Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Save to My Library
Look up keyword
Like this
1Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
patrik suskind-koku

patrik suskind-koku

Ratings: (0)|Views: 749|Likes:
Published by anuk tata

More info:

Published by: anuk tata on Apr 02, 2011
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as TXT, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

12/11/2012

pdf

text

original

 
Patrick Süskind _ KokuPatrick Süskind KOKUROMANAlmanca aslından çeviren TEVFİK TURANPatrick Süskind KOKUÇAĞDAŞ DÜNYA YAZARLARIYayın Yönetmem : İlknur ÖzdemirDizgi Gülay YıldızDüzelti Nurten SönmezcanMontaj Mine SarıkayaKapak Düzeni Semih ÖzcanKapaktaki Resim : Dominik AlterioKapak Baskı Çetin Ofsetİç Baskı Özal BasımeviCilt ZE Ciltevi1. basım : 19872. basım : 19873. basım : 19884. basım : 19935. basım : 19956. basım : 19967. basım : 19978. basım : 19979. basım : 199810 . basım : 199911. basım : 199912. basım :200013 . basım :200114 . basım : 2002ISBN 975-510-059-8e Diogenes Verlag AG Zürich / Onk Ajans Ltd. Şti. Can Yayınları Ltd. Şti. (1985)Patrick Süskind KOKUROMANAlmanca aslından çeviren TEVFİK TURANİSTANBUL45395CAN YAYINLARI LTD. ŞTİ.Hayriye Caddesi No. 2 80060 Galatasaray, İstanbulTelefon: (0-212) 252 56 75 - 252 59 88 - 252 59 89 Fax: 252 72 33web sayfamız: http://www.canyayinlari.come-posta: yayinevi@canyayinlari.comÖzgün adı Das ParfümPATRICK SÜSKINDINCAN YAYINLARFNDAKİ KİTAPLARIBAY SOMMER'İN ÖYKÜSÜ / roman GÜVERCİN romanKOKU roman ÜÇ BUÇUK ÖYKÜ / öyküPatrick Süskind, 1949 yılında Bavyera'da doğdu. Münih'te ve Fransa'da edebiyat eğitimi görku adlı ilk romanıyla üne kavuştu. Senaryo çalışmaları, sahne oyunları vardır.BİRİNCİ BOLUM IOn sekizinci yüzyılda Fransa'da, dâhi ve iğrenç kişiler yönünden hiç de yoksul olmayan budâhi ve en iğrenç kişilerinden biri sayılması gereken bir adam yaşadı. Burada onun hikâyeacak. Adı Jean-Baptiste Grenouille; eğer bu ad, de Sade, Saint-Just, Bonaparte vb. mendebur dâhi adlarının tersine bugün unutulmuşsa, bu kesinlikle Grenouille'un, kendini beğmişlik, insan saymaz-lık, ahlaksızlık, kısacası allahsızlık bakımından bu ünlü ve karanlıkeceğin-den değil, dehası ve tek hırsı, tarihte iz bırakmamış bir alanla kısıtlı kaldığı içrası kokular dünyası.
 
Sözünü ettiğimiz dönemde kentlerde, biz çağdaş insanlar için tasarlanması bile güç pis birydi. Caddeler gübre kokardı, avlular sidik kokardı, merdivenler çürümüş tahta ve sıçan yağan odalar küflü toz, yatak odaları yağlı çarşaf ve nemli kuştüyü yorgan kokar, lazımlıklarrayihasıyla dolardı. Bacalardan kükürt, tabakhanelerden yakıcı soda, mezbahalardan pıhtılausu gelirdi. İnsanlar ter ve yıkanmamış elbise kokardı; ağızları çürük diş, mideleri soğanartık pek genç de değillerse, bayat peynir, ekşi süt, urlu hastalık kokuları yayardı. Irmaokar, meydanlar kokar, kiliseler kokar, köprü altları ve saray içleri kokardı. Çiftçi de,p de, zanaatçı kalfası da, ustanın karısı da kokar, bütün soylu tabaka, hatta kralbile, yırtıcı bir hayvan gibi kokar, kraliçeyse ihtiyar bir domuz gibi kokardı, yaz olsunkış olsun. Çünkü bakterilerin çürütücü etkinliğine daha dur diyen olmamıştı on sekizinci yserpilmekte, gerekse sönmekte olan hayatta, pis kokuların eşlik etmediği bir görünüm, yapyıkıcı bir insan eylemi yoktu.Ve tabii Paris'teydi en büyük koku, çünkü Paris, Fransa'nın en büyük kentiydi. Paris'in içkokunun özellikle cehennem etkisi gösterdiği bir yer vardı: Rue aux Fers ile Rue de laFerronerie arası, Cimetiere des Innocents denen yer. Sekiz yüzyıl boyunca buraya HotelDieu Hastanesi'yle çevredeki küçük kilise cemaatlerinin ölüleri getirilmiş, sekiz yüzyılelerle kadavra araba araba taşınıp uzun çukurlara doldurulmuş, sekiz yüzyıl boyunca dehliz, kemikhanelere kemik üstüne kemik yığılmıştı. Neden sonra, Fransız Devrimi'ne az kala cesrından bazılarının tehlikeli biçimde çökmesiyle o tıklım tıklım dolu mezarlığın kokusu çevrotesto sınırında kalmayan gerçek ayaklanmalara sürükleyince burası kesin olarak işletmeyedı; yer yarılarak altındaki milyonlarca kemik ve kafatası Montmart-re'ın katakomplarına tıezarlığın yerine de bir yaş sebze-meyve pazarı kuruldu.İşte burada, bütün krallığın en pis kokan yerinde, 17 Temmuz 1738 günü doğdu Jean-Baptistele. Yılın en sıcak günlerinden biriydi. Sıcak, mezarlığın üstüne kurşun gibi çökmüş, çürüknuzu andıran mezarlık havasından oluşan bir karışımı yan sokaklara doğru bastırıyordu. Grennesi sancılar başladığında Rue aux Fers'de bir balıkçı tezgâhının başında oturmuş, daha öarın pulunu kazımaktaydı. Balıklar sözüm ona dahao sabah Seine'den çıkmışlardı ama, öyle kokuyorlardı ki ceset kokusu bile duyulmuyordu. Grille'in annesiyse, ne balık ne ceset kokusu alacak haldeydi, çünkü kokulara karşı son derekörelmişti burnu. Artık tek istediği, sancının bir an önce bitmesiy-di. Beşinci doğumuyduburada, balıkçı tezgâhının yanı başında olmuştu; doğanların beşi de ya ölü ya yarı ölü doğyerde serili balık artıklarından pek farklı değildi, çok da yaşamazlardı; akşam olunca yearsa kürek kürek toplanır, el arabasıyla karşıya, mezarlığa ya da aşağı, ırmağa taşınırdı.nouille'in annesi, ki genç bir kadındı, henüz yirmilerinin ortalarında, daha enikonu güzelhemen hemen bütün dişleri henüz yerinde, başında daha biraz saçı bulunan, gut, frengi ve hnce bir hastalık dışında bir illeti olmayan, daha uzun yıllar, belki bir beş ya da on yılyı uman, hatta günün birinde evlenmeyi, dul bir zanaatçının karısı olup sahici çocuklar do... Grenouille'in annesi, ne olacaksa olsun artık, diyordu. Nitekim son sancılar gelince balık temizlediği tezgâhın altına çöküp orada, daha önce beş kez yaptığı gibi, doğurdesneyi kendinden ayırdı. Ama sonra sıcağın, bir de koku olarak değil de sadece dayanılmaz,urucu bir hava -bir leylak tarlası, ya da içine çok fazla nergis konmuş dar bir oda- gibi algıladığı pis kokunun etkisiyle bayıldı, yana yakılarak masanın altından caddenin ortaelinde bıçakla uzandı kaldı.Bağrışmalar, koşuşmalar, bön bön bakan kalabalık. Polis çağrılıyor. Elinde bıçakla hâlâ yoyavaş yavaş kendine geliyor."Nesi varmış?""Hiç.""Bıçakla ne yapıyormuş?""Hiç.""Eteklerindeki kan lekesi nereden geliyormuş?""Balıklardan."Ayağa kalkıyor, bıçağı bir yana atıp yıkanmaya gidiyor.İşte o sırada, kim bekler ki böyle bir şeyi, tezgâhın altındaki yeni doğmuş çocuk bağırmaydekiler, bir sinek bulutunun altından, balık kafalarının, organlarının arasından bebeği çıcuk resmi makamlarca sütanneye veriliyor, anne tutuklanıyor. Suçunu itiraf etmesi; çocuğue terk edecek olduğunu, zaten daha önce de beş çocuğunu aynı biçimde ölüme yolladığını söynıyor, mükerrer evlat katlinden hüküm giyiyor ve birkaç hafta sonra Place de Greve'de kafası uçuruluyor.Çocuk bu sırada üçüncü kez sütanne değiştiriyordu. Hiçbiri ona birkaç günden fazla bakmakrsız, diyorlardı, iki çocuğun emeceği sütü emiyor, öbür çocukların sütüne, dolayısıyla ken
 
n geçimine engel oluyordu; çünkü tek bir çocuğu emzirmek kazanç getirmiyordu. Sorumlu polimiseri, La Fosse diye biri, bu konudan bıkmıştı artık ve çocuğu, Rue Sa-int-Antoine'm öbüri, sokakta bulunmuş ve kimsesiz çocukların toplanıp küme küme her gün Rouen'daki büyük kimklar devlet yurduna gönderildiği toplama yerine iletecekti. Ne var ki, bu gönderme işi küfeci hamallarıyla yapıldığından ve içlerine, masrafı kısmak için dört bebeğinin birden kondn yolculukta ölüm oranı olağanüstü yüksek olduğundan ve bu yüzden küfeciler sadece vaftizouen'dan damgalanmış yol kâğıdı olan bebekleri taşımakla yükümlü kılındıklarından; gelgelee vaftizli ne10de yol kâğıdına usulünce işlenecek bir ad sahibi olduğundan, ayrıca bütün öbür işlemleri gr yol olan, çocuğu bilinmeyen kişiler eliyle toplama yerinin kapısına bırakma işi de polisaşvurabileceği bir çare sayılamayacağından... - yani bebeğin şehir dışı edilmesinde doğabibürokratik ve idari türde zorluklar nedeniyle, ayrıca zaman da gittikçe daraldığından, pokomiseri La Fosse önceki kararından dönerek oğlanın makbuz karşılığında, vaftizini yapacaki kaderi hakkında karara varacak herhangi bir dinsel kuruma bırakılması yolunda talimatverdi. Çocuktan, Rue Saint-Martin'deki Saint-Merri manastırında kurtuldular. Vaftiz edildi, Jean-Baptiste adını aldı. Ve başrahip o gün keyifli bir gününde bulunduğu için, çocuollamayıp manastır hesabına büyütülmesini istedi. Bebek bu amaçla Rue Sa-int-Denis'de Jeanussie adlı bir kadına verildi; kadına da zahmetinin karşılığı olmak üzere üç frank haftalıIIBirkaç hafta sonra sütanne Jeanne Bussie, elinde saplı bir sepet, Saint-Merri manastırınınapısına dikilmiş, kapıyı açan Papaz Terrier'ye -ellilerinde, dazlak kafalı, hafif sirke kobir rahipti bu-"Işte!" deyip sepeti eşiğe bırakıvermişti."Ne bu?" dedi Terrier, sepete doğru eğilip koklamaya koyuldu; yenecek bir şey olduğunu umuyordu."Rue aux Fers'deki katil ananın piçi!"Papaz parmağıyla sepetin içini karıştıra karıştı-ra uyumakta olan bebenin yüzünü açtı."İyi görünüyor. Pespembe. İyi beslenmiş."11"Beni yedi bitirdi de ondan. Ne canım varsa çekti aldı da ondan, kemiklerime kadar. Ama bu iş burada biter. Alın kendiniz doyurun artık, keçi sütü verin, çorba, pancar suyu. Heyer bu piç."Papaz Terrier kalender insandı. İşleri arasında manastırın yardım fonunun yönetilmesi, yokla muhtaçlara para dağıtılması da vardı. Bunlar karşılığında beklediği, kendisine bir teşedaha fazla rahatsız etmemeleriydi. Yol yordamla ilgili ayrıntıları zerre kadar sevmezdi,çünkü ayrıntı hep zorluk demekti, zorluklarsa iç huzurunun bir süre bozulması anlamına ge, buna hiç mi hiç dayanamazdı. Şimdi de kapıyı açtığına kızıyordu. Tek dileği kadının sepei, böyle bebek sorunlarıyla başını ağrıtmamasıy-dı. Yavaşça doğruldu, bir solukta sütannensi koyun yünü karışımı kokuyu içine çekti. Hoş bir kokuydu bu."Ne istiyorsun, anlamıyorum. Ne demek oluyor bu, gerçekten anlamıyorum. Bana sorarsanhiçbir zararı olmaz yavruya, şöyle uzun bir süre daha memeni emse.""Ona bir zararı olmaz," diye köpürdü sütanne, "ama bana olur. Beş kilo verdim üç kişinin ydiğim halde. Karşılığı da ne ki? Haftada üç frank!""Ha, şunu desene," dedi Terrier, rahatlamış gibiydi, "şimdi anladım: Yani gene para meselesi.""Hayır!" dedi kadm."Evet! Hep paradır mesele. Bu kapı ne zaman vurulsa, para için vurulur. Hep dilemişimdir, ne olur bir kere de kapıyı açınca başka bir niyetle gelmiş biri çıksa karşıma. Düşünüp detiren biri örneğin. Hani azıcık yemiş ya da birkaç fındık fıstık, getirecek şey mi yok şui de birkaç sap çiçek. Ya da biri sırf öyle uğ-12rayıp bir candan 'Tanrı'nın selamı, Peder Terrier, güzel bir gün dilerim size!' diyecek ol. Ama o günü göremeyeceğim galiba. Dilenci değilse satıcıdır, satıcı değilse zanaatkar, saorsa çıkardığı hesabı verir insanın eline. Hele sokağa hiç mi hiç çıkamaz oldum. Çıkarsammi para isteyen birileri sarıyor.""Ben onlardan değilim," dedi sütanne."Ama şunu aklına koy: Sen bu kilisenin semtinde tek sütanne değilsin. Yüzlerce birinci sınnalık var, hepsi de yarış ederler böyle şirin bir bebeği haftada üç franka emzirmek, çorbaeler ya da başka gıdalarla doyurmak için...""O zaman onlardan birine verin!"

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->