Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Save to My Library
Look up keyword
Like this
1Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Geniş Ortadoğu'da Değişimin Ayak Sesleri

Geniş Ortadoğu'da Değişimin Ayak Sesleri

Ratings: (0)|Views: 380|Likes:
Published by Mustafa Aydın
Panorama Khas'ın Bahar 2011 (No 2) sayısında çıkan yazı
Panorama Khas'ın Bahar 2011 (No 2) sayısında çıkan yazı

More info:

Published by: Mustafa Aydın on May 11, 2011
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOC, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

08/18/2011

pdf

text

original

 
Geniş Orta Doğu’da Değişimin Ayak Sesleri
 Prof. Dr. Mustafa AYDIN 
2011’in henüz başındayız ama bu yıla damgasını vuracak olayı artık biliyoruz: Tunus’dan başlayıp, tüm Arab dünyasına yayılan otoriter rejimler karşıtı ayaklanmalar. Tunus’taüniversite mezunu işportacı bir gencin tezgahının elinden alınmasına tepki olarak kendiniyakmaya çalışmasıyla başlayan “Yasemin Devrimi” kısa sürede devlet başkanını ülkedenarılmaya zorlayacak boyuta ulaştı. Tunus’ta halk ayaklanmasının başarıya ulaşması, yıllardır  baskıcı rejimler atında yaşayan bölge halklarını cesaretlendirdi ve kimsenin öngöremediğikadar kısa bir sürede Mısır, Ürdün, Cezayir, Yemen, Libya, Bahreyn ve Suriye dahil bölgeülkelerinin hemen hepsine sıçrayarak, geniş Orta Doğu’da yeni bir düzenin ilk işaretleriniverdi. Bölgede rejimlerin ne yönde evrileceğini söyleyebilmek için henüz erken, ama OrtaDoğu’nun liberal demokrasinin yeni kazanım alanı olacağını umanlar kısa sürede hayalkırıklığına uğrayabilirler. Gidişatı belirleyecek olansa bölge halklarının taleplerinden ziyade, bir tarafta uluslararası kamuoyunun bölgedeki değişim konusunda ne kadar ciddi olduğu,diğer taraftan Libya’da Kaddafi’nin ç kullanımın ile Suriye’de Esad’ın değişimireddedişinin başarılı olup olmayacağı.Öte yandan, bölgede neredeyse tamamı otoriter niteliğe sahip rejimlerin sorunları birbirine benzese de, olayların ortaya çıkışı, gelişimi ve sonuçları birbirinden farklılık arz ediyor.Tunus’taki olayların daha başlangıç amasında, Soğuk Savsonrası Doğu Avrupa,Kafkaslar ve Orta Asya’da yaşanan renkli devrimlerle ilkilendirilmesi, benzer bidemokratikleşme dalgasının Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da da yaşanabileceğine yönelik  beklentileri arttırmıştı. Fakat Orta Doğu’nun farklı dinamikleri bir yana, bu görüşleri ortayaatanlar, eski Sovyet coğrafyasındaki demokratikleşme dalgasının Doğu Avrupa’nın ötesinegeçemediğini ve “renkli devrimler” sürecinin büyük ölçüde kısır bir döngüye dönüştüğünüunutuyorlar. Üstelik, bölge ülkeleri bile kendi aralarında sürlerin gelişimi ısındanfarklılıklar gösteriyor.
Tunus ve Mısır’daki Halk Hareketlerinin Arka Planı
Tunus’ta 17 Aralık 2010’daMohammed Bouazizi’nin
 
kendini yakma eyleminin geniş halk kitlelerini harekete geçirmesi, ülkede 23 yıldır iktidarı elinde tutan Zeynelabidin bin Aliyönetiminin sonunu getirdi. Ekonomik nedenler başta olmak üzere, bin Ali’nin uyguladığı baskıcı rejim ve sadece belli bir grubun refahı arttıracak yolsuzluklar halkın isyan ederek sokaklara dökülmesini sağladı. Tunus’ta yaşanan gelişmelerin en dikkat çekici noktası, henüzdünya ne oldunu anlamaya fırsat bulamadan, halk tarafından yönetim değişikliğiningerçekleştirilmesi oldu.Tunus’un ardından Mısır’da da benzer sebeplerle başlayan halk hareketi, yönetimi 30 yıldır elinde tutan Hüsnü Mübarek’in bir takım tavizler vererek iktidarda kalma çabasına, ardındanda ordunun ayaklananlara ateş açmayacağının anlaşılmasıyla hareketin 18. gününde istifasınaneden oldu. Mısır’da da halkın talepleri iktidar değişikliği ve yolsuzlukların giderilerek yaşamkoşullarının iyileştirilmesiydi.
 
Her iki ülkede de yaşanan halk hareketlerinin neredeyse kansız şekilde sona ermesi ve eskirejimler yerine geçici yönetimlerin kurulması mümkün olabildi. Fakat kurulan geçiciyönetimler, halkın demokratikleşme taleplerine ne derece karşılık verebileceklerine ilişkinsoru işaretlerini de beraberlerinde getirdi. Tunus’ta kurulan hükümetin sivillerden oluşmasıher ne kadar umut vaad etse de, Mısır’da Mübarek sonrası yönetimi devralan Yüksek AskeriKonsey’in başında iktidardan ayrılmadan Mübarek tarafından Başkan Yardımcılığına getirileneski İsihbarat BaşkaÖmer Süleyman ve Başbakan Yardımcısı, Savunma Bakanı veGenelkurmay Başkanı gibi çok sayıda şapkaya sahip Muhammed Hüseyin Tantavi gibiisimlerin yer alması şüpheyi arttırıyor. Her iki ülkede de yönetime gelenler yeni anayasahazırlanacağı ve altı ay içerisinde seçimlere gidileceğini vaad etmişlerse de, verilen vaatlerintutulup tutulmayacağını zaman gösterecek. Aksi durumda, 1990’lı yıllarda Cezayir’de200.000 kişinin hayatına mal olan iş savaşın tekrarlarını göreceğimize kuşku yok.
Benzer Talepler, Farklı Yöntem ve Sonuçlar
Tunus ve Mısır’da yaşanan halk hareketlerinin yıllanmış iktidarların sonunu getirmesi benzer reçlerin diğer bölge ülkelerinde de yaşanacağı umutlarını arttırdıysa da, gerek bölgeülkelerinin farklılıkları, gerekse taleplerin dile getirilişindeki farklılıklar durumun böyleolmayacağını gösterdi. Üstelik bu noktada artık uluslararası aktörler de devereye girmeye başladılar, dolayısıyla süreçler daha da karmaşıklaştı.Yemen’de halk yoksulluk, yolsuzluk, işsizlik ve siyasi baskılara karşı harekete geçerek 32yıldır iktidarı elinde tutan Ali Abdullah Salih yönetimine karşı ayaklanınca, Salih, Mısır örneğindeki gibi, bir daha seçimlerde adaylığını koymayacağını ve reformlar yapacağıaçıklayarak ayakta kalmaya çalıştı. Yemen’deki ayaklanmanın ne yönde gelişeceği henüz belirsizliğini korusa da halkın taleplerinin artık göz ardı edilemeyeceği ortada. Benzer şekildeCezayir’de yaşanan gelişmelerde de muhalefetin tepkisi karşısında Cezayir Devlet BaşkanıAbdülaziz Buteflika geri adım atarak, 1992’de İslamcı militanlarla mücadele için başlattığı ve19 yıldır uyguladığı sıkı yönetimi resmen sona erdirdi.Bahreyn’de yaşanan durum ise çıkış nedenleri aynı olsa da sonuçları açısından farklı: 40 yıldır iktidaelinde tutan Al Halife hanedanının stericiler karşısında şiddet kullanarak vesınıraşan müdahaleye izin vererek ayakta kalmaya çalışması Bahreyn’i bölgede ayrı bir yerekoyuyor. Halkın yaklaşık %70’ini Şiilerin oluşturduğu Bahreyn’de yönetimi elinde tutannnilerin, Suudi Arabistan ve Birlik Arap Emirlerinden gelen askeri çlerin deyardımıyla bu eylemleri bastırmaya çalışması, Libya örneğiyle birlikte ele alındığında bölgedeyaşanan çarpıklığı da gözler önüne seriyor. Nitekim Bahreyn’de Sünni Kral Hamad Bin İsa AlHalife’yi iktidarda tutmak isteyen uluslararası güçlerin, Suudi Arabistan ve BAE askerlerininrejimi desklemlerine göz yumarken, Libya’da muhaliflerin yanında yer alarak Kaddafigüçlerine yönelik hava operasyonlarına destek vermeleri çifte standardı gösteriyor.Libya’da yaşananları bölgedeki diğer olaylardan ayıran ise BM Güvenlik Konseyi’nin 17Mart 2011’de aldığı 1973 sayılı kararla ülkede “uçuşa yasak bölge” ilan ederek “sivillerinkorunması için gerekli tüm önlemlerin alınması” çağrısı yapması. Libya’da uluslararatoplumun harekete geçmesini sağlayan kuşkusuz 42 yıldır iktidarı elinde tutan Muammer 
 
Kaddafi’nin olaylara orantısız güç kullanarak karşılık vermesiydi. Arap Birliği ve AfrikaBirliği’nin de destek verdiği karar çerçevesinde, Fransa’nın liderliğinde oluşturulan Koalisyonçlerinin Libya’ya yönelik düzenlediği hava saldırılaKaddafi’nin muhaliflere karşıyürüttüğü operasyonların kısmen duraklamasını sağladı. Bu arada toz duman arasında büyük ölçüde gözardı edilen önemli bir unsur, Libya’da değişim taleplerinin diğer ülkelerin aksinesilahmuhalif/aşiret gruplarından gelmesiydi. Silahayaklanmacıların lehine girişilenuluslararası operasyon da Batılı ülkelerin bölge politikalarındaki tutarsızlığı göstermesi bakımından son derece önemli bir sterge oldu. Her ne kadar operasyon, NATO’nunkomutana devredilmesiyle belirli bir çeeveye oturmuşsa da, geçmteki bu operasyonların bize gösterdiği gidişatın pek kontrol edilebilirliğinin olmadığı ve bir kere başladıktan sonra sonuna kadar gidilmeyen müdahalelerin sonuç vermeyeceği. Zaten, kendihallerine bırakılırsa, ayaklananların Kaddafi güçleri karşısında tutunamayacağını şimdiyekadar gördük. Her ne kadar başta ABD olmak üzere, Libya’ya kaşı operasyona katılan tümülkeler kara kuvvetlerini göndermeyeceklerini söylüyorlarsa da, istihbarat elemanları ve özelkuvvet personellerinin çoktan Libya’da operasyonlarda rol almaya başladıkları uluslararası basına yansıdı bile. Aksine tüm açıklamalara rağmen, buradan sonraki gidişatı tahmin etmek zor olmasa gerek.Halk hareketlerine en son maruz kalan Suriye’de Der’a ve Şam kentlerinde çıkan olaylar kısasürede 29 Mart’ta hükümeti istifaya zorlayarak ülkede değişimin tetikleyicisi oldu. Her nekadar metin istifatakiben ülkede reform beklentileri çlendiyse de, diğeülkelerdeki örnekleri ve göstericileri yatıştırmak için ödün veren rejimlerin direnemeyip kısasürede alaşağı olduklarını gören Beşar Esad yönetimi reform yapma konusunda fazla istekligözükmüyor. Anlaşılan, Baas rejiminin daha önce de yaptığı gibi, şiddet kullanarak ayaktakalmaya ve bu başkaldırı dalgasınının da geçmesini beklemeye çalışacak. Orta Doğu’dakiayaklanmaların geleceğini de muhtemelen Suriye’deki gelişmeler belirleyecek.
Çıkarlar Öncelik; Demokratikleşme İkinci Planda
Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da yaşanan olaylara karşı başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerinverdiği tepkiler, hemen herkesin bölgede yaşanan gelişmelere ilişkin somut bir politikasıolmadığını gözler önüne serdi. Bugüne kadar bölgedeki çıkarlarını koruma arzusuyla otoriter rejimleri destekleyen Batılı ülkelerin bölgedeki değişim talepleri karşısında politikageliştirmekte zorlandıkları ve beklenenin aksine, genel olarak demoratikleşmeyi desteklemek yerine, farklı ülkelerde farklı politikalarla halk ayaklanmaları sonrasında da iktidarlara yakınkalmaya çaştıklayor. Bu çeevede, r’da barek’in Ba’ya yan politikalarını sürdüreceği öngörülen askerin iktidara gelmesine, Bahreyn’de mevcut rejimiayakta tutmak için göstericiler üzerine Suudi Aabistan’dan getirilen askerlerce ateş açılmasınatepki vermezken, Libya’da uluslararası operasyonla ayaklanmacılara destek vermekte sakıncagörmüyorlar.ABD’nin özellikle Mısır’da halk hareketinin başlangıcında Mübarek’i destekler nitelikteıklamalar yaparken, gelişmeler karşısında geçsürecinin istikrarlı şekilde olmasıgerektiğini savunan bir tutuma kayması, ülkedeki etkinliğini sürdürmek istemesinden başka bir şey değil. Mısır’da kurulacak yeni hükümette Müslüman Kardeşlerin varlığının kısıtlı

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->