Welcome to Scribd. Sign in or start your free trial to enjoy unlimited e-books, audiobooks & documents.Find out more
Download
Standard view
Full view
of .
Look up keyword
Like this
2Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Olİmpİzm ve Sosyal Darwİnİzm

Olİmpİzm ve Sosyal Darwİnİzm

Ratings: (0)|Views: 183|Likes:
Published by Nebojša
19. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da bulunan zengin gençlerin pek çoğu gibi Pierre de Coubertin de İngiltere’yi tartışılmaz bir model olarak görüyordu. Onu bu kadar büyüleyen İngilterenin kapitalizmin beşiği olması, parlementer rejimin ilk orada çıkması yada aydınlanma değildi, ülkenin emperyalist gücüydü. Coubertin, sömürgeci genişlemenin sırrını ortaya çıkarmak ve gençleri yeni sömürgeci kahramanlıklara teşvik etmek üzere İngiltere’ye gitti. Olimpiyat Oyunları’nın öncesinde toplum önünde, hararetli bir milliyetçi gibi konuşan Coubertin’nin, politik yazıları şu sloganla biterdi: “Vive la France!” (“Yaşasın Fransa!” (ç.n.)).Onu kışkırtan fanatizmin kökleri yalnızca Fransa’nın Prusya karşısında aldığı utanç verici yenilginin oluşturduğu komplekse bağlı değil, aynı zamanda sosyal güç ve egemenliğin kalıcı temeli olarak gördüğü maddi zenğinliği egemen “seçkinlerin” lehine arttırma arzusundandır.
19. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da bulunan zengin gençlerin pek çoğu gibi Pierre de Coubertin de İngiltere’yi tartışılmaz bir model olarak görüyordu. Onu bu kadar büyüleyen İngilterenin kapitalizmin beşiği olması, parlementer rejimin ilk orada çıkması yada aydınlanma değildi, ülkenin emperyalist gücüydü. Coubertin, sömürgeci genişlemenin sırrını ortaya çıkarmak ve gençleri yeni sömürgeci kahramanlıklara teşvik etmek üzere İngiltere’ye gitti. Olimpiyat Oyunları’nın öncesinde toplum önünde, hararetli bir milliyetçi gibi konuşan Coubertin’nin, politik yazıları şu sloganla biterdi: “Vive la France!” (“Yaşasın Fransa!” (ç.n.)).Onu kışkırtan fanatizmin kökleri yalnızca Fransa’nın Prusya karşısında aldığı utanç verici yenilginin oluşturduğu komplekse bağlı değil, aynı zamanda sosyal güç ve egemenliğin kalıcı temeli olarak gördüğü maddi zenğinliği egemen “seçkinlerin” lehine arttırma arzusundandır.

More info:

Published by: Nebojša on Jul 03, 2011
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOC, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

05/15/2014

pdf

text

original

 
Ljubodrag Simonović
:
E-mail
OLİMPİZM VE SOSYAL DARWİNİZM“Güçlü olan haklıdır” İlkesini Mutlaklaştırmak 
19. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da bulunan zengin gençlerin pek çoğu gibi Pierre deCoubertin de İngiltere’yi tartışılmaz bir model olarak görüyordu. Onu bu kadar büyüleyenİngilterenin kapitalizmin beşiği olma, parlementer rejimin ilk orada çıkması yadaaydınlanma değildi, ülkenin emperyalist gücüydü. Coubertin, sömürgeci genişlemenin sırrınıortaya çıkarmak ve gençleri yeni sömürgeci kahramanlıklara teşvik etmek üzere İngiltere’yegitti. Olimpiyat Oyunları’nın öncesinde toplum önünde, hararetli bir milliyetçi gibi konuşanCoubertin’nin, politik yazıları şu sloganla biterdi: “Vive la France!” (“Yaşasın Fransa!”(ç.n.)).Onu kışkırtan fanatizmin kökleri yalnızca Fransa’nın Prusya karşısında aldığı utançverici yenilginin oluşturduğu komplekse bağlı değil, aynı zamanda sosyal güç ve egemenliğinkatemeli olarak rdüğü maddi zeinliği egemen “skinlerinlehine arttırmaarzusundandır. İngiliz İmparatorluğu’nun sömürge gücünün kökenini bulmak amacıylaİngiltere’de dolaşırken, İngiliz reformcu ve Rugby okulu Müdürü Thomas Arnold’unöğrencisi olan Thomas Hughes’ın, kendi açısından öğretmenin pedagoji anlayışını özetlediği“Tom Brown’ın Okul Günleri” adlı kitabıyla karşılaştı. Coubertine göre Thomas Arnoldİngiltere’ye yayılan pedagoji reformuyla yalnızca “İngiliz İmparatorluğu’nun temelleriniatmakla (1) kalmayıp, İngiliz toplumuna hükmeden ve İngiliz emperyalist “seçkinlerinin”tamamlayıcı düşünsel gücü olan sömürgeci Avrupa devletlerinin egemen “seçkinlerini”kamçılayan Sosyal Darwinizm ve yayılmacılık ruhunu bütünüyle içeren yeni bir felsefeninkurucusu oldu. Coubertin şöyle diyor: “Yüzyılımızın tarihini incelemeye başlarsak endüstriyel bilimin buluşlarıyla ortaya çıkan manevi yozlaşmaya şaşırırız. Yaşam büyük bir değişiklik geçiriyor, insanlar ayaklarının altındaki yerin sürekli kaydığını hissediyor. Etraflarındaki her şey değiştiği için tutunacakları bir şey kalmıyor, çevrelerinde dev surlar gibi yükselen maddigüçlere karşı bir denge bulmaya çalışırken, bu karmaşada bertaraf olmahlaki güçunsurlarını el yordamıyla arıyorlar. Bu durum bence 19. yüzyıldaki çarpıcı beden rönesansınınfelsefi kökeni olmuştur. (…) Daha sonra günümüzün refahında ve ülkesinin olağanüstügenişlemesinde başka herhangi birisinden çok daha fazla sorumlu olan, modern zamanların en büyük eğitimcisi Thomas Arnold geldi. Onunla birlikte atletizm büyük bir devlet okulu içinegirdi ve orayı değiştirdi; onun elleriyle biçimlendirilmiş ilk kuşak dünyaya dağıldığı gündenitibaren İngiliz İmparatorluğu yeni bir görünüşe büründü. Bir avuç iyi adamın toplumudeğiştirebileceği gerçeğini gösteren bu kadar çarpıcı bir örnek belki de yoktur.” (2)Coubertin Modern Çağın, yaşamı anlamdan yoksun bıraktığı görüşünden yola çıkar. Fakat“manevi düzensizliğe” karşı çözümü ve “maddi güçlerin dengelenmesi” işini aklın alanındayapmak yerine, endüstri ve bilimi de kapsayan akılsız emperyalist ve baskı aktivizmalanında yapar ve yaşamın amacı üzerinde yükselen ve o durumda çok gerekli olan yaşamınamacı nedir, sorusunun yönünü değiştirir. Arnold üzerinden bir mit yaratmak yoluyla Avrupakültürünün aydınlanma mirasını ve modern toplumu rededer, genel medenileşme sürecinde veAvrupa toplumlarının genişlemesinde “yenibir başlangıca işaret eden ruhani bir akımoluşturmaya çalışır. Coubertin’nin Arnoldla kurduğu keyfi ve kuralsız ilişkiye baktığımızda,Arnolda ait fikirlerin tamamıyla ilgilenmediğini, Yeni Çağın ilerlemeci ruhuyla ve akıl vemanevi sınırları hoş karşılamayan Avrupa kapitalizmin genişleme amacına uyumlu, yeni bir egemenlik ideolojisi kurmasına yardım edebilecek noktalarla ilgilendiğini görürüz. Arnold’un pedagojisini en uç noktada ele alarak güçlünün güçsüze karşı kuvvet kullanma anlayışını kılıkırkyararak meşrultırır/slamlaştırır ve onu sosyal yaşamın evrensel ilkesi haline1
 
dönüştürür. Arnold pedagojisinin nihai amacı olan“kuvvetli Hıristiyanlar” yaratmakla alakasıyoktur onun. Bunun yerine Sosyal Darwinist yasaların azgın etkilerini kapsayan, yeni bir “seçkinler ırkı” yaratmak amacıyla spordan nasıl yararlanacağıyla ilgilenir. Bu yarışmayazenginlerin “daha aşağı ırklar”; çalışan “kitleler” ve kadınlar üzerinde totaliter egemenlik kurma ve “yeni bir toplum (pozitif)” yaratma görevini yükler.Yves-Pierre Boulongne, Coubertin’in Arnold’la olan ilişkisi hakkında konuşurken şu sonucavarır: “Coubertin Arnold’un teorisini tereddüt etmeden almıştır. Çünkü, Coubertin, o dönemgüç kullanma arzusunu içlerinde uyandırmak için çaba gösteren bir sosyal çevreye aitti.Kişinin kaslarını güçlendirmek, irade sahibi, cesur olabilmek, kendini tehlikeye atabilmek Fransız politik ve askeri çevrelerinde ana konulardı. Bunlar, milliyetçi reformun doğasındakiyüksek amacı ortaya çıkarma arzusunun ifadesiydi. Coubertin, tamamıyla odaklandığı elitizm,özel olan bu katı atmosfer ve kasların aşırı kullanılmasını Rugby, Cambridge ve Eton’da buldu. (3) Boulongne’ye göre Arnold’ın düşüncesinde “üç yüz, yüz, hatta elli öğrenciye sahipolmak önemsenmezdi, fakat hepsinin Hıristiyan-centilmen olmaları önemsenirdi” Coubertin bu düşünceyi şöyle çevirdi: “her zaman seçkinlere sahip olmak istiyorsanız, çoğunluğuniçinde ortalama yeteneklerle kıyaslanmayacak kadar büyük, kusursuzluğun temsili küçük bir grup vardır; Yeni Ahitte belirtildiği gibi kurumların revi bizzat bunları bulmayaçalışmaktır”. (4) Boulongne şöyle devam ediyor: “Bu faydacı felsefenin, birey merkezlikarekter yapılandırmaya yatkın olduğunu bilen Coubertin “bir İngiliz öğrencinin duygularıçoğu kez egoizm sınırına dayanır” der. (5) “bu felsefeyi benimser ve meşruiyetini” şu şekildesavunur: “ Malesef, utangaç, güçsüz, cansız bir adam için yaşam dayanılmazdır… Doğalayıklanma hiçbir zaman okulda olduğu kadar insafsız değildir. İki tip insan vardır: insanlarıngözüne doğrudan bakan, güçlü kasları olan, tavırlarının kendine güvenlerini yansıttığı insanlar ve kendilerini yenilgiye uğramış askerler gibi gören, yüzlerinde yaşamdan vazgeçmiş, basit bir ifade okunan, soluk yüzlü insanlar. Okulda dünyaya benzer: güçsüzler yok edilir; böyle bir eğitim yalnızca güçlü olanlara yarar sağlar.” (6)Arnold’un düşüncesi Hıristiyan ahlakıyla Sosyal Darwinizmin “yumuşatılmasıdır”; Coubertinise Hıristiyanlığın yerine Sosyal Darvinizmi fetişleştiren Olimpizmi koyar : Modern Olimpik yarışlar hem iyi ve arasındaki cadeleden, hem de özrlük cadelesindenyoksundur. Malesef, Coubertin indirgediği Sosyal Darwinizmi de çarpıtarak kendi politik görüşüne bire bir uygun hale getirmiştir. Doğal ayıklanmaya
“seçkinlerin penceresindenbakan
Couberti’nin sık sık başvurduğu evrim yasabilindiği gibi, hayvanların yaşammücadelesi kapsamında ele alınır. Güçlü, güçsüz karşıtlığı “evrensel adalete” bağlı canlılarınvarolmak için savaşma hakkı üzerine kurulur. Coubertini ve onun “pragmatist pedagoji”siniözel kılan güçsüzleri elimine gayreti ve zayıfların mücadele hakkını elinden alma çabasıdır.Onun ilerlemeci evrimciliği yalnız tarihi diyalektiğe ters değil, doğanın diyalektiğine deterstir. Bu tersliğin ana nedeni onun duruşunda gizlidir.Coubertin’in düşünceleri kendi ölçütlerine uygun değerlendirmeye tabi tutulursa, çelişkisinintemel nedeni yeni bir “ezilenlerin” niteliğinde yatar: yalnızca baskının yada “seçkinlerin”ortaya çıkardığı doğal karşı tepki verme niteliğinde değil, aynı zamanda yeni bir dünyayaratma yeteneğinde, bir güç olacak şekilde birleşme isteği ve becerisinde yatmaktadır.Coubertinin toplumda özgürlük mücadelesini yok sayması, doğadaki güçsüz olanın hayattakalma kavğasını yok saymak anlamına gelir. “Doğa yasalarında” baskın olan
bellum omniumcontra omnes
(herkesin herkese karşı savaşı-ç.n.) (ç.n.)) mantığıyla doğrudan çelişkide olangüçsüzün güçlüye tartışmasız boyun eğişi, Coubertin’in Olimpik “pasifizm”inin
alpha
ve
omega
’sıdır (Yunan alfabesinde ilk ve son harfler (ç.n.)) . Bundan dolayı Coubertin, işçilerinsendikalaşma ve politik örgütlenmelerinin her türüne karşıdır. Ezilenlerin birleşmiş gücüne2
 
olan korku, fanatizminin ana kaynağı ve politik stratejisinin temelidir. Sosyal DarwinistDoktrini, çlünün çsüze zulmünü haklı çıkarma aracı olarak kullanan Coubertinaristokratik ve burjuva “seçkinlerin” üstünlüklerini tartışılmaz hale getirerek, SosyalDarwinist yasaların aristokratlar aleyhine olan etkilerini görmezlikten gelerek, Aslında,gücünü “orman yasalarından” alan zengin oligarşinin ayrıcalıklı konumunu sağlama almayaçabalar. Özgürlük mücadelesi artık egemen sınıfın (ırkın) üstün konumunu tehlikeye atamaz,onu yalnızca doğrulayabilir. Daha kesin bir şekilde söylemek gerekirse, burjuva “seçkinin”gücü Sosyal Darwinist yasaların nihai sonucunu temsil eden bir “gerçektir”. Aynı şekilde,Olimpizm
bellum omnium contra omnes
ilkesini küreselleştirmek için bir araç değildir, bilakisegemen “seçkinin” elinde boyun eğdirmeyi, “düzene nasıl uyulacağını, güçlü olan haklıdır”ilkesi doğrultusunda “öğreten” bir araçtır. Olimpik “aydınlanma”, boyun eğen bir kişilik vedaha aşağı bir ırk bilinci yaratma anlamına gelir. Başka bir ifadeyle, spor alanında “yerliler”ve efendileri arasında geçen yarışma, “yerliler” için özgürlük mücadelesinden vazgeçmektir.Coubertinin manipulasyonu, üretim aracı karşısında insanın konumu ve ırk ve cinsiyet olarak iki antropolojik modelde işler: beyaz zengin burjuva “seçkinlerin” antropolojik özellikleriişçilerden, “renkli ırklardan” ve kadınlardan farklıdır. En yüksek insan erdemi olan “egemenve sahip olmanın ihtiraslı arzusu” (7) Coubertin’e göre (beyaz) zengin sınıfın ayrıcalıklıözelliğidir. “faydacı pedagojisinin en önemli amaçlarından biri burjuvanın hayvan doğasınıgeliştirmektir, çünkü burjuva doğasından dolayı “tembel bir hayvandır”. (8) Bu nedenle,sporun temel rolü burjuvanın aslen hayvansal olan doğasının sınırlarının üstesinden gelmesini, bir süper-hayvana dönüşmesini ve böylece hayvan dünyasındaki gelişimin en üst düzeyineulaşmasını sağlamaktır. İşçiler, kadınlar ve “daha alt ırkların” en yüksek erdemi “iyiliktir”,yani kapitalistlere,
 pater familias
(aile babası (ç.n.)) ve sömürgeci efendilere tartışmasız bir itaat ve saınktır. “Dası gereği itaat etmeye ilimli” insanlarda bile leliğe“bkaldırmanınvar olduğunu şünen Aristoteles’in aksine, (9) Coubertin bunuantropolojik görüşlerinden pragmatist nedenlerle kaldırmıştır. Comte’ye benzer olarak,Coubertin ezilenlerden, efendilerine merhamet duygusu uyandıracak, ahlaki “üstünlüğü”sahiplenmelerini bekler. Ezilenler kendi “iyilikleri” için, egemen “seçkinlerin” acımasız vesınırsız hırslarını “yatıştıran” rolü üstlenir ve onların “ahlaki” davranışları sosyal eylemlerininana (bedel ödeme) şekli olur. Coubertin’in vaazı Hıristiyan maneviyatından değil, pratik  politik nedenlerden esinlenir: işçilerin kızgınlığını yatıştırmak ve sosyal barışı sağlamak içinonları politik arenadan yok etmek amacı taşır. Parazit sınıfların hayatta kalması herhangi bir ahlaki düşünceye bağlı olmayan doğa yasalarına uyar. Tıpkı bir kurdun bir kuzuyu yalayıpyutmasının bir ahlak meselesi değil, doğanın yasalarının “gerçeği” olması gibi, “zayıf olanın”(yoksul) “güçlü olan” tarafından zulüm görmesine “karşı çıkmanın anlamsızlaştığı” doğal bir yasadır. (10) Hobbes bu konuda şöyle diyor: “Her insanın her insan karşısındaki savaşındahiçbir şey adaletsiz ilan edilemez. Bu tür bir durumda adaletli ve adaletsiz kavramlarıyerlerini kaybeder.” (11)Miloš Ðurić, “güçlü olan haklıdır öğretisinin” Antik Yunan’daki kökeninden bahsederken,Coubertin öğretisinin doğasına dolaylı olarak gönderme yapar: “O doktirinin iki kökü vardır:felsefi teori ve aristokratik politik uygulama, tepeden devrim reaksiyonu. Bu doktrinin yaygınfelsefi savunması bizlerin Platon’un Devlet’inden bildiğimiz, Georgia’nın öğrencisi Aharna’lıCallicles tarafından yapılmıştır. Protagoras adaletin toplumsal yaşamı sürdürmek için gerekliolduğunu ileri sürerken, Callicles Platon’un Devlet’indeki sofist ve hatip Trasymachus’la birlikte özgür bir insana adaletin yakışmayıp adaletsizliğin güç ve kuvvet belirtisi olduğunuradikal fikirlerle savunmuştur. Bireysel inatçılık, güç ve kuvvet, kısaca, güç etikleri, ahlaksızerke – bütün bunlar efendinin ahlak kurallarının karşılığı olmaktayken, güçlü ve kuvvetli olanefendilerini korkutmak için güçsüzler tarafından bir silah olarak icat edilmiş adalet ve ahlak 3

Activity (2)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 thousand reads
1 hundred reads

You're Reading a Free Preview

Download
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->