“Oh, seninle aynı sebepten. Hafta sonunu kardeşiyle geçiriyor.” “Ve sanırım, Livvy’de kardeşini yalnız bırakmak istemiyordur.” “Evet, istemiyor.”Artık neden ısrar ettiği gerçeği ortaya çıkınca Pete açıkça yalvardı.”O yüzden lütfenbana yardım et, Zack.” Pete gerçekten bu kadına bağlıydı. Zack, Livvy’nin de ona bağlı olmasını, onu yalnızca iyi bir avolarak görmemesini temenni etti. Ki aslında gerçekten iyi bir avdı, özellikle maddi bakımdan. Veoldukça hoş bir adamdı. Zack’ten biraz kısa ama fizik olarak yakışlıklı biriydi.Saçları şakaklarında azalmaya başladığından, Pete onları kısacık kestirmişti. Bu her zaman derli toplugörünmek açısından oldukça pratikti. Kendisinin ki gibi vahşi görünüşlü, dalgalı siyah saçlardarmadağınık oluyordu. Neyse ki sanatla uğraştığından bunun ona artistik bir görüntü verdiğinisöylüyorlardı.Pete’in her zaman yakışlık sayılmasa bile etkileyici bir yüz ifadesi olmuştu. Bulaşıcı bir gülümsemesi,eğlenmeye davet eden yeşil gözleri vardı.Kendisinin ise tam tersi; iyice yanmış esmer teni, koyu renk gözleri, bembeyaz dişleri ile filmlerdeyaptığı efektlerle canlandırdığı karakterlere benzerdi. Pete onun daha önceki yaşamında vampirolduğunu söyleyerek, eğleniyordu.Her neyse… Kadınlar onu Pete’den daha çekici buluyorlardı. Bu onun kontrol edemediği bir olguydu.Zack bu akşam Livvy Trend’in arkadaşına doğru dürüst davranmasını ümit etti. Umuyordu ki kadın,gece boyunca kendisine kaçamak bakışlar yollamaya kalkmazdı…Tanışma randevusu…Catherine Trend kardeşine bu fikri o anda yok etmesini ister gibi ters bir ifade ile baktı. Livvy ile buhafta sonu, erkeklerden ‘özellikle de birinden uzak’ geçirmek için tam bir fırsattı oysa. Şu sıralarherhangi bir erkeğe nazik davranmaya olsun gayret sarf etmek, yapmaktan hiç hoşlanmayacağı birşeydi.Bakışı hiç işe yaramamıştı. Tam tersine, Livvy saldırı pozisyonuna geçmişti.”Sorunun nedir, biliyormusun? Catherine? Stuart Carstairs’e çok uzun süre bağladın. Başka erkeklerin daha cazip ve seniniçin daha uygun olabileceğini görmüyorsun.” Ondan başkasını bulamamıştı ne yapsın? Her ayrıldıklarında etrafına bakınmıştı, oysa… Stuart’danbaşka yanında olmaktan hoşlanacağı biri olmamıştı. Sonra Stuart gelip özürler dileyince onu tekrartekrar affetmişti. Ama Stuart ne yapmıştı? Son olarak Catherine’nin ofisinden, onun altında çalışan,bir grafik sanatçısıyla onu tekrar aldatmıştı. Artık bu kadarı da zavallı gururunu yerle bir etmek içinçok fazlaydı.Bu onların ilişkilerini sonu olacaktı. Bitiş. Dünyanın bütün cinsel karizması onda da toplanacak olsa,artık bu iş yürümezdi. Devam etmenin, başkasını bulmanın zamanı gelmişti. Ama kimi? “Kendimi yeni birisiyle tanışacak durumda hissetmiyorum, Livvy.” “Ve bende seni burada kendi kendini yemen için bırakamam” “Kendi kendimi yemeyeceğim. Video seyrederim.” “Senin yaptığına kaçış derler. Bahse girerim, Stuart Carstairs kaçmıyordur. Şu an pantolonununfermuarını açmıyorsa…” “Kes artık.” “Hayır, kesmeyeceğim. Ahlaksız bunu bana bile denedi, biliyosun. Senin öz kardeşine.” Catherine bu sözlerden dehşete düşmüştü. Kardeşi doğruyu mu söylüyor, yoksa Stuart’ı mıkaralamaya çalışıyor emin değildi. “Bundan bana hiç bahsetmemiştin.” Livvy öfke dolu gözlerle,”Şimdi söylüyorum, işte!”diye cevap verdi.”Artık o heriften kurtul. Yataktaharika olabilir, ama o büyük bir bencil. Sadece kendisini düşünüyor. Onu her geri geldiğinde kabulederek, onun egosunu besliyorsun.” Catherine onun doğruyu söylediğini biliyordu. Diğer kadınlar söz konusu olduğunda aslagüvenemeyeceği bir erkekle birlikte olmaya devam etmek hastalıklı bir durumdu.