Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more ➡
Download
Standard view
Full view
of .
Add note
Save to My Library
Sync to mobile
Look up keyword
Like this
3Activity
×
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
SAVAŞ VE BARIŞ Tolstoy-cilt-6

SAVAŞ VE BARIŞ Tolstoy-cilt-6

Ratings: (0)|Views: 1,052|Likes:
Published by Gercekh

More info:

categoriesTypes, Research, Science
Published by: Gercekh on Apr 28, 2011
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, DOC, TXT or read online from Scribd
See More
See less

01/16/2014

pdf

text

original

 
 Lev Nikolayeviç Tolstoy _ Harb Ve Sulh Cilt6Dünya Edebiyatından SeçmelerHARB VE SULH VIL. TolstoyMEB YAYINLARIDÜNYA EDEBİYATINDAN SEÇMELERMÎLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI YAYINLARI: 2157BİLÎM ve KÜLTÜR ESERLERİ DİZİSİ : 468Dünya Edebiyatından Seçmeler: 92Kitabın adıHARB ve SULH VIV Yayın kodu95.34.Y.0002.1156ISBN 975.11.0465.3 (Tk. No)ISNB 975.11.0471.8 (6. Cilt),„£„,« ., ,B^skı yılı _, ¦' ,¦¦-,-.¦ıVLu.^:. 1995 A i i a., i-adedi ' ¦;Dizgi, baskı, cilt MİLLİ EĞİTİM BASIMEVİDünya Edebiyatından SeçmelerHARB ve SULH VIL. TolstoyÇeviren Zeki BAŞTIMARYayımlar Dairesi Başkanlığı'nın 14.10.1991 tarih ve 9411 sayılı yazıları ile20.000 adet basılması uygun görülmüş, yine Yayımlar Dairesi Başkanlığı'nın27.10.1992 tarih ve 8996 sayılı yazıları ile ikinci defa birinci parti olarak10.000 adet basılmıştır.İstanbul, 1995XXIIIGoroki'den hareket eden Bennigsen, büyük yolu tutup, kıyısında saman kokanbiçilmiş otlar dizili köprüye indi; tepedeki subay burasıin Piyer'e, mevziinmerkezi diye göstermişti. Köprüden geçip Borodino köyüne girdiler, oradan dasola saptılar, pek çok sayıda askerlerin, topların yanından geçerek yüksek, birtepeye vardılar; burada milisler toprağı kazıyordu. Bu tabpa, henüz adıkonmıyan, fakat sonraları "Rayevski tabyası" yahut "tepe bataryası" diyeanılacak olan tabyaydı.Piyer, bu tabyaya pek de öyle dikkat etmedi. Burasının, kendisi için, Borodinomuharebe meydanındaki yerlerin en unutulmazı olacağını bilmiyordu. Sonra, birsel çukurundan Semyonovski'ye geçtiler, burda askerler evlerden, samanlıklardanarta kalan son mertekleri de alıp götürüyorlardı. Sonra, inişlerden yokuşlardan;dolu vurmuş gibi ezik, darmadağın çavdarlar arasından; sürülmüş bir tarlanınçizilerinde topçunun yeni açtığı bir yoldan ilerliyerek istikâmlara vardılar.Bennigsen, durdu, karşıya (daha dün bizim olan) Şevardino tabyasına bakmağabaşladı; orada bir kaç atlı görünüyordu. Subay-HARB VE SULH 6lar; Napoleon yahut Murat olmalı, diyor; herkes bu bir avuç atlıya hırslabakıyordu. Piyer de; bu belli belirsiz seçilen insanlardan hangisinin Napoleonolabileceğini tahmine çalışarak oraya baktı. Nihayet/atlılar tepeden inip gözdenkayboldular. ;Benriigsen, yanına yaklaşan bir generale dönerek ona kıtalarımızın durumunuaçıklamağa başladı.. . Piyer, yapılacak savaşın özünü kavramak için baştan aşağıdikkat kesilerek Bennigsen'in söylediklerini dinliyor, fakat zekâsının bu işeyetmediğini üzülerek hissediyordu. Hiçbir şey anlamıyordu. Bennigsen sözünübitirdi, kulak kabartan Piyer'i fark edip birden bire ona döndü. — Bunlar sizi ilgilendirecek şeyler değildir herhalde, dedi. Piyer: —- Yoo, bilâkis, çok ilgi verici şeyler, dedi, ama doğruyu söylemediği oldukçabelli idi. . İstihkâmlardan hareket ettiler, sık fakat bodur bir kayın ormanıiçinde kıvrılan bir yolu tutup daha sola saptılar. Bu ormanın orta yerindeönlerine, yola, beyaz ayaklı, boz bir tavşan sıçradı; bu kadar çok beygirin nal
 
sesleriyle öyle afallamıştı ki, herkesin ilgisini çekip milleti güldürerekönlerinde yolda, uzun zaman zıpladı. Ancak bir kaç sesin yükselmesi üzerinekendini yana attı, çalıların içinde kay-HAEB VE SULH 7boldu. Atlılar ormanda iki verst kadar yol aldıktan sonra bir açıklığa çıktılar,buraya sol kanadı korumakla ödevlendirilmiş Tuçkof kolunun kıtalarıtoplanmıştı. 'Bennigsen burada, sol kanadın en ucunda, üzün uzadıya hararetli hararetlikonuştu, Piyer de onun böylece askerlik bakımından ö-nemjâ tertipler aldığınızannetti. Tuçkof kıtalarının mevzii karşısında bir tepe vardı. Bu tepetutulmamıştı. Bennigsen, dolaylara hâkim bir tepeyi tutmayıp da, kıtaları onuneteğine yerleştirmenin akılsızlık olduğunu söyliyerek bu yanlışlığı yükseksesle tenkid etti. Bazı generaller de aynı ; düşünceyi ileri sürdüler.Hele bir tanesi, kendilerini buraya salhaneye gönderir gibi gönderdiklerini,askerce bir .şiddetle söyledi. : ; -,.,.¦ -:: . ;.¦'¦¦.¦ Sol kanadın böyle,.tertiplenmiş oluşu,Piyer'i, askerlik işlerinianlamaktaki kabiliyetinden büsbütün şüpheye düşürmüştü. Kıtalarıntepenin altına yerleştirilmolmasını tenkid eden Bennigsen'le generalleridirilerken Piyer onları iyice anlıyor, onlara hak veriyor, düşüncelerinipaylaşıyordu, ariıa işte yine bundan dolayı da bu kıtaları buraya, tepeninaltına yerleştirenin' bu' kadar apaçık, kaba1 bir yanlışlığa nasıl olupda' düşebildiğine akıl erdiremiyordu. ' ? ; : : ¦ :;;Piyer, şunu »biliniyordu ki,; bu kıtalar*' öyle Bennigsen'iri'Zâhnettiği-gibi;mevzii •müda-iS HARB VE SULHfaa etmek için konmuş değillerdi, bu gizli yerde pusuya yatırılmışlar, yanisaklı kalsınlar, yaklaşan düşmana ansızın saldırsınlar diye3'erleştirilmişlerdi. Bennigsen de bunu bilmiyordu; başkomutana haber vermedenkendi özel görüşüne uyarak, kıtaları ileriye sürdü.XXIVBu aydınlık 25 ağustos akşamında Prens Andrey, alayının yerleştiği yerin enilerisinde, Knyazkova köyünün yıkık bir hangarında dirseğine dayanıp uzanmıştı.Yıkık duvarların yarıkları arasından, alt dalları budanmış otuzluk kayınağaçlarının çit boyunca giden sırasına, yulaf tınazları darmadağın bir tarlaya,üstünde asker kazanları için yakılmış ateşlerin dumanları görünenfundalıklara bakıyordu.Bu anda hayatı Prens Andrey'e ne kadar dar, ne kadar faydasız, ne kadar ağırgeliyordu, ama yine de kendini, tıpkı yedi yıl önce Austerlitz savaşınınarifesinde olduğu gibi lıeyacanh, sinirli hissediyordu.Yarınki savaş için gerekli emirleri verip almıştı. Artık yapacağı hiç bir şeyyoktu. Fa-İcat düşünceler, en basit, en açık, bundan dolayı da korkunçdüşünceler onu rahat bırakmıyordu. Yarınki savaşın, şimdiye kadarkatıldıklarının en dehşetlisi olacağını biliyordu;HAEB VE SULH 9«ölmek ihtimali, ömründe ilk defa, yaşıyan her •şeyle ilgisiz, başkalarına nasıltesir edeceğini düşünmeden, sırf kendi şahsiyle, kendi ruhile , ilgili, hemenhemen muhakkak gibi, basit, korkunç bir şekilde açıkça, gözünün önüne geldi.Eskiden onu üzmüş, uğraştırmış olan şeylerin hepsi, şimdi düşüncelerininulaştığı yük-¦seîclikten vuran soğuk, be}'az bir ışıkla, gölge-siz, perspektif,çevre çizgileri belirsiz bir halde birdenbire aydınlanmıştı. Uzun zaman bütünhayatı ona bir sihirbaz fenerinin camı arkasından, yapma bir ışıklaaksettiriliyormuş •gibi gelmişti. Şimdi ise, o kaba saba boyalı resimleribirdenbire parlak bir gün ışığında, ara yerde cam olmadan görüyordu. Birsihirbaz feneri olan hayatının belli başlı resimlerini teker teker aklındangeçirip, şimdi onları "bu apaçık ölüm fikrinin soğuk, beyaz gün ışığı .altındaseyrederek kendi kendine: "Evet, evet, işte onlar, beni o kadarheyacanlandırmış, hayran bırakmış, üzmüş olan o aldatıcı hayaller," diyordu."İşte onlar, bana vaktiyle o kadar güzel, esrarlı bir şeylermiş gibi görünen okaba saba boyalı şekiller... Şan kamu menfaati, kadına karşı sevgi, hattâvatan : bu re--simler bana ne kadar büyük, ne kadar derin mânalarla dolu
 
gelmişti! Halbuki benim için ;son defa ağardığını hissettiğim bu sabahınsoğuk, beyaz aydınlığında bütün bunlar öyle10HARB VE SUIiHbasit, solgun, kaba saba ki. .." Hayatının belli başlı üç acısı dikkatinibilhassa çekiyordu: aşkı, babasının ölümü, Rusya'nın yarısını ele-geçirenFransız istilâsı. —- Sevda!... Bana esrarlı kuvvetlerle doluymuş gibi gelen okızcağız. Hem onu nasıl da sevmiştim.. . Sevdaya dair, ikimizin bahtiyarlığınadair şairce hayaller kuruyordum. Hey gidi aslan delikanlı!."' — diye yükseksesle öfkeli öfkeli söylendi. "Öyle ya! Bütün bir yıllık yokluğumda bana onunsadakatini sağlryacak olan ideal bir sevdaya falan da inanmıştım. Masallarınnarin güvercini gibi yolumu gozleye gözleye eriyip bitecekti. Halbuki bütün buişler çok daha basit bütün bunlar dehşetli basit, iğrenç!""Babam da Lısıye Gori'de yerleşmişti, burasının kendi yeri, kendi toprağı, kendihavası; mujiklerinin kendi mujikleri olduğunu sanıyordu, halbuki Napoleon gelipde, babamın, varlığından bile habersiz, onu bir saman çöpü gibi yolunun üstündensüpürüp atınca, adamcağızın Lısıye Gorisi de, bütün hayatı da yıkılıp gitti.Prens Mariya'ya bakarsan, bu felâket, Tanrının bizi denemesidir. Lâkin, mademkiartık babam yok, bir daha da olmıya-cak, bir daha hiçbir zaman var olmıyacak,öyleyse bu deneme niçin? Babam yok! Öyleyse-bu deneme kimin için? Vatan,Moskova'nın mahvı!.. Yarm da beni öldürecekler', hem de-bir Fransız değil\bizimkilerden biri, dün silahını kulağımın dibinde boşaltan o asker gibiHARB VE SULHIIbirisi, sonra Fransızlar gelecekler, burunları •dibinde kötü kötü kokmıyayımdiye beni başımdan, bacaklarımdan tutup bir hendeğe .atıverecekler; sonra,başkalarına yine eskisi kadar tabiî gelecek olan yeni hayat şartlan doğacak,benimse bunlardan haberim bile oL-mryacak, ben varolmıyacağım."¦İ Kımıldanmıyan sarımtıraklıkları, yeşillikleri, bembeyaz kabuklanyle güneştepınldıyan :sıra sıra kayın ağaçlarına baktı. "Ölmek, beni •öldürsünler. ..Yarın... Artık ben varolmıyacağım, bütün bunlar varolsun da ben varol-mıyayım.. ." Kendinin hayattaki yokluğunu •gözü önüne apaçık getirdi.Renkleriyle, göl-geleriyle şu kayın ağaçları, şu kıvır kıvır bulut, şu açıkordugâh ateşlerinin dumanları, etrafındaki her şey ona ^öre, birdenbireşeklini değiştirdi, korku verici, dehşetli bir hal -aldı. Sırtı ürperdi. Hızlaayağa kalkıp hangar--dan dışarı çıktı yürümeğe başladı.Hangarın arkasından sesler geldi. — Kimdir o? — diye Prens Andrey sordu.Dolohofun eski bölük komutanı, şimdiyse subay eksikliği yüzünden taburkomutanlığı yapan, kırmızı burunlu yüzbaşı Timohin, utanıp sıkılarak hangaragirdi. Onun peşinden de -alayın hesap memuriyle yaver göründüler.Prens Andrey çarçabuk kalktı, subayların Taporlarım dinleyip yeniden bazıemirler ver-12HARB VE SULHdi; artık onları saymağa hazırlanıyordu ki., hangarın arkasından, fısıldıyanbildik bir ses geldi. Bir şeye çarpan bu insanın sesi: —Que diable^l diyordu.Prens Andrey hangardan dışarı göz atınca kendisine doğru yaklaşan Piyer'igördü,, ayağı yerde duran bir sırığa takılmış, az kalsın düşecekmiş.Genel olarak Prens Andrey çevresinin in-sanlariyle, hele Moskova'ya songidişinde yaşadığı bütün o acı dakikaları hatırına getireni Piyer'lekarşılaşmaktan hoşlanmıyordu. — Vay, siz misiniz? dedi. Hangi' rüzgâr attı? Hiçbeklemiyordum doğrusu...-Bunları söylerken gözlerinde, yüzünün ifadesinde soğukluktan da fazla bir şey,Piyer'in? hemen fark ettiği bir düşmanlık vardı. Piyer buraya ruhu coşkunlukiçinde gelmişti. Fakat Prens Andrey'in yüzündeki ifadeyi görünce* bir sıkıntı,bir huzursuzluk duydu. — Geldim, öyle, işte... Biliyorsunuz ya.... geldim... beni çokilgilendiriyor..- dedi. Bütünı gün bu "ilgilendiriyor" sözünü boyuna düşünmedentekrarlayıp durmuştu. - Savaşı görmek: istedim...

Activity (3)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 thousand reads
1 hundred reads
ßekir21 liked this

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->