Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Look up keyword
Like this
3Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Emekci Memur Hareketinde Yol Ayrimi

Emekci Memur Hareketinde Yol Ayrimi

Ratings: (0)|Views: 34|Likes:
Published by cevdetbay
EMEKÇİ MEMUR HAREKETİNDE YOL AYRIMI
TESLİMİYET DEĞİL, MÜCADELE!
I. EMEKÇİ MEMUR HAREKETİNİN GELİŞİMİ
Emekçi memur hareketi, 1989 sonrası devrimci bir çıkış yaptı. İşçi sınıfının özellikle '89 Bahar Eylemleri emekçi memurlara da esin kaynağı oldu. Yaşam koşullarının zorluğu, çalışma koşullarının dayanılmazlığı yasa tanımaz bir öfke yarattı. Onbinlerce memur, "Hak Verilmez, Alınır!" sloganıyla sokaklara döküldü. Bu aynı zamanda Osmanlı'dan kalma kapıkulu zihniyetinin de yıkılmasıydı. "Devletin mem
EMEKÇİ MEMUR HAREKETİNDE YOL AYRIMI
TESLİMİYET DEĞİL, MÜCADELE!
I. EMEKÇİ MEMUR HAREKETİNİN GELİŞİMİ
Emekçi memur hareketi, 1989 sonrası devrimci bir çıkış yaptı. İşçi sınıfının özellikle '89 Bahar Eylemleri emekçi memurlara da esin kaynağı oldu. Yaşam koşullarının zorluğu, çalışma koşullarının dayanılmazlığı yasa tanımaz bir öfke yarattı. Onbinlerce memur, "Hak Verilmez, Alınır!" sloganıyla sokaklara döküldü. Bu aynı zamanda Osmanlı'dan kalma kapıkulu zihniyetinin de yıkılmasıydı. "Devletin mem

More info:

Published by: cevdetbay on Feb 28, 2010
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

01/03/2013

pdf

text

original

 
EMEKÇİ MEMUR HAREKETİNDE YOL AYRIMI
TESLİMİYET DEĞİL, MÜCADELE!
I. EMEKÇİ MEMUR HAREKETİNİN GELİŞİMİ
Emekçi memur hareketi, 1989 sonrası devrimci bir çıkış yaptı. İşçi sınıfının özellikle
'89 Bahar Eylemleri
emekçi memurlara da esin kaynağı oldu. Yaşam koşullarının zorluğu, çalışma koşullarınındayanılmazlığı yasa tanımaz bir öfke yarattı. Onbinlerce memur,
"Hak Verilmez, Alınır!"
sloganıylasokaklara döküldü. Bu aynı zamanda
Osmanlı
'dan kalma kapıkulu zihniyetinin de yıkılmasıydı.
"Devletin memuru", "devlet"in
karşısına çıkma cesaretini gösteriyordu.Çeşitli biçimler alan eylemler sırasında pekçok memur işini kaybetti. Sürgün edildi, işkencegördü, tutuklandı, hatta katledildi. Ama emekçi memur hareketi bu saldırılara karşın durmadığı gibi,daha da güçlendi. Hükümet ve yasaların bütün engellemelerine rağmen sendikalar kuruldu vekitleselleşti.Ekonomik-sendikal taleplerle başlayan emekçi memur mücadelesi devlete karşı geliştiği içinbaştan itibaren politik bir içeriğe sahipti. Hareket kendisini yalnızca temel talebi olan
"Grevli-TİS'li sendika hakkı" 
için mücadele ile de sınırlamadı. Toplumun diğer kesimlerine yönelik baskı vesaldırılara, faşist katliamlara, kontra cinayetlerine de tepki gösterdi.
"Yaşasın Halkların Kardeşliği!","Savaş Bütçesi Değil, İnsanca Yaşam Bütçesi!"
hemen her memur eyleminde atılan sloganlardı.Devlet, yükselen hareketi baskı ve yasaklarla önlemeye çalıştı. Başaramadı. Güçleri bölmekiçin, devlet güdümünde faşist
Türk Kamu Sen
’leri örgütledi. İstediği sonucu alamadı.Emekçi memur hareketi bu özellikleriyle, 12 Eylül sonrası toplumsal muhalefetin Kürt UlusalKurtuluş Mücadelesi ve işçi sınıfı hareketiyle birlikte üç ana dinamiğinden biri haline geldi.Emekçi memur hareketi gücünü, yasaları çiğneme pahasına yürüttüğü militan mücadelesindenaldı. Sendikalarına vurulan kilitleri kırdı. Grev yasakları bırakmalarla delindi. Önüne çıkarılanengellere rağmen meşru eylemiyle sendikalarını fiilen kurdu. Kongrelerini de yaparak kendini kabulettirdi.
II. MEMUR HAREKETİNDE TIKANIKLIĞIN NEDENLERİ
Bütün bu olumlu özelliklerine rağmen memur hareketi bağrında yeni doğmuş olmasının dagetirdiği eksik ve zaaflar taşıyordu. Bu zaaflar aşılamadığı gibi derinleşti ve hareketi bugünkü tıkanmanoktasına getirdi.Bunların başında memur eylemliliğinin zamlara endeksli oluşu geliyordu. İlk başlarda doğal olanbu durum, sendikalaşma sürecinin ilerlemesi ile birlikte aşılmalıydı.Memur hareketi böylesi dönemlerde yükselen mücadeleyle ileri atılan kitleleri sendikalarataşıyamadı. Tüm memur kitlesi içinde sendikalı oranı yüzde 10-20'leri aşamadı.Üstelik varolan üye tabanını yeterince eğitmedi, sendikal mücadelenin aktif unsuru halinegetiremedi. Sendikal örgütlülüğü en alt birimlere kadar oluşturup işletemedi. İşyeri temelinde fiilisendikacılığı yaratamadı. Bir bütün olarak işkolu düzeyinde de hak alıcı eylemler gerçekleştiremedi.Kuşkusuz bu süreçte devletin saldırıları da durmadı. Faşizm, memur hareketinin her adımınınönüne geçmeye, baskı ve sürgün politikası ile sindirmeye çalışırken, reformcu eğilimleri besleyenoyalama, vaat ve umut dağıtma politikasından da vazgeçmedi.Faşizmin ve sermayenin işçi ve tüm emekçiler üzerindeki sömürü ve soygunu yoğunlaştırma,krizi onların üzerine yıkma çabası, memurun grevli-TİS'li sendika hakkını elde edebilmesini daha dazorlaştırdı.Krizin derinliği ve şiddeti, tüm demokratik hak ve özgürlük mücadelesini olduğu gibi memur hareketinin başarısını da daha zorlu, daha sancılı hale getirdi. En küçük hak alma mücadelesi biledaha ağır bedeller ödemeyi ve daha uzun soluklu bir savaşıma hazır olmayı gerektiriyordu. Bu sürecinuzaması, memur kitlesinde belli bir yorgunluk yarattı. Sendikal mücadeleye önderlik eden kesimlerinyeni biçimler bulması, sonuç alıcı eylemler örgütlemesi gerekirken, onlar da bu dalgaya teslim oldular.Memurların yükselen mücadelesi ve sendikaların kurulması, o zamana kadar hareketinuzağında duran farklı işkollarındaki memur kitlesini de hareketlendirdi. Neredeyse sendikalarınkurulmadığı işkolu ve kurum kalmadı. Fakat bunlar, memur hareketine kitlesellikleriyle birlikte gericieğilimlerini de taşıdılar. Bu sendikalarda politikaya uzak durma, şovenizmden daha yoğun etkilenme,militan mücadeleden uzak, "diyalog" yoluyla çözüm arama gibi özelliklerin yanı sıra; başından itibaren"çağdaş sendikacılık" akımının temsilcileri de vardı. Kof bir şişme durumu, memur hareketininçıkışında ve gelişiminde varolan militan yapısını törpüledi.Bugün memur hareketini tıkanma ve hızla geriye çekme noktasına getiren reformizm ve
 
yasalcılık, işte bütün bu etmenler üzerinde daha fazla güç kazandı.
Sendikalaşma sürecindereddedilen reformist-yasalcı anlayış, bugün artık harekete damgasını vurur hale geldi.
III. KÇSP'DE BÜROKRATLAŞMA
Memur hareketinin birleşik eylemini örgütleme ihtiyacı, merkezi bir yapıyı zorunlu kılıyordu.KÇSP, böyle bir ihtiyacın ürünü olarak doğdu.KÇSP, memur kitlesinin birleşik eylemini gerçekleştirmek için seri olarak karar alıp, onun etkinbir biçimde harekete geçmesini sağlamakla yükümlüydü. Bu, memur hareketinin yaptırım gücünüartıracak, devletin karşısına tek yumruk olarak çıkmasını sağlayacaktı.Fakat SP bu levini yerine getiremedi. Memur hareketindeki gerileme, SP'ninpotansiyellerini de zayıflattı.
KÇSP bugün kendi kitlesinden kopuk, hantal, bürokratik bir yapı haline gelmiştir.
Özellikle
Demokrasi Platformu
içinde yer aldığı ve
Eşgüdüm
ile birlikte hareket ettiği son dönemde, KÇSP'ninbürokratlaşma süreci hızlanmıştır. Bugün KÇSP, Eşgüdüm'le birlikte adeta "konfederasyon hazırlamakomitesi" gibi teknik bir organ seviyesine inmiştir.
KÇSP, mücadelenin ve tabanın ihtiyaçlarına cevap veremez durumdadır.
Tüm emekçilereyoğun bir saldırının yöneltildiği
5 Nisan Kararları
sonrasında olsun, memur hareketine yönelik faşistbaskı ve saldırılara karşı olsun,
KÇSP
ciddi hiçbir tepki geliştiremedi. Öyle ki, memur hareketiningeleneksel maaş zamlarını protesto eylemleri bile yapılamadı.Eylemlerin yerini diplomasi, bakan odalarında lobicilik, "diyolog" görünümlü icazet dilenmeçabaları aldı. Daha önceki yıllarda militan eylemlerle sarsılan Ankara, bu yıl oportünist yasalcılarınşovlarına sahne oldu. Memur kitlesini bıktıran vizite eylemleri ve Meclis'te bekletilen grevsiz sendikayasa taslağının kabulü için çekilen fakslardan öteye gidilmedi.
Eylem çizgisindeki geriley, tabandan giderek kopulması ve rokratizminkökleşmesiyle atbaşı gitmektedir.
Kararlar tabandan kopuk alınmakta, tabana yalnızca
"tebliğ" 
edilmektedir. Memur hareketinin geleceğini tayin eden en önemli kararlar bile yukardan sendikabürokratlarınca bağlanmaktadır.
IV. KONFEDERASYON VE SENDİKAL BİRLİK
Memur hareketi son aylarda yoğun bir şekilde tek bir 
"amaç" 
üzerine dönüp duruyor GerekKÇSP, gerekse KÇSP-Eşgüdüm toplantılarının temel gündem maddesi
konfederasyon.
Ne grevli-TİS'li sendika hakkının kazanılması, ne % yüzleri aşan enflasyon karşısında yaşamkoşullarının ağırlaşması, ne özgürlüklerin gaspedilmesi, ne de İşçi kıyımları, özelleştirme ve kirli savaşonları İlgilendiriyor.KÇSP ve Eşgüdüm, sanki memur hareketindeki tıkanmanın tek çözümükonfederasyonlaşmaymış gibi tüm çabalarını buna yöneltmiştir. Her şey adeta yasal statüye kavuşmakiçin ayarlanmıştır. İlkeler bile buna göre konulmuştur.
Şu haliyle konfederasyon, yükselen ve kitleselleşen mücadelenin üzerine oturan bir örgütlenme değildir.
Aksine, hareketin iniş ve güç kaybetme döneminde ortaya atılmıştır. Dolayısıylamemur hareketinin ihtiyacına değil, devletin memur sendikalarını boğma ihtiyacına yanıt vermektedir.Reformizm, objektif olarak devletin bu politikasının aleti işlevini görmektedir. Devletin hazırladığı faşistgrevsiz sendika yasası, memur hareketine reformistler eliyle dayatılmaktadır.
Bu dayatmanın kabulü, baştan beri faşist yasaları parçalayarak ilerleyen memur hareketinin artık
"Hak Verilmez, Alınır!" 
şiarından vazgeçtiğinin ilanı olacaktır.
Memur kitlesinin büyük çoğunluğunda bu yasa taslağını reddetmekle birlikte,
"Önce bir yasaçıksın, sonra düzeltiriz" 
düşüncesi gelişmeye başlamıştır. Bu anlayış, yasalcı sendika bürokratlarıncada körüklenmektedir. Bugün en tehlikeli anlayış budur.Bugüne kadarki sendikal mücadele sürecinin kendisi, bu anlayışı mahkum etmek için yeterlidir.Ne zaman ki memur hareketi militan bir kavga yükseltmiş, sendikalarını fiilen yaratmıştır;toplumun tüm kesimlerinin gözünde meşrulaşmış ve bu sayede düzen partilerini dahi programlarındamemura sendika hakkına yer vermek zorunda bırakmıştır. Bugünkü güdük sendika yasa tasarısı bile,aslında bu koşulların sonucudur. Ama ne zaman ki memur hareketi inişe geçti, kamuoyunungündemindeki yeri gerilere düştü; grevli-TİS'li sendika hakkı vaadinin içi iyice boşaltıldı ve devlet ensonu memur hareketinin karşısına
"Anayasaya aykırı" 
gerekçesiyle
"sendika yerine dernek" 
yasatasarısıyla çıktı.Kaldı ki, yasa taslağında sözü edilen, grevsiz sendikadır. Grevsiz TİS'in anlamsızlığı, Tüm Bel-Sen'in 140 belediye ile yaptığı TİS'in Sayıştay'ın bir kararıyla feshedilebilmesinden de bellidir.Mücadeleyle değil,
"diyalog" 
yoluyla imzalanmış TİS'lerin feshine karşı grev yapılamaması,
"Önce TİS
 
hakkını alalım, sonra grev hakkını da alırız" 
anlayışının sonuçlarını apaçık göstermektedir.Bir kez
"ricacılık" 
yolu tutulmaya görsün, arkası mücadeleyle değil, daha fazla teslimiyetlegelmektedir. Aşamalı mücadele anlayışı reddedilmeli, işin başından grevli-TİS'li sendika hakkı bir bütün olarak yeniden dayatılmalıdır.
V. SINIF SENDİKACILIĞI MI, SARI SENDİKACILIK MI?
Konfederasyonlaşmaya koşut olarak başlatılan bir diğer hareketlenme,
"sendikal birlik"
teyaşanıyor. Amacı ve yürütülüş biçimiyle konfederasyondan farklı değildir. Bütün derecikler yasallıkdenizine akıtılmaktadır.Bugüne kadar birlik görüşmelerine en soğuk bakan sendikaların birdenbire
"birlikçi 
" kesilmelerive kaşla göz arasında birliği sonuçlandırmaları, boşuna değildir. Onları buna iten, devletin yasatasarısındaki
"her işkolunda tek sendika" 
maddesidir.Biz her zaman emekçileri bölüp parçalamak isteyen sermayeye karşı ezilenlerin en genişbirliğini savunuruz. Üstelik burjuvazinin işçi ve emekçilere karşı topyekün saldırıya geçtiği bugünkükoşullarda, bu saldırılara topyekün karşı koyuş için güçlerimizi birleştirmek, bizi daha güçlü kılacaktır.Fakat birlik, hiçbir zaman, hareketi ileriye götüren devrimci mücadele ilkelerinden vazgeçme pahasınaolamaz; olmamalıdır. Güçten anlaşılması gereken, tek başına üye sayısının artırılması değil, mücadelenin nitel olarak sıçratılması olmalıdır.
Sendikal birliğin, mücadeleden ve kitleden kopuk, masa başında yapılması bir yana,birliğin ilkeleri ve programının içeriği, memur hareketinin geleceği açısından çok daha vahimsonuçlara gebedir.
KÇSP ve Eşgüdüm'ün belirlediği konfederasyon ilkeleri ve ilk sendikal birliğin programı, önemlibir göstergedir.
Neler vardır bu ilkelerde?
"Sendikaların ideolojik bağımsızlığı", "ülke çıkarları", "üretim ve verimliliği niteliklileştirmek",
vb.Bugüne kadar sarı sendikalardan duyduğumuz ilkelerdir bunlar.
Türk-İş'in sendikacılıkanlayışının memur hareketine taşınmasıdır.Ne demektir "sendikaların ideolojik bağımsızlığı"?
Bugüne kadar 
"bağımsız", "tarafsız" 
kalınarak mı grevli-TİS'li sendika mücadelesi verildi? Bunu savunmak bunca yıl verilen mücadeleyi vekendi kendini yadsımaktır.Sendikalar, örgütsel olarak herhangi bir parti ve örgütten bağımsızdırlar. Ancak ideolojik olarakmutlaka taraf olmak zorundadırlar. Biz bir tarafız. Ya burjuvaziden, ya da işçi sınıfı ve tüm ezilenlerdenyana olunacaktır. Üçüncü bir yol yoktur. Emekçi memurlar, kendilerini ve işçi sınıfını ezen ve sömürenburjuvaziye karşı mücadelede en başta işçi sınıfının ideolojisini savunacaklar, diğer ezilenlerle aynısafta yer alacaklardır.
"İdeolojik bağımsızlık",
burjuva ideolojisine bağımlılığın örtüsünden başka bir şey değildir.Çünkü toplumda ideolojik boşluk yoktur. Sınıflar varolduğu sürece de, bırakalım bir sendika, bir dernekya da herhangi bir kurumu, tek bir kişi bile tarafsız kalamaz.
Hangi "ülke çıkarları"ndan söz edilmektedir?
"Ülke çıkarları", "ortak fedakârlık",
egemensınıflardan sıkça duyduğumuz bayat demagojilerdir. Onlar, daha rahat sömürebilmek, daha fazla kâr edebilmek için başvurur bu yalanlara.Sömürenle sömürülenin, ezenle ezilenin, çalıp çırpıp soyanla emeğiyle geçinenin biraradayaşadığı bir toplumda,
"ülke çıkarları" 
yla kastedilen, kimin çıkarlarıdır? Açıktır ki, bu, kapitalistsömürücülerin, kan emicilerin çıkarlarıdır.Sömürülen ve ezilen tüm kesimlerin çıkarlarını net bir biçimde savunmak yerine neden
"ülkeçıkarları" 
kavramı tercih edilmektedir? Bunların her ikisi birden savunulabilir mi? Birbirine zıt kesimlerinortak çıkarları olabilir mi?Her şey gibi bu da yasal statüye kavuşmak için kullanılmaktadır. Devlete her konuda güvenceverilmektedir. O yüzden tavizde sınırları yoktur.
"Üretim ve verimliliğin niteliklileştirilmesi" 
kimin içindir?
Bu ilkeyle, sarı sendikacılığıngünümüzdeki biçimlerinden biri olan
"çağdaş sendikacılığa" 
sıçranmak-tadır.
"İşçinin patronun yerineşünmesi', "patronun çıkarlarıyla özdeşleşmesi", "önce işyerinin bekası" 
anlayışının memuhareketine taşınmasıdır. Memurun, kendi işvereni durumundaki devletin ihsan ettiği ile yetinmesiniistemektir.Bu yalnızca memurun ır yaşam ve çalışma koşullarına karşı cadele etmemesinigetirmeyecektir. Aynı zamanda onu, daha yeni parçaladığı
"kapıkulu" 
anlayışına başka bir biçimaltında giderek yeniden döndürme girişimidir.

You're Reading a Free Preview

Download
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->