Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more ➡
Download
Standard view
Full view
of .
Add note
Save to My Library
Sync to mobile
Look up keyword
Like this
24Activity
×
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Iskender Pala Babilde Olum Istanbulda Ask

Iskender Pala Babilde Olum Istanbulda Ask

Ratings: (0)|Views: 3,543|Likes:
Published by Uğur Erkılıç
Gök kubbenin altında insanın ruhunu soyan kötülükler ve giyindiren aşklar adına...

Doğu ak ejder yılında başladı yirmi üç bin yıllık gizem...

Uzayın sonsuzluğuna açılan kapıyı keşfe çıkmış bilge rahipler, uğruna topluca can verdikleri bir sırrın, binlerce yıl sonra, bir şair tarafından aşkın derin katmanlarına saklanarak korunacağını bilselerdi...

Siruş başlıklı murassa hançerin kabzasına parmak izlerini bırakanlar, daha avuçlarının sıcaklığı gitmeden hançer kınında kan biriktiğini bilselerdi...

Bağdat, İstanbul, Roma, Paris ve diğerleri; kıyılarına vuran yeni aşkın, bütün eski tarihlerini dolduracak yoğunlukta olduğunu bilselerdi...

Bilgeler, katiller, asiller ve sevgililer; ellerinde tuttukları kitabın alev almaya hazır bir aşk külçesine dönüşmek üzere olduğunu bilselerdi...

Şair, ipeksi dizeleri arasına hayaller gibi sakladığı şifrelerin hoyrat ellerde ihtirasla parçalandığını, sonsuzluk şarabına kadeh yaptığı gelincik yapraklarının kinle dağıtıldığını bilseydi...

Ve şimdi kim bilebilir neler olacağını,

Babil uyandığı zaman? ! ..
Gök kubbenin altında insanın ruhunu soyan kötülükler ve giyindiren aşklar adına...

Doğu ak ejder yılında başladı yirmi üç bin yıllık gizem...

Uzayın sonsuzluğuna açılan kapıyı keşfe çıkmış bilge rahipler, uğruna topluca can verdikleri bir sırrın, binlerce yıl sonra, bir şair tarafından aşkın derin katmanlarına saklanarak korunacağını bilselerdi...

Siruş başlıklı murassa hançerin kabzasına parmak izlerini bırakanlar, daha avuçlarının sıcaklığı gitmeden hançer kınında kan biriktiğini bilselerdi...

Bağdat, İstanbul, Roma, Paris ve diğerleri; kıyılarına vuran yeni aşkın, bütün eski tarihlerini dolduracak yoğunlukta olduğunu bilselerdi...

Bilgeler, katiller, asiller ve sevgililer; ellerinde tuttukları kitabın alev almaya hazır bir aşk külçesine dönüşmek üzere olduğunu bilselerdi...

Şair, ipeksi dizeleri arasına hayaller gibi sakladığı şifrelerin hoyrat ellerde ihtirasla parçalandığını, sonsuzluk şarabına kadeh yaptığı gelincik yapraklarının kinle dağıtıldığını bilseydi...

Ve şimdi kim bilebilir neler olacağını,

Babil uyandığı zaman? ! ..

More info:

Published by: Uğur Erkılıç on Jun 10, 2011
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See More
See less

01/05/2013

pdf

text

original

 
 
BABIL'DE OLUM ISTANBUL'DA ABABIL'DE OLUM ISTANBUL'DA ABABIL'DE OLUM ISTANBUL'DA ABABIL'DE OLUM ISTANBUL'DA A
Ş 
K
Bu, Đğneyle Kuyu Kazdığım ve L&M'i Niçin YazdığımdırBize kalırsa aşkı tanımayan bir okuyucu bu kitabı hiç okumamalıdır. Çünkü bir yazıcı, aşk konusundaistediği kadar deneyimli olsun ve inandırıcı şeyler söylesin, kitabının konusu herkesin can sıkıcı bulduğuacılar, hasretler ve ayrılıklar ise, hele de adını Elem koymuşsa, söylediklerinin aşka dair merak edilen şeylerolduğuna ve ilginç şeyler söyleyeceğine kolay kolay kimseyi inandıramaz, bunu bilirim. Đşte o yüzden, batıodasının nakışlı tavanı altında Leylâ ile Mecnûn'un öyküsünü anlattığım o uzun gecede, bana böyle birkitap yazmam konusunda ısrar eden dostlarıma çok kereler "Böyle bir öykü yalnızca elemi anlatacağı içinşimdiki insanlara çok da çekici gelmeyecektir." diye söyledim. Çünkü elem, kadim zamanlardan bu yana
 
yaşanmış ve yaşanacak bir düşünce ile eylemin karışımıydı -siz buna hayal ile gerçeğin, yahut edebiyat iletarihin de diyebilirsiniz -ve bundan heyecanlı bir serüven çıkartabilmek, günümüz için zor görünüyordu.6 UMErtesi akşam bir rüya gördüm. Iştar tapınağının Babil zig-guratına bakan penceresi önünde bilge rahipAkeldan, bana kendi zamanında olup biten her şeyi, ama her şeyi anlattı ve çıldırtıcı güzellikteki altın ilahheykelleri arasında çivi yazısıyla kazınmış yedi tablet gösterip "Aşkı bilen biri için yedi gerçek sır vardır."dedi. "Bu sırları bana öğretmekle cevheri madene çevirseniz, damlaya deniz yükleseniz!" dedim. "Bilmek,yanmaktır!" karşılığını verdi ve "Eğer aşkı öğrenmek istersen önce elemi yaşamalısın. Fuzulî'nin aşkkitabını incelersen eğer, onun yolunu yordamını da keşfedebilirsin!" demeyi de ihmal etmedi. Sonrakigünlerde Fuzulî'nin eleme dair dizelerinin bulunduğu kitabını Akeldan'in anlattıklarıyla yorumlayarakyeniden okudum. Olup biteni iyi anlayabilmek için tarih yazmalarını karıştırdım uzun zaman ve eski aşklarıhayallerle giyindirdim. Aşkın derinliklerinde uzaya açılan yüksek kapının sırlarını gördüğümde de tarihinkoridorlarında tanık olduğum serüvenleri okuyucuyla paylaşmak geldi içimden.Bir kitapta yazarın ilk yazdığı değil, okuyanın son söylediği cümle önemlidir muhakkak. Kitapların ve*yazarların değişmez kaderidir bu. Bunca didinmelerim ve iğneyle kuyu kazmalarım, o son sözü doğrusöylemek içindir.Doğu, ak, erkek ejder yılıydı. Güz rüzgârlarında, divitimi yakut hokkaya bandırıp bu öyküyü yazmayabaşladım. Ve Fuzulî'nin dizelerinde bir aşk oluverdi yirmiüç bin yıllık gizem...INe içindeyim zamanın Ne de büsbütün dışında Yekpare, geniş bir ânın Parçalanmaz akışındaA. H. TanpınarBu, Öykümüzün Başlangıcıdır Sevinç Đçinde Büyüyen Đlk Acıdırilimler Akademisi'nin antik çağ bazilikalarından bozma kütüphanesinin kalın duvarlarından sızan ışıklaraDicle'nin serin rüzgârlarıyla birlikte top sesleri de karışmaya başladığında kalbi duracak gibi olmuştu.Onca dil dökmeleri ve övgü dolu şiirleri karşılığında âmâ ve kambur kütüphane memurunun mahzendençıkarıp getirdiği yasak ciltleri kendisine vermeden, dışarıdaki def sesleri ve sevinç çığlıklarının cazibesinekapılıp halkın akın ettiği surlara gitmesinden değil, kentin üzerine sinmeye başlayan değişiklikten ürkerekkendisini dışarı çıkarıp kütüphane kapılarını kilitlemesinden korkuyordu. Neyse ki Keldani ve Asur tarihiuzmanı bu yetmişlik Süryanî memur, Osmanlı hakanı Kanun Koyucu Süleyman'ın Bağdat'a giriyoroluşundan pek heyecanlanmamış ve kesik kesik öksürerek yalnızca "Olacak olan olur; beklenen gelir.Bugün doğan yarın elbet ölür." diye mırıldanarak sormuştu:3k*M"Ciltleri istiyor musunuz, yoksa gidip siz de Basralı hurma tüccarları gibi sultanın at koşumlarını mıseyredeceksiniz?"Elli yaşlarındaki Hilleli Mehmed Efendi için gerçekten zor bir soru oldu bu. Acaba o da pek çokları gibisultanın kente girişini seyretmeli miydi? Kütüphaneci sormasa böyle bir istek doğmayacaktı belki içinde.Şimdi gönlü, duyduğu top seslerinin Bağdat'a kazandıracağı yeni çehrenin seyretmeye değer bir manzaraolacağını hissediyor, öte yandan zihni, harabeleri arasında çocukluk aşkını yitirdiği Babil tapınağı ve asmabahçelerinde yazılmış satırların gizemli dünyasında düşsel gezintilerin ihtirasıyla yanıyordu. Bir an,kütüphanecinin hızlanan kalp atışlarını duyacağını ve zihni ile gönlü arasındaki ikilemin alnına çizdiğikırışıklıkları göreceğini zannetti."Ciltler!" deyiverdi.Sanki görüyormuş gibi elindeki ciltbentleri ocağın yanındaki şilteye bırakıp kapıyı içerden kilitlemek üzereemin adımlarla uzaklaşırken kütüphaneci, "O halde!" dedi, "Güneş şu pencereden içeriye giresiye kadarçalış, sultanın askerleri buraya el koymak için ancak o zaman gelebilirler." Bunları söylerken eliylekubbenin altındaki vitraylı pencerelerden birini işaret ediyor ve başını, sanki bastığı yerlere bakıyormuşgibi önünden ayırmıyordu.Mehmed Efendi'nin heyecan ve aceleyle kaytanlarını çözdüğü ilk deri ciltbent, at cambazlarının taşıdıklarıçantalara benziyordu ve içinden bazı parşömenler çıkmıştı. Bunlar MjS. 70 yılında Kudüs yağmalanırkenşehri terk etmek zorunda kalan ilk dönem Hıristiyan rahiplerinin büyük küpler içine koydukları tomarlarabenziyorlardı ve Mehmed Efendi'nin bilmediği bir alfabe ile yazılmışlardı. "Herhalde" dedi içinden, "Bukör kütüphaneci yanlış sandıktaki ciltleri alıp getirdi. Yahut sırayı bir eksik saydı." Tomarların hepsi aynı
 
türdendi ve üzerlerinde Đsa'yı çarmıhta ve Meryem'in kucağında gösteren tasvirler vardı. Mehmed Efenditomarları cilde koyup ağzını bağlarken elinde tuttuğu deri parçalarında çölün tam orta yerinde yaşayanbabil'de ölüm istanbul'da aşk[9keşişlerin ibranî ve Aramî harflerle yazdıkları 100 kadar logia olduğunu bilseydi, büyük olasılıkla hayatınıngeri kalanında tıp veya şiirle değil de teolojiyle uğraşır, kutsal iki ırmak arasındaki antikiteleri çözmeyidenerdi. Hele Aziz Augustin'in Ostia'da satın aldığı balığın sarıldığı parşömeni elinde tuttuğunu veüzerindeki cümlelerin de Aziz Thomas îndli'nden alınan gizemli ayetler olduğunu bilseydi...Đkinci ciltbent istiflenmiş meşin kartuşlarla doluydu. Her kartuşun içinde çuvaldızla dikilmiş 20-24 sayfalıkrisaleler ve bazı sayfalarında toprak boya ile çizilmiş çıplak kadın ve erkek tas-virleriyle insan anatomisineilişkin çizimler, ilaç yapımında kullanılan ilkel damıtıcılar, taslar, sürahi ve potalar, dizi dizi ilaç tüpleri,çeşitli bitkilerin yapraklarından kesitler, kök lifleri, değişik kuş ve böcek çizimleri yer alıyordu. Evet, aradığıbilgilerden bazıları bunlardı; kütüphaneci bunları olsun yanlış getirmemişti. Üzerindeki ecnebi alfabelerinaltına birileri tarafından Arap diliyle yazılan küçük açıklamaları okumaya başlayınca elindeki hazine dahada dikkatini çekmeye başlamıştı: "Potelamaus So-ter'in iskenderiye Kütüphanesi bilginlerine çizdirdiğimaraz-ı humma risalesi", "tbn Sina'nın ana rahminde ceninin nasıl yaşadığına dair eş-Şifa risalesi","Serapium'da bitki köklerinden elde edilen şuruplar ve tedavi usulleri risalesi", "Eflatûn-ı Uahî'nin ruh veölüm risalesi"... Bunlar tam bin yıl önce Roma başpiskoposu ile papaz ve rahiplerin, "Burada Tanrı'nin işineortak olunuyor!" diyerek yaktırdıkları iskenderiye Kütüphanesi'nden kaçırılan kitaplar ile daha sonra islambilimcilerinin hazırladıkları tıp ve felsefe yazmalarının fasikülleriydi.Son ciltbentte yalnızca iki kitap vardı. Bunlardan biri at ehlileştirme ve yetiştirmekten, çöl hayvanları iledevelerin hastalıkları ve tedavilerinden bahsediyor; diğeri de Bağdat'ın tarihçesi ile Kırk Haramilerin veünlü kervan soygunlarının öykülerini anlatıyordu. Bunun sonunda Binbir Gece Masalları'ndan bir bölümde yer almaktaydı ve hepsi o bölgelerde sıklıkla kullanılan Mısır çıkışlı firavun kâğıdına yazılmışlardı.1 O I umHilleli Mehmed Efendi isim isim hangi rafın kaçıncı bölmesinde ne tür kitapların bulunduğunu ezberebilen bu âmâ kütüphaneciye aradığı kitaplardan bazılarının bunlar olmadığını, büyük olasılıkla yanlış rafabaktığını söyleyecekti ki, onun bu ciltbentleri sandıklardan binbir güçlükle çıkardığını ve dışarıdan gelenseslere bakılırsa Kanun Koyucu'nun bostancı ağalarının kapıyı çalmalarının an meselesi olduğunudüşünerek fikrinden vazgeçti, ikinci ciltbendin tomarını yeniden açıp ileride yazmayı planladığı Sağlık veHastalık adlı Farsça eser için eski hekimlerin tedavi yöntemlerini araştırmaya, sayfalardaki anatomik insantasvirlerini tek tek inceleyip kopya etmeye başladı. Her hareketinin kör kütüphaneci tarafındandinlenildiğini ve sayfayı biraz sert çevirecek olsa adamın kasden öksürdüğünü, bu tavırlarıyla görevini,gözlerini okuyucudan ayırmayan bir bekçiden daha fazla yaptığını düşünerek risalelerden birini koynunakoyup götürme düşüncesinden utandı. Çünkü elindeki kitap iskenderiye Kütüphanesi'nin en eskidamgasını taşıyordu. Silindir biçimli seramiklere kazılıp kâğıt üzerinde yuvarlanarak basılan bu damgayıdikkatlice incelediğinde Roma devletini imparatorluğa dönüştüren Ceasar'ın, Yombe'yi takip ve mağlupederek iskenderiye'ye vardığı sırada çıkan ayaklanmada Kleopatra'nın umarsız tavırları yüzünden yanan oilk kütüphaneye ait olduğunu gördü. "Tisegor ve Tales nâm filozofların tartışmaları risalesi' ha!.. Keşke bualfabeyi okuyabiliyor olsaydım!.." Kitabın sayfalarını çevirirken "iyi de..." dedi kendi kendisine "...bu kitap,bilim tarihini yeniden başlamak zorunda bırakan o yangından nasıl kurtulmuş acaba?" ve cevabı bulmaktagecikmedi "Yangından sonra Marcus Antonius'un Bergama'dan getirttiği ikiyüz bin kitaptan biri olmalı!"Fuzulî Mehmed Bey elindeki kitabı nazenin bir sevgili gibi sevmeye başladı ve tarihi eskiten o uzun vemuhteşem zamanın tozlarını avuçlarının içinde yavaş yavaş, haz duyarak okşadı, kokladı, seyretti...babil'de ölüm istanbul'da a ş k I 1 1rŞehrin bütün minarelerinden okunmaya başlayan fetih kasideleri, sultanın, topraklarına kattığı yeni kentegirmek üzere olduğunu gösteriyordu. Bu sevince ortak olmak için Süryani ve Rum kiliselerinin zangoçlarıda, çan seslerini yarıştırırcası-na var güçleriyle asılıyorlardı zincirlere. Doğu yakasının Yahudileri de dahilolmak üzere herkes Dicle kenarlarına, Mansur mabedi, Tak-ı Kisra, Zübeyde Türbesi, Mustansıriyederslikleri meydanlarına toplanmış, uzunca süredir Şah Tahmasb ve1 2 umbabil'de ölüm istanbul'da aşk[13

Activity (24)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 hundred reads
1 thousand reads
leventozen liked this
Alper Akasya liked this
Atilla Borazan liked this
Ismail Akka liked this
Bilal Yeşilöz liked this
Bilal Yeşilöz liked this
Bilal Yeşilöz liked this

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->