Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Save to My Library
Look up keyword
Like this
4Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Taksonomi- Canlıların sınıflandırılması

Taksonomi- Canlıların sınıflandırılması

Ratings: (0)|Views: 1,230|Likes:
Canlıların sınıfllandırılmasına dairdir...
Canlıların sınıfllandırılmasına dairdir...

More info:

Categories:Types, Research, Science
Published by: M. Bahadir Taşğın on Dec 20, 2011
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOCX, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

12/08/2013

pdf

text

original

 
 
Canlıların Sınıflandırılması
 
1. Giriş
 
Canlıların çevrelerinde bulunan unsurların sınıflandırılması, insanın yeryüzünde
 
ortaya çıkışından daha eskidir. Zira hayvanlar bile çevrelerinde bulunan objeleri besinler,
 besin olmayanlar,
düşmanlar, rakipler, eşler vs. şeklinde bir gruplandırma
 
yaparak tanırlar.
 
Canlılar sınıflandırma yapılmadan incelenseydi, hangi sorunlarla karşılaşılırdı?
 
Sınıflandırma
 
yapılmamış olsaydı canlı ve cansız varlıklar hakkında sistemli ve yeterli
 bir bilgiye
sahip olunamayacaktı. Dolayısıyla bu kadar kalabalık canlılar hakkındaki
 
karışıklık giderilemeyecekti. Ayrıca bir çok canlı ile ilgili bilginin, örneğin
 
zehirli bir bitki, yırtıcı bir hayvan ya da hastalık yapan bir canlı gibi, gelecek kuşaklara
 
aktarılması da söz konusu olmayabilirdi. Bugün için bilimin her kolunda ilerleme
 
kaydedilmesinin nedeni, işte bu sınıflandırma yönteminin oldukça gelişmiş olması
 
ve daha da geliştirilmesine yoğun bir şekilde devam edilmesidir 
.
 Yeryüzünde ne kadar canlı türü bulunmaktadır, hiç düşündünüz mü?
 
Günümüzde dünyada 1 500 000 den fazla yaşayan hayvan, 800 000 den fazla da bitki
 
türü tespit edilmiştir. Bu kadar canlı türünün sadece isimlerini yazmaya kalksak
 
ciltler dolusu kitap yazılması gerekir. Ayrıca jeolojik devirlerde yaşayıp da fosil olmuş
 
pek çok canlı ceşidi de vardır. Bu nedenle canlıların sınıflandırılması ve isimlendirilmesi
 
gereği ortaya çıkmıştır.
 
Organizmaları yakından incelersek, birbirlerine benzeyen özelliklerinin yanında
 
farklılıklarını da görürüz. Bu farklara rağmen organizmaları benzerlik durumlarına
 
göre bir araya toplamak ve gruplandırmak mümkündür. İşte sınıflandırmada
 
amaç, canlıların belirgin ve farklı özelliklerini saptayıp, bir sınıflandırma şemasına
 
göre çeşitli canlı grupları arasında benze
yen ve benzemeyen özellikleri filogenetik
akrabalık açısından değerlendirerek bir sıralama yapmaktır. Sınıflandırmanın temelini
 
canlıların kalıtsal özellikleri oluşturur. Yukarda saydığımız nedenlerle canlıları
 
bir araya toplama ve gruplandırma taksonomi
ve sistematik disiplinlerini ortaya
çıkarmıştır.
 
Canlıları belirli özelliklerine göre gruplara ayırarak inceleyen bilim dalına Taksonomi
 ya da Sistematik Bilimi denir.Taksonomi
 
yunancada taxis = sıralama ve nomos = yasa, kelimelerinin birleşmesiyle
 meydan
a gelmiş, "organizmaların sınıflandırılmasının teori ve uygulamasıdır"
 
şeklinde tanımlanabilir.
Sistematik
ise yunanca bir kelime olan Systema'dan türetilmiş
 
olup "organizmaların çeşit ve farklılıklarıyla onların arasındaki akrabalıkları inceleyen
 bir bili
mdir" şeklinde tanımlanır.
 
Hayvanları sınıflandıran bilim kolu
sistematik zooloji
,
 
bitkileri sınıflandıran bilim
 kolu ise
Sistematik Botanik
adını alır.
 
2. Sınıflandırmanın Önemi
 
Bir ülke için cansız doğal zenginlikler ne kadar önemliyse, canlı doğal
zenginlikleri
ondan çok daha önemlidir. Yeryüzünde her canlı türünün besin zinciri içinde önemli
 
bir fonksiyonu vardır. Bir kısmı bizim için zararlı gibi görünse de farkına varmadığımız
 
ya da bilmediğimiz çok önemli yararlı yönleri olabilmektedir. Bir ülkenin canlı
 
doğal zenginliklerinden yararlanabilmesi için, önce nelere sahip olduğunu bilmesi
 
gerekir. Bu da ancak yapılacak sistematik çalışmalarla mümkündür.
 
Günümüzün önemli konularından olan çevre sorunları olayının tespiti de yine bu
 
çalışmalara dayanmaktadır. Çünkü çevre kirliliği canlılar için geçerli bir olgudur.
 
Çevre kirliliğinin sonuçlarını söyleyebilmek için ise, çevreyi bozmadan önce sahip
 
olduğumuz canlı varlıkların neler olduğunu bilmek ve onları günümüzdekilerle
 
karşılaştırmak gerekir.
 Sistema
tik, biyolojinin tüm dallarında etkisi olan bir bilim koludur. Örneğin kalıtım,
 
ekoloji, jeoloji, karşılaştırmalı biyokimya, moleküler biyoloji, deneysel biyoloji
 
 
gibi bilim dallarının taksonomiye dayanmadan bir çalışma yapmaları olanaksız
gözükmektedir.
G
ünümüzde bir canlı türünün sahip olduğu yararlı bir genin diğer türlereaktarılabildiğini
 
(gen mühendisliği) düşününüz.
 
Sağlam bir sınıflandırmanın en önemli özelliklerinden birisi de, onun tahmin yapabilme
 
değerine sahip oluşudur. Bir çok hayvan laboratuvarda yetiştirilemez bazıları
 
da kültürlerde çoğaltılamaz. Doğal sistemde uygun şekilde dağılmış bir kaç türün
 
iyi bir analizi yeni enzimlerin, hormonların dağılışları ya da metabolik yolları hakkında
 bize çok gerekli bilgiler verebilir.
Tıp, eczacılık, tarım, doğal kaynakların korunması vs. gibi alanlarda problemlerin
 çözümünde sistematik anahtar rol oynar.
3. Sistematiğin Tarihçesi
 
Organizmaların sınıflandırılması her dönemde o dönemin mantık ölçüleri ve bilgi
 
düzeyine bağlı olarak yapıldığından insanlığın gelişme sürecine paralel olarak değişiklik
 
geçirmiştir. Önceleri yapılan sınıflandırmalar canlıları renk, desen, yaşadıkları
 
ortam ve yüzeysel benzerliklerine göre rastgele sınıflandıran yapay sınıflandırmalardır.
 
Bu tip sınıflandırma gözleme dayalı olduğu için, bir çok hatalara neden olmuştur.
 
Örneğin hayvanları suda yaşayan (aquatic) hayvanlar, karada yaşayan (terrestial)
 
hayvanlar olarak sınıflandırmak bu tarz bir taksonomidir. Bu şekildeki sınıf 
-
landırma yalnız analoğ (görevdeş) organlara göre yapılır ve canlıların gerçek akrabalık
 dereceleri konusunda bilgi vermez.
Buna benzer başka örnekleri de siz bulunuz.
 
 Yapay sınıflandırma
olarak kabul edilen bu sınıflandırma bugün artık kullanılmamaktadır.
 
Günümüzde sınıflandırma, canlıların homoloğ (kökendeş) organlarına,
 
yani akrabalık derecelerine göre yapılır. Bu esasa dayanılarak hayvanların ilkellerinden
 
daha gelişmiş olanlarına doğru yapılan sınıflandırmaya da
doğal sınıflandırma
 
denir. Örneğin günümüzde yarasalar uçan bir hayvan oldukları halde
 k
uşlarla aynı grupta incelenmezler. Çünkü yarasa memeli bir hayvandır ve diğer 
 
memelilerle akrabadır.
 
Yapay taksonomiler yerini giderek doğal sınıflandırmaya bırakmıştır. Sürekli gelişen
 
modern biyoloji doğal bir sınıflandırma oluşturmaya çalışarak organizmaların
 
evrimsel ilişkilerini, yani akrabalık derecelerini yansıtacak şekilde sınıflandırmaktadır.
 
Bilimsel bir konudaki gelişmeyi izleyebilmek hem de bugünkü sisteme nasıl
 
gelindiğini görebilmek için sistematiğin tarihçesi üzerinde kısaca duralım.
 
Sınıflandırmanın tarihçesi ARISTO (M.Ö. 384
-
322)'ya kadar uzanır. Aristo hayvanların
 
yaşayış biçimlerine, hareket ve çalışmalarına, alışkanlıklarına ya da vücut kısımlarına
 
göre gruplandırılabileceğini söyler ve yaşayış biçimlerine göre de bunları
 
su hayva 
nları
ve
kara hayvanları
diye ikiye ayırır. Aristo, vücut özelliklerine göre yaptığı
 
diğer bir sınıflandırmada ise hem dış karakterlere göre, hem de anatomilerine
 dayanarak hayvanlar alemini
kanlı hayvanlar 
(kırmızı kana sahip olanlar) ve
kansız 
 hayvanlar 
diye iki büyük gruba ayırmıştır.
 
 Aristo, sınıflandırma basamakları olarak sadece
genos 
ve
eidos 
basamaklarını ayırt
 
etmiştir. Bunlardan birincisi en yüksek genel kategori, ikincisi ise aşağı yukarı bugünkü
 
tür kategorisinin karşılığıdır.
 
 Aristo'nun bu sınıflandırma sistemi rönesansa kadar devam ettirilmiştir. XVI. yy.da
 GESSNER
"historia animalium" 
adlı eserinde tamamıyla bu sınıflandırmayı tekrarlamıştır.
 
Yine aynı yy. da fakat daha sonra ALDROVANDİ ise kansız hayvanların sınıflandırılmasını
 böcekler, yumu
şak hayvanlar, krustaseler, kabuklu hayvanlar,
 
bitkisel hayvanlar şeklinde değiştirmiştir: Aldrovandi bunun dışında kuşların sistematiğini
 
de genişleterek çeşitli gruplar ayırt etmiştir.
 
Hayvanların sınıflandırılmasında ilk kez cins kavramını kullanan ve sınıflandırmada
 anatomik karekterleri esas alan JOHN RAY (XVII. yy.)'dir.
Türlerin binominal olarak isimlendirilmesi (iki adlandırma), ilk kez İsviçreli doğa
 
 
bilgini GASPARD BAUHİN (1560
-
1624) tarafından
Pinax 
(1623) adlı eserinde bitkiler 
 
için önerilmiştir. Fakat bu fikir İsveçli doğa bilimcisi CARL VON LİNNEAUS
 
(LİNNE) (1707
-1778) 'nin bitkiler için
"Species Plantarum" 
(1753) hayvanlar için ise
"Systema Naturea" 
adlı eserinin 10. baskısında (1758) düzenli bir şekilde kullanılarak
 
bilim dünyasına kabul ettirilmiştir. Bu isimlendirme ile her canlıya bilim dünyasının
 
kabul ettiği ortak ve tek isim verilmiş olmaktadır.
 
Linne bu çalışmasıyla sistematik zoolojinin temelini kurmuştur. Hayvanlar alemini
 
klasislere, klasisleri ordolara, ordoları
 
cinslere, cinsleri de türlere ayırmıştır. İlk kez
 
sınıflandırmaya sokulan bu kategorilerle ölçülü bir ayırma mümkün olmuştur.
 
Linne'den sonra araştırıcılar bu sistemi düzenleme çalışmaları yapmışlardır. Bunların
 
başında gelen LAMARCK (1744
-
1829), omurgasız hayvanları 8 sınıfa ayırır.
 
Lamarck'tan sonra CUVİER (1769
-1832)'in
" sur un rapprochement a etablir les differentes classes des animaux " 
isimli yazısında çıkan sınıflandırması, sistematikte bir reform
 
yaparak ilerideki bütün sınıflandırma çalışmaları için esas teşkil etmiştir. Cuvier 
 
bu sınıflandırmada karşılaştırmalı anatomiden yararlanarak iç organizasyonun
 
yapı planına göre hayvanları 4 büyük ana gruba (tipe) ayırır.
 
SİEBOLD (1848), o sıralar yeni gelişen sitolojiden yararlanarak
Radiata 
grubundan
bir hücreli hayvanları ayırmıştır.
 
Linne'den yaklaşık yüz yıl sonra DARWİN, 1859 da yayınladığı "Türlerin Orjini"
 
adlı eseriyle organik evrimin temellerini atmıştır. Bunun sonucu olarak da taksonomik
 
çalışmaların ağırlık noktası türlerin basitçe kataloglanmasından çok, türler arasındaki
 
akrabalık ilişkilerini anlama yönüne kaymıştır.
 
HAECKEL, protozoonlara karşı bütün çok hücreli hayvanları
Metazoa
adı altında
 
toplamıştır. Diğer taraftan RAY LANKESTER metazoonları
Coelenterata
ve
Coelomata
gruplarına ayırmıştır. HATSCHEK ve GROBBEN de sölomatları
Protostomia
ve
Deutorostomia
filumlarına bölmüştür.
 
Süngerler diğer çok hücreliler gibi gerçek ektoderm ve endoderm tabakalarına sahip
 
olmadıkları gibi gelişmelerinde
 
de bazı özellikler gösterirler. Bu nedenle SOLLAS,
 süngerleri
Parazoa
adı ile diğer çok hücrelilerden ayırmış, BUTSCHLİ ile KÜ
-KENTHAL de geri kalan çok hücrelilere
Eumetazoa
adını vermişlerdir.
 
XIX. ve XX. yüzyılda gelişen modern taksonomi de tipe bağlı
bir tayin, yerini populasyon
fikrine bırakmış ve türün tanımı da populasyon düzeyinde yapılmaya başlanmıştır.
 
4. Taksonominin Amacı
 
Taksonomi biliminin amacı, herhangi bir organizma ya da organizma grubuna ait
 
yapılmış gözlemler sonucunda ortaya konmuş olan bilgileri toplayacak, uluslararası
 
kullanışlı ve pratik bir sistem oluşturmaktır. Ancak böyle bir sistem içinde dünya
-
da yaşayan canlı grupları hakkında gerekli bilgileri edinebiliriz. Taksonomik sistem
 
hiyerarşik bir sistem olup, işlerliği olabilmesi için şu özellikleri taşıması gereklidir.
 
• Değişik tipteki organizmaları ayırdedebilmelidir.
 
• Bu ayırım için gerekli kriterleri ortaya koymalıdır.
 
• Spesifik taksonları daha kapsamlı taksonlar içine toplama kapasitesine sahip
 
olmalıdır.
 
5. Taksonomik Sistem
5.1. Tür Kavramı
 
Biyolojik taksonomi evrimsel prensipler üzerine kurulmuş olup, pek çok bilim adamının,
 
organizmalar arasındaki genetik ilişkileri ortaya koymak için gösterdikleri
 
çabaların ürünüdür. Taksonomik sistem taksonları
 
hiyerarşik bir düzen içinde sıralar.
 
Her ne kadar türün altında alt tür ve ırk gibi daha küçük birimler bulunursa da
 
hiyerarşik sıralamada en küçük kategori
tür
olarak kabul edilir.
Taksonomide tek gerçek kategori olan tür kavramı üzerinde durmamızda yara
r
vardır. Hayvanların ve bitkilerin sınıflandırılmasında temel birim olarak alınan türün,
 
diğer türlerle ayrılımı hangi sınırlarda olmalı sorusu, yani
tür tanımı
, biyolojinin
en zor yanıtlanabilen sorularından birisidir. Hayvan ve bitki gruplarının tümü
 
in geçerli olabilecek bir tür tanımı vermek, bugünkü bilgilerimizle olanaksız görünmektedir.
 

Activity (4)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 thousand reads
1 hundred reads
tebriz CAFEROV liked this
qasim85 liked this

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->