Welcome to Scribd. Sign in or start your free trial to enjoy unlimited e-books, audiobooks & documents.Find out more
Download
Standard view
Full view
of .
Look up keyword
Like this
5Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
iktisat tarihi Safahat'ta iktisat

iktisat tarihi Safahat'ta iktisat

Ratings:
(0)
|Views: 214|Likes:
Published by yurdakok
iktisat tarihi 19. yüzyil: Safahat'tan gozlemler
iktisat tarihi 19. yüzyil: Safahat'tan gozlemler

More info:

Published by: yurdakok on Feb 17, 2010
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as TXT, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/04/2012

pdf

text

original

 
SAFAHAT’TA SİYÂSAL İKTİSATIsmail Yurdakokismailyurdakok@yahoo.comÜç Çöküşün Üç ŞâhidiTarih yazıcılığı konusunda devrim yapan Analas okulu, geçmişin edebiyat eserlerini, tarihiSafahat’ta Siyasal İktisatBu Öğrenci Veremli! Bir Hafta Ancak Yaşar“San‘atkâr olmadığım gibi, sanat diyerek bir takım yapmacık sözler de söylememem” diyen MeOsmanlı’nın son dönemini anlatan gerçek hayattan sahneler, Âkif’in dizelerinde gayet tabîîAğlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;Oku, şayet sana bir hisli yürek lâzımsa;diyerek başlar, Safahat’ın ilk sayfası. Safahat’ın Birinci Kitabı da; bir gece, babasıylaBizim mahalle de, İstanbul’un kenarı demek:Sokaklarında gezilmez ki yüzme bilmeyerek!Adım başında derin bir göl dalgalanır,Hele sular karardı mı...Elimde bir koca değnek, onunla yoklayarak,Önüm adaysa basıp, yok, denizse atlayarak!(Gökteki) Ayın da olmadığı, bir kapkaranlık gecede, elindeki fener de sönünce, “yürüyen kAncak, kulağımı iyice açmak ve elle dokunmanın sevki ileYürüyen körlere döndüm, o ne dehşetti hele!Sopam artık bana hem göz, hem ayak hem de eldi..Ne yalan söyleyeyim kalbime korku geldiİşte o sıradaHele ya Rabbi şükür, karşıdan üç tane fenerGeçiyor... Sapmayarak şayet bana doğru gelirlerse eğerGiderim arkalarından... Yolu buldum zatenBaşkent İstanbul’da (bile), (fakir) mahallelerinin tek katlı küçük evlerinin saçaklarınınSopa sağ elde, kırık camlı fener sol elde;Boşanan yağmur iliklerde, çamur tâ belde.Hani, çoktan gömülen eski kaldırımın, hortlayarak,“Gel” diyen taşları kurtarmasa, insan batacak.Saksağanlar gibi sektikçe birinden birine...Sormayın derdimi, sonunda o bir-iki taş da biterekDüştü artık bize göllerde pekâlâ yüzmek!Çifte sandal, yüzüyorduk; fenerim yüzer, ben yüzerimÇok mu yüzdük bilemem, toprağı bulduk neyse;Fenerim başladı etrafını tek tük hisse.Âkif’in doğduğu 1873 yılının son ayları (Hicrî 1290 Şevval ayı) sessiz geçiyordu, ama fela
 
Mehmet Âkif, İstanbul doğumlu bir Osmanlı vatandaşı olarak, hem çocukluğunda hem de gençliÂkif’in okuduğu Baytar Mektebi esasen Halkalı Ziraat Mektebi’nin bir bölümüydü ve o yıllar “Sözünüz doğru, Müdür Bey; fakat ne yapıp yapmalı, mutlakaBu çocuk gitmelidir. Çünkü eminim, yaşamaz pek fazlaEn fazla bir hafta yaşar, sonra bulaşma da olur;Böyle bir hastayı gönderse de, ne yapalım; okul ma‘zur ”“Hiç hava değişimi istediğim oldu mu benimBırakın mâdem kendi hâlime artık beni, burada rahat öleyimÜç buçuk yıl katlandı bana bu okul, üç günDaha katlansa kıyamet mi kopar? Hem ne içünBeni yıllarca barındırmış olan bir yerden,“Öleceksin” diye kovmak? Bu koğulmaktır. Ben,Kimsesiz bir çocuğum, nerede gider yer bulurum?Etmeyin, sonra sokaklarda perîşan olurum!Anam zaten ölmüş, babamın bilmiyorum hiç yüzünü;Kardeşim var, o da lâkin bana dikmiş gözünü”Sonunda bir araba çağırılır ve veremli öğrenci, iki vicdanlı arkadaşının omuzlarında paytoÂkif, kendisi de on dört yaşında yetim kaldığından, Osmanlı’nın bu son döneminde sosyal yaBükmüş oradan boynunu binlerce yetîmân,Sığınak arıyor âileler, yuvalar perîşânHamal Yetim Hasan OkuyamadıHamalın Oğlu, Hamal Olarak Kalsın? Veya Hamalsın Sen Hamal KalPrizrenli Hoca Mustafa Efendi gibi merhametli insanlar da, vardır elbette o günkü toplumdaYerde, genişçe bir küfe yatmakta, hem epey eski.Bu bir hamal küfesiymiş...Acep kimin? derken;On üç yaşında kadar bir çocuk gelip öteden,Gerildi, tekmeyi indirdi öyle bir küfeye:Teker-meker küfe düştü tâ öteye.“Benim babam senin altında öldü, sen hâlâGururla yat sokağın ortasında böyle daha!”O anda karşı evden bir orta yaşlı kadınGöründü:“Ah, benim oğlum, gel etme kırma sakın!Ne istedin küfeden yavrum?Ağzı yok, dili yok,(Rahmetli) Baban sekiz sene kullandı...Hem de derdi ki: “ÇokUğurlu bir küfedir, kalmadım ben hiç yüksüz..”Baban gidince demek kaldı âdetâ öksüz!Onunla besleyeceksin ananla kardeşini.Bebek misin daha öğrenmedin mi sen işini?”Ben de lâfa karıştım:“Dinle oğlum annenin sözünü!”Fakat çocuk bana haykırdı ekşitip yüzünü:“Sakallı ! yok mu işin? Git; defol şuradan!Ne dırlanıp duruyorsun sabahleyin oradan?Benim içim yanıyor: dağ gibi babam gitti..”Yetîm Hasan’ın annesi “baban yerinde adamdan ne istedin şimdi” diyerek, müdâhale eder, fak
 
“Benim de yandı içim anlayınca, derdinizi..Fakat, baban sana ısmarlayıp da gitti sizi.O bunca yıl çalışıp alnının teriyle seniNasıl büyüttü? Bugün, sen de kendi kardeşiniYetîm bırakmayıp büyütmelisin” diye Hasan’a nasihat etmek isterse de, çocuk, bu sefer de“Bu küfeyle öyle mi?” der. Âkif bir nasihat daha verir:“Kuzum, ayıp mı çalışmak, günah mı yük taşımak?Ayıp olan: dilencilik tir ki; işlerken el, yürürken ayak.”Bu sefer de küçük Hasan -ne yapsın, on üç yaşında sırtına küfeyi alıp yük taşımak elbette“Unuttun mu? bayramda komşunun gelini:“Hasan! Dayım yatı(lı) mekteplerinde subaydır;Senin de zihnin açık...Söylemiş olsaydık bir...Koyardı mektebe...Dur söyleyeyim” demişti hani?Okutma hamal yap bu yaşta şimdi beni!Âkif derki: “baktım ki tartışma uzayacak, benimse o gün görecek pek çok işlerim var, mecbuYanında koskocaman bir küfeyle küçücük bir çocuk,Yavaş yavaş geliyorlar. Fakat tesâdüfe bak:Çocuk, benim o sabah gördüğüm zavallı yetîm..Şu var ki yavrucağızın hali eskisinden elîm..Cılız bacaklarının dizden altı çırçıplak...Bir ince gömleğin altında titriyor donacak!Ayakta kundura yok, başta var mı fes? Ne gezer!Düğümlü; alnının üstünde sâde bir çember.Yetîmin alıp-verdiği soluk, sanki kesik kesik bir feryâtNormal değil o bakışlar, sanki gözü yaşlı bir imdâtBu besbelli bir sefâlet ki yalınayak, baş açık;On üç yaşında buruşmuş, tertemiz alnı, yazık. O sırada, sahne değişir: elliden fazlaÖlü İçin Hasır Dokuz KuruşKendisini her zaman dükkanına davet eden baharatçıya, mecburen bir ziyaret yapar Âkif. BirKüçük kız, sakızla balmumunu alıp gittikten sonra, Âkif’le attar epey bir süre sohbet ederEpeyce fâsıladan sonra, geldi başka biri:“Genişçe bir hasırın var mı? Neyse hem değeri,Cenaze sarmak içindir, eziyet etme sakın!Mahallemizde beş aydır yatan o hasta kadınBugün sabahleyin artık cihandan el çekmiş...Ne çâre! Kısmeti böyle günde ölmekmiş.Yanında kimse de yokmuş”.. “Aman bırak neyse...Ecel gelince ha olmuş, ha olmamış kimse!”“Dokuz kuruş bu hasır, siz, sekiz verin haydi...Pazarlık etmeyelim bir kuruş için şimdi !Sosyal güvenlik yoktur ama, sosyal dayanışmanın az-çok olduğu anlaşılıyor. Kimsesiz kadınaKiremit Aktarıyor Seksen Yaşında Seyfi BabaFakat genel olarak, sosyal güvenlik olmadığı gibi, toplumsal dayanışma ruhu da gerilemiş dEvsiz barksız binlerce yoksul kişilerSesi dinmiş yuvalar, yere serilmiş evler;

Activity (5)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 thousand reads
1 hundred reads
serap_aydin liked this
Asım Can liked this
umutgunerorkun liked this

You're Reading a Free Preview

Download
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->