Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Save to My Library
Look up keyword
Like this
21Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Çağlar Keyder - Nüfus Mübadelesinin Türkiye Açısından Sonuçları

Çağlar Keyder - Nüfus Mübadelesinin Türkiye Açısından Sonuçları

Ratings:

4.33

(6)
|Views: 13,694|Likes:
Published by tarihokuma

More info:

Published by: tarihokuma on Aug 10, 2007
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOC, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

05/08/2014

pdf

text

original

 
 NÜFUS MÜBADELESİNİN TÜRKİYE AÇISINDAN SONUÇLARI
Giriş
1923 yılında yapılan nüfus mübadelesinin, Ermeni tehciri ve kırımıyla birlikte, yeni Türk kimliğinin oluşmasındaki en önemli girdiyi oluşturduğu söylenebilir. Türk ulus-devletiüzerindeki kalıcı etkileri açısından, bu iki olayın paralel sonuçları olmuştur: Söz konusuolaylar, etnik olarak ‘temizlenmiş’ bir Türk coğrafyasının yaratılmasını sağlamıştır. TürkiyeCumhuriyeti, bu zorunlu nüfus hareketlerinin bir sonucu olarak, görece homojen bir nüfustemelinde veya homojenlik iddiasının en azından çok da kuşkuyla karşılanmayacağı bir temel üzerinde kuruldu.Türkiye’de 1914-1924 yıllarının demografik ve politik açıdan çalkantılı ortamı, söz konusudönem açısından hiç de benzersiz değildir. Bu dönemde, etnik homojenlik idealine dayanan birçok ulus-devlet kurulmuş, ya da bu tür ulus-devletlerin kurulması için mücadeleedilmişti. Ulus-devletler, tabiî ki, dünyanın hemen hemen her yerinde milliyetçilere ilhamkaynağı olan temel metinlerin yazıldığı 19. yüzyıl boyunca tahayyül edilmişti. Ama, hemABD başkanı Wilson hem de Rus sosyalist devriminin liderleri ulusların kaderlerini tayinhaklarını desteklediklerini ilan ettikleri zaman, bu amaçların gerçekleştirilmesini sağlayan benzersiz fırsatı yaratan Birinci Dünya Savaşı oldu: Bundan böyle, ulusların kaderlerinitayin hakları ulus-devletlerin oluşumlarındaki ana politik ilke durumuna gelmişti.Birinci Dünya Savaşı’ndan önce siyasî milliyetçilik, kimlikler ile politik birimler arasındakikarmaşık ilişkiyi biçimlendirebilecek çeşitli alternatiflerden sadece biriydi -diğer alternatifler arasında, imparatorlukların sürdürülmesi veya belki de, ulus-devlet olmayan başka siyasal birimlerin global liberalizmin himayesi altında oluşturulması vardı. Aslında, odönemde liberalizm yeni bir atılım gösterseydi, mallar ve sermaye için küresel bir pazar imparatorluklarla beraber 20. yüzyılda da varlığını sürdürebilirdi. Zira, Birinci DünyaSavaşı öncesindeki imparatorlukları, modernleşmeyle başa çıkma yeteneğinden yoksun,değişime ayak uyduramadığı için çökmeye mahkûm, güçsüz, hantal ve çağdışı yapılar olarak tasvir etmek, gerçeği yansıtmaktan uzaktır; aslında bunlar, zamana uyum gösteren,modern bir idarî yapı oluşturma, hukukun üstünlüğüne dayalı bir düzen kurma ve belli
1
 
ölçüde siyasal temsil kanalları açma yönünde değişim geçiren, kesinlikle işleyen -belki dedinamik diye nitelenebilecek- sistemlerdi.
1
Ulus-devletlerse, farklı türde bir modernleşmeyitemsil ediyorlardı -yeni bir devlet-toplum ilişkisi çerçevesinde liberallerin nefret ettikleriateşli bir milliyetçilik ideolojisini benimsiyorlardı.Birinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından, dünya kamuoyunda, eski imparatorluklarınyerine ulus-devletlerin kurulmasının tarihsel gelişmenin gideceği yönü temsil ettiği fikrihâkimken (Marrus, 1985), çeşitli halkları, etnik homojenlik alanları olması düşünülen bölgelerde toplayan pek çok 
de facto
veya
de jure
nüfus değişimi yaşanmıştır. DağılanAlmanya, Avusturya-Macaristan ve Rusya imparatorluklarında muazzam nüfus hareketlerigörüldü. O dönemde, Yunanistan ile Türkiye arasındaki nüfus mübadelesi de, eskiimparatorluk düzeninin çökmesinin kaçınılmaz sonuçlarından biri olarak değerlendirildi.Çok büyük kitlelerin yaşadıkları yerlerden zorla başka bölgelere yerleştirilmesi anlamınagelmesine karşın, nüfusların yer değiştirmesi, coğrafya ile millet uyumsuzluğunundüzeltilmesini sağlayacak zorunlu bir önlem şeklinde yorumlanıyor ve ulus-devletlerinoluşum sürecini hızlandıran bir yöntem olarak kabul görüyordu. Bu bağlamda, Lozan’daalınan nüfus mübadelesi kararının amacı, bu dönem için tipik sayılabilir: Bu antlaşmayla,müzakere edilmiş ve hukukî açıdan kabul edilebilir -dolayısıyla medenî- bir etnik temizlik sağlanmış oluyordu.
Osmanlı Mirası
Osmanlı İmparatorluğu, imparatorluklar arasında modernleşme sürecine geç katılanlardan biriydi. Politik elitin reformu ciddiye alması ve hukuk devletine dayalı bir idarî düzenoluşturmaya başlaması için Tanzimat dönemini beklemek gerekmişti. 19. yüzyılın sonlarınagelindiğinde, uyruklar arasında eşitliğe ve çeşitli etnik gruplardan kişileri barındıran elit içidayanışmaya dayalı, vatandaşlığın temel alındığı bir düzenle, eski imparatorluğun kendisiniyeniden yaratma şansı olduğu anlaşıldı (Deringil, 1998; ayrıca bkz. Salzmann, 1999).Sosyal ve politik düzenin temeline hukuk yerleşecekti. Genişleyen bir pazar ve ekonomik ilerleme vaadi de toplumsal dengeleri koruyacaktı.İmparatorluğun yönetici eliti, Osmanlılık inancına sadakati paylaşıyordu, gerçi bukavramın içeriği konusunda anlaşmazlıklar vardı. Bu idealde devlet, tek bir etnik gruba, din
1
İmparatorlukların yıkılışının neden ve sonuçlarıyla ilgili bir makale derlemesi için bkz. Barkey ve Von Hagen, 1987.2
 
veya dile bağlılık temelinde nüfusu homojenleştirmeye çalışmıyordu.
2
 Uyruklar, genelliklekendi dinsel cemaatlerinin sınırları içinde, kendi kimliklerini kurmak ve tanımlamak konusunda özgürdü. İmparatorluk devleti, ulus-devletin aksine, uyruklarına tek bir aidiyetanlatısı sağlamaya çalışmıyordu; uyrukların imparatorluk temelinde ‘vatanseverlik’göstermesi yeterliydi. Bunun dışında, uyruklar kendilerini Arap, Kürt, Ermeni, Rum vb.kimlikleriyle tanımlamakta özgürdü. Osmanlı yönetimi, Birinci Dünya Savaşı’na kadar uzanan uzun dönem boyunca bu modele göre işledi. Birinci Dünya Savaşı’nda da, buçizgide bir vatanseverliğin boş bir slogan olmadığı görüldü: Binlerce Rum ve Ermeni asker savaş sırasında imparatorluğu kendi dindaşlarına karşı savundu.İmparatorluğun son döneminde, dinsel cemaatlerin insanlar üzerinde artık düşünüldüğükadar etkili olmadığına işaret etmek gerekir. Cemaatler arası evlilikler gibi, bu sınırları ihlaleden türden davranışlardaki artışı gösterecek verilere sahip değiliz; ama, eski din temellikategorilerin (Osmanlı
millet 
sisteminin) daha esnek ve değişime açık kategoriler olarak değerlendirilmesi yönünde artan bir isteklilik olduğu kesindir. Bu dönemde bireyler kolayca din değiştirdiler ve kendilerini yeni oluşan imparatorluk toplumu içindekonumlandırdılar (Deringil, 2000). Büyük şehirler, elitlerin politika ve ortak çıkar temelinde örgütlendikleri kozmopolit merkezler haline geldi. Yerel örgütler, mason localarıve çeşitli kulüplerle dernekler, 19. yüzyıl kentliliğinin göstergeleriydi: Burada ideal, yerelve kozmopolit kimlikleri başarılı biçimde harmanlayabilme becerisine sahip olmaktı. Bugelişmeler, milliyetçi hareketlerin veya
millet 
kolektif kimliğinin artık ortadan kalktığıanlamına gelmemektedir. Aslında, 19. yüzyıl boyunca, özellikle kısa ömürlü iki parlamenter dönemde, kolektif yapılar yeni bir rol üstlenmiş, neredeyse temsil edici bir nitelik kazanmıştı. Osmanlılık ve imparatorluk vatandaşlığına kıyasla bu tip bir temsil,kolektif gruplardan oluşan farklı bir imparatorluk anlayışını yansıtmaktadır. Osmanlıelitinin esas tercihi bu değildi, ama elitin bu anlayış sayesinde temsil ettikleri kitlelerinkendilerinkinden farklı olan isteklerini görebildikleri söylenebilir. Elit ile cemaat arasındaki bu anlayış farkı, milliyetçi hareketlerin yükselişinin yerel toplumsal temellerini anlamak için açıklayıcı olabilir .
3
2
İmparatorlukların ve ulus-devletlerin kimlik oluşumu üzerindeki farklı etkileriyle ilgili bir değerlendirme için bkz.Calhoun, 1998.
3
Arap örneği için geliştirilen, ünlü bir milliyetçilik teorisi, diğer milletlerin -özellikle Rum ve Ermenilerin-ayrılıkçılığı açısından da aydınlatıcı olabilir (Dawn, 1973). Bu hipoteze göre, milliyetçi fikirleri besleyen, elitler arasındaki rekabetti. Eski yerleşik elitler, vatandaşlık ve hukuk devletine dayalı, modernleşmiş bir imparatorluktaOsmanlılık idealini paylaşırken, muhtemelen ticarî bir eğilim taşıyan ve dünya ekonomisindeki hızlı büyümeninsunduğu fırsatlardan yararlanma konumunda olan yeni ortaya çıkan elitler, bağımsız gelişme istiyorlardı. Dolayısıylamilliyetçilik, konvansiyonel bir biçimde yorumlandığı gibi, sadece ölmek üzere olan bir imparatorluk geleneğine3

Activity (21)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 hundred reads
1 thousand reads
hsencan liked this
ozdjan liked this
dervisch liked this
Sadiq Adnan liked this

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->