Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more ➡
Download
Standard view
Full view
of .
Add note
Save to My Library
Sync to mobile
Look up keyword
Like this
3Activity
×
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Teneke Trampet - Gunter Grass

Teneke Trampet - Gunter Grass

Ratings: (0)|Views: 1,684|Likes:
Published by dsearya

More info:

Published by: dsearya on Mar 30, 2011
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See More
See less

08/09/2012

pdf

text

original

 
GUNTER GRASSTENEKE TRAMPET 
DIE BLECHTROMMEL (1959)GÜNTER GRASS;
1927 yılında Almanya Danzig'de doğdu. Çocukluğu ve ilk gençliği Danzig'de geçti. Gençyaşlarda asker oldu ve esir düştü. 1946 yılından sonra Düsseldorfa gelerek orada resim veheykel çalıştı. Bir süre Paris ve İtalya'da yaşadı. Bu yıllarda şiir ve oyunlar yazmayabaşladı. Sonraları Berlin'e yerleşti ve diğer sanatsal çalışmalarının yanında edebiyataağırlık vermeye başladı. 1959 yılında yayımladığı Teneke Trampet (Die Blechtrommel) adlıromanıyla dünya edebiyat kamuoyunun dikkatini çekti. ]960'lı yıllarda sosyaldemokratların saflarında politikaya aktif olarak katılan Grass, barış hareketlerinde veinsan haklan mücadelesinde de entelektüel tavrın simgesi oldu. Birçok ödülün sahibi olanGrass, birçok kez aday gösterildiği Nobel Edebiyat Ödûlü'nü 1999 yılında kazandı.Günter Grass'ın eserlerinin bazıları şunlardır: Tcnehe Trumpet (Die Bleıhtrommel, 1959),Kedi ve Fare (Katz und Mcıus, 1961), Köpek Yılları (Hundejahre, 196.3), Lokal Anestezi(Örf/idi betaubl, 1969), Pisi Balığı (Der Butt, 1977), Dişi Fare (Die Ratlin, 1977), KafadanDoğumlar (Kopjgeburten, 1980), Uzak Tarla (Eiıı writes Feld, 1995), Yüzyılım0«'ulıuııdert, 1999).Günter Grass'ın son yapılı Yüzyılımda içlerinde olmak üzere belli başlı eserleri GendaşKültür taralından yayımlanmak üzere hazırlanmaktadır.www.iskenderiyekutuphanesi.comAnna Grass içinBOL ETEKLİKNe yalan söyleyeyim, bir akıl ve ruh hastalıkları kliniğinin sakinlerindenim. Bakıcım göz
 
allında tutuyor beni, gözlerini üzerimden pek ayırmıyor, çünkü kapıda bir gözetlemepenceresi var ve bakıcımın gözleri o malum kahverengi renkte, ben mavi gözlünün bir türlüiçini göremiyor.Dolayısıyla bakıcım asla bir düşmanım olamaz. Hallâ sevdim onu; kapı arkasından bakıpduran bu adam, odama ayak atmaya görsün, kendisine başımdan geçen olayları anlatıyor,aradaki gözetleme penceresi onu, beni tanımaktan alıkoymasın istiyorum. Anlattıklarımada adamcağız değer veriyor anlaşılan; çünkü biraz bir şeyler uydurup söyledim mi, altındakalmamak için bana düğümlerden yaptığı en son heykelcikleri gösteriyor. Bir sanatçı mı,değil mi, orasını bir yana bırakalım; ne var ki, eserlerini sergilese, basında olumlu yankıuyandıracağı, ayrıca kendine üç beş alıcı bulacağı kuşkusuz. Ziyaret saatlerinden sonra,bakımıyla görevlendirildiği hastaların odalarını dolaşıp, bayağı sicimleri topluyor, dolaşıkyerlerini açıp düzeltiyor bunları, üst üsle çok katlı düğümler alarak hayaletlere benzeyenbirtakım heykelcikler yapıyor, sonra da alçıya daldırıp donduruyor hepsini ve tahtaaltlıklar üzerine yerleştirdiği örgü şişlerine geçiriyor.Eserlerini renkli yaratmak düşüncesiyle oynayıp duruyor ikide bir. Bense onu bundanvazgeçirmeye çalışıyor, beyaz nikelajlı madenî karyolamı gösterip bu eşsiz yatağı, gözleriönünde allı morlu canlandırmasını rica ediyorum. Bakıyorum, hastabakıcıellerini dehşete kapılarak başının üzerinde kavuşturuyor, olanca korkusunu biraz fazladonuk ve katı yüzünde açığa vurup renkli tasarılarından el çekiyor.Yani, benim beyaz nikelajlı hastane yalağım bir ölçüt bu konuda. Hatta benim için ondan daileri bir şey, neden sonra erişilmiş bir hedef, bir avuntudur. Hani idare izin verip bir ikiyerini değiştirebilsem, inancım bile olabilirdi; yatağı çeviren kafesi yükselttirildim ozaman, kimse de bundan böyle fazla yanıma sokulamazdı.Ziyaretçiler, benim beyaz madeni çubuklar arasına örülmüş sessizliğimi haftada bir günsekteye uğratıyor. O gün olunca geliyorlar: Beni kurtarmak isleyenler, beni sevmektenhoşlanıp bende kendilerine saygı duymak, bende kendilerini takdir elmek ve tanımakisleyenler. Ne kafasız, ne sinirli, ne arsız şeyler hepsi! Tırnak makaslarıyla karyolakafesimin beyaz nikelajınm orasını burasını kazıyor, tükenmez ya da kopya kalemleriniçıkarıp üzerine uzunlamasına yakışıksız insan resimleri çizikliriyorlar. Avukatım, günaydınhaykırışıyla odayı ayağa kaldırarak eri dalıyor ve her defanda naylon şapkasınıkaryolamın sol ali bacağına geçiliyor; ziyaret süresince avukatların da anlatacaklarıbitmiyor bir türlü bu zorba davranışıyla beni denge ve neşeden ediyor.Ziyaretçilerim, getirdikleri hediyeleri, üzerine muşamba yayılmış beyaz masanın üzerine,suluboya bir haşhaş resminin altına istif ediyor, kurtarılmam konusunda sözde o sırauyguladıkları ya da ilerisi için uygulamayı tasarladıkları planlarını bana bir bir açıklayıpbıkıp usanmadan özgürlüğe kavuşturmak isledikleri beni, hısım akraba sevgilerinin yüksekdüzeyine inandırdıktan sonra, yeniden çekip gidiyor, kendi haz dolu yaşamlarınadönüyorlar. Derken, odayı havalandırıp hediye paketlerinin sicimlerini toplamak üzere,bakıcım Bruno geliyor. Topladığı sicimlerin düğümlerini çözüp açarak çevresine sessizlikyayıyor; öyle ki sonunda sessizliği Bruno'dan, Bruno'yu sessizlikten ayırt edemezoluyorum.Bruna Münslerbcrg yani bakıcım; kelime oyununu bir yana bıraktım şimdi benim için beşyüz yaprak yazı kâğıdı alıp geldi. Saucrland'lı bekâr ve çocuksuz bir adam olan Bruno, bu
 
kâğıt stoku yelmedi mi, küçükler için oyuncak eşyaların da satıldığı kırtasiye mağazasınabir kez daha uğrayacak ve anılarımı Allah'ın izniyle eksiksiz üzerine dökebileceğim çizgisizkâğıtları sağlayacak. Doğrusu ziyaretçilerim, örneğin Avukat Bey'den veya Klepp'len banaböyle bir hizmetle bulunmalarını dünyada rica edemezdim; bir ilâç gibi bana sunduklarılasa dolu sevgileri, boş kâğıt gibi sakıncalı bir nesneyi yanlarında getirip benim, durmadanheceler salgılayan kafama al buyur demekten elbel alıkoyardı onları.Bakıcım Bruno'ya: "Canım, Bruno'cuğum, n'olur, bana beş yüz yaprak kız oğlan kız kâğıtalır mısın?" dediğim zaman, gözlerini odanın tavanına dikerek ve beni bir örnek vermeyeçağırır gibi işaret parmağını da aynı yöne uzatarak: "Beyaz kâğıt, demek isliyorsunuzsanırım, Bay Oskar?" diye cevapladı.Ama ben, kız oğlan kız sözcüğünde direttim, kırtasiye mağazasında da böyle söylemesi içinBruno'ya ricada bulundum. İkindi üzeri kâğıt paketiyle döndüğünde, baktım düşünceli birhali var; gözlerini birçok kez, uzun uzun, sanki Him esinlerinin kaynağı olan tavana dikti.Nihayet: "Söylemem için tam da kelimesini bulmuşsunuz, Bay Oskar!" dedi. "Ben, kız oğlankız kâğıt isleyince, yüzü pancar gibi kızardı tezgâhtar kızın, sonra gidip kâğıtları gelirdi."Kırtasiye mağazalarındaki tezgâhtar kızlar üzerine Bruno'yla uzun boylu bir söyleşiyegirmeyi göze alamayıp kâğıda kız oğlan kız dediğim için pişman oldum; sesimi çıkarmayarak,bakıcım odadan çıkıp gidene kadar bekledim, sonra beş yüzlük paketi açtım.Elimle terazileyip tartarak fazla oyalanmadım katı, esnek paketle; içinden on yaprak sayıpaldım, gerisini komodinin gözüne tıktım. Dolmakalem çekmecede, albümün yambaşındaduruyor; içi dolu, yani mürekkep de tamam. Peki, ama nasıl başlamalı?Bir orta noktadan yola koyularak hikâye etmeye başlayabilirsiniz bir serüveni; sonrageriye olduğu gibi, ileriye doğru atak adımlarla yürüyüp işi karıştırabilirsiniz. Ama çağdaşbir tulumla da davranıp zaman ve uzaklıkların lümü üzerinden bir sünger geçer, hele şükürson anda zaman ve mekân sorununu çözdüğünüzü ilân edebilir ya da ettirebilirsiniz. Amadaha anlatıya başlarken bugün artık bir roman yazılamayacağını ileri sürebilir, ancaksonradan, kendiniz de farkelmeksizin ortaya zorlu bir eser koyup varlığı mümkün en sonromancı edasıyla boy gösterebilirsiniz. Bana da söylemişler, kişilik sahibi kimselerinbulunmadığını, kişilik denen nesnenin yilirildiğini, insanların yalnızlık, ortak bir yalnızlıkiçinde, kişisel bir yalnızlık hakkından yoksun yaşayıp isimsiz ve kahraınansız bir kitleoluşturduğunu, dolayısıyla roman kahramanları diye bir şeyin bundan böyle söz konusuedilemeyeceğini başta kesinlikle belirtmek uygun düşer, alçakgönüllü bir izlenim uyandırır,demişlerdi. Hani söylenildiği gibidir belki bütün bunlar, doğru ve gerçek şeylerdir. Amayine de ben, kendim Oskar ve bakıcım Bruno hesabına şunu açıklamak islerim ki, ikimiz dekahramanız bizim; birbirinden büsbütün değişik kahramanlarız; Bruno gözetlemepenceresinin önünde, ben gözclleme penceresinin gerisinde; Bruno kapıyı açmaya görsün,tüm dostluk ve yalnızlığımıza karşın, ikimiz de henüz isimsiz ve kahraınansız bir killeoluşturmaktan uzak bulunuyoruz.İşle şimdi çok eskilere dönüp başlıyorum anlatmaya; çünkü öz yaşamını kayda geçirmedenönce, anne ve babasından hiç değilse birini anımsama sabrını gösteremeyen kimse bu işekalkışmasa daha iyi eder. Benim sakini bulunduğum akıl ve ruh hastalıkları kliniğinin dışındakarmaşık bir yaşam sürenler, sizlerin hepinize ve siz kâğıt stokumun varlığından bir şey

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->