BUKOWSKI?" "EVET? EVET?""İÇERİ GİRİP ÇARŞAFLARI DEĞİŞTİRMEK İSTİYO−RUM.""HAYIR, BUGÜN OLMAZ. HASTAYIM.""GEÇMİŞ OLSUN. AMA İZİN VERİN ŞU ÇARŞAFLARI DEĞİŞTİREYİM, İKİ DAKİKA SÜRMEZ.""HAYIR, HAYIR, ÇOK HASTAYIM. BENİ BU HALDE GÖRMENİZİ İSTEMİYORUM."bu şekilde sürüp gitti, çarşafları değiştirmek istiyorum, olmaz, çarşafları değiştirmek işitiyorum, biteviye, evsahibesi, ne vücut ka−dında. HAYKIRIYORDU her yeri. ben oraya taşınalı sadece iki hafta olmuştu, aşağıdabir bar vardı, ziyaretçim geldiğinde evde de−ğilsem onlara, "aşağıda, barda, sürekli barda," derdi veziyaretçile−rim, "aman allahım, moruk, ev sahibene hastayım," derlerdi.ama iri, beyaz tenli bir kadındı ve o da Filipinliler'e hastaydı, vardı bir bildikleri bu Filipinliler'in; hiçbirbeyazın hayal edemeye−ceği numaralar biliyor olmalıydılar, benim bile; ama geniş kenarlı George Raftşapkaları ve vatkalı ceketleri ile neredeler şimdi o Fi−lipinliler; hançerli çocuklar, modanın öncüleriydiler birzamanlar; deri topuklar, yağlı ve tehlikeli suratlar -nereye kayboldunuz?neyse, evde içecek hiçbir şey yoktu ve oturup saatlerce bekle−dim, aklımı kaçırmak üzereydim, dikenüstünde, tırnaklarımı kemi-rerek oturdum orada, 450 dolar kolay para vardı cüzdanımda ve aşağı inip bir birabile alamıyordum, karanlığı bekliyordum, ölümü değil, dışarı çıkmak istiyordum, son bir fırsat, sonundakapıyı aça−cak cesareti buldum kendimde, zincir hâlâ sürülüydü ve biri bekli−yordu dışarda, elinde çekiç birFilipin maymunu, kapıyı açtığımda ağzındaki raptiyeleri çıkarıp çekicini havaya kaldırdı ve dışarıya açılan tekkapının bulunduğu birinci kata inen merdivenin halısını raptiyeliyormuş ayağına yattı, ne kadar sürdübilmiyorum, aynı sah−ne yaşanıp duruyordu, her kapıyı açtığımda çekicini kaldırıp sırıtı−yordu, bokmaymunu, en üst basamaktan ayrılmıyordu, aklımı ka−çırmak üzereydim, terliyordum, kokuyordum: sonraküçük daireler dönmeye başladı beynimin içinde, başım zonkluyordu. gerçekten delirmek üzere olduğumudüşünüyordum, gidip bavulumu aldım.hafitti, paçavradan başka bir şey yoktu içinde, sonra daktiloyu al−dım,çelikten, portatif, bir zamanlar arkadaşım olan bir adamın ka−rısından ödünç alınmış ve iade edilmemiş,insana güven veriyordu: gri, düz, ağır, kuşkulu, sıradan, gözlerim başımın arkasına kaydı ve zinciri sürgüdençıkardım; bir elimde bavul bir elimde çalıntı dakti−lo yaylım ateşin üstüne yürüdüm; elveda sabah güneşi,elveda yulaf kurabiyesi, buraya kadarmış."HEY! SEN NEREYE?"küçük maymun tek dizinin üstünde doğruldu ve çekici havaya kaldırdı, o kadarı bana yeterdi -elektrik ışığınınaltında parlayan çe−kiç -bavulum sol elimde, portatif çelik daktilo sağ elimdeydi, duru−şu mükemmeldi,dizimin hizasında, büyük dikkat ve öfke ile salla−dım daktiloyu, düz ve sert yan tarafı isabet etti, şakağına,kafatası-na, varlığına.herşey ağlıyormuş gibi bir sessizlik şoku yaşandı, sonra kesildi, dışarda buldum kendimi,kaldırımda, bütün o basamakları farkında olmadan inmiştim, sa−rı bir taksi, şanslı olmak diye buna derim."TAKSİ!"atladım. GAR.
ÖNSÖZ3