Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Save to My Library
Look up keyword or section
Like this
39Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Adolf Hitler - Kavgam

Adolf Hitler - Kavgam

Ratings:

4.75

(4)
|Views: 18,183|Likes:
Published by Sercan

More info:

Published by: Sercan on Dec 15, 2008
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

06/19/2013

pdf

text

original

 
BÖLÜM lKader beni, iki Alman devletinin tam sınırları üzerinde bir ka−sabada, Braunau am Inn'de dünyaya getirdi.Alman olan Avusturya, büyük Alman vatanına tekrar dönmelidir. Hem bu birleşme, iktisa−di sebeplerinsonucu olmamalıdır. Bu birleşme, iktisadi bakımdan zararlı olsa bile, mutlaka olmalıdır. Aynı kan, aynıimparatorluğa aittir. Alman kavmi, kendi evlatlarını tek bir devlet halinde bir araya toplamadıkça, sömürgesiyaseti çalışmalarında bulunmayı hak et−meyecektir. Alman sınırları bütün Almanları ihtiva ettiği zaman bunüfusu besleyemeyecek kadar güçsüz olduğunu tahakkuk ederse; bu kavmin hissedeceği gerek vezorunlulukta yabancı topraklar elde etmek için hak sahibi olacaktır, işte o vakit, sapan yerini kılıca bıra−kacakve temiz gözyaşları gelecekteki dünyanın ürünlerini hazırla−yacaktır. Dünyaya gözlerimi açtığım şehrindurumu, yukarıda açık−ladığım büyük ve şerefli bir görevin sembolü gibi görünüyordu. Bu şehrin büyük birhatırası vardı. Bu hatıra her Alman milliyetçisini kendisine çekecek büyüklükte idi. işte bu ıssız, bu köşedekalmış memleket yüzyıl önce milletimizin tarihinde ölmez olaylar görmüş ve hatırlandığında her milliyetçiAlmanı üzecek bir faciaya sahne ol−muşu. Almanya'nın yıkılmasına ramak kaldığı devrede Nürenberg’dekitapçı dükkanı sahibi olan, milliyetçi (nasyonalist) ve Fran−sız düşmanı Johannes Palm Almanya uğrundacanını vermekten çe-kinmedi. Feci olaydaki ortaklarını açıklamamakta gösterdiği cesaret her Almanın dersalacağı bir fedakarlık örneği idi. Leo Schlageter de fedakar kitapçının izinden yürümüştü.O da Johannes Palm gibi, kendi hükümetinin bir temsilcisi tarafından Fransa hükümetine gammazlanmıştı.Agusbourg'un polis müdürü olan Leo Schlageter, bütün Alman milliyetçilerini üzen, fa−kat feci olduğu kadarşerefli olan bir sonla karşılaşmıştı, işte Leo Schlageter'ın bu tutumu Severing Hükümetinin yeni Almanme−murlarına örnek olmuştu. Annem ve babam 1890 yılına doğru kan itibariyle Bavyeralı, fakat siyasetbakımından Avusturyalı küçük Inn şehrinde ikamet ediyorlardı. Babam görevine bağlı bir memurdu. Annemev kadını idi. Ev işleri ile meşgul olurdu. Annem ve babam çocuklarının üstüne şefkatle titrerlerdi. Hayatımınbu bölümleri bende çok az iz bırakmıştır. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra ba−bam Braunau am Inn'den birazdaha uzakta Passan'da yeni bir göre−ve başladı. Passan asıl Almanya'da idi ve babam yine memurdu. Ogünlerde Avusturyalı memurların memuriyet hayatlarında birçok tayin, nakil ve takaslar söz konusu olurdu,işte bir gümrük memuru olan babam da bir müddet sonra Linz'e döndü. Babam Linz'de me−muriyettekigörevine bir süre daha devam ettikten sonra emekli ol−du. Emeklilik sevgili babam için hiçbir zaman birdinlenme devresi olmayacaktı. Babam bir çiftçi ailesinin oğlu idi. Genç yaşta evini terk etmek zorundakalmıştı. 13 yaşında iken çıkınını hazırlayıp kö−yünü terk etti. Köylülerin ısrarlı uyarılarına rağmen bir sanatsahibi olmak üzere Viyana'ya gitti. 1850 yılında cebinde sadece üç ecus ile böyle bir karar vermek, cesaretisteyen bir işti. 4 yıl Viyana'daki ça−lışması sonunda babam esnaflıkta biraz ilerlemişti. Ancak bu geliş−mebabama yeterli gelmiyordu. O günlerin yoksulluğu babamı daha iyi bir mevkie sahip olmak için mesleğinibırakmaya zorluyordu. Köyde yaşarken papazın yaşayışı onun gözünde insanların yaşayış−larının en son sınırıolarak görünüyordu. Oysa şimdi büyük şehir onun fikirlerini değiştirmiş, yeni bir görüşün sahibi yapmıştı.Artık babam memuriyeti her şeyin üstünde tutuyordu. 17 yaşında henüz bir delikanlı iken her türlü yoksullukile karşı karşıya olmasına rağ−men, kararlı bir şekilde hedefine ulaşmak için bütün fedakarlıklarakatlanıyordu. Sonunda hedefine ulaştı ve 21 yaşında iken memur oldu. Böylece baba ocağına "adam" olduktansonra dönmek üzere ettiği yemini yerine getirmiş oluyordu. Köyde kimse onu hatırlamı−yordu ve o da köyüyabancı buluyordu. Şimdi 56 yaşında idi. emekli olmuştu, ama boş durmak istemiyordu. Avusturya'nınLambach kasabasında arazi satın aldı. Toprağı işletmeye başladı. Uzun memuriyet görevinden sonra hayatınınson halkasında tekrar aile kaynağına dönüyordu. Zevklerim, beni babamın hayatına benzer bir hayataitmiyordu. Konuşma yeteneğim, çocukluk arkadaşlarıma verdiğim, ikna edici ve daha doğrusu kandırıcısöylevlerle oluşmaya başladı. Kendi kendimi zor idare edebilen küçük bir lider olmuş−tum. Bu arada iyi biröğrenci olduğumu da söyleyebilirim. Çalışmak bana kolay geliyordu. Boş zamanlarımda "LambachChanoine"lerin yanında şan dersleri takip ediyordum. Dini yortuların ihtişam dolu gösterileri beni mestetmeye yetiyordu, işte bu durum tıpkı babam gibi düşünmeme sebep oluyordu. Köyünün papazının yaşayışıba−bamı nasıl büyülemiş ise, muhterem peder Abbe de benim gözüm−de büyüyor ve bana hedef olarakgözüküyordu. Konuşma yetene−ğim babam tarafından takdir edilmiyordu. Ailem benim davranışla−rımdandolayı endişeleniyordu.
BÖLÜMl1
 
Konuşma hevesim yavaş yavaş kaybolurken, kişiliğime daha uygun becerilerim ortaya çıktı. Babamınkütüphanesinde elime ge−çen askeri konularla dolu çeşitli kitapları ve 1870 - 1871 Alman Fransız savaşlarınaait yazıları büyük bir dikkatle okuyordum. Kısa zamanda kahramanlık, ahlaki düşüncelerimde birinci sırayageçti. Savaşa ve askerliğe ait şeylerin tamamını her türlü kaynaktan topla−maya başladım. Bu, aynı zamandabir gerçeğin ortaya çıkışıydı ve bazı sorular aklımı karıştırmaya başladı. Öyleya, bu savaşları yapanAlmanlarla diğerleri arasında fark var mıydı? Babam dahil bütün Avusturyalılar neden bu savaşakatılmadılar? Bizler (yani Avusturya−lılar) diğer Almanlarla aynı değil miydik?Bu sorular beynimin içinde dönüp duruyordu. Sonunda bütün Almanların Bismarck Hükümeti'ne dahil olmaksaadetine sahip bu−lunmadıkları hükmüne vardım.Nihayet eğitim zamanı gelip çattı. Babam benim davranışlarım−dan lise eğitimi için bir becerim olmadığısonucuna varıyordu ve benim için Realschule'yi daha uygun buluyordu. Babamın bu karara varmasına birazda resim alanındaki yeteneğim sebep oluyordu. Babam Avusturya liselerinde resim dersinin geçiştirildiğinisöylüyordu. Kendi hayatının zorluklarla dolu çalışma dönemi, onu, gözünde uygulamada hiçbir faydasıolmayan "humanites"den uzaklaştırıyordu. İşin esasına bakılırsa babam, beni de kendi gibi memur yapmakistiyordu. Yoklukla geçen gençlik devresinden sonra elde ettiği küçük mevki babamda bu kararın doğmasınasebep oluyordu. Hatta benim daha da yüksek bir memuriyete girmemi istiyordu. Amacı benim hayatımıkolaylaştırmaktı.Bir vakitler kendi hayatının en büyük halkalarını oluşturan şe−yin, benim tarafımdan kabul edilmemesine birtürlü akıl erdiremi−yordu, işte bu yüzden babamın kararı basit, emin ve çok doğaldı. Hayat kavgasınınkazandırdığı çelik gibi bir karaktere sahip olan ba−bam, benim, daha doğrusu tecrübesiz bir delikanlınıngeleceği hak−kında karar vermesine izin vermiyordu.Fakat sonunda iş bambaşka oldu.Babam beni memur yapmak istiyordu. On bir yaşımda idim. Derhal babama karşı çıktım. Memur olmakistemiyordum. Öğüt ve sert hareketler beni yenemedi.Babam kendi hayatına ait bir sürü hikayeler anlatarak bende de memur olma isteği uyandırmak için bir hayliçaba harcadı. O ne ka−dar çaba gösterdi ise ben de o kadar direndim. Aslında anlattığı öy−küler bende hepolumsuz etki yaptı. Günün birinde karanlık bir odada masa başında oturacağımı, daha doğrusu hapis olacağımıve vaktimi istediğim gibi harcayamayacağımı, günlerimi birtakım ka−ğıtların arasında geçireceğimidüşündükçe memuriyete karşı duy−duğum tiksinti gittikçe kabarıyordu.Realschule'ye devam ettiğim sürece vaktimi geçirmek hususun−daki daha önceki alışkanlıklarımda birdeğişiklik olmadı. Okulun öyle uzun çalışmayı gerektirmeyen dersleri, benim zamanlarımı açık havadadeğerlendirmemi sağlıyordu, îşte bugün siyasi düşmanla−rım, benim gençliğimde neler yaptığımı ortayakoymak için, çocuk−luk devreme varıncaya kadar hayatımın bütün devrelerini büyük bir dikkatlearaştırdıkları zaman, bana mutlu günlerimi tekrar yaşama fırsatı vermiş oluyorlar. Bu yüzden kendilerineteşekkür ederim.Realschule'ye devam ettiğim günlerde yaşayışımda bir değişik−lik olmadı. Babamın beni memur yapmaçabaları ve benim direnmem devam ediyordu. Bu duruma tahammül ediyordum. Kendi düşüncelerimigizleyebiliyor, böylece babamla devamlı bir çatışma içine düşmüyordum. Hiçbir zaman memur olmamakararım kesindi. Bu karar beni mutlu yaşatmaya yetiyordu.Fakat sonunda babamın düşünceleri, benim idealim ile karşılaşınca işler çatallaştı o sıralarda on iki yaşımdaidim. Bir gün ressam olmam gerektiğine karar verdim. Bu nasıl oldu, şimdi tam hatırlaya−mıyorum.Desinatörlük yeteneğim su götürmezdi. Hatta babamın beni Realschule'ye kayıt ettirmesinin sebeplerinden
BÖLÜMl2
 
biri de bu yete−neğimi görmüş ve sezmiş olmasıydı. Ancak babam, benim ressam olacak kadar bu yeteneğimigeliştireceğimi aklına getirmiyordu. Onun tek düşüncesi beni memur yapmaktı. Bundan uzak durduğu−mugördüğü ve tam olarak anladığı zaman ilk defa bana ne olmak istediğimi sordu. Ben kararımı çok öncevermiştim. Derhal şu ceva−bı verdim: "Ressam" Babamın adeta dili tutulmuştu. Önce benden şüphe etti.Sonra yanlış işittiğini sandı. Fakat düşüncelerimi ve ide−alimi tam öğrenince, şiddetle karşı koydu. Benimyeteneğimle ilgili düşüncelerime hiç önem vermedi."Ressam mı olmak? Hayır... hayır... asla!.." diyordu. Fakat ken−disi ne kadar inatçı ise, onun oğlu da, yaniben de, o kadar inatçı idim. inatçılık babadan oğla geçmişti. Baba "asla" deyip duruyordu, ben de "her şeyerağmen" diye direniyordum. Çatışma böylece kal−dı.Bu karşıtlığın sonuçları pek hoş değildi. Babamın hayatı acılarla doluydu. Ben kendisini çok seviyordum.Oysa babam ressam olmak isteğini benden tamamen çekip koparmaya çalışıyordu. Sonunda ben biraz dahaileri giderek, artık öğrenim yapmayacağımı söyle−dimOtoritesini kuran babam, benim bu çıkışlarıma kulak asmadı, yeniden ben oldum. Böyle olunca ben dedikkatli bir sessizliğe büründüm. Realschule'den istifade edemediğimi görünce babamın ister istemezarzuladığım hedefe doğru beni rahat bırakacağını hayal ediyordum. Bunda başarılı olacak mıydım?Bilmiyordum. Bilinen bir şey varsa, o da benim okulda başarısız bir öğrenci olduğumdu.Okuldaki başarısızlığım gözle görülür gibiydi. Hoşuma giden derslere çalışıyordum. Zevkle çalıştığımderslerden tam not, diğerlerinden ise "orta" ve "zayıf " notlar alıyordum. En çok tarih ve coğrafyaderslerinde başarı gösteriyordum.İşte bu sıralarda "milliyetçi" oldum ve tarihin gerçek anlamını anlamayı, idrak etmeyi ve bu konuya nüfuzedebilmeyi öğrendim.Eski Avusturya'nın sınırlan içinde çeşitli milletler yaşıyordu. O günlerde Reich'a mensup olanların, böyle birdevlette herhangi bir kimsenin, günlük hayatının ne şekil alabileceğini tanımlaması çok zordu. Kahramanorduların büyük zafer yürüyüşlerini andıran Alman Fransız Savaşı'ndan sonra, Almanların sınırlarınınötesinde kalan Al−man topraklarına, duyulan ilgi her geçen gün biraz daha azalıyordu. Çoğu kimse budışarıda kalan Alman topraklarının değerini bilmeye yanaşmıyor veya bu iş de aciz kalıyordu. ÖzellikleAlman olan Avus−turyalılar çöküş halinde bulunan bir hanedan ile, sağlam bir ırkı bir−birine karıştırıyorlardı.Gerçekten de elli iki milyonluk bir devlete kendi üstünlüklerini ve meziyetlerini kabul ettirebilmeleri içinAvus−turyalı Almanların en iyi ırk olmaları gerekirdi. Halbuki Almanya'da, Avusturya'nın bir Alman devletiolduğu sanılıyordu. Bu tanım büyük bir hataydı. Öyle ki çok kötü sonuçlar verebilirdi. Fakat bu hatalı ta−nım,doğudaki on milyon Alman için gurur verici bir görüştü.Reich'a dahil olan Almanlardan pek çoğu, Avusturya'da Alman dilinin ve Alman okullarının zaferi için dahadoğrusu Avusturya'da Alman kalabilmek için devamlı şekilde çalışmanın gerektiğini bilmi−yordu. Bugün buüzücü gerçek, Reich'ın tarihinde yabancı egemenli−ği altında müşterek vatan düşünen, dikkatlerini budüşünceye topla−yan ve hiç olmazsa ana diline kutsal hakkı elde etmeğe çalışan bir−kaç milyon ırkdaşımıztarafından görülmektedir. Fakat bununla be−raber, ırkı için mücadele etmenin ne demek olduğu daha büyükbir çevrede idrak edilmektedir. Hiç şüphe yok ki, bazı kimseler Reich'ın doğu sınırındaki Almanlığınbüyüklüğünü takdire yanaşıyorlardı. Avusturya asırlar boyunca bu Almanlığı doğuya karşı korudu ve da−hasonra da ufak çapta savaşlarla Alman dilinin sınırlarının daralma−sına engel oldu. Bu direniş sırasında ise,Reıch sömürgelerle ilgileni−yor, fakat kapısının eşiğindeki kendi kanını ve kendi elini önemse−miyordu. Herzaman, her yerde ve her kavgada görüldüğü gibi eski Avusturya'nın diller rekabetinde de üç çeşit insan gözeçarpıyordu: "Mücadele edenler, suya sabuna dokunmayanlar ve hainler."
BÖLÜMl3

Activity (39)

You've already reviewed this. Edit your review.
1 hundred reads
1 thousand reads
Doruk Can Kekeç liked this
Anar xalilov liked this
Batuhan Ateş liked this
Cihan Öz liked this
Boran Avcı liked this
327632 liked this
steve_y liked this

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->