Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Save to My Library
Look up keyword
Like this
1Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
El-Mürşidü'l-emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn - Gazali

El-Mürşidü'l-emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn - Gazali

Ratings: (0)|Views: 101 |Likes:
Published by tarkan76

More info:

Published by: tarkan76 on May 20, 2012
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

05/20/2012

pdf

text

original

 
El-Mürşidü'l-emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn
 
Çeviren: Abdulkadîr Akçiçek
 
Bedir Yayınları
 
ESER HAKKINDA
 
İSLÂM KLASİKLERİ No: 2
 
Müellifi: İmam Gazali
 
TÜRKÇE tercümesini sunduğumuz bu eserin Arapça aslının ismi«ei-Mürşidü'l-emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn» dir.Müellifi İmamı Gazali hazretleridir. Arapça'da «imam» kelimesi, önder mânâ. sına gelir.Bu büyük âlim gerçekten, ümmet-i Muhainmed içinde yetişmiş büyük bîr önder, nurlu birkılavuzdur. Asnnın müced-dididir. Ona haklı olarak «Hüccetülislâm, Zeynüddîn» (İslâm'ın
delili, Dinin ziyneti) lakablan verilmiştir. Ölümünden bu yana bin yıla yakın bir zamangeçmesine rağmen, bu ulu zat, eser¬leriyle Müslümanlara hâlâ hocalık yapmakta,insanları doğru yola sevk etmektedir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemefendimizin vekilleri ve halifeleri durumunda olan Rabbani Şe¬riat âlimleri ve kâmilmürşidler işte böyledir. Hocalıkları, reh¬berlikleri, irşadlan kabir-berzah âleminden dedevam eder. On¬lar, bu hizmetleriyle ümmetimizin veliyy inime ileridir. Allah on¬lardanrazı olsun!
 
Bu eser, esas itibariyle tasavvufî bir kitaptır. Tasavvuf demek. İslâm ahlâkı demektir.Tasavvuf yüce dinimizin boyutlarından biridir. Asıl olan Şeriattır; tasavvuf onuntamamlayıcısıdır, süsü, ziynetidir. Şeriatle tasavvuf arasında asla ve kata aykırılıkyok¬tur. Zaten, Seriate uymayan tasavvuf gerçek tasavvuf değildir. Tarikat de öyledir;Şeriatsiz tarikat olamaz. ZAMANIMIZDA, bazı câhil ve bidatçi kişiler tasavvufa, turuk-ialiyyeye, tekaya ve zevayaya, zikrullaha, meşâyih-i kirama, sûfî-lere ve dervişlere cephealmışlardır. Bunlar modern haricîler, mutaassıp İbn Teymiy ye çiler, Vehhabîler ve diğerreformcu gü¬ruhudur. Bu aşın ve azgın fikirleriyle İslâm dünyasında büyük fitneyesebebiyet vermektedirler. Bunların piri olan İbn Teymiy-ye, ilim ve hikmetine munsif garplıların bile hayran olduğu Muh-yiddîn İbn Arabi hazretleri için «o Şeyh-İ Ekbcr değilşeyh-i ek¬lerdir (eti kâfir şeyhtin* diyecek kadar insafı ve edebi terk et¬miştir. Hiç şüpheyoktur ki. bu gibi gulüvve sapmış kafalardan ümmetimize hayır gelmez. Bu gibi aşırıfikirlere sahip kardeş¬lerimizin bir an evvel itilcadlanm tashih ile ehl-i sünnet ve ce¬maatİslâmlığına dönmelerini temenni ve niyaz ederiz. BEDİR Yayınevinin «İslim Klasikleri»serisinin 2'nci kitabı ola¬rak İmamı Gazali hazretlerinin bu eserini iftiharla sunuyoruz.
 
BEDİR YAYINEVİ
 
o, gerçek ehli ve onun arayıcısıdır. Sözleri birer hüküm ve ölçü olarak kullanılmaktadır. Obir hakikati ifade etmek isterken şöy-îe diyordu: Hiç kimse, içinde yaşamadığı, derinliğineeremedi-ği konuyu, mesele haline getirip üzerinde fikir yürütmeye yet¬kili değildir.
 
Gerçek düşünceleri ile o, bir şahsiyet olarak yaşadı. Şimdi değil, îâ o zaman ulemâarasında HÜCCETÜ'L-İSLÂM lâkabı ile anılıyordu. Ama ne olursa olsun, bu hâli ona gururvermiyordu. Çünkü o önderini bizzat görmüş, idarenin kimde olduğunu bil¬mişti... Vetasavvuf yolunu tutmuştu... Hâl ehli olmuştu.
 
*
 
İmamı Gazali şeriatla tasavvufu kaynaştırmış; zahirle bâtını birleştirmiş; kuru bilgiye aşk,şevk ve muhabbetle revnak ver¬mişti.
 
Onun hayatında dönüm noktası, tasavvufu buluşu ve o yo¬lu seçişidir. Bundan Önce eskiGazali, bundan sonra yeni Gazali vardır. Mühim olan, büyük olan, örnek olan yeniGazali'dir. Es¬kisinin, yenisiyle bağdaşmayacak fikir ve tenkidleri hükümsüz¬dür,mensuhtur...
 
Mürşidü'l-emin kitabında işlediği konular, verdiği bilgiler, bir bakıma yeni Gazali'nin bütüneserlerinde, çeşitli vecihlerden ? ve bazan kısa, bazan uzun olarak işlediği evrensel veölümsüz Şeriat ve tasavvuf temalarıdır. Mürşidü'1-emin, İmamı Gazali'nîn İhyâu Ulûmi'd-din adlı büyük şaheserinin, muhteşem din ve ta-savvuf âbidesinin bir Özetimahiyetindedir. Bu bakımdan, ger¬çeği arayanların, Allah'ın rızasını kazanmakisteyenlerin, ResûT-ün yolunu seçenlerin el kitabıdır, kılavuzudur, rehberidir.
 
YAYINCININ NOTU: :
 
Mütercimin de belirttiği gibi î. Gazali Şafii mezhebindendir. Bu bakımdan eserdeki,,ilmihalve fıkıh bilgileri İmamı ŞâfÜ haz* retierinin görüşlerine, ictihadlarına göredir.Okuyucularımıza tav¬siyemiz, bu gibi bilgileri mensubu bulundukları mezhebe aitil¬mihal ve fıkıh kitaplarından öğrenmeleridir. Hanefî mezhebin¬den olan kardeşlerimizemerhum Ömer Nasuhi Bilmenin «Bü¬yük İslâm İlmihali»ni, Hacı Zİhnİ Efendi'nin«Nİmet-i îslârn»mı ve benzeri muteber kitapları okumalarını tavsiye ederiz. Zinhar,reformcu, mezhebsiz, ehlisünnet düşmanı, bid'atçi, selefi (Tey-miyyeci), telfikri mezahibçive benzeri bozuk fırkalara mensup ehliyetsiz kimselerin para kazanmak, Müslümanlarınkafasını ka¬rıştırmak için yazdıkları kitapları okumamalıdır.
 
İmamı Gazalî'nin hayat hikâyesine bir nebze daha temas ede¬lim:
 
linr
 
Babası, son demlerini yaşıyordu. Ölüm meleği gelmiş; seni
 
ebedî istiraha-t âlemine götüreceğim, diyordu... O bu daveti can¬dan kabul etmiş, belkide sevinmişti... Çünkü bu fani âlemin ağır yükü onu ezmişti... Sonra imtihan alemindekinotlan da başa¬rılı idi, korkmaya hacet yoktu. Sonra.., evet sonra gitmemeye ça¬re mivardı? O büyük zat, bunu biliyor, bildiği için son vazife¬lerini yapmayı arzuluyordu... İlimadamlarını ve bilhassa sofiye zümresini pek severdi. 0 sevdiklerinden birini yanma davetetti
 
ve şöyle dedi:
 
— İlim ehlini çok severdim... Çocuklarımın onlardan olma¬sını isterdim. Fakatyetiştiremedim. Gidiyorum... Bir daha gel¬memek üzere. Yavrularım sana emanet,istediğin gibi yetiştir.
 
Allah'a emanet olun...
 
Sonra Allah'ın rahmetine kavuştu.
 
Bu sözleri söyleyen İmam Gazali hazretlerinin babasıydı... Oğlunun zekâsını, kabiliyetinisezmişti. Yetiştirecekti, ama Öm¬rü vefa etmedi. Her bakımdan itimad edebileceği veoğlunun yetişmesini sağlayacak şahsı seçti ve emanet etti...
 
Gazali hazretlerinin emanet edildiği zat, sof iyedendi. İhtimal ki, tasavvuf sevgisini ondanalmıştır. Ona göre, tasavvufla ta¬mamlanmayan ilim kıyl ü kaiden ibaret kalır; kısırdaniçe¬riye nüfuz edemezdi.
 
Hal böyle ama bilhassa o zamanda, tasavvufu tam anlamak kolay mıydı?.. Elbette değildi.O lâfla olamazdı. Ondan Önce ya¬pılması gereken birçok işler vardı. Önce onların ikmâligerekir¬di, îşte o emaneti üzerine alan zat, bunu biliyordu,.. Gazâlî'nin, her bakımdanasrın ilimleriyle mücehhez olmasını istiyordu. Bun¬ları elde etsin, ötesi kolay... Diyorduki:
 
— Önce, zahirî bilgileri Öğrenmeli. İslâm Dini'nin esasım an¬lamalı... Bunlar birer âlettir.Bu âletlerle kabiliyetine göre, doğ¬ru yolunu bulur. Böyle yetişmesi için de en iyisiCürcan ilidir. Ve düşündüklerini hemen yapacaktı... Onu Cürcan'a gönde¬recekti. Fakatorası, pek müptedüerîn yeri değildi. Bu zat, Ga-zalî'dcki zekâya hayran olmuştu. Bütünvarını onun için feda et¬ti, tahsilinin ilk kısmını böylece kendisi okuttu. Artık onunye¬tişmesine m-addî gücü yetmediği gibi, manevî gücünün de yet¬mesi mümkündeğildi.
 
7
 
Cürcan ili bir ilim merkezi idi. Tahsil yapan hemen herkes oraya gidiyordu. Gazâlî deoraya gitti. Bir medreseye girdi Za¬hiri bilgilerin hemen hepsini orada Öğrendi
 
Allah sevdiğini imtihan eder... Bu imtihanların yönü ve şek¬li belli olmaz. Sen imtihanolacaksın diye çağıran, kulağına fı¬sıldayan da olmaz. İnsan, her an bir imtihan içindedir,fakat bu¬nu bilen azdır... Allah'ın bildirdiği bilir. Gayrisi bilemez... İm¬tihandan sonra dabilemez.
 
Burası imtihan âlemidir. Kimdir o, imtihan edilmeden Hakk¬ın rızasını bulur. Kimdir o,imtihandan geçmeden oldum, der... Kimdir o, aşk ocağında yanmadan piştim der...
 
Allah onu seviyordu... İmtihan edip bir üst sınıfa alacaktı. Bunu o nereden bilsin.Kendisine güveni vardı. Âlim olmuştu... Notları çantasındaydı. Başı dik ve göğsükabarıktı... Fakat ola¬cağı imtihan için, bunların hiçbiri yeter değildi. Gururukırıla¬caktı... Başı göğsüne inecek ve haddini bilecekti. Bu mutlaka olacaktı ve oldu...
 
Memleketine dönüyordu. Yolda sarıldılar. Herkes neyi varsa verdi. Gazâlî de verdi. Fakatarkadaşlarının altunu, gümüşü gi¬derken; onun çantasında yalnız notları vardı, ogidiyordu.
 
 
Uğruna yıllarca emek verdiği o notları, nasıl bırakırdı ora¬da... İçinden, aldı verdi. Sonkararı şu oldu: Çete reisine çıkip çantasını isteyecekti. Çünkü içindekiler onların işineyaramazdı. Çetenin istediği silâhtır, paradır. İlim âletin.i neylesin, diyordu... Fakat onunyanma çıkmak kolay mıydı? Asardı, keserdi. Daha neler ederdi. Ama bunlarıdüşünmüyordu. Ne bahasına olursa oî-sun, onunla görüşmek İstiyordu. İstediği oldu. Azsonra reisin karşısına çıkmıştı, içindeki ilim ve irfanın verdiği cesaretle şöy¬le diyordu:
 
— Adamlarınız, benim de bir çantamı aldılar. İçinde işinize yarayan bir şey olmasa gerek.Ben tahsilden dönüyorum. Bir¬çok emek sarfı İle hocalarımın verdiği derslerden nottuttum. O çantada bunlardan başkası yok. Aşağı yukarı bilgim de unlara bağlı...
 
Her şey, kâinatın bütün zerreleri, bir tek kuvvetin esiri... O'nun... Allah'ın... Bunu bilmekve bunu sezmek gerek... Onun imtihanı ve hikmetli işleri Öyle yollardan dolanır, gelir ki,akıl
 
almaz; sır ermez... imanlı kulunu ayıktırmak için, kâfirin ağzın¬dan hikmet söyletir.Şeytanı biie o imanlı kuluna yardımcı kı¬lar. Yeter ki o, bir defa sevsin; kulum, desin..:Sonrası kolay... Kâfir bilir mi söylediğini, niçin söyler? Şeytan bilir mi yaptığı¬nı, kötülüğüniçin yapar? Bunlar kötülük ederken iman sahibi¬nin nuru artar. Taleb edeceği yolgörünür. Dışta, reis konuşuyor, bilmeden Gazâlî'nin takip edeceği yolu gösteriyordu:
 
Yazık, demek öyle ha?.. Bütün bildiğin bu çantada... O,
 
halde nasıl ilim tahsil ettiğini iddia ediyorsun?.. Bunları elinden
 
alınca cahil kalacaksın... İlim böyle mi olur?..'
 
Bu sözler ne, çetenin mesleği ne?.. Bir başka yönden geliyor¬du bu sözler; oraya kulakvermek, orayı dinlemek gerekiyordu. Gazâlî bu sözlerle ürperdi. Cevap veremedi, zahirdesessizlik vardı; ama o içinden bazı sesler duyuyordu:
 
Kafan dik... Gururlusun... Âlimim, diye Övünürsün; ilmin
 
çantadan ibaret... O gidince elinde bir şey kalmadı, içini doldur-
 
san olmaz mıydı? Kalbini parlatsan daha iyi olmaz mıydı?..
 
Daha neler?.. O, bu sözleri içinden duyuyordu... Fakat rei¬sin yanında susmuş,duruyordu... İçinden geçenleri onun bilme¬sine de imkân yoktu. Çantası verildi.
 
Gazâîî hazretleri bu imtihandan dersini almıştı. Şu cümle, onun bu hâdiseden aldığı dersigayet güzel anlatır:
 
«O iş, Allah tarafından bana verilen bir imtihan yollu dersti.»
 
Onun imtihanı yalnız bu olmamıştır. Bu hâdiseden sonra yazdığı bütün notlan ezberettiğini söyler, hattâ telif ettiği cüm¬le eseri ezberine aldığını da rivayet ederler. Fakatgün olmuş o büyük zat, geçirdiği ruhî haller içinde, bunu da yeter bulma¬mış... Bildiğini,bilmediği kanısına varmış... îçini şüphe kurtlan yemeğe başlamış... Ve her şey o zamanbitmiş... Son ve büyük imtihana girmiş... Ne ilim, ne de kitap... Hiçbir şey içini rahataerdirememiş. Şüphesini giderememiş... O zamanın birçok ilim devlerini düşüncesi vebilgisi ile yere sererken, şimdi kendi der¬dinin çaresini bulamaz olmuş... Bu halini birazda kendisinden dinleyelim:
 
«Sonra Şam'a vardım. İki seneye yakın bir zaman orada kal¬dım. Orada kaldığımmüddetçe sofiye kitaplarından Öğrendiğim veçhile, kalbimi zikrullah ile tasfiye etmek,ahlâkımı düzeltmek, nefsimi fena huylardan temizlemek için daima İnsanlardan ay¬rıyaşamayı, riyazet yapmayı ve ibâdetle meşgul olmayı tercih ettim. Bir müddet Şam'dakiEmevî Camü'nde itikâfa girmiştim.
 
Her gün caminin minaresine, çıkar, kapıyı üzerime kilitlerdim.» Kısa bir hikâyesinianlatmakla Gazali hazretlerini biraz da¬ha tanıtmış olduk... Onun yaşadığı hayat, refahve saadet için¬de geçmedi. Fakat, bugün refah içinde yaşayan ilim adamların¬dan dahaköklü, daha derin eserier verdi... O maddi sıkıntı için¬de yazdığı eserleri, bugün Avrupakendi diline çevirip, bir şey¬ler Öğrenmeye çalışıyor. Benliğini yitiren biz, Avrupa'nınmüs¬veddelerini kopya ediyoruz... Niçin böyleyiz?.. Dokuz asır evvelin maddi imkânıkadar, imkânımız yok mu?.. Var... Hem de na¬sıl... Bir ilmin kaynağını bulmak için ozaman iki üç aylık, ya da.yıllık yol giderlerdi... Biz, onu saniyede buluyoruz... Bir tele-fonla... Eksiğimiz mânevidir, iman noksanlığı... Onlar, peygamber ve ashabı yolunda idi.Biz kimin yolundayız?.. Söylemeye hacet yok...
 
Maddî sözler bizi kurtaramaz. Burada bile kurtaramıyor. Kal¬dı ki, maddenin eridiği günkurtarsın.
 

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->