yalnızca duvarlara çarpan suyun hafif mırıltısı duyuluyordu. Gövdesini mıhlayan görünmez güçtensıyrılmak için bir giri
ş
im daha yaptı. Derin bir soluk alarak tüm kaslarını iyice zorladı.Birden bir kolu kurtuldu, fakat yırtılmı
ş
bir metalin keskin yanı bile
ğ
ini kesince acıyla inledi. Artık iyicekendindeydi. Gözlerinin üstünde pıhtıla
ş
mı
ş
ıslaklı
ğ
ı eliyle silip bir zamanlar
Đ
ngiltere'ye yola çıkmı
ş
bulunan bu lüks Kanada gemisindeki kamarasına bakındı.Büyük maun giysi dolabı, yazı masası ve ayaklı gece lambasının yerlerinde yeller esiyordu. Sancakyanındaki bölmede dev bir delik vardı. Bu deli
ğ
in tırtıllı kenarları arasından dı
ş
arının puslu karaniı
ğ
ıy-la St.Lavvrence nehrinin kapkara suyu görünmekteydi. Sanki dibi olmayan bir çukura bakıyormu
ş
gibi oldu. Azsonra gözüne beyaz bir
ş
ey çarptı; demek burada yalnız de
ğ
ildi.Biti
ş
ik kamaradaki genç kız Han/ey Shields'in hemen yanıba
ş
ında, enkaz altında yatmaktaydı. Yıkıntılararasından yalnızca bir omzu ve uzun, altın renkli saçlarıyla ba
ş
ı çıkmı
ş
tı. Sarkan ba
ş
ı korkunç bir açıdaduruyor, a
ğ
zından sızan kan yüzünün geri kalan kısmını ve saçlarını kızıla boyuyordu.Shields'in ilk
ş
a
ş
kınlı
ğ
ı yerini mide bulanı
ş
ına bıraktı. O ana dek akiından geçmemi
ş
olan ölüm dü
ş
üncesigenç kızın cesedini görünce birden belirmi
ş
, — 11 —sanki kendi sonunu görür gibi olmu
ş
tu. Sonra ansızın aklında
ş
im
ş
ek gibi bir
ş
ey çaktı.Büyük bir umutsuzluk içinde hiç gözünün önünden ayırmadı
ğ
ı el çantasını görebilmek için bakındı. Yoktugörünürde, enkaz altında kimbilir neredeydi? Sıkı
ş
ıp kaldı
ğ
ı kapandan kurtulabilmek için bir dahaçabaladı, bedeninin her yanı ter içinde kalmı
ş
tı. Çabası bo
ş
una oldu, çünkü gö
ğ
sünün altında hiçbir duyguyoktu. Belinin kırılmı
ş
oldu
ğ
u kesindi.Büyük yolcu gemisi ölüm çırpıntıları içinde sonsuza dek mezarı olacak nehir dibine do
ğ
ru hızlagömülüyordu. Kimi gece giysili, kimiyse gecelikli yolcular güvertede ko
ş
u
ş
uyor, zaten sayıca yetersiz olanfilikalarda bir yer kapabilmek için çabalıyorlardı. Bir bölümü de kendini nehrin so
ğ
uk sularına atıp sudayüzen her bir
ş
eye tutunmaya çalı
ş
ıyordu. Kıyıya iki mil uzaklıkta, geminin tümüyle sulara gömülmesineartık dakikalar kalmı
ş
tı.«Martha?»Shields birden' Jrkilip sesin geldi
ğ
i iç koridora baktı. Dikkatle kulak verdi, ses az sonra yine duyuldu. / «Martha'?»«Buraya,\ diye ba
ğ
ırdı Shields. «Bana yardım edin lütfen.» VYanıt gelmedi, ama yıkıntılar arasında yakla
ş
an bir hareket oldu. Az sonra tavanın dökülen bir parçasıyana itilerek delikten gri sakallı bir yüz uzandı.«Martha, Martha'mı gördünüz mü?»Adam
ş
ok geçiriyor, fena halde yarılmı
ş
bulunan alınının altından gözleri fıldır fıldır oynuyordu.«Uzun sarı saçlı genç bir kız mı?»«Evet, evet, kızım olur.» — 12 —Shields ba
ş
ıyla kızın cesedini gösterdi. «Korkarım onu kaybettiniz.»' Sakallı adam heyecan içinde duvardaki gedi
ğ
i büyüterek içeri süründü. Kıza yakla
ş
tı, gördü
ğ
ü manzarakar
ş
ısında yüzü uyu
ş
mu
ş
gibiydi. Kızın kan içindeki ba
ş
ını kaldırıp saçını düzeltmeye çalı
ş
tı. A
ğ
zından tekbir ses çıkmıyordu.Shields, «Acı çekmedi,» dedi.Adam kar
ş
ılık vermedi.«Üzgünüm,» diye mırıldandı Shields. Gemi sancak yanına do
ğ
ru sertçe e
ğ
ildi. Alttan gelen su hızlayükselmekteydi, çok az zaman vardı. Ne yapıp yapıp adamın keder duvarını a
ş
arak el çantasını buradançıkarmasını sa
ğ
lamalıydı.«Ne oldu
ğ
unu biliyor musunuz?» diye sordu Shields.«Çarpı
ş
tık,» dedi adam güçsüz bir sesle. «Güvertedeydim. Sis içinden ba
ş
ka bir gemi çıktı. Pruvasınıbizimkinin yan tarafına gömdü.» Adam sustu» cebinden bir mendil çıkarıp kızının ölü yüzünü sildi. «Marthaonu
Đ
ngiltire'ye götürmem için yalvarıp durmu
ş
tu. Annesi pek istekli de
ğ
ildi, ama ben dayanamadım i
ş
te.Tanrım, böyle olaca
ğ
ını bileydim...» Arkasını getiremedi.Shields, «Elinizden hiçbir
ş
ey gelmez artık,» dedi. «Bari kendinizi kurtarın.»Adam a
ğ
ır a
ğ
ır ona dönüp bo
ş
gözlerle baktı. «Onu ben öldürdüm,» dedi hırıltılı bir sesle.Shields adamın aklına eri
ş
emiyordu.
Đ
çindeki öfke iyice kabarıp parlayıverdi.«Dinleyin!» dedi sesini yükselterek. «Burada, enkaz altında bir çanta var, içindeki belgenin mutlakaLondra'ya, Dı
ş
i
ş
leri Bakanlı
ğ
ına gitmesi gerek!» Artık iyice ba
ğ
ırmaya ba
ş
lamı
ş
tı. «Lütfen bulun onu!»