Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Save to My Library
Look up keyword
Like this
8Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Orhan Pamuk - Kara Kitap

Orhan Pamuk - Kara Kitap

Ratings:

5.0

(1)
|Views: 239 |Likes:
Published by floody
Orhan Pamuk - Kara Kitap
Orhan Pamuk - Kara Kitap

More info:

Published by: floody on May 07, 2010
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

01/27/2014

pdf

text

original

 
TARAYAN: YA
Ş
AR MUTLUTÜRK YAZARLARIBu kitap,
İ
stanbul'da Can Yay
ı
nlan'nda dizildi,
Ş
efik Bas
ı
mevi'nde bas
ı
ld
ı
.(1991)Orhan PamukKARA K
İ
TAPROMANCAN YAYINLARI LTD.
Ş
T
İ
 Bab
ı
âli Caddesi, No: 19, kat:2, Ca
ğ
alo
ğ
lu,
İ
stanbulTel. 5286113, 51351881. bas
ı
m:2. bas
ı
m:3. bas
ı
m:4. bas
ı
m:5. bas
ı
m:6. bas
ı
m:7. bas
ı
m:8. bas
ı
m:9. bas
ı
m:10. bas
ı
m:11. bas
ı
m:Mart 1990 Mart 1990 Nisan 1990 May
ı
s 1990 Haziran 1990 Temmuz 1990 Ekim 1990Ocak 1991 Ocak 1991 Mart 1991 May
ı
s 1991Ayl
ı
n'a© Orhan Pamuk / Can Yay
ı
nlan Ltd.
Ş
ti.(1990)"
İ
bn Arabi'nin gerçek bir vak
ı
a olarak anlatt
ı
ğ
ı
na göre, abdaldan olup ruhlartaraf
ı
ndan göklere ç
ı
kar
ı
lan bir arkada
ş
ı
, bir defas
ı
nda dünyay
ı
çevreleyenKafDa
ğ
ı
'na varm
ı
ş
, da
ğ
ı
da bir y
ı
lan
ı
n çevreledi
ğ
ini göm
ı
ü
ş
. Bugün dünyay
ı
 çevreleyen böyle bir da
ğ
ve onun da etraf
ı
nda böyle bir y
ı
lan olmad
ı
ğ
ı
 malûmdur."
İ
slam AnsiklopedisiB
İ
R
İ
NC
İ
KISIMB
İ
R
İ
NC
İ
BÖLÜM GAL
İ
P RÜYA'YI
İ
LK GÖRDÜ
Ğ
ÜNDEEpigraf kullanmay
ı
n, çünkü vaz
ı
n
ı
n içindeki esrar
ı
öldürür!AdliBöyle ölecckse, öldür o zaman sen de esrar
ı
, esrar satanyalanc
ı
peygamberi öldür!BahtiYata
ğ
ı
n ba
ş
ı
ndan ucuna kadar uzanan mavi damal
ı
yorgan
ı
n engebeleri, gölgelivadileri ve mavi yumu
ş
ak tepeleriyle örtülü tatl
ı
ve
ı
l
ı
k karanl
ı
kta Rüyayüzükoyun uzanm
ı
ş
uyuyordu. D
ı
ş
ar
ı
dan k
ı
ş
sabah
ı
n
ı
n ilk sesleri geliyordu: Tektük geçen arabalar ve eski otobüsler, po
ğ
açac
ı
yla i
ş
birli
ğ
i eden salepçininkald
ı
r
ı
ma konup kalkan gü
ğ
ümleri ve dolmu
ş
dura
ğ
ı
n
ı
n de
ğ
nekçisinin düdü
ğ
ü.Odada, lacivert perdelerin soldurdu
ğ
u kur
ş
uni bir k
ı
ş
 
ı
ş
ı
ğ
ı
vard
ı
. Uykumahmurlu
ğ
uyla Galip, kar
ı
s
ı
n
ı
n mavi yorgandan d
ı
ş
ar
ı
uzanan ba
ş
ı
na bakt
ı
:Rüya'n
ı
n çenesi yast
ı
ğ
ı
n ku
ş
tüyüne gömülmü
ş
tü. Aln
ı
n
ı
n e
ğ
iminde, o s
ı
radaakl
ı
n
ı
n içinde olup biten harika
ş
eyleri insana korkuyla merak ettiren gerçekd
ı
ş
ı
bir yan vard
ı
. "Haf
ı
za," diye yazm
ı
ş
t
ı
bir kö
ş
e yaz
ı
s
ı
nda Celâl, "birbahçedir." "Rüya'n
ı
n bahçeleri, Rüya'n
ı
n bahçeleri..." diye dü
ş
ünmü
ş
tü ozamanlar Galip, "dü
ş
ünme, dü
ş
ünme, k
ı
skan
ı
rs
ı
n!" Ama Galip kar
ı
s
ı
n
ı
n aln
ı
nabakarak dü
ş
ündü.Uykunun huzuruna gömülmü
ş
Rüya'n
ı
n kap
ı
lar
ı
kapal
ı
bahçesinin sö
ğ
ütleri,akasyalar
ı
, a
ş
mal
ı
gülleri ve güne
ş
i alt
ı
nda gezinmek isterdi
ş
imdi. Oradakar
ş
ı
la
ş
aca
ğ
ı
suratlardan utançla korkarak: Sen de mi buradayd
ı
n, merhaba! Bilipbekledi
ğ
i tats
ı
z an
ı
lar kadar, beklemedi
ğ
i erkek gölgelerini de merak ve ac
ı
ylagörerek: Afedersiniz karde
ş
im, siz kar
ı
mla nerede rastla
ş
m
ı
ş
ya datan
ı
ş
m
ı
ş
t
ı
n
ı
z? Üç y
ı
l önce sizin evinizde, Alâaddhrin dükkân
ı
ndan ald
ı
ğ
ı
yabanc
ı
 bir moda dergisinin içinde, birlikte gitti
ğ
iniz ortaokul binas
ı
nda, elele
 
tutu
ş
tu
ğ
unuz sineman
ı
n giri
ş
inde... Hay
ı
r, belki de Rüya'n
ı
n haf
ı
zas
ı
bu kadarkalabal
ı
k ve ac
ı
mas
ı
z de
ğ
ildi; belki de haf
ı
zan
ı
n karanl
ı
k bahçesinin, güne
ş
 
ş
en tek kö
ş
esinde,
ş
im-di Rüya'yla Galip bir sandal gezintisine ç
ı
km
ı
ş
lard
ı
. Rüya'lar
İ
stanbul'ata
ş
ı
nd
ı
ktan alt
ı
ay sonra, ikisi birlikte, Galip'le Rüya kabakulak olmu
ş
lard
ı
. Ozamanlar, bazan Galip'in annesi bazan Rüya'n
ı
n güzel annesi Suzan yenge, bazanikisi birden Galiple Rü-ya'y
ı
ellerinden tutup, parke yollarda titreyenotobüslerle Bebek'e ya da Tarabya'ya sandal gezintisine ç
ı
kar
ı
rlard
ı
. O y
ı
llardamikroplar ünlüydü, ilaçlar de
ğ
il: Bo
ğ
az'in temiz havas
ı
n
ı
n çocuklar
ı
nkabakula
ğ
ı
na iyi gelece
ğ
ine inan
ı
l
ı
rd
ı
. Sabahlar
ı
deniz durgun olurdu, sandalbeyaz, ayn
ı
kay
ı
ı
hep dostane. Anneler ve yengeler sandal
ı
n k
ı
ç
ı
naotururlard
ı
, s
ı
rt
ı
inip kalkan sandalc
ı
n
ı
n arkas
ı
na gizlenen Rüya'yla Galipsandal
ı
n burnuna, yanyana. Sandaldan denize uzanan ve birbirine benzeyenayaklar
ı
n
ı
n ve ince bileklerinin alt
ı
ndan a
ğ
ı
r a
ğ
ı
r deniz akard
ı
; yosunlar, yedirenkli mazot lekeleri, küçük ve yar
ı
saydam çak
ı
lta
ş
lar
ı
ve üstünde Celâl'inyaz
ı
s
ı
var m
ı
diye bakt
ı
klar
ı
okunakl
ı
gazete parçalar
ı
.Galip, Rüya'yi ilk gördü
ğ
ünde, kabakulak olmadan alt
ı
ay önce, yemek masas
ı
n
ı
nüzerine yerle
ş
tirilen tabureye oturmu
ş
, berbere saçlar
ı
n
ı
kestiriyordu. Ozamanlar, uzun boylu Douglas b
ı
y
ı
kl
ı
berber, haftan
ı
n be
ş
günü eve gelir, Dedeyit
ı
ra
ş
ederdi. Bu, Arab
ı
n ve Alâaddin'in dükkân
ı
n
ı
n önünde kahve kuyruklar
ı
n
ı
nuzad
ı
ğ
ı
, naylon çoraplar
ı
n kaçakç
ı
larca sat
ı
ld
ı
ğ
ı
,
İ
stanbul'daki 56 modelChevrolet'lerin gittikçe ço
ğ
ald
ı
ğ
ı
, Galip'in ilkokula ba
ş
lad
ı
ğ
ı
ve Milliyetgazetesinin ikinci sayfas
ı
nda haftada be
ş
kere Selim Kaçmaz ad
ı
yla yazanCelâl'in yaz
ı
lar
ı
n
ı
dikkatle okudu
ğ
u zamand
ı
, ama okuma yazmay
ı
ö
ğ
rendi
ğ
i zamande
ğ
il; çünkü okuma yazmay
ı
iki y
ı
l önce Babaanne ö
ğ
retmi
ş
ti: Yemek masas
ı
n
ı
n
ş
esine otururlard
ı
; Babaanne, en büyük sihiri, harflerin birbirine nas
ı
lvurulaca
ğ
ı
n
ı
h
ı
r
ı
lt
ı
l
ı
sesiyle duyurduktan sonra, a
ğ
z
ı
n
ı
n kenar
ı
ndan eksiketmedi
ğ
i Bafra sigaras
ı
n
ı
n duman
ı
n
ı
üfler, dumandan torunun gözleri sulan
ı
r,alfabenin içindeki ola
ğ
anüstü büyüklükteki at da mavile
ş
ip canlan
ı
rd
ı
. Alt
ı
ndaat oldu
ğ
u yazan iri at, topal sucunun ve h
ı
rs
ı
z eskicinin arabalar
ı
n
ı
n kemikliatlar
ı
ndan büyüktü. Galip o zamanlar bu sa
ğ
l
ı
kl
ı
alfabe at
ı
nm üzerine, resminüzerine döküldü
ğ
ü zaman onu canland
ı
ran sihirli eczadan dökmeyi dü
ş
ünüyordu, amasonralar
ı
, ilkokula ikinci s
ı
n
ı
ftan ba
ş
lamas
ı
na izin vermedikleri için, bir deokulda, ayn
ı
atl
ı
alfabeyle okuma yazma ö
ğ
renirken bu iste
ğ
ini saçma bulacakt
ı
.10O zamanlar Dede, nar rengi
ş
i
ş
enin içindeki o sihirli söz verdi
ğ
i gibi sokaktangetirebilseydi, Galip s
ı
v
ı
y
ı
Birinci I Sava
ş
ı
'n
ı
n zeplinleri, toplan ve çamurluölüleriyle dolu eski ve tozlu 'Illustration' mecmualar
ı
n
ı
n, Melih Amcan
ı
nParis'ten ve Fas'tan yollad
ı
ğ
ı
kartpostallar
ı
n ve Vas
ı
f in Dünya gazetesindenresmini kesti
ğ
i yavrusunu emziren orangutan
ı
n ve CelâFin gazetelerden kesti
ğ
ituhaf insan yüzlerinin üzerine dökmek isterdi. Ama art
ı
k Dede soka
ğ
a daç
ı
km
ı
yordu, berbere gitmek için bile; bütün gün evdeydi. Gene de, soka
ğ
a ç
ı
k
ı
pdükkâna gitti
ğ
i günlerdeki gibi giyinirdi: Pazarlar
ı
uzayan sakal
ı
gibi kur
ş
unirenkli, geni
ş
yakal
ı
, eski bir
İ
ngiliz ceketi, dökülen pantolon, kol dü
ğ
melerive Baban
ı
n dedi
ğ
i gibi, kaytan bir memur gravat
ı
. Anne "g
ı
ravat" demez, "kravat"derdi: Eskiden Annenin ailesi daha zengin oldu
ğ
u için. Sonra, Anneyle Baba,Dededen her geçen gün bir tanesi daha y
ı
k
ı
lan boyas
ı
dökülmü
ş
eski ah
ş
apevlerden sözeder gibi sözederlerdi; biraz sonra dedeyi unutup sesleribirbirlerine do
ğ
ru yükselmeye ba
ş
larsa Galip'e dönerlerdi: "Ç
ı
k yukar
ı
git oynasen haydi." "Asansörle mi ç
ı
kay
ı
m?" "Tek ba
ş
ı
na asansöre binmesin!" "Tek ba
ş
ı
naasansöre binme!" "Vas
ı
fla oynayay
ı
m m
ı
?" "Hay
ı
r, k
ı
z
ı
yor!"Asl
ı
nda k
ı
zmazd
ı
. Vas
ı
f sa
ğ
ı
r ve dilsizdi, ama benim yerlerde sürünürken 'gizligeçit' oynad
ı
ğ
ı
m
ı
ve yataklar
ı
n alt
ı
ndan geçerek, ma
ğ
aran
ı
n ucuna, apartmankaranl
ı
ğ
ı
n
ı
n dibine ula
ş
ı
r gibi ve dü
ş
man siperlerine kazd
ı
ğ
ı
bir tünelde kedisessizli
ğ
iyle ilerleyen bir asker gibi ula
ş
t
ı
ğ
ı
m
ı
ve kendisiyle alay etmedi
ğ
imianlard
ı
, ama sonra gelen Rüya hariç, ötekiler bilmezdi bunu. Bazan Vas
ı
flabirlikte uzun uzun pencerelerden d
ı
ş
ar
ı
tramvay yoluna bakard
ı
k. Betonapartman
ı
n beton cumbas
ı
n
ı
n bir penceresi dünyan
ı
n bir ucu olan Camiye, birpenceresi de öteki ucu olan k
ı
z lisesine bak
ı
yordu; arada karakol, iri kestanea
ğ
ac
ı
, kö
ş
e ve Alâaddin'in v
ı
z
ı
r v
ı
z
ı
r i
ş
leyen dükkân
ı
vard
ı
. Dükkâna giripç
ı
kanlar
ı
seyrederken, gelip geçen arabalar
ı
birbirimize gösterirken Vas
ı
f
 
birden heyecanlan
ı
p rüyas
ı
nda
ş
eytanla bo
ğ
u
ş
ur gibi h
ı
r
ı
lt
ı
l
ı
korkunç bir sesç
ı
kar
ı
nca, ben bo
ş
bulunur korkard
ı
m. O zaman, az arkam
ı
zda, Babaanneylekar
ş
ı
l
ı
kl
ı
iki baca gibi sigara tüttürüp radyoyu dinleyerek tek baca
ğ
ı
k
ı
sakoltu
ğ
unda oturan Dede, "Vas
ı
f gene Galip'i korkuttu," derdi, kendisinidinlemeyen Babaanneye ve meraktan çok al
ı
ş
kanl
ı
kla sorard
ı
: "Kaç araba sayd
ı
n
ı
zbakay
ı
m?" Ama Dodge,11Packard, DeSoto ve yeni Chevrolet'lerin say
ı
s
ı
na ili
ş
kin verdi
ğ
im bilgileridinlemezlerdi bile.Babaanneyle Dede, sabahtan ak
ş
ama kadar aç
ı
k duran ve Türk köpeklerinebenzemeyen bol tüylü ve huzurlu bir köpek biblosunun üzerinde uyudu
ğ
u radyodakialaturka ve alafranga müzi
ğ
i, haberleri ve banka, kolonya ve milli piyangoreklamlar
ı
n
ı
dinlerlerken sürekli konu
ş
urlard
ı
. Ço
ğ
u zaman, hiç dinmedi
ğ
i içinal
ı
ş
t
ı
klar
ı
bir di
ş
a
ğ
r
ı
s
ı
ndan söz eder gibi ellerindeki sigaralardan
ş
ikayetederlerdi, hâlâ b
ı
rakamad
ı
klar
ı
için suçu birbirlerine atarak, biri bo
ğ
ulur gibiöksürmeye ba
ş
larsa, öteki, önce zafer ve ne
ş
eyle, sonra endi
ş
e ve öfkeyle hakl
ı
 oldu
ğ
unu ilân ederek! Ama birazdan, birinden biri iyice sinirlenirdi: "Birsigaram var zaten, ili
ş
me allaha
ş
kma!" Sonra, gazeteden okudu
ğ
u
ş
eyi eklerdi:"Sinirlere iyi geliyormu
ş
!" Belki o zaman, biraz susarlard
ı
, ama koridordakiduvar saatinin tiktaklar
ı
n
ı
n duyuldu
ğ
u bu sessizlikler çok sürmezdi. Ellerineyeniden .ald
ı
klar
ı
gazeteleri h
ı
ş
ı
rdat
ı
rlarken ve ö
ğ
leden sonra bezikoynarlarken konu
ş
urlard
ı
ve apartmandakiler ak
ş
am yeme
ğ
ine ve birlikte radyodinlemeye geldikleri zamanlar da ve gazetede Celâl'in kö
ş
e yaz
ı
s
ı
n
ı
okuduktansonra da: "Yaz
ı
s
ı
n
ı
n alt
ı
na kendi imzas
ı
n
ı
atmas
ı
na izin verselerdi," derdiDede, "belki akl
ı
n
ı
ba
ş
ı
na toplard
ı
." "Koca adam," diye iç çekerdi Babaanne veher zaman sordu
ğ
u
ş
u soruyu ilk defa soruyormu
ş
gibi yüzünde içlen bir merakifadesi, sorard
ı
: "Yaz
ı
s
ı
n
ı
n alt
ı
na kendi ad
ı
n
ı
koymas
ı
na izin vermedikleri içinmi öyle kötü yaz
ı
yor, yoksa öyle kötü yazd
ı
ğ
ı
için mi yaz
ı
s
ı
n
ı
n alt
ı
na kendiad
ı
n
ı
koymas
ı
na izin vermiyorlar?" "Hiç olmazsa," derdi Dede, ikisinden birininzaman zaman sar
ı
ld
ı
ğ
ı
teselliye sar
ı
larak, "alt
ı
na imzas
ı
n
ı
atmas
ı
na izinvermedikleri için bizi rezil etti
ğ
ini pek az kimse anl
ı
yor." "Kimse anlam
ı
yor,"derdi o zaman Babaanne, Galip'in pek de içten olmad
ı
ğ
ı
n
ı
anlayabilece
ğ
i biredayla. "O yaz
ı
lar
ı
nda bizden sözetti
ğ
ini kim söylüyor ki?" O zaman, sonralar
ı
 Celâl'in her hafta okuyucular
ı
ndan yüzlerce mektup ald
ı
ğ
ı
günlerde, baz
ı
 iddialara göre ha-yâlgücü kurudu
ğ
u için, baz
ı
iddialara göre ise kad
ı
nlardan vepolitika yapmaktan vakit bulamad
ı
ğ
ı
için, baz
ı
iddialara göreyse de, basit birtembellikten birazc
ı
k de
ğ
i
ş
tirip bu sefer kendi tantanal
ı
ad
ı
yla yenidenyay
ı
mlayaca
ğ
ı
o yaz
ı
lardan birine, daha önceden yüzlerce kere tekrarlad
ı
ğ
ı
bircümleyi b
ı
kk
ı
nl
ı
k ve belli belirsiz bir12sahtelik duygusuyla tekrarlayan ikinci s
ı
n
ı
f tiyatro oyuncusu gibi de
ğ
inerek,"Apartman yaz
ı
s
ı
nda bizim apartmandan sözetti
ğ
ini kim bilmiyor ki allaha
ş
kma!"derdi Dede ve Babaanne de susard
ı
.O zamanlar Dede, sonralar
ı
daha s
ı
k görece
ğ
i o rüyadan yeni yeni sözetmeyeba
ş
lam
ı
ş
t
ı
. Bütün gün birbirlerine tekrarlad
ı
klar
ı
hikâyeler gibi, Dedenin zamanzaman gözleri parlayarak anlatt
ı
ğ
ı
rüyas
ı
maviydi; lacivert bir ya
ğ
mur rüyadahiç durmadan ya
ğ
d
ı
ğ
ı
için Dedenin saçlar
ı
ve sakallar
ı
sürekli uzuyordu.Babaanne, rüyan
ı
n hikâyesini sab
ı
rla dinledikten sonra, "Berber birazdan gelir,"derdi, ama Dede berberden sözedilirken sevinmezdi. "Çok konu
ş
uyor, çok soruyor!"Mavi rüyan
ı
n ve berberin sözünden sonra, Galip, Dedenin bir iki kere, zay
ı
flayanbir nefesle
ş
öyle dedi
ğ
ini de i
ş
itmi
ş
ti: "Ba
ş
ka bir yerde, ba
ş
ka bir taneyapt
ı
racakt
ı
k. U
ğ
ursuz* ç
ı
kt
ı
bu apartman."Çok sonralar
ı
, kat kat satt
ı
klar
ı
 
Ş
ehrikalp Apartman
ı
ndan bir ba
ş
kas
ı
nata
ş
ı
nd
ı
ktan ve binaya, çevredeki benzeri ba
ş
ka binalara oldu
ğ
u gibi, küçükkonfeksiyoncular, gizli gizli kürtaj yapan kad
ı
n doktorlar
ı
ve sigortac
ı
 yaz
ı
haneleri yerle
ş
tikten sonra, Alâaddin'in dükkân
ı
n
ı
n önünden her geçi
ş
indeGalip, apartman
ı
n çirkin ve karanl
ı
k yüzüne bakarak Dede'nin bu sözü nedensöylemi
ş
olabilece
ğ
ini merak etmi
ş
ti. Önce Avrupa ve Afrika'dan, sonra da
İ
zmir'den
İ
stanbul'a ve apartmana dönmesi y
ı
llar alan Melih Amcay
ı
berberin hert
ı
ra
ş
ta, meraktan çok a
ğ
ı
z al
ı
ş
kanl
ı
ğ
ı
yla Dedeye sordu
ğ
unu, (Efendim, büyük

Activity (8)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 hundred reads
1 thousand reads
masteropxxx liked this
franncesco01 liked this
Gizem liked this
Eren Sarpkaya liked this
Alper Bolamanli liked this
ferhatkarabulut liked this

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->