Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Look up keyword
Like this
3Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Bir Tasavvuf Terimi Olarak Ricalü'l-Gayb-İbn Arabi'nin Görüşleri

Bir Tasavvuf Terimi Olarak Ricalü'l-Gayb-İbn Arabi'nin Görüşleri

Ratings: (0)|Views: 44 |Likes:
Published by sehirsufisi

More info:

Categories:Topics, Art & Design
Published by: sehirsufisi on Jun 08, 2012
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

11/15/2012

pdf

text

original

 
 B
R TASAVVUF TER
M
OLARAK R
CÂLÜ’L-GAYB-
bn Arabî’nin Görü
ş
leri-Dr. Ahmet ÖGKE
*
 
G
R
Ş
 
slâm’ın ana ilkelerinden olup Kelâm ilminin sahasına giren veya fıkhınmü’minlerden istedi
ğ
i görev ve yükümlülüklerle ilgili pek çok hususta birtakımkısa/basit îzahlara ve yüzeysel genellemelere kolayca gidilebilen günümüz ilâhiyatara
ş
tırmalarında, Tasavvuf ilminin konu edindi
ğ
i pek çok alanda görüldü
ğ
ü gibi
 ricâlü’l-gayb
telakkîsi de hakkında pek çok spekülasyon üretilen ve genellikle de eksikveyâ yanlı
ş
anla
ş
ılmadan do
ğ
an birtakım hatâlı kanaatlere ula
ş
ılması mümkün olankonulardan biridir. Bununla birlikte, kadîm kültürde yerini alan kelâmî, felsefî ve fıkhî metinlerden tutun da çok daha yaygın durumdaki
ş
iirlere varıncaya kadar,
slâm’ınkâinâta bakı
ş
açısını
ş
ekillendirmi
ş
literatüre kabaca bir göz gezdiri
ş
bile
 ricâlü’l-gayb
 zümresinden kimselere âlemde her zaman çok özel bir yer verildi
ğ
ini gösterecektir.Hattâ
i
ş
 ârî 
açıdan bakıldı
ğ
ında pek çok Kur’ân âyetinin ve hadîs-i
ş
eriflerin de buanlayı
ş
ı açıkça veya zımnen kabul etti
ğ
i anla
ş
ılacaktır. Zîrâ söz konusu âyet ve hadismetinleri, insana, Cenâb-ı Hakk’ın ba
ş
ka hiçbir mahlûka yüklemedi
ğ
i görev vesorumlulukları yüklemektedir.Bu mak
ā
lede, ilk önce
 ricâlü’l-gayb
telakkîsinin tasavvuf ilmindeki yeri anahatlarıyla ortaya koyulmaya çalı
ş
ılacak, bilâhare
Muhyiddin ibn Arabî 
’nin (638/1240)konuya ili
ş
kin görü
ş
leri ele alınacaktır.
bn Arabî 
’nin görü
ş
leri anlatılırken, onun elealdı
ğ
ı
 ricâlü’l-gayb
ile ilgili kavram hakkında yer yer ba
ş
ka müelliflerin görü
ş
lerindende istifâde ile kısa bilgiler verilecektir. Tasavvuf dü
ş
üncesindeki
 ricâlü’l-gayb
 telakkîsini ortaya koyarken, konuyu
bn Arabî 
’nin görü
ş
leri ekseninde incelemeyitercih edi
ş
imiz, bu anlayı
ş
ın son tahlilde onun dü
ş
ünceleri ı
ş
ı
ğ
ında sistemle
ş
mi
ş
 olmasından kaynaklanmaktadır.
1. TASAVVUF DÜ
Ş
ÜCES
NDE R
CÂLÜ’L-GAYB
 
Bilinmeyen Hak dostları, ricâlullâh veya gayb erenleri diye de adlandırılan
 ricâlü’l-gayb
kavramı, tasavvuftaki Allah dostlu
ğ
unun gizlili
ğ
ine i
ş
âret sayılır.Gökkubbenin altındaki velîlerin kimler oldu
ğ
unun Cenâb-ı Hak’tan ba
ş
ka hiç kimsetarafından bilinemeyece
ğ
i anlayı
ş
ı, “velâyet sırrı”nın gizemini ortaya koymaktadır.
*
Yüzüncü Yıl Üniversitesi
lâhiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı
 
 2Buna göre Allah, dünyânın cismânî düzenini sa
ğ
lamak için bâzı insanlarınbirtakım görevler üstlenmesini diledi
ğ
i gibi, âlemdeki mânevî ve rûhânî intizâmınkorunması, hayırların temini, kötülüklerin giderilmesi için de sevdi
ğ
i bâzı kullarınıgörevlendirmi
ş
tir. Herkes tarafından kolayca tanınmadıkları veya gizli olan hakîkatlereve sırlara vâkıf oldukları için
 ricâlü’l-gayb
adı verilen bu seçkin ki
ş
ilerin kendiaralarında bir hiyerar
ş
i vardır. Ancak her mertebedeki
 ricâlü’l-gayb
ın adları vehiyerar
ş
ideki yerleri çe
ş
itli kaynaklarda farklı
ş
ekillerde gösterilmi
ş
tir. Meselâ,
EbûBekir Muhammed b. Ali b. Ca’fer el-Kettânî 
’ye (322/934) izâfe edilen rivâyetlerdenbirinde
 ricâlü’l-gayb
 ,
a
ş
a
ğ
ıdan yukarıya
 nükabâ, nücebâ, ebdâl, ahyâr, umud 
ve
gavs
 
ş
eklinde
1
gösterilirken,
Muhyiddin ibn Arabî 
(638/1240) bu hiyerar
ş
inin en altına
 melâmiyye, muhaddesûn, ahillâ
ve
ümenâ
gibi sayıları belli olmayanları da eklemeksûretiyle anahatlarıyla
 mustafûn/müctebûn, nükabâ, ahyâr, nücebâ, ebdâl, evtâd,imâmân,
ve
 kutub
 
ş
eklinde sıralamı
ş
tır.
2
Büyük peygamberlerin yerine, onlardan
‘bedel’
sayılan bu ki
ş
iler,
“Allah’ın yeryüzünü kendilerine musahhar kıldı
 ğ 
ı”
3
kimselerolarak de
ğ
erlendirilmi
ş
ler ve
“Rabbinin ordularını ondan ba
 ş
ka kimse bilmez”
4
 
âyeti deonlara bir i
ş
âret sayılmı
ş
tır. Bu zatların, âlemin intizam sebebi oldu
ğ
una ve insanlarıni
ş
lerini tanzîm ettiklerine inanılır.
5
 
 Ricâlü’l-gayb
inancının
slâm’daki yeri öteden beri hep tartı
ş
ıla gelmi
ş
tir. Bukonuda rivâyet edilen bâzı hadislerin sıhhat dereceleriyle ilgili tartı
ş
malar, bir kısımmüellifleri bu dü
ş
üncenin kayna
ğ
ını ehl-i sünnet dı
ş
ında aramaya sevk etmi
ş
tir. Aslındakendine has bir tasavvuf felsefesi kuran, fakat tasavvufun herkesçe anla
ş
ılması güç bâzıkonuları (bilhassa
bn Arabî 
ve dü
ş
ünce sistemi) ile
“sûfiyyetü’l-erzâk” 
(sûfîli
ğ
i birgeçim yolu olarak kullananlar) ve
“sûfiyyetü’r-resm” 
(âdâb ve erkânla yetinen
ş
ekilcive merâsimci kimseler) dedi
ğ
i bâzı mutasavvıflara yöneltti
ğ
i sert ele
ş
tiri ve ithamlarıylatanınan
6
 
bn Teymiyye
 
(728/1328)
ile
bn Haldun
(808/1406) bu grubun ba
ş
ındagelmektedir.
 Ricâlü’l-gayb
oldu
ğ
u söylenen bâzı kimselere, onları Allâh’a ortakgösterir gibi ola
ğ
anüstü güçler ve yetkiler atfetmenin
slâm inancıyla
1
Zünnûn el Mısrî 
(245/859) de aynı sıralamayı vererek bunların sayılarını
ş
öyle belirtir:
 Nükabâ
 üçyüz,
 nücebâ
yetmi
 ş
 ,
 büdelâ
kırk,
 ahyâr
yedi,
umud 
dört ve
 gavs
da bir ki
 ş
idir.”
Bk.: es-SeyyidMuhammed Emin
bn Âbidîn,
  
câbetü’l-Gavs bi-Beyâni Hâli’n-Nükabâ ve’n-Nücebâ ve’l-Ebdâl ve’l-Evtâd ve’l-Gavs [
  
câbetü’l-Gavs] (Mecmûatü Resâil-i
  
bn Âbidîn
içinde)
 ,
 
stanbul, 1224 H./1809 M., s.269
2
Bk.: Muhyiddin ibn Arabî,
el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye [Fütûhât],
Ne
ş
reden: Osman Yahyâ-
brâhimMedkûr, Kahire, 1392-1410/1972-1990, c. XI, ss. 266-383
3
Bk.: Hacc, 22/65; Lokman, 31/20; Zuhruf, 43/13; Câsiye, 45/13
4
Müddessir, 74/31
5
Hasan Kâmil Yılmaz,
Tasavvuf Meseleleri,
Erkam Yay.,
stanbul, 1997, s. 238; Hasan Kâmil Yılmaz,
  
slâm Tasavvufu (el-Lüma’ Tercümesi)
içinde, Altınoluk Yay.,
stanbul, 1996, ss. 541-543; SüleymanUluda
ğ
, “Abdal”,
 D
  
 A,
c. I, s. 59.
 Ricâlü’l-gayb
in âlemin i
ş
lerini tanzîm edi
ş
inin sebebini
smâil HakkıBursevî 
(1137/1725)
ş
öyle îzah eder: Bütün e
ş
yâ, Allâhü Teâlâ’nın
Kayyûm
ismi tahtında dâhildir veinsan-ı kâmil de bu isimle muttasıftır. Onun için âlemin mülk, melekût ve dört bir yönüne
 aktâb,imâmân evtâd-ı erbaa
ve
ebdâl 
gibi
 ricâlü’l-gayb
konmu
ş
tur ki âlem bunlarla korunur. (
smâil HakkıBursevî,
Kitâbü’n-Netîce,
Hazırlayanlar: Ali Namlı-
mdat Yava
ş
,
nsan Yay.,
stanbul, 1997, c. II, s.82-83)
6
 
bn Teymiyye’nin tasavvufa bakı
ş
ı ile ilgili olarak bk.: Tıblâvî Mahmud Sa’d,
  
bn Teymiyye’deTasavvuf,
Terc.: Ali Durusoy,
rsan Yay.,
stanbul, 1989; Mustafa Kara,
  
bn Teymiyye’nin Tasavvuf  Istılahlarına,
  
lk Sûfîlere ve Tasavvuf Klasiklerine Bakı
 ş
ı,
Yusuf & Af 
ş
in Matbaası, Ankara, 1997;Süleyman Uluda
ğ
, “Tasavvuf Kar
ş
ıtı Akımlar ve
bn Teymiyye’nin Tasavvuf Felsefesi”,
  
slâmiyât,
c.II, sayı: 3, Temmuz-Eylül 1999, ss. 39-66
 
 3ba
ğ
da
ş
tırılamayaca
ğ
ını söyleyen
bn Teymiyye
, bu tür bir anlayı
ş
ın daha çok
 hristiyanlar
ın ve a
ş
ırı
 Ş 
iî 
fırkalarının inanı
ş
biçimlerini yansıttı
ğ
ını belirtmektedir.
7
 Bununla birlikte, prensip olarak Allâh’ın velî kullarından ola
ğ
anüstü haller zuhûredebilece
ğ
ini; Allâh’ın bâzı seçkin kullarına nûrunu ve birtakım esrârı ba
ş
ka insanlarınbilemeyecekleri bir
ş
ekilde (gayben) bah
ş
edebilece
ğ
ini ve bunların sâlih ve velî kullarolduklarını ço
ğ
u insanın bilemeyece
ğ
ini; Hakk’ın sırlarının Allah ile onun evliyâ kullarıarasında oldu
ğ
unu da bir vâkıa olarak kabul etti
ğ
ini
8
îtiraf etmektedir ki bunu, onun
 ricâlü’l-gayb
telakkîsini teorik olarak zımnen kabul etmekte oldu
ğ
una i
ş
âret sayabiliriz.Ancak bu anlayı
ş
ın
bn Arabî’
ninkinden oldukça farklı oldu
ğ
u açıktır.
bn Haldun
ise
 kutub
ve
ebdâl 
telakkîsinin
9
ilk defa
 Irak 
sûfîlerinde görüldü
ğ
ünü ve bu sebeple
 ricâlü’l-gayb
ile ilgili di
ğ
er kavramların ortaya çıkı
ş
ında
 Ş 
ia
nın ve
 Râfizîli
 ğ 
in
etkiliolmu
ş
olabilece
ğ
ini ileri sürmektedir.
10
Nitekim
  
ranlı
yazarlar,
 abdal 
terimini XII.yy.dan îtibâren daha ziyâde heterodoks
11
dervi
ş
leri tanımlamak için kullanıyorlardı.
12
Nevar ki ehl-i sünnet ulemâsından bu görü
ş
e pek katılan çıkmamı
ş
ve hattâ sûfîlerdenba
ş
ka bâzı âlimler de bu kavramı kullanmakta bir sakınca görmemi
ş
lerdir. Özellikle
Ahmed b. Hanbel
(241/855) gibi bir mezhep imamı ve hadisçinin bu konudarivâyetlerde bulunması, yukarıdaki ithamın geçersizli
ğ
i için fiilî bir delil
13
olsa gerektir.Esâsen
Fuad Köprülü
’nün de i
ş
âret etti
ğ
i gibi bu telakkî, daha mîlâdî X. yy.da (hicrî III.-IV. asırlar), ehl-i sünnetten
Sâlimiyye
ve
 Hanbeliyye
fırkaları arasındayerle
ş
mi
ş
tir.
14
Dolayısıyla bu görü
ş
ün daha bu asırda ortaya çıkmı
ş
olması ve ehl isünnet anlayı
ş
ını benimseyen bâzılarınca da uygun görülmesinin onun
 Ş 
iî 
men
ş
e’liolmasına engel te
ş
kil etmeyece
ğ
i
ş
ünülebilirse de
bn Teymiyye
ve
bn Haldun
’unileri sürdükleri “
ebdâl 
anlayı
ş
ının
 Ş 
ia
ve
 Râfiziyye
kaynaklı oldu
ğ
u”
ş
eklindeki görü
ş
ünyanlı
ş
ğ
ı ve geçersizli
ğ
i böylece kuvvet kazanmı
ş
olmaktadır.Tasavvuftaki
 ricâlü’l-gayb
anlayı
ş
ının temel dayana
ğ
ını, bilhassa
Muhammedb. Ali el-Hakîm et-Tirmizî 
(295/888) tarafından nakledilen
ş
u hadîs-i
ş
erîf olu
ş
turmu
ş
tur:
“Bu ümmetim içinde
brâhim
tabiatı üzere kırk,
Mûsâ
tabiatı üzere yedi,
Îsâ
tabiatı üzere üç,
Muhammed
(a.s.) tabiatı üzere bir ki
 ş
i bulunur. Bunlar 
7
Bk.: Takıyyüddîn Ebu’l-Abbâs Ahmed
bn Teymiyye,
 Resâil ve Fetâvâ,
Tahkîk: Muhammed Re
ş
 îdRızâ-Muhammed el-Enver Ahmed el-Baltacı, (5 cilt, 2 mücelled hâlinde) Ne
ş
reden: Mektebetü Vehbe,Kahire, 1992, c. I, ss. 88-92.
bn Teymiyye
, sûfîlerin
“ricâlü’l-gayb” 
dedikleri ki
ş
ilerin cinlerden ibâretoldu
ğ
unu söylemektedir. Bk.: Takıyyüddîn Ebu’l-Abbâs Ahmed
bn Teymiyye,
 Mecmûatü’r-Resâili’l-Kübrâ,
Beyrut, 1979, c. I, s. 72
8
 
bn Teymiyye,
 Resâil ve Fetâvâ,
c. I, ss. 94-95
9
Tasavvufta
ebdâl 
telakkîsi, çe
ş
itli müelliflerce az çok farklı
ş
ekillerde açıklanmı
ş
olsa da bütün tasavvuf zümreleri arasında benimsenmi
ş
ve zamanla aynı mânâda de
ğ
er kazanan
 ricâlü’l-gayb
anlayı
ş
ıylabütünle
ş
mi
ş
tir.
10
 
bn Haldun
’un bu konudaki görü
ş
leri için bk.:
bn Haldun,
Ş 
ifâu’s-Sâil (Tasavvufun Mâhiyeti),
Terc.:Süleyman Uluda
ğ
, II. baskı, Dergâh Yay.,
stanbul, 1984, ss. 263-265 (“
 Mukaddime’
de Tasavvuf 
lmi” bölümü)
11
Heterodoks:
Bir ilâhiyat ve sosyal târih terimi olarak; kabul edilmi
ş
resmî din anlayı
ş
ına, yâniortodokslu
ğ
a (sünnîlik) zıt ve aykırı olan bir tür din anlayı
ş
ını ifâde eden bu kavramın siyâsî, sosyalve teolojik yönleriyle ilgili bir de
ğ
erlendirme için bk.: Ahmet Ya
ş
ar Ocak,
 Babaîler 
  
syânı Alevîli
 ğ 
inTarihsel Altyapısı [Babaîler 
  
syânı],
II. baskı, Dergâh Yay.,
stanbul, 1996, ss. 77-78
12
Bk.: Ocak,
 Babaîler 
  
syânı,
s. 67
13
Yılmaz,
Tasavvuf Meseleleri,
s. 241. Ayrıca bk.: Uluda
ğ
, “Abdal”,
 D
  
 A,
s. 60
14
Bk.: M. Fuad Köprülü, “Abdal”,
Türk Halk Edebiyatı Ansiklopedisi,
 
stanbul, 1935, c. I, s. 25

You're Reading a Free Preview

Download
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->