bir kalıba sokmaya çalışmışlardır.. Alevilik, bir din, bir mezhep olmadığı gibi sadece bir inanç topluluğu da değildir. Organikbünyesinde taşımış olduğu, yasama, yürütme, yargı fenomenlerini orta çağdan yeni çağa kadartaşımış olan bir topluluğun yaşam biçimidir de. Alevi topluluğunun en üst toplumsal merciidurumunda olan Cem: sadece dini vecibelerin yerine getirildiği, dedenin vaazlarının dinlendiği birarena değildir. Cem, aynı zamanda, suçun ve suçlunun yargılandığı, cezasının belirlendiği veyürürlüğe konduğu bir merci durumundadır. Temizi de yoktur. Çünkü, yargılamayı Cem topluluğuyapmıştır, cezayı bu topluluğun canları kesmiştir ve yürürlüğe de aynı topluluk koymuştur. Dahaüst bir merci olmadığı için de karar kesindir.Yavuz Sultan Selim’in bir gecede elli bin Alevi ailesini katletmiş olmasına, Osmanlı despotizmininzorbaca imhasına ve İslamın zoraki asimilasyonuna karşı Anadolu Aleviliği bu örgüt yapılanmasıylavarlığını koruyabilmiştir. Robinson’un “buluşların anası gereksinmedir” aforizmasında olduğu gibiAlevi örgütlenmesi de, Alevilerin kendilerini idame ettirmek için gereksinme duydukları veoluşturdukları bir yapılanmadır.Aleviler, bu yapılanma ile, Osmanlı despotizmine ve İslamın zoraki asimilasyonuna karşıCumhuriyete kadar yaşamını sürdürdü. Cumhuriyet istibdadı yıkıp, “laik devlet” yapısını ilanettikten sonra Aleviler Cumhuriyetin, Mustafa Kemal in yanında yer aldılar. Dolaysıyla da yasama,yürütme, yargı yeteneğine sahip olan örgüt yapısına olan gereksinme ortadan kalkmaya başladı.Alevilerin yasama, yürütme,yargı yerini Cumhuriyetin yargı, yasama,yürütme sistemi aldı. Bunarağmen Aleviler, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra onlarca yıl daha geleneksel yapılarını korumayadevam ettiler. Ama her geçen gün söz konusu yapıya duyulan gereksinim ve dolaysıyla da varlıknedeni ortadan kalkıyordu.
3

You're Reading a Free Preview

Download
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->