Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Save to My Library
Look up keyword
Like this
7Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Ulus Baker - Vicdan - Romantizmin Ufku

Ulus Baker - Vicdan - Romantizmin Ufku

Ratings:

4.0

(1)
|Views: 266 |Likes:
Published by Faruk Ahmet

More info:

Published by: Faruk Ahmet on Aug 11, 2007
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

12/18/2012

pdf

text

original

 
Vicdan: Romantizmin UfkuSöyleşi: Ahmet TELLİ / Ulus BAKER
 (ÜTOPİYA mevsimlik hayatbilgisi kitabı 6, Ocak 1999)Vicdan, ahlaktan farklı olarak bir ‘güç’ durumudur...Bir başlangıç hali... Doğaya, tarihe, geçmişe ve geleceğe duyulan bir“ilk sorumluluktur”
Voltaire''in Zadig''i, bir bakıma romantik bireyi imliyor, yaratıcı,tek başına, doğayla bütünleşmiş vesaire... Bu Zadig, naif vekırılgandır aynı zamanda... sonunda her şeyden kopup Fırat kıyısında marul yetiştiriyor. Günümüzün romantiği ise, mec- zuplar mı dersiniz...
Romantizmden önce bir tür romantizm öncesi duruma göz atmakgerek... Zadig henüz bir romantik birey değildi; bu tür bir bireyselliğinöncüsü ve en etkili kişiliği olan Rousseau''nun yaşamının bir parodisi,bir dostun güçlendirdiği bir parodi olduğu söylenebilir... Romantizmin ikianavatanı var: birisi Almanya, önce Sturm und Drang, ardındanGoethe, Hölderlin ve Hegel''e varıncaya dek... Tümüyle "ağır" edebiyat,şiir ve felsefe içinde serpilip gelişiyor... Dertleri ise, varoluşun bir tümolarak kavranışı. Akıl ile duyguların çok sertçe karşı karşıya gelmeyebaşladığı bir dünyada bu ikisi arasında nasıl bir uzlaşma, nasıl bir"birlik", nasıl bir bütünlük oluşturulabilir? Bir taraftan Kartezyen,bilimlere ve Aydınlanmanın hedeflerine karşı bir reaksiyon içeriyor; öteyandan en iyi formülünü Novalis''in bir sözünde bulan bir "kişisellik"(bireylikten çok) üretiyor. Bu söze göre, hangi savaş, hangi Devrim,tarihin şu ya da bu anında gerçekleşmiş, büyük ya da küçük hangi"olay" aynı zamanda benim "kişisel meselem" değildir? İşte romantikbireye ya da kişiselliğe ilişkin felsefi formülün bu olduğunudüşünüyorum... Bu Alman kaynaklı, idealist felsefenin macerasınıtemellendiren "Büyük Romantizm"dir...Romantizmin ikinci kaynağı ise Protestan İngiltere''nin kırlarında yeşe-ren "minör" bir edebiyat oldu kaçınılmaz olarak... Tonalitesi minördü,çünkü belki de Roman sanatının ilk görkemli eserlerinin kadın yazar-larca (Bronte, Austen) verilmiş olması bu sonuca yol açtı...Protestanlıkla, kişisel hayatla bütünleştikçe romantik birey kadınlaşır,bir "duygular eğitimi" programına dönüşür... Alman Romantizmi’nekarşıt olarak İngiliz kadın edebiyatının romantizmine bu yüzden"minör", "küçük" romantizm diyorum...
 Alman Burjuva devriminin geç bir devrim olmasına karşın,özellikle düşüncede (bir bakıma felsefede) yaratıcı ve etkileyici olmasını nasıl açıklayabiliriz?
Bu sorunun cevabını önce Goethe, sonra da Heine vermişlerdi...
 
Goethe, Rönesans''ın gecikmiş bir ütopyasını dillendiriyordu: Topyekünbirey, evrensel bir mikrokozmos, kainatın tümüyle mutlak olarakuzlaşmış bir "kişilik" ideali... Rönesansın salt akli bir uğrağı olan bu"uomo universale" (evrensel insan) aydınlanma çağının Almanyasındaherhalde toplumsal olmayan "kişisel devrimler" içinde sınırlanmakzorunda kalacaktı... Heine''nin Alman entelektüellerini (şairlerini,filozoflarını vesaire) karaya vurmuş istiridyelerin okyanusungelgitlerinin ritmine göre açılıp kapanışlarına benzetmesi bu halitümüyle açıklar... Ama bu aynı zamanda muazzam bir estetik kudreti,bireyselliğin kapanmışlığına rağmen edebiyatta, şiirde, müzikte fışkırıpduran bir tür estetik şiddeti uyandırmaktan geri kalmadı...
Beethoven, Napolyon''a ithaf ettiği senfonisini hayal kırıklığınauğraması sonucu, ithafın üzerini çizerek iç şiddeti kendine uy-gulayan ama hep hayal kırıklığını yaşayacak bir romantik tipi canlandırıyor mu gözümüzde?
Napolyon, işte Heine''nin dediği gibi işleyen bir ruh halini önceuyandırıp sonra da katleden kişi olarak ortaya çıktı... Onu "Beyaz AtaBinmiş Mutlak Ruh", çağın Geist''ı olarak selamlayan Hegel''ihatırlamak gerekir burada... Ama aynı Hegel, bir gün üniversitesindeçalıştığı Jena kenti, Napolyon orduları tarafından bombalanırken,pencereden aşağıya bakıyor ve avluda, topçu ateşinin altında çalışmayısürdüren marangozları seyrediyor... Bütün o sistemli Hegel felsefesininçıkış noktasının bu manzara olduğunu sezebiliriz, dünyadaki iki temelbeşeri kudret, savaş ile emek... Jena felsefesinin ürünü olarakokuduğumuz şu Ruhun Fenomenolojisi, o alabildiğine sistematik eser,Hegel''in karşılaştığı bu yaşantıdan, bu manzaradan kaynaklanıyormuşgibi de okunabilir; ünlü köle-efendi diyalektiği... Savaşı kaybedenNapolyon, romantiklerin -özellikle resim alanında- vazgeçemeyecekleri"resmi" hafızaya yerleşmekten geri kalmadı... Beethoven''in eserini"hakeden" Napolyon kuşkusuz yalnız Romantiklerin kafalarındaydı,onların kendi "kişisel" Napolyonlarıydı... Ama önemli olan bu "öznellik"değil, bu öznelliğin ne tür bir yaratıma olanak sağladığıdır. Bütünbunlar Novalis''in formülüne yeni örnekler ve görünümler sağlar: Hangisavaş, hangi devrim, coğrafi ve tarihsel uzaklık ne kadar büyük olursaolsun hangi "büyük", dolayısıyla "küçük" olay aynı zamanda benim"kişisel meselem" değildir ki? Romantizmi "büyük" ve "küçük"romantizm diye ikiye ayırmam bu çerçeve içinde anlaşılmalı. İngilizkadın yazarlarının çok derinleştirilmemiş ama kişisel yaşantının bütünyüzeylerini alabildiğine deşip kullanan roman sanatı, yani bu minöredebiyat, Heatcliffe efekti diyebileceğimiz bu yüzeysellik büyükromantizmden o kadar uzakta değildir...
Politikanın ve ekonominin romantik kaynaklardan beslendi-ğinde ortaya çıkan bu iç-tepkisel şiddet, dışa yönelik bir şid-
 
dete mi dönüşüyor? Özellikle Alman ekonomisinin (Bismarck)özkaynaklarına baktığımızda gözlemliyoruz gibi...
Ben eşittir, Ben formülünün filozofu Fichte, Alman ekonomisininkaynaklarından biridir. İngiliz ekonomi-politikçileri rasyonel bireylerinçıkar maksimizasyonunu formüle etmeye çalışırken Fichte, kapalı birticaret devletini neredeyse bir romantik ütopyanın doruğu gibi dilegetiriyordu... İlerideki şiddetli ve şiddetsiz bütün Alman"milliyetçiliğinin" kaynağında, tepeden inme Jünker bürokrasisininmodelince gelişen Alman kapitalizminin, endüstrileşmesininkaynağında Fichte''nin, ardıllarınca "azaltılmaya", dizginlenmeyeçalışılan (sözgelimi Hegel) bu "romantik aşırılığı" yatıyor gibidir.Nietzsche''nin tam isabet kaydettiği nokta.. Alman düşüncesinin vekültürünün yumuşak karnı da budur: şiddet türünün en kötüsü, insanınkendi benliğine yönelik şiddeti eleştirmeden şiddeti, zulümüdışsallaşmış saldırganlık biçimlerini eleştirmeye kalkışmasıdır...Romantik bireycilik çoğu zaman bu ilk şiddette kalır, ötesine geçmez,bir "kaçış" gibi görünür... Romantik bireyciliğin çeşitli formlarınıeleştirirken Carl Schmitt''in göstermeye çalıştığı romantizmin tam dabu görünümüdür.
Peki Doğu? Doğulu insanın romantizmi bir yaşanmamışlığa,taklide dayalı, yapmacık ve hissi bir kültür müdür? Yoksa tarif edemediği bir vicdan olarak hep iç dünyasında saklı mıkalacak?..
.
Doğu''nun dereceleri var tabii. Büyük 19. yüzyıl Rus romanının beşiğiolan ülke, herhalde en az Osmanlı kadar doğulu, bir o kadar alacalıbulacalıdır... Aynı ölçüde bir despotizmle ve otarşiyle yönetilir... Yapmacık ve taklit hissiyatı bu büyük romanın yeşerdiği ortamolmaktan geri kalmadı... Bireysel yaratıcılığa yapılan vurguromantizmin yalnızca bir öznelliği, onların kendileri hakkında nedüşündükleridir. Puşkin, Gogol ve büyük Rus edebiyatı inanılmazdüzeysizlikte ve yapmacıklıkta bir edebiyat kültürünün içine gırtlağınakadar batmış durumdadır... Onları değerli kılan, Rus intelligentsia''sınınmodern yaşama bir armağanı olan güçlü, politik nitelikli bir "edebieleştiri"nin bazı işlere çeki düzen vermesidir. Edebiyat eleştirisiromantizmin doruk noktalarından birisidir ve Rus icadıdır. O dönemdeolsa olsa Marx''ın Kutsal Aile''si, kendine özgü başka nedenlerle,"edebiyat eleştirisi"ni içeriyordu. Ama edebi eleştiri kültürününAvrupa''da "uzmanlaştığını" pek söyleyemeyiz. Bu kültüre Doğulu ya daBatılı deyin, farketmez, bir Rus icadıdır; Herzen, Byelinski ve diğerleri...Bu sayede Rus edebiyatı 19. yüzyılın en derin romanını üretmeye adetazorlanmış gibidir. Rus intelligentsia’sının o sıradaki portresi, kendisinezorunlu olarak bir "Batı" yaratmak zorunda olan bir adamın hikayesidir:

Activity (7)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 hundred reads
1 thousand reads
ataraxia57 liked this
naturaestlibra liked this
darklife1234 liked this

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->