Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Look up keyword
Like this
16Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Çağlar Keyder - Bir Türk Milliyetçilik Tarihi ve Coğrafyası

Çağlar Keyder - Bir Türk Milliyetçilik Tarihi ve Coğrafyası

Ratings:

4.91

(22)
|Views: 2,162 |Likes:
Published by tarihokuma

More info:

Published by: tarihokuma on Aug 10, 2007
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOC, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

05/08/2014

pdf

text

original

 
BİR TÜRK MİLLİYETÇİLİK TARİHİ VE COĞRAFYASI
Cumhuriyetten Önce
Türk milliyetçiliği, Alman modelinin başlattığı çizgide, 19. yüzyılın ‘geç kalmış’milliyetçilikleri genel bağlamında ortaya çıktı. Türk milliyetçiliğinin tam anlamıylaşekillendiği Birinci Dünya Savaşı yıllarında, bütün imparatorluklar dağılıyor vemilliyetçilik dünya çapında meşruiyet kazanıyordu. Türk milliyetçiliği, aynı zamanda,Osmanlı İmparatorluğu’ndaki rakip milliyetçi akımlardan beslenmiş, bunlara tepkiolarak geliştirilmiş ve bunların getirdiği sınırlamalara maruz kalmıştı. Osmanlıreformcuları, esas olarak devletin modernleştirilmesini hedefliyorlardı, imparatorluğu bu yolla koruyabileceklerini umdukları için, bu hedef milliyetçi bir boyut taşıyamazdı.Osmanlı eliti, pek çok etnik gruptan bireyler barındırıyordu ve bunların ortak çabasıOsmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmadan modern dünyaya katılmasını sağlayacak  bir dönüşüm gerçekleştirmekti. Çeşitli dinsel ve etnik grupların mensuplarındanoluşan bu elit, hiç değilse Balkan Savaşlarına kadar, imparatorluğun ayaktakalabileceği yolunda iyimser bir inancı paylaşıyordu. Bugünden geriye bakarak,Osmanlılık’a bu bağlılığın safiyane olduğu hükmünü vermek yanlış olur.1912sonrasında ise, hem Düvel-i Muazzama (Büyük Devletler) arasındaki rekabet hem degüçlenen yerel milliyetçilikler, imparatorluğun dağılması sürecine tersine çevrilemez bir ivme kazandırdı. Birinci Dünya Savaşı, daha geniş ölçekte, imparatorluklarımodernleştirme yolundaki girişimlerin sona ermesi anlamına geldi. İmparatorluklar yıkılırken, milliyetçilikler büyük bir zafer kazanıp dünya sahnesine egemen oldu.Ama, Birinci Dünya Savaşı öncesinde dahi, elitlerin bir kısmının Osmanlılık idealine bağlı olmasına karşın, milliyetçi fikir akımları imparatorluğun çeşitli halkları üzerindeetkili bir güç haline gelmişti. Bir başka deyişle, her etnik grupta hem milliyetçiler hemde Osmanlıcılar vardı. Bu politik farklılıkları sosyal konumlara indirgemek güç deolsa, etnik grup içi çatışmanın (Rum, Ermeni ve daha sonra Arap halkları içindekiihtilafların) nedenlerinden birinin, rakip elitlerin varlığı olduğu yolunda son derecegüçlü bir tez ortaya konmuştur.
1
 Bu teze göre, elit rekabeti ve eski elitlere karşıduyulan öfke, yeni ortaya çıkan ve yükselme emelleri taşıyan elitlerin milliyetçiliğini besleyen önemli bir faktör olmuştur. Daha geleneksel elitler Osmanlı İmparatorluğu’nasadakat göstermiş olabilir, ama muhtemelen daha ticarî nitelik taşıyan ve yeni yeni palazlanan rakip gruplar, geleneksel elitlere karşı ideolojik silah olarak milliyetçilik fikrine sarılmayı tercih etmişti.Oysa, Türk milliyetçiliğinin oluşumunda elitler arası rekabetin etkisi söz konusudeğildi. Osmanlı elitinin Türk milliyetçisi olan kesimi, imparatorluğun devlet sınıfının bir parçasıydı, dolayısıyla başlangıçta Osmanlıcılık projesine bağlılık duyuyordu.İmparatorluktaki tüccarların çoğu ve yeni zenginleşen ticaret grupları Rumlar veErmeniler olduğu için, benzer ekonomi tabanlı bir rakip Türk eliti ortaya çıkmadı.Türk-Müslüman eliti içinden sonunda boy gösteren milliyetçilik ne nitelik taşırsataşısın, bu akımın belirgin, kendine özgü bir sosyal tabanı olmadığı açıktır. Jön
1
Ermeni milliyetçiliğiyle ilgili olarak bkz. Hovannisian, 1967; Yunan milliyetçiliği hakkında ise, bukonudaki çeşitli makalelerin bir araya getirildiği derlemeler için bkz. Blinkhorn ve Veremis, 1990 veAugustinos, 1977. Dawn ise, rekabet halindeki elitler tezini Arap milliyetçiliği için kullanmaktadır:Dawn, 1977, ayrıca bkz. Zeine, 1973.1
 
Türkler, elit içindeki milliyetçiler olarak, sosyal tabanlarıyla değil, gençlikleriyle ve benimsedikleri ideolojik çizgiyle farklılaşıyorlardı.Birinci Dünya Savaşı sonrası döneme kadar Türklük, somut bir referans noktasıolmayan bir kavramsal kurgu olma özelliğini sürdürdü. Karışık evlilikler (farklı‘ırk’lardan kişilerle evlenmeler), Osmanlı hanedanından başlayarak toplumun bütünkatmanlarında yayılmış bir uygulamaydı -Osmanlılarda valide
 
sultanın,imparatorluğun uzak bir köşesinden veya imparatorluk sınırları dışından getirilipİslâm dinini ‘kabul eden’ bir Hıristiyan olması, istisna değil, kuraldı. Yüksek devletyöneticileri arasında da, yükselme fırsatı elde etmek için din değiştiren Avrupalılar yer almaktaydı. Özellikle Tanzimat okulları açıldıktan sonra, taşranın ileri gelenleri,oğullarını öğrenim görmeleri için İstanbul’a gönderdiler, bu gençler İstanbul’daOsmanlı tarzında sosyalleşeceklerdi. Bir diğer deyişle, yönetici elit Osmanlı’ydı ve bukoşullarda imparatorluk merkezinde Türklük’ün, etnik bir üstünlük ideolojisine doğaldayanak oluşturmaya başlaması söz konusu değildi.
2
Osmanlı elitinin kültürü olan‘karışım’dan farklı bir Türk kültürünün tanımlayıcı unsurlarının neler olacağı henüzkeşfedilmemişti veya teorize edilmemişti -dolayısıyla, bir politik programın parçasıolarak sunulamazdı.Aslında, ‘Türk’ tanımının kendisi, imparatorluğa ve imparatorluk nüfusuna dışarıdanempoze edilmişti. İmparatorlukta, sadece, ‘cahil ve kaba’ Anadolu köylülerine Türk (“Etrak-ı bî-idrak”) denirdi. Avrupa’da ise, öteden beri, imparatorluktan “Türkiye” veimparatorlukta yaşayanlardan da -özellikle küçümseyici bir dil kullanılmak istendiğinde- “Türkler” diye bahsediliyordu. Avrupa dillerindeki bu tercih, kuşkusuz,imparatorluğa ilişkin örtük bir değerlendirmeyi yansıtıyordu -yani, Avrupalılarıngözünde, Osmanlı İmparatorluğu, Türklerin diğer halkları, özellikle Hıristiyanları boyunduruğu altında tuttuğu despotik bir devletti. Dolayısıyla, ‘Türklük’ etiketininelit tarafından sahiplenilmesi, imparatorluğun etnik niteliği hakkındaki bu basitleştirici Batılı perspektifin kabulü anlamına geliyordu.İmparatorluğun son döneminde, entelektüel hayatta milliyetçi düşüncenin ilk etkileri belli belirsiz hissedilmeye başladı ve zaman içinde, Türk milliyetçiliği, rakipmilliyetçiliklerle etkileşimi sayesinde tedricî olarak daha belirgin bir biçim kazandı.Ama bu, aşama aşama ilerleyen bir “ulusal uyanış” süreci değildi, sonunda elit içinTürk milliyetçiliğini geçerli çözüm yolu olarak benimseten kritik gelişme, savaşlar veimparatorluğun toprak kayıplarına uğrayıp küçülmesiydi. Başka bir deyişle,milliyetçilik, öncü milliyetçi entelektüellerin başlattığı bir gelişim süreciyle kök salan bir duygusal birikime dayanmıyordu, daha ziyade elitin politik bir tercihi olarak ortaya çıktı.Bu dönemin önde gelen üç milliyetçi entelektüelinin yaşam öyküleri bu iddiayıdesteklemektedir. Yusuf Akçura, Rus İmparatorluğu’ndaki Kazan Tatarlarından bir  burjuva ve entelektüel ailenin çocuğuydu (Georgeon, 1980). Akçura’nın milliyetçiliği,önceleri Rus İmparatorluğu’nun hâkimiyetine karşı oluşturulmuş bir tavır olarak Pantürkist nitelik taşıyordu. Paris’teki eğitiminin ardından İstanbul’a gelen Akçura,milliyetçilik hareketinin liderlerinden ve teorisyenlerinden biri oldu. Ziya Gökalp
2
Yine de bu hususta, Kushner’in (1997) iddialarına da bkz. Kushner’e göre, bir Türklük duyarlılığıdaha eski tarihlere kadar geriye götürülebilir. Bunun doğru olması mümkünse de, Birinci DünyaSavaşı’na kadar Türk milliyetçiliği marjinal bir entelektüel seçenek durumundaydı ve Jön Türklerinyönetici kadroları tarafından da Türkçülük’e kuşkuyla yaklaşılıyordu.2
 
Diyarbakırlı bir Kürt’tü: İstanbul’a görece geç gelmiş olan Gökalp için de, milliyetçilik  politik bir tercihti (Parla, 1985; Berkes, 1964). Gökalp’i milliyetçiliğe yönelten akılyürütme, pragmatikti: Türklük, geleceğin devletinde kültürel bir dayanışma oluşturmaşansı taşıyan birleştirici bağ olabilirdi. Tekin Alp, Yahudi kökenli bir OrtaAvrupalı’ydı, dolayısıyla Tekin Alp için, Pantürkizm (bu akımın belli başlıeserlerinden birini kaleme almıştır), entelektüel bir deneyim olmaktan öte bir anlamtaşıyamazdı. Jön Türk döneminde İstanbul’da faal olan ünlü sosyalist Alexander Helphand (Türkçe metinlerinde Parvus takma adını kullanmıştır) da, bu üç ismeeklenebilir. Parvus Efendi, milliyetçi akıma yazıları ve konferanslarıyla katkıda bulunmuş, Türklük’ün uyanışına anti-emperyalist bir boyut eklemeye çalışmıştır (Sencer, 1977). Dolayısıyla, başka yerlerde olduğu gibi Türkiye’de de milliyetçilik,fikir adamlarının çabalarıyla doğmuştu, ama Türkiye’de bu akımın doğuşunda roloynayanların büyük bir bölümü, “dışarıdan” gelmişti.Çokkültürlü bir imparatorluk fikrine karşı daha kendiliğinden gelişen tepkileriinceleyince, imparatorluğa yeni gelenlerin bu alanda da ağırlıklı rol oynadığınıgörürüz. Jön Türkleri, devlet modernleşmeciliğinin milliyetçi versiyonundan yana tavır almaya zorlayan önemli bir maddî gelişme, imparatorluk küçüldükçe, kaybedilentoprakları terk edip batı Anadolu ve Trakya’da yerleştirilen rövanşist bir Müslümannüfusun ortaya çıkmasıydı. Toprakları giderek küçülen imparatorluğa yerleşmek zorunda kalan bu grup, dışlayıcı milliyetçilik fikrini ülkeye getirerek siyasetsahnesinde yer aldılar.
3
Bu göçmenler, yeni kaybedilen topraklarda evlerinden barklarından koparılmalarına yol açan çatışmalara tepki göstererek, İslâmcı düşünceyiveya Türk milliyetçiliğini benimsediler. Örneğin, 1910 yılında Balkanlar’dan gelipBatı Anadolu’ya yeni yerleşen Müslümanlar ile yakın köylerde yaşayan OsmanlıRumları arasında bir dizi çatışma yaşandı, mal-mülklerinin talan edilmesinin ardındanRum köylüler, Ege’nin öteki tarafına göç etti. Ege kıyıları, İttihat ve TerakkiCemiyeti’nin darbeyle iktidara el koyduğu 1909 yılı ile nüfus mübadelesinin yapıldığı1923 yılı arasında, az çok sürekli olarak, etnik çatışmalara sahne oldu (Hirschon; Arı,1995; Pentzopoulos, 1962). İmparatorluğun doğusunda da benzer bir dinamik sözkonusuydu. Bu bölgede Ermeniler ile Müslümanlar arasındaki çatışmalar, özellikleKürtlerin yeni iskân edildiği yerlerde görülüyordu: Devletin yerleşik hayata geçirmek için iskâna tâbi tuttuğu aşiretlere, Ermeni köylerinin yakınlarında toprak verilmişti. Bunedenle, Ermeniler ile Kürtler arasında, hayvan otlatılacak veya daha büyük bir olasılıkla ekilen alanların genişletilmesi için kullanılacak topraklar konusunda rekabet potansiyeli büyüktü. Birinci Dünya Savaşı öncesinde, Müslümanlar ile Ermeniler arasında en önemli etnik çatışmalar, Çukurova bölgesinde yaşanmıştır. Bu bölgedeErmenilerin toprak mülkiyeti genişlerken, kentsel alanda ve hinterlantta etnik güçdengeleri hızla değişiyordu.Bu etnik ve proto-milliyetçi çatışmaların ne derece kendiliğinden geliştiğitartışmalıdır. Her olayda devletin kışkırtması yoksa da, en azından resmîmakamlardan destek sağlanmış ve onay verilmiş olması ihtimali yüksektir -Rumlarakarşı, İttihat ve Terakki yönetimi, Ermeni örneğinde ise, Kürt aşiretlerinden kurduğuHamidiye Alayları aracılığıyla Abdülhamit müdahalede bulunmuştur. Yunanirredantizminin ve Ermeni milliyetçiliğinin, daha sonra milliyetçiliğe dönüşen resmîtepkinin ifadesini bulduğu ortamı yarattığını söylemek gerekir. Önce Çukurova’da,
3
Önce 1878 savaşında, daha sonra da Balkan Savaşlarında, küçülen imparatorluğa göç etmek zorundakalan nüfus iki milyona ulaşmıştı.3

Activity (16)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 hundred reads
1 thousand reads
Müslüm Kavut liked this
Fırat Demir liked this
dervisch liked this
dervisch liked this
haindomdom liked this
victory83 liked this
lolita13 liked this
baris liked this

You're Reading a Free Preview

Download
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->