Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Look up keyword
Like this
5Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Ulus Baker - Homo Homunculus

Ulus Baker - Homo Homunculus

Ratings:

5.0

(1)
|Views: 263 |Likes:
Published by Faruk Ahmet
Sistem Dergisi, Dönemli Yayıncılık, Sayı: 2, Sayfa 78–84, Ocak 1988
Sistem Dergisi, Dönemli Yayıncılık, Sayı: 2, Sayfa 78–84, Ocak 1988

More info:

Published by: Faruk Ahmet on Aug 10, 2007
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

10/19/2014

pdf

text

original

 
Homo Homunculus: Kendini Yaratamayan İnsanUlus Baker
(Sistem dergisi, Dönemli Yayıncılık, Sayı: 2, Sayfa 78–84, Ocak 1988) Yapayzeka, robotlar, bilgisayarlar, günümüzde tüm işlevselyaygınlıklarına karşın hala gündelik yaşamımız içinde kanıksanmışolduklarını söyleyemeyeceğimiz bu modernlik figürleri, tek yanlı birmitosun içine sokuşturuluyorlar. Bir yandan da yansımış bir korkununnesnesidirler: İnsanın kendi yarattığı güçlerin ululuğuna karşı, kısacasıkendinden duymakta olduğu ürküntünün bir sonucu olan korkudur bu.Oysa bu korku, yapay zekaya yakıştırılan devrimin çok daha öncesineuzanmaktadır. Tüm XIX. yüzyıl boyunca, sanayi devrimi çevresindeyoğunlaşan övgüyle karışık bir makine korkusu, siyasal, ahlaki vebilimsel boyutlarda tartışılıp durdu. İşin otomasyonu, yirminci yüzyılınhatırı sayılır tartışma odaklarından biri haline geldi. Taylorizm veFordizm kendilerine yağdırılan tüm lanetlere karşın çeşitli kılıklardakarşımıza çıkmaya, hatta devrimden sonra Sovyetler'in ulusalfabrikalarında bile boy göstermeye devam ettiler. Her türlü iktisatkuramının evrensellik düzeyine ulaştırmaya çalıştığı 'verimlilik' sorunu,makine kullanımının kendisinden kurtulunamayan bir dürtüsünüoluşturmuştu, hala oluşturuyor.Oysa makineler konusunda ve otomasyon tartışmalarında henüzdokunulmamış bir alan vardı. Değerinden kaybetse bile insan eme-ğinin; giderek makineleri örgütle mekte ve kullanmada insan yetenekve zekasının rolüydü bu. Bilgisayar devrimi çevresinde geçentartışmalar, insan yeteneklerinin elde kalan son kısmını da -amakuşkusuz henüz en önemli kısımdı bu- onun elinden alan, 'tutucular'tarafından onun kafa emeğinin değerini de ortadan kaldırabilecek birgüç olarak nitelendirilen, taraftarları tarafından da insanı çalışmasınınönemli bir kısmından kurtarabilecek bir ilerleme olarak sunulan'bilgisayarlaşma' sürecini çok çeşitli alanlar çerçevesinde söz konusuettiler.Daha ciddi görünümlü tartışmacılar ise, 'bilgisayar devrimi'ne, XIX.yüzyılın sanayi devriminde görülen modelin bir benzerini yansıtmaktave gerek yaşamın, gerekse özel olarak emek sürecinin yeni bir varoluşbiçimine doğru bir evrimin içinden bırakılması gerektiğinisavunmaktadırlar, özel olarak kapitalizmin -ya da tüm endüstritoplumlarının- yeniden biçimlenişinde gelip yerlerini alacak olanbilgisayarlar, insan ırkının tüm yaşam koşullarının belirleyicisikonumunu kazanmaktadır onlara göre. Tüm bunların ötesinde, teknoloji ile insan çıkarı arasında kurulmuş
 
bulunan bağ, henüz görünürde yeni bir şey bulunmadığından, varlığınısürdürecek, bilgisayarların, robotların ve en geniş anlamıyla yapayzekânın verimlilikle, insan, istek ve ihtiyaçlarıyla zorunlu ilişkisikoparılamazlığını sürdürecektir.özel olarak üzerinde durulması gereken bir nokta beliriyor önümüzde.İnsan aklının eli kolu bağlı kaldığı, 'alet yapan insan'ın artık elindekialetleri denetleyemez duruma geldiği, 'dünyanın nükleer kapatımı'nıninsan ırkını kıskıvrak kavradığı bir noktayı tarihe açmak, özgünlüğünü,biricikliğini ve ge-çişsizliğini geriden kuşatmak zorunlu görünüyor:İnsan zekasının işleyişinin taklit edilebilirliği, insan vücudununişleyişinin taklit edilebilirliği karşısında çok farklı ve bakışımsız birkonumda bulunmaktadır. İnsan el emeğinin yordamlarını taklit edenrobotlar ile insanın zihinsel donanımını 'taklit eden' yapay zekasistemleri elbette teknik bakımdan birbirleriyle birleştirilmişler,üretimin denetimi ve bu denetimin 'hatasızlığı' yolunda büyük bir yolalmışlardır.İnsan vücudunun ve insan zihninin 'taklit edilmesi' arasındaki karşıtlık(farklılık) tarihte geriye, modern bilimlerin, anatominin, giderek fizyolojive psikolojinin doğduğu döneme kadar gidildiğinde, özel bir anlamkazanacaktır.Doğal olarak, insan vücudunun taklit edilmesi, diğerini önceleyen birgirişimdir. Felsefi boyutta yer alan, oysa aynı yöntemle -ve biraz dametafizik alanın dışına çıkılarak- geriden kuşatıldığında Hıristiyanetiğinin temellerinden birini oluşturan ruh ve madde arasındaki ayrım,maddenin ele gelir niteliğini, biçimlendirilebilir ve değiştirilebilir olmaözelliğini de tanımakta, insan vücudunun maddi yönünün, fizikselorganizmanın imal edilebileceğini en insan-merkezci bir zihniyetekarşın benimseyebilmektedir.Çok eski bir felsefi-estetik gelenek, sanatın işinin, Tanrının dünyayı,ruhun da vücudu yönetirken kendi alanlarında yaptıklarını sanatalanında taklit etmek olduğunu kabul etmekteydi. Oysa bir yaratıcınınkonumu, taklit edenden çok farklıdır. Taklit eden, çoğunlukla son derecemekanik kısıtlamalar içinde, 'yasalarını' başka (ve önceden var olan) biralandan almaktadır: Tanrısal yasalar ve doğal yasalar. Yasalar açısındanhiyerarşinin en düşük basamağındadır o. Simyanın o şaşılacak ölçüdeayrıntılı ve yarı simgesel bir tarzda formüle edilen yasalarla donatılmışpratiği, her türlü olanağın sınırlarını zorlayan bir konuda bile taklitçininüzerinde yer alan, bir kısmı Tanrıdan, diğer kısmı da Tanrının yarattığıdoğadan gelen yasaların kısıtlaması altına nasıl girdiğinigöstermektedir. Büyük ortaçağ hekimi Paracelsus, o çağın simyacılarıarasında pek yaygın bir konu olan insan yapma konusunda hatırı sayılırayrıntıda bir tarif vermektedir bize:
 
"Bir adamın menisini kırk gün boyunca çürümüş at gübresi ile birliktehava geçirmez biçimde mühürlenmiş bir şişenin içinde çürümeyebırakın. Ve gözle kolayca görülebilecek bir biçimde yaşamaya, hareketetmeye ve kımıldamaya başlayıncaya kadar orada tutun. Bu zamansüresinden sonra, bir ölçüde insan gibi olacak, ama saydam vevücutsuz olacaktır. Eğer bundan sonra, her gün dikkatle ve özenleinsan kanı ile beslenirve kırk gün daha at gübresinin ısısında tutulmaya devam edilirse, bellibir sürenin sonunda hakiki ve yaşayan bir bebek haline gelecektir. Bubebeğin bir kadından doğmuş bir bebekte bulunan tüm organlarıvardır, ama daha küçüktürler. Buna homunculus adını veriyoruz, artıkgeriye, onun, en büyük bir dikkat ve itinayla eğitilmesi ve eğitimin,zeka belirtileri ortaya çıkana kadar sürdürülmesi kalmaktadır."Kullanılan malzemenin 'simya-sal' değerleri bilinmektedir: At gübresitoprak anayı temsil eder. Aristoteles'in De Natura'daki, ceninin, meniile aybaşı kanının -akıntının gebelik süresince durması bunun kanıtıdır-birleşmesi ile ortaya çıktığı yolundaki öğretisi de, tekniğin özünüoluşturmaktadır. Kırk gün ise kilisenin yaydığı öğretide, fetusun rahimiçinde, cinsel birleşmeden kırk gün sonra oluşmaya başladığıgörüşünden gelmektedir.Ancak asıl önemlisi, şaşırtıcı biçimde büyük bir kolaylıkla ger-çekleştirilebilecek olan bu pratiğin -herkesin kolayca erişebileceğimalzemeler ve çok karmaşık olmayan bir düzenek, biraz da sabır...-büyük bir alçakgönüllülükle sunuluşudur. İnsan yapmak, şeytanın bilehayal edemeyeceği, gücünün yetemeyeceği bir iştir. Oysa, dikkatedilmesi gereken bir nokta var: Simyacının söz ettiği bir 'yaratım' işlemideğil (o Tanrıya, ve yalnızca Tanrıya özgüdür), Tanrının doğayıyönetirken yarattığı yasaların upuygun bir tarzda taklit edilmesidir.Bu durum, kilisenin öğretisinden ne denli uzak olursa olsun mantarüretir gibi insan üretme i-şinin, ortaçağ insanı için ahlaki bir skandalyaratmadığını gösterir.Üstelik, söz konusu olan, bir robotun, insanın mekanik (fizyolojik)hareketlerini takip eden bir o-tomatın yapılmasından da farklıdır. 'Tüpbebek' (homunculus), e-ğer iyi eğitilirse zeka kımıltıları bile göstermeyebaşlayacaktır. Elbette zekanın doğuşu simyacının etkinliğinin en etkisizolduğu alandır: Normal bir çocuğa gösterilen tutum, eğitim ve denetimgösterilecektir ona da. Oysa mekanik ve simyasal işler, tümüyle olmasada, doğanın taklidinin iyi yapıldığı ölçüde simyacının denetimi altın-dadır. Ana rahmi içinde geçenlerle tüm farklılıklarına karşın bu işler, Tanrı ve doğa yasalarının harfiyen, simyacının öz alanında uy-gulamaları, daha doğrusu 'taklit e-dilmeleri' sonucunda gerçekleş-mişlerdir.

Activity (5)

You've already reviewed this. Edit your review.
omarosmanoglu liked this
1 thousand reads
1 hundred reads
darklife1234 liked this

You're Reading a Free Preview

Download
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->