Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Save to My Library
Look up keyword or section
Like this
2Activity

Table Of Contents

0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
İmamın Ordusu

İmamın Ordusu

Ratings: (0)|Views: 7,770|Likes:
Published by XaireAw
Yasaklanan kitap bende okumadım sadece paylaşıyorum içerik hakkında bilgim yok sadece googleda çok aratılıyor diye ekledim.
Yasaklanan kitap bende okumadım sadece paylaşıyorum içerik hakkında bilgim yok sadece googleda çok aratılıyor diye ekledim.

More info:

Published by: XaireAw on Apr 04, 2011
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

04/04/2011

pdf

text

original

 
1
Önsöz
Ahmet
Ş
ık’ın yazdı
ğ
ı ve çalı
ş
ma ba
ş
ğ
ı “
İ
mamın Ordusu” olan kitabı
ş
u anda“Dokunan Yanar” ba
ş
ğ
ıyla ekranlarımızda… Kitabın sahte kopyalarınınelektronik ortamlarda dola
ş
ğ
ı
ş
u günlerde, okurların “kitabın aslı”nı okumaolana
ğ
ının sa
ğ
lanmasını demokratik bir görev, dü
ş
ünce özgürlü
ğ
ünün savunulmasıyönünde bir katkı oldu
ğ
u inancındayız. Kitabı internet ortamında yaymamızın teknedeni ve amacı bundan ibarettir…
“Naziler komünistler için geldi
ğ 
inde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist de
ğ 
ildim.Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyaldemokrat de
ğ 
ildim.Sonra sendikacılar için geldiler, bir 
ş
ey söylemedim; çünkü sendikacıde
ğ 
ildim.Benim için geldiklerinde, sesini çıkartacak kimse kalmamı
ş
tı”.Martin Niemöller 
1
 
“Dokunan Yanar”
Cemaat emniyette nasıl örgütlendi?
1
 
Alman ilahiyatçı Martin Niemöller (1892-1984), pi
ş
manlı
ğ
ını dile getiren bu satırları yazdı
ğ
ı 1946’da dünyanınikinci payla
ş
ım sava
ş
ı sona ermi
ş
ti. Alman Proteston Kilisesi’nin Nazilerle i
ş
birli
ğ
i yapmasına muhalefet eden
İ
tiraf Kilisesinin (Bekennende Kirche) yöneticisi olan Niemöller, bugün Dünya Ökumen Kiliseler Konseyi diye anılanDünya Kiliseler Konseyi’nin de ba
ş
kanlı
ğ
ını yapmı
ş
tı. Önceleri inanmı
ş
bir Nasyonal Sosyalist Alman
İş
çiPartisi seçmeni olan, Yahudi soykırımını destekleyen Niemöller, daha sonra kiliseler arası kavgalarda kendisinigeli
ş
tirerek bu ırkçı fikirlerin kar
ş
ıtı bir direni
ş
çi olmu
ş
tu. Konu
ş
ma yasa
ğ
ına ra
ğ
men verdi
ğ
i vaazlarla Nazilerintepkisini çekti ve tutuklandı.
İ
lk tutukluluk hâli kısa sürse de, 1937’de yeniden tutuklanarak o da toplama kamplarınıboylayanların arasında yerini aldı. Sava
ş
sonrasında da kiliseye dönerek bu kez de Almanya'nın silahlanmasına kar
ş
ımücadele veren önemli isimlerden oldu.
 
 
2
Devlet
İ
slamcılara hep ihtiyaç duydu
 Fethullahçıların 1980’lerin ortalarından ba
ş
layarak sistematik biçimde örgütlendi
ğ
iEmniyet te
ş
kilatının, bugün itibariyle büyük ço
ğ
unlu
ğ
unun cemaatçilerin elindeoldu
ğ
u artık herkesin malumu. Bir di
ğ
er önemli tespitte bulunmak gerekirse,
ş
imdiFethullahçılık diye anılan özellikle asker ba
ş
ta olmak üzere devletin gözünde
İ
slamcı tehlike” olarak adlandırılan bu yapının, yıllar öncesinden, 12 Eylül 1980darbesiyle birlikte bizatihi
ş
imdi kendilerini tehlike olarak gören cuntacılartarafından palazlandırıldı
ğ
ını söylemek yanlı
ş
olmaz.28
Ş
ubat 1997 postmoderin darbesi
2
süreci ve sonrasında Milli GüvenlikKurulu’nun (MGK) ba
ş
ında Cumhurba
ş
kanı olarak Süleyman Demirelbulunuyordu. Darbenin 2. yıldönümünde kendisiyle yapılan bir röportajda,
“Bu bir süreçtir. Yani Cumhuriyet’in kurulmasıyla ba
ş
lamı
ş
, devam eden bir süreçtir.Devam da edecektir. Bu böyle gidecek”
3
diyordu. MGK’nin asli unsuru vebelirleyici gücü olan orduya komuta eden dönemin Genelkurmay Ba
ş
kanıOrgeneral Hüseyin Kıvrıko
ğ
lu da 28
Ş
ubat sürecinin 1923’ten bu yana sürdü
ğ
ünüifade ederek,
İ 
rtica ne zaman palazlansa bu süreç kendini gösterir...
İ 
rtica tehdidi
2
 
28
Ş
ubat 1997'de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan ve Türkiye siyasi tarihine geçenkararlar, “postmodern darbe” diye anılmaktadır. Necmettin Erbakan liderli
ğ
indeki RP 1995 genel seçimlerinden azfarkla da olsa ikinci DYP ve üçüncü olan ANAP'ın önünde birinci parti olarak çıkmı
ş
tı. Seçimlerin ardından kurulanDYP-ANAP koalisyon hükümeti, RP’nin güvenoylaması hakkında hukuksal inceleme yapılması için AnayasaMahkemesi'ne yaptı
ğ
ı ba
ş
vuru haklı görülerek geçersiz sayıldı
ğ
ından da
ğ
ılmı
ş
tı. Bunun üzerine TBMM'de birinciparti durumunda olan RP ile ikinci parti olan DYP arasında kurulan ittifakla RefahYol hükümeti 8 Temmuz 1996'dagüvenoyu aldı. Ancak hükümetin, kendilerinden zaten rahatsız olan askerlerin istedi
ğ
i biçimde davranacak kimitutumları ve bir takım karanlık komplolar sonucu 28
Ş
ubat süreci hayata geçti. Millî Güvenlik Kurulu'nun 28
Ş
ubat1997’deki toplantısında da, “Rejim aleyhtarı irticai faaliyetlere kar
ş
ı alınması gereken tedbirler” ba
ş
ğ
ıyla resmenbir muhtıra yayımlandı. Muhtırada 8 yıllık e
ğ
itim, tarikatlar, laiklik kar
ş
ıtı hareketler, TSK’den irticacılıksuçlamasıyla atılan personelin RP’li belediyelerde istihdamı, bazı tarikatçıların cüppe ve sarıklarıyla kimi eylemlerdebulunması örneklerle anlatılıp, “TSK’nin rejimi bekçisi oldu
ğ
una” bir kez daha vurgu yapılıyordu. Kısa süre sonra daRefahYol hükümetinin Ba
ş
bakanı Necmettin Erbakan, “Havada yakıt ikmali” olarak tanımladı
ğ
ı ba
ş
bakanlıkgörevini hükümet orta
ğ
ı DYP Genel Ba
ş
kanı Tansu Çiller'e vermek amacıyla 18 Haziran 1997'de istifasınıCumhurba
ş
kanı Süleyman Demirel'e sundu. Ancak Demirel, hükümet ortaklarının arasındaki protokolü dikkatealmadı ve hükümeti kurma görevini TBMM'de ço
ğ
unlu
ğ
u olmayan muhalefet lideri ANAP Genel Ba
ş
kanı MesutYılmaz'a verdi. Daha sonraki bir aylık müddet zarfında, Cumhurba
ş
kanı Demirel, birçok DYP milletvekilini bizzatarayarak partilerinden istifa etmeleri gerekti
ğ
ini, etmezler ve Mesut Yılmaz hükümeti güvenoyu alamazsa askeridarbe olaca
ğ
ını tehdit olarak öne sürerek parti grubunun parçalanmasını sa
ğ
ladı. 12 Temmuz'da Mesut Yılmazba
ş
kanlı
ğ
ında ANAP - DSP - Demokrat Türkiye Partisi arasında kurulan 55. hükümet TBMM'den güvenoyu aldı. 18Nisan 1999 seçimlerine kadar i
ş
ba
ş
ında kalan bu hükümet zamanında 28
Ş
ubat kararları harfiyen yerine getirildi. 8yıllık kesintisiz e
ğ
itim kanunu TBMM’de kabul edildi. Bu kanunla
İ
mam Hatip Liseleri (
İ
HL) dâhil meslekliselerinin ortaokul bölümleri kapatıldı. Ayrıca
İ
HL’lerin önünün kesilmesi için meslek liselerinden mezun olanlarınüniversiteye giri
ş
sınavından aldıkları puanla kendi bölümleri dı
ş
ında tercih yapmaları halinde ortaö
ğ
retim ba
ş
arıpuanlarının daha dü
ş
ük katsayı ile hesaplanması kararı alındı. Yargıtay Cumhuriyet Ba
ş
savcısı Vural Sava
ş
 tarafından RP hakkında açılan kapatma davası da 17 Ocak 1998'de Anayasa Mahkemesi’nde sonuçlandı. RP’nin,"Laik Cumhuriyet ilkesine aykırı eylemleri saptandı
ğ
ı" gerekçesiyle kapatılmasına karar verildi. Necmettin Erbakanve 6 partiliye de 5 yıl siyaset yasa
ğ
ı getirildi.
 
3
Milliyet Gazetesi, 29
Ş
ubat 2000
 
3
bin yıl sürse 28
Ş 
ubat süreci de bin yıl devam edecektir. Bitmi
ş
de
ğ 
ildir”
4
 
diyecekti. Birbirinin neredeyse tıpatıp aynı olan ve “Cumhuriyet’in ilanından buyana irticaya kar
ş
ı mücadelenin sürdü
ğ
ü ve sürece
ğ
i” söylemleri ne kadar gerçe
ğ
iyansıtmaktadır? Ya da durum gerçekten öyle midir bakalım.Aslında devletin ne irtica ile mücadelesinde bir süreklilik ne de her fırsatta ifadeedilmesine kar
ş
ın rejime kar
ş
ı tehdit olarak görülen bu tehlikeyi yok etmek gibi birderdi oldu bu ülkede. Kıvrıko
ğ
lu’nun da altını çizdi
ğ
i gibi
İ
slamcılar palazlandıkçaordu tırpanlıyordu. Zaten 2000’li yıllara kendi iradeleriyle de
ğ
il, devletin ihtiyaçduydu
ğ
unda tedavüle sokmak üzere verdi
ğ
i izin ve destekle palazlanabilen
İ
slamcılar ihtiyaç olmaktan çıktı
ğ
ı anda da hep budanarak hizaya sokuldu.
Kızıl ku
ş
a
ğ
a kar
ş
ı ye
ş
il ku
ş
ak projesi
Türkiye’de ba
ş
arılı darbelerin tümünün arkasında büyük sermaye veemperyalizmin oldu
ğ
u gerçe
ğ
inden hareketle, 12 Eylül 1980 darbesinin sadeceIMF’nin 24 Ocak 1980 tarihini ta
ş
ıyan, geni
ş
ğ
ınları daha da yoksulla
ş
tırmayadayalı ekonomik programını uygulamak ve büyük sermayenin krizini çözmek içinde
ğ
il, Türkiye’yi küresel sermayenin çemberine dâhil etmek ve ABD’ninOrtado
ğ
u’daki ileri karakolu haline dönü
ş
türmek amacı ta
ş
ıdı
ğ
ı olgusal bir gerçek.Ancak bu tespiti yaparken 12 Eylül darbesinin temel saiklerinin arasındaTürkiye’deki sosyalist devrimci mücadelenin yükseli
ş
inin durdurulamamasıgerçe
ğ
ini de görmek gerekiyor.Bu “tehlikenin” tam da sermayenin çıkarları do
ğ
rultusunda tehdit olmaktançıkarılması gerekiyordu ve gereken 12 Eylül günü yapıldı. Ülkenin üzerinden birsilindir gibi geçen 1980 darbesi sonrasında, tek tehlike olarak görülen solunpasifize edilmesi için,
İ
slamcı cenahın alkı
ş
larla kar
ş
ıladı
ğ
ı darbeyi yapanlar“komünizm tehlikesi”ni bertaraf etmek için ABD üretimi “kızıl ku
ş
a
ğ
a kar
ş
ı ye
ş
ilku
ş
ak “ projesini hayata geçirdi.
İ
n
ş
a edilecek yeni sistemin adı Türk-
İ
slamsenteziydi. Sol kadroların ordu içinde bile örgütlendi
ğ
ini gören cuntacılar, daha 12Eylül öncesinde kendi kurumlarında ba
ş
lattıkları milliyetçi ve dinci dü
ş
ünceleringeli
ş
mesi çabalarını darbe sonrasında devletin tüm kurumlarında ve ülkenin dört biryanında hayata geçirdi. Din ve
İ
slam’ın, sol sosyalist fikriyatın egemen olmasınınengellenmesinin en önemli aracı olarak kullanılmasında elbette ki
İ
slamcılarındevlet tarafından kullanılmaya açık ve hazır olmaları gerçe
ğ
i de vardı. Taraflarınbrbirlerini kar
ş
ılıklı olarak kullanmasına dayalı dogmatik bir çıkar ili
ş
kisiydi bu.
Nur Cemaatinden gelen itiraf 
4
Akit Gazetesi, 28
Ş
ubat 2000

Activity (2)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 thousand reads
1 hundred reads

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->