Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Look up keyword
Like this
4Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Kitleselleşen Sıkıntı Psikolojisi

Kitleselleşen Sıkıntı Psikolojisi

Ratings: (0)|Views: 145|Likes:
John Zerzan'ın Kaos Yayınları'ndan çıkan Gelecekteki İlkel kitabından

Orijinal metin: The Mass Psychology Of Misery
John Zerzan'ın Kaos Yayınları'ndan çıkan Gelecekteki İlkel kitabından

Orijinal metin: The Mass Psychology Of Misery

More info:

Published by: Serhat Elfun Demirkol on Jan 06, 2011
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF or read online from Scribd
See more
See less

03/19/2013

pdf

 
Kitleselleşen Sıkıntı Psikolojisi
 
Marcuse, uzunca bir zaman önce, 60'lardaki çalkantıların kesilmeyen, ama daha dolaylı vedaha gözden ırak bir doğrultuda seyretmek zorunda kalan değişimlerin hemen arifesinde,One-Dimensional Man (Tek Boyutlu İnsan) adlı eserinde, yontulmuş kişilikler, hoşnutluk vedoygunluk tarafından karakterize edilen bir halk tanımı yapmıştı. Her tarafı kasıp kavuranbugünkü ıstırap dikkate alındığında, kim böyle tanımlanabilir? Aslında çok önceden başlamışolması gereken derin bir tartışma bu. Bireyselliğin son kalıntılarını da ortadan kaldıran bu erozyon üzerine pek çok teorik çalışmayapıldı; ancak eğer durum gerçekten böyleyse, yani toplum artık tamamen homojenleşmiş veevcilleşmiş insanlardan oluşuyorsa, nasıl oluyor da hâlâ tahammül kapasitemizi zorlayacakboyutta acılar ve kayıplar yaşanıyor? Şahsen tanıdığım pek çok kişi teker teker çıldırdı. Artıkgenelleşmiş olan bu acı, duygusal hastalıklar bağlamında, her şey insanı afallatan bir noktayadoğru gidiyor. Marx, hatalı bir şekilde, derinleşen maddi bir yoksullaşmanın, bir başkaldırıya ve böylecesermayenin düşüşüne yol açacağını öngörmüştü. Sakın başkaldırıyı yeniden gündeme getirenolgu, giderek artan psikolojik acılar olmasın; hatta direnişin son umudu da bu olmasın? Kaldı ki, acının “tek başına” hiçbir şeyin güvencesi olmadığı apaçık ortada. “Arzudevrimi 'istemiyor', o kendi gerçekliğinde devrimcidir” diyen Deleuze ve Guattari, daha sonraAnti-Oedipus'ta faşizmi hatırlayarak, insanların kendi çıkarlarına ters olanı arzuladıklarını,aşağılanmaya ve köleleşmeye gösterilen hoşgörünün yaygınlığını koruduğunu fark ediyorlardı. Kitlesel bir reddediş, gerçekliğin tüm boyutlarına yönelen bir karşı duruşun en azından bazıbelirtilerini gösterse de, ruhsal baskının ve kuşatılmışlığın arkasında toplumsal baskılarınolduğunu biliyoruz. Toplumsallık bilinci, kişisel olanı göz ardı etmemelidir; zira bu, psikolojinintemel hatasını olduğu gibi tekrar etmek anlamına gelecektir. Eğer bugünkü karabasan içinde her birimizin kendi korkuları ve sınırlamaları varsa, bu durum, bütünün önceliğini ve bu bütünün her birimizdeki uzantısını es geçen bir kurtuluş yolunun olmadığını gösterir. Stres, yalnızlık, bunalım, sıkıntı; bunların tümü günlük yaşamdaki çılgınlıklardır. Giderekdevasa boyutlara ulaşan mutsuzluk, içten içe de olsa beraberinde, her şeyin farklı olabileceğidüşüncesini getirmektedir. Teknolojik toplumda, bu yabancılaşma ve bunalım çölünde, herhangibir sevinç kırıntısı kalmış mıdır? Akıl sağlığı uzmanları, sadece yüzde yirmimizin psiko-patolojiksemptomlar sergilemediğini belirtmektedir. Yani, ciddi biçimde sağlıksız bir toplumun kronikruhsal sefaletiyle belirlenen bir “normallik patolojisi” sergiliyoruz. Arthur Barsky'nin Worried Sick (Kaygılı Hasta, 1988) adlı eseri, bunca tıbbi “ilerlemelere”rağmen, halkın daha önce asla böylesine “yoğun bir tıbbi bakım ihtiyacı” hissetmediği bir 
 
Amerika panoraması çiziyor. Aileyi ve kişisel yaşamı kulatan genel kriz, sağlık arayışının,özellikle de duygusal sağlık arayışının, ciddi endüstriyel boyutlara ulaştığını göstermektedir.Kelimenin tam anlamıyla adeta zehir saçan bir iş yaşamı, ailenin çözülüşüyle birleşerek sağlıksanayisi holdinglerini devasa boyutlarda büyütmektedir. Ancak dramatik olan şu ki, tıbbi bakımageçmişe oranla daha çok ilgi gösteren sıkıntı içindeki bir toplum için mevcut tıbbi bakım modeli,sorunun çözümü değil, bizzat kaynalarından biridir. Thomas Bittker, “Amerikan PsikiyatrisininSanayileşmesi”nden bahsederken,1 Gina Kolata, ilaç artık herhangi bir ticari mal olarakgörüldüğünden, doktorlara yönelik güvensizliğin boyutlarını ele almaktadır.2 Her şeyi olduğu gibi kabul etme biçimindeki ruhsal bozukluk, yarattığı tahribatı azaltmaküzere, artık tamamen biyokimyasallarla tedavi edilmektedir. Sakinleştiriciler artık dünyanınen çok tavsiye edilen ilaçlarıdır ve anti-depresanlar da satış rekorları kırmaktadır. Geçici bir rahatlamaya – tüm yan etkileri ve bağımlılık yaratan özellikleriyle birlikte – çabucak ulaşılırken,hepimiz gittikçe daha çok çöküyoruz. Durumu idare etmenin güçlüğü, “herkes adeta tükenmişgibi görünüyor” diyen Trish Hall'ün “Neden Tüm İnsanlar Hiç Zamanlarının OlmadığınıHissediyorlar” adlı makalesinden de anlaşılmaktadır.3 Ekim 1989'da yapılan bir anket, stresten kaynaklanan hastalıkların tüm işyerlerindekibaşlıca tehlike olmaya başladığını gösteriyor; bundan bir ay sonra ise, Kaliforniya'da yapılanstres kaynaklı hastalık başvurularının 1982 ile 1986 arasında neredeyse beş kat arttığıhaber veriliyordu. Daha yakın dönemlere ilişkin rakamlara dayanılarak, çalışanlara yardımprogramlarındaki yeni vakaların neredeyse üçte ikisinin psikiyatri stres semptomları içerdiğitahmin edilmektedir. Douglas La Bier, Modern Madness (Modern Çılgınlık, 1986) adlıeserinde, “İş nasıl bir şeydir ki günümüzde bu kadar tahribat yaratıyor?” diye soruyordu. Busorunun kısmi cevabı, “yarının bürosu” olan Bilgi Çağı'nın, dünün kan ter içindeki atölyesindendaha iyi olmayacağını gözler önüne seren ve giderek artan literatürde bulunmaktadır. Gerçektende bilgisayarlaşma, eski işyeri denetim tekniklerinin tümünü katbekat aşan neo-Taylorcu bir işdenetimini gündeme getirmektedir. Curt Supplee, Washington Post'ta yayımlanan Ocak 1990tarihli makalesinde, “teknolojik kırbacın” artık tüm beyaz yakalıları tehdit ettiğini belirttikten sonraşu sonuca varıyor: “Geleceği gördük ve bu bize acı veriyor.” Bundan birkaç ay önce ise, SueMiller, Baltimore Evening Sun'da yazdığı bir makalede, Amerikan kadınlarının %93 gibi şaşırtıcıbir oranının “hüzün epidemisine yakalandığını” ortaya çıkaran ulusal çapta bir klinik psikolojiçalışmasını işaret ederek, mesleki tükenmişlik tablolarına bir yenisini ekliyordu. Bu arada, ABD'deki intihar ve cinayet oranları hızla artıyor; halkın yüzde sekseni intiharı enazından aklından geçirdiğini itiraf etmektedir. 13-19 yaş grubundaki genç intiharları son otuz yıliçinde muazzam bir şekilde arttır ve akıl hastanelerine kapatılan aynı yaş grubundaki gençlerinoranı 1970'ten günümüze kadar yüksek boyutlara fırladı. Bu ıstırap pek çok farklı biçimdedışa vurmaktadır: Çocuklardaki aşırı şişmanlık son 15-20 yıl içinde yüzde elliyi aşkın bir artışgösterdi; yüksek okullardaki kadınlar arasında rastlanan yoğun beslenme bozuklukları (bulimiave anorexia) giderek genelleşiyor; cinsel işlevsizlik yaygınlaşıyor; panikten ve tedirginliktenkaynaklanan saldırı vakaları, bunalımı bile sollayarak, en genel psikolojik hastalığımız olmanoktasına ulaşıyor; yalıtılmışlık ve anlamsızlık duygusu, en saçma tarikatları ve televizyondakiİncil vaazlarını bile pek çok kişi için çekici hale getirmeye devam ediyor.
 
 Kültürel semptomlardaki artış ise uçsuz bucaksız bir silsileye dönüşüyor. Genel kaçamakişlevlerine rağmen, çağdaş filmlerin çoğu karamsarlığı yansıtıyor; buna örnek olarak, RobertPhilip Kolker'ın A Cinema of Loneliness: Penn, Kubrick, Scorsese, Spielberg, Altman (Bir Yalnızlık Sinemasi: Penn, Kubrick, Scorsese, Spielberg, Altman) adlı eserini gösterebiliriz.Hakeza, yakın dönemlerde yazılan romanların çoğu, toplumdaki yalnızlığı, erdemsizliği veözellikle de gençlikteki tükenmişliği betimlemekte çok daha cesur davranıyor; örneğin BretEaston Ellis'in Less Than Zero (Sıfırdan da Az), Fred Pfail'in Good Man 2020 ve Harry Crews'ünThe Knock-out Artist (Nakavt Olan Sanatçı) adlı eserleri. Bu genel yoksullaşma bağlamında, egemen değer ve erdemlerin başına gelenler, “kitlepsikolojimizi” ve onun çarpıcı sonuçlarını yerli yerine oturtma bakımından son derece ilgiçekicidir. “Anlık zevklere” yönelik talebin gittikçe daha çok süreklileştiğini, buna bağlı olarak hemsoldan hem de sağdan öfkeli feryatların yükseldiğini ve baskı kurumlarının artan çürümüşlüğünügösteren pek çok belirti var. Kişisel iflas ve borç sorununa bir çözüm olarak kredi kartı sahtekârlığı ve özellikle de borçlarınkasten ertelenmesi, 1988'de bir-buçuk-milyar-dolar seviyesine ulaştı ve 1980 ile 1990 arasındaiki katına çıktı. Federal öğrenci borçlarındaki savsaklamalar 1983 ile 1989 arasında neredeysedörde katlandı. Kasım 1989'da ABD Donanması'nda eşi görülmemiş bir olay yaşandı; donanma, son üç haftadadikkatsizlik sonucu ölümlere ve yaralanmalara yol açtığı kazalardan dolayı dünya çapındakitüm operasyonlarını 48 saatliğine ertelemek zorunda kalıyordu. Bu erteleme esnasında yapılanteftişler, uyuşturucu kullanımı, mazeretsiz devamsızlık, vasıfsız personel ve donanmanınharekât kabiliyetini bir bütün olarak tehdit eden diğer sorunlarla ilgili tartışmaları yenidenalevlendirdi. Bu arada, işyeri hırsızlığı oranları, bugüne kadar görülmemiş boyutlara ulaşmış durumda. DallasPolis Örgütü, 1989'da, perakende satışlarda verilen fire oranının son beş yıl boyunca yüzde29 oranında arttığını rapor ederken, kamuoyu araştırmaları yapan London House tarafındanyapılan ulusal bir araştırma, fast-food çalışanlarının yüzde 62'sinin kasadan para çaldıklarınıitiraf ettiklerini ortaya koyuyordu. Kasım 1988 seçimleri son kırk yılın seçmen azalması rekorunu kırdı ve 1960'tan bu yanabaşkanlık seçimlerinin başbelası olan düşük katılım oranı aşağı inmeye devam ediyor. Kolejgiriş sınavlarındaki not ortalaması, 70'li yıllar boyunca ve 80'li yılların başında düştü, ardındankısa bir süreliğine toparlandı ve nihayet 1988'de tekrar düşmeye başladı. Arthur Levin, kolejöğrencilerinin 80'li yıllarında başlangıcındaki portresini çizdiği When Dreams and HeroesDied (Düşlerin ve Kahramanların Öldüğü An) adlı eserinde, “genelleşen bir siniklik ve güveneksikliği”nden söz ederken, Robert Nisbetin 80'li yılların sonunda yayımlanan The Present Age:Progress and Anarchy in North America (Bugünkü Çağ: Kuzey Amerika'da İlerleme ve Anarşi)adlı eseri, “başıboş dolaşan” genç kuşağın sistem üzerinde yarattığı feci etkilerden yakınıyordu.George F. Fill ise kendi payına, hükümetin otoritesi de dahil olmak üzere tüm toplumsal

You're Reading a Free Preview

Download
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->