Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Look up keyword
Like this
7Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Zamanın Başlangıcı, Zamanın Sonu

Zamanın Başlangıcı, Zamanın Sonu

Ratings: (0)|Views: 590|Likes:
John Zerzan'ın Kaos Yayınları'ndan çıkan Gelecekteki İlkel kitabından
John Zerzan'ın Kaos Yayınları'ndan çıkan Gelecekteki İlkel kitabından

More info:

Published by: Serhat Elfun Demirkol on Jan 06, 2011
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOC, PDF or read online from Scribd
See more
See less

11/19/2012

pdf

 
Zamanın Başlangıcı, Zamanın Sonu
Günümüzün en saplantılı kavramlarından biri nasıl ki zaman denen maddi gerçeklik ise,kendinden menkul zaman anlayışı da sosyal yaşamın ilk yalanı olmuştur. Başka türlü söylemekgerekirse, insan doğadan kopmadan önce zaman diye bir şey yoktu. Bu can alıcı şeyleşme -zamanın başlangıcı - İlk Günah'ı; yani yabancılaşmanın ve tarihin başlangıcını teşkil eder.Spengler bir kültürü başka bir kültürden ayıran özelliklerin zamana atfedilen sezgisel anlamlar olduğunu gözlemlerken,
(1)
Canetti, zamanı düzenlemenin tüm yöntemlerin başlıca özelliğiolduğunu belirtmiştir(
2)
. Öte yandan, topluluktan yola çıkıp uygarlığa varan akışın kendisi dezamana dayandırılmaktadır. Zaman teknolojinin temel dili ve tahakkümün ruhudur. Zamanıngünümüzde kazandığı erişilmez hız ve buna ek olarak zamanı uzamsallaştırma doğrultusundaki"çözümlerin" uğradığı başarısızlık, baskıcı bir güç olan zaman ile ona eşlik eden İlerleme veGelişmenin yapaylığını apaçık biçimde gözler önüne sermektedir. Daha somut konuşmakgerekirse, zamanın aleni boyunduruğunu, teknoloji ve çalışma çarpıcı bir biçimde ortayakoymaktadır. Nereden bakılırsa bakılsın, tarihi ve zaman düzenini ortadan kaldırma isteği OrtaÇağlardan beri, hatta daha da önce, tarımı doğuran Neolitik devrimden beri, bugünkü kadar güçlü olmamıştır.Teknoloji ile çalışmanın insancıllaştırılmasının kuşkulu bir önermeye dönüştüğü günümüzde,zamanın insancıllaştırılması da bizzatihi sorgulanmaktadır. En can alıcı sorulardan biri şudur;zamanın yarattığı temel basetkin bir şekilde nasıl kontrol altına alınabilir veya reformeedilebilir? Oysa bunu yapmak yerine, neden bu baskıyı tamamen ortadan kaldırmayalım?Hegel'i onaylayarak ondan alıntı yapan Debord şöyle yazmıştı; "'Varlığı bastırdığı ölçüde var olan negatif bir varlık olarak' insan, zamanla özdeştir."
(3)
Artık reddedilen bu denklemiaydınlatmanın en iyi yolu belki de zamanın kökenine, evrimine ve mevcut konumuna bakmaktır.Horkheimer ile Adorno'nun anlamlı bir şekilde dile getirdiği gibi, eğer "her türlü şeyleşme bir unutuş"
(4)
ise, zamanın bulunmadığı kökenimizden kopuşumuz ve ebedi bir şekilde "zamanayenilmemiz" bağlamında her türlü "unutuşun" bir şeyleşme olduğu da bir o kadar doğrudur.Esasen tüm diğer şeyleşmeler buradan doğmaktadır.
(5)
Zaman denilen nesneleşme ve onunakışının şimdiye dek hiç kimse tarafından tatminkâr bir şekilde tanımlanmaması, konunun bir hayli karmaşık olmasından kaynaklanıyor olmalı. Zamandan başlayarak tarihe, oradanilerlemeye, ilerlemeden de ölümcül bir gelecek putperestliğine dönüşen bu akış günümüzdetürleri, dilleri, kültürleri ve neredeyse tüm doğal dünyayı öldürmektedir. O nedenle, daha baştanniyet ve stratejiyi vurgulamak istiyorum; teknolojik toplum ancak zamanın ve tarihin ortadankaldırılmasıyla tasfiye edilebilir (ve yeniden ortaya çıkması da ancak bu şekilde engellenebilir).Spengler tarafından da belirtildiği gibi, "Tarih öncesiz sonrasız bir oluştur ve bu yüzden öncesizsonrasız bir gelecektir; Doğa ise var olandır ve bu yüzden sonsuz bir geçmiştir."
(6)
"Tarihdoğanın inkârıdır"
(7)
diyen Marcuse, neredeyse insanı insan olmaktan çıkaran ve giderek dahada hızlanan bu ilerleyişi iyi yakalamıştır. Bu sürecin odak noktasını, ilk insanlarda var olmayankmedici bir zamansallık anlayışı oluşturur. Levy-Bruhl konuya şöyle girer: "Zamananlayışımız, insan aklının doğal bir niteliğiymiş gibi görünüyor. Oysa bu bir yanılgıdan ibarettir.
 
Zira ilkel düşünüş tarzının söz konusu olduğu yerlerde, böyle bir anlayışa nadiren rastlarız..."
(8)
Frankfurt okulunun mensuplaise şu sonuca varmıştı; "eski çağların düşüncesi, zamatekdüze bir süreklilik veya nitel olarak farksız anlardan oluşan bir ardışlık olarak ele almaz."
(9)
Bunun yerine ilk insanlar, "her an bir arada var olan ve böylece hem nicel hem de nitelbakımdan sürekli olarak değişen olaylar bütününü beraberinde getiren bir iç ve dış deneyimakışı içinde yaşamıştır."
(10)
Ovalarda yaşamış olan avcı-toplayıcı kadın kafatasları üzerindeçalışan Jacquetta Hawks, "ovadaki tüm günlerin, tüm mevsimlerin direşimli bir birlik oluşturduğuöncesiz sonrasız bir şimdiyi" tasavvur etmiştir.
(11)
Gerçekten de yaşam, sürekli bir şimdi içindeyaşanmaktaydı
(12 
); bu ise, tarihsel zamanın gerçekliğe içkin olmadığı, tersine gerçekliküzerinde bir dayatma olduğu anlamına gelmektedir. Kendisi olatlardan bağımsız kalarak tümolayları birbirine bağlayan o sonsuz ilerleme içinde açılan bir "yumağı" andıran böylesine soyutbir zaman anlayışına tümüyle yabancıydılar. Henri-Charles Puesch'ün "eklemli zamandışılık"terimi, örneğin belirgin bir zaman anlayışının olmadığı dönemlerde, zaman aralığı bilincinin var olduğunu yansıyan yararlı bir terimdir. Açıktır ki, zamansal mesafe davetsiz bir misafir gibi insanaklına girmeden önce, özne ile nesne arasında tamamen farklı bir ilişki vardır. Algı dediğimizşeyin, doğanın dışlanmasına ve tahakküm altına alınmasına yol açan uzaklaşmayı yaratangünümüzdeki tek boyutlu eylemle herhangi bir benzerliği yoktu. Şüphesiz bu özgün durumunyansımalarını, varlıklarını hâlâ sürdüren kabilelerde farkderecelerde görebiliriz. Waxondokuzuncu yüzyıl Pawnee Kızılderililerinden söz ederken şöyle der; "Yaşamlarında bir ritim var,ama ilerleme yok."(
13)
Hopi dili ne geçmişi ne şu anı ne de geleceği çağrıştıran hiçbir referansiçermez. Tarih doğrultusunda biraz daha ilerlemiş olan Tivlerin düşüncesinde ve konuşmasındazaman öğesi göze çarpmakla birlikte ayrı bir kategori oluşturmamaktadır; bir diğer Afrikalı grupolan Nuerler de bağımsız bir düşünce olarak herhangi bir zaman anlayışına sahip değildir.Zamana yenilme aşamalı bir yenilgidir; tıpkı eski Mısırlıların, biri gün dönümlerini diğer isetekbiçimli "nesnel" zamanı ölçen iki ayrı saat geliştirmesi gibi, Balililerin takvimi de "zamanınbirimini değil, daha ziyade ne tür bir zamanda olunduğunu gösterir."
(14)
Yukarıda genel olarakdeğinilen ilk avcı-toplayıcı insanlık
(15)
bağlamında birkaç şey daha söylemek yararlı olabilir,hele de 1960'lı yılların sonlarından beri "antropolojik ortodoksluğun neredeyse tamamen tersyüzedildiği"
(16)
olgusu dikkate alındığında. Yaklaşık 10.000 yıl önce ortaya çıkan ilk tarımtoplumları öncesindeki yaşam uzunca bir süre boyunca çirkin, kısa ve hayvani bir varoluş olarakgörülmüştür, ancak Marshall sahlins, Richard Lee ve diğer araştırmacıların yaptığı çalışmalar buyaklaşımı kökünden değiştirdi. Asgari bir çabayla yaşamın idame edilmesini sağlayan ve çokçeşitli hazlar veren yiyecek toplayıcılığı artık özgün ve varlıklı bir toplumu temsil etmektedir;çalışma katı bir sosyal maliyet olarak değerlendiriliyor ve armağan etme ruhu ağır basıyordu.
(17)
İşte zaman dışı olma böyle bir yaşama dayanıyordu ki bu da akla Whitrow'un sözlerinigetiriyor; "İlkel insanlar mevcut an içinde yaşarlar, tıpkı bizlerin de eğlenirken mevcut andayaşaması gibi."
(18)
Benzer bir yaklaşımı Nietzsche şöyle dile getirir; "Tüm zevkler sonsuzluğuarzular; derin, çok derin bir sonsuzluğu." Bir zamanlar zevklerin ve mükemmelliğin hükümsürdüğü özgün bir yaşam olduğu düşüncesi oldukça eski ve neredeyse evrensel bir düşüncedir.
(19)
Sadece birkaç örnek vermek gerekirse, "Kaybedilmiş Cennet" anıları, sonraki varoluşunyakımını talep eden bir eskatologya ile birlikte, Taocu Altın Çağ düşüncesinde, Roma'dakiKronia ve Saturnalia bayramlarında, Yunanlıların Elizyum'unda ve Hıristiyanlık'taki CennetBaesi ile Cennetten Kovulma söylencesinde rahatlıkla rülebilir (ki muhtemelen budüşünceler, efendisiz bir toplumdaki eski mutluluğun yitirilişini konu alan Sümer ağıtlarından
 
kaynaklanmaktadır). Zamanın ortaya çıkışıyla birlikte yitirilen bu cennetvari varoluş, zamanınCennetten Kavulma'nın getirdiği bir uğursuzluk, tarihin ise İlk Günah'ın sonuçlarından biriolduğunu göstermektedir. Norman O. Brown'a göre "Ayrılmışlık Cennetten Kovulma'ya, yanibölünmeye tekabül eder ve o ilk yalana yenik düşme anlamına gelir."
(20)
Walter Benjamin'ere ise, "soyutlamanın keni... İlk nah'ta aranmalıdır."
(21)
Buna karşılık, şamanfaaliyetlerinde bir "cennet nostaljisi" keşfeden Eliade'a göre, "bir şamanın ancak kendisindengeçerek yapabildiği şey", zamanın hegemonyasından önce, "tüm insanlar tarafından somut bir şekilde yapılıyordı."
(22)
Öyleyse Loren Eisely'nin "yüce bir zamansızlıkla, hiçbir değişiminolmadığı o mutlu ülkeyle bağdaşmayan her şeyi kararlı bir şekilde ortadan kaldırmak ve yerlihalklardan bahsetmesinde şaşıracak bir şey yok.
(23)
Hakeza, ilkel toplumların "kendi aralarındatarihi doğurabilecek her türlü yapısal değişikliğe karşı amansız bir direniş sergilediklerini" görenLevi-Strauss'un bu tespiti de pek şaşırtıcı olmasa gerek.
(24)
Eğer tüm bu anlatılanlar zamangibi ciddi bir konu hakkında fazlaca sert görünüyorsa, bilgeliğin hangi noktada yitirildiğinistermeleri bakımından, bamodern klişeler bize soluk aldırabilir. "Zaman yaşantıyıdüzenlemeye yarayan bir biçimdir" diyen John G. Gunnell
(25)
, teknolojinin tarafsız olduğunusavunan mantık dışı yaklaşımla mutlak bir paralellik oluşturmaktadır. Zamana çok daha aşırı bir sadakat steren yaklaşımlardan biri de Clark ile Piggott'nun tuhaf iddiasıdır; "insantopluluklarını hayvan topluluklarından ayıran şey, son tahlilde, insanların sahip olduğu tarihbilincidir."
(26)
"İlkel halklar bireyselik duygusuna hemen hemen hiçsahip olmadıkları için, özelmülkiyetleri yoktur"
(27)
diyen Erich Kahler'in bu şüncesi de tıpLeslie Paul'un "İnsandoğanın dışına adım atmakla kendisini zaman boyutunda özgürleştirmektedir"
(28)
biçimdekizleri gibi kökten yanlıştır. Şunu da eklemek gerekir ki, ilk insanın "kendi evrenine vetopluluğuna ilkel bir şekilde katılımının, zamanın devreye girmesiyle birlikte çatırdamayabaşladığını" gören Kahler daha sağlam bir zemin üzerinde durmaktadır.
(29)
Bu kaybedişSeidenberg'in zünden de kaçmamıştır; Seidenberg'e re ataz "kendi içgüdüselarmonisinden tamamen koparak, istikrarsız sentezlerden oluşan tehlikeli bir yola sapmıştır.Tehlikelerle dolu olan bu yolun adı tarihtir."
(30)
Mitik boyuta yeniden dönmek gerekirse, pratikteavcı-toplayıcı yaşamaya tekabül eden genelleşmiş antik bir Cennet Bahçesi'ne duyulanözlemlerde, m ırklarda ve m ilk toplumlarda izine rastlalan faaliyetleriylekarşılaşmaktayız. Zamana dayalı teknolojik tarzlarda olduğu gibi, bu faaliyetlerde de gözümüzeçarpan şey, "doğanın olağan düzenliliğini yeniden sağlamayı" amaçlayan zaman karşıtı bir müdahaledir.
(31)
Böylece asıl vurgulanması gereken olgu, doğanın süreçlerinin aşılması değil,bu süreçlerdeki düzenliliğe ilk insanlar tarafından gösterilen ilgidir. Büyünün bir diğer boyutu da,bütün canlı varlıklar arasındaki akrabalığı en yüce değer olarak gören totemciliktir; büyü ve onuntotemsel çerçevesine göre, doğaya katılım her şeyin temelidir. "Gerçek totemcilikte," der Frazer,"...totem [ata, koruyucu] asla bir tandeğildir ve ona hiçbir zaman tapılmamaktadır."
(32)
Katılımdan dine, doğa ile özdeşleşmeden dışsallaşmış tanrı tapıncına doğru atılan adım,zamanı doğuran yabancılaşma sürecini teşkil eder. Ratschow, büyünün çöküşünden ve onunyerine dinin geçirilmesinden, bu can alıcı ilişkiyi sağlayan tarihsel bilincin yükselişini sorumlututmuştur.(
33)
Durkheim tam da böyle bir anlayıştan yola çıkarak zamanı "dinsel düşüncenin bir ürünü" olarak değerlendirmiştir.
(34)
Eliade artık iyice su yüzüne çıkan bu ayrışmayı görmüş veonu sosyal yaşamla ilişkilendirmiştir; "en mantıksız efsaneler ve ritüeller, Tanrı ve Tanrıçalarınhemen hemen tüm çeşitleri, Atalar, maskeler, gizli topluluklar, tapınaklar, papazlıklar vebenzerleri; tüm bunlar, toplayıcılık ve oyun tarzı avcılık aşamasının ötesine geçen kültürlerde

Activity (7)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 thousand reads
1 hundred reads
Fırat Demir liked this
Ersin Mete liked this
Ersin Mete liked this
Özgül Başaran liked this
lalkalender liked this

You're Reading a Free Preview

Download
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->