Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Look up keyword
Like this
0Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Zaman 2 kelimelerin yokunda insan

Zaman 2 kelimelerin yokunda insan

Ratings: (0)|Views: 4 |Likes:
Published by Mustafa Özdemir

More info:

Published by: Mustafa Özdemir on Jul 03, 2012
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

07/03/2012

pdf

text

original

 
prensipte tek başına bir objeni" .lozisyonunun belirlenmesinde birreferans noktası teşkil edebilir mi? eğer böyle olsaydı, o zamaninsanoğlu herhangi bir mutlak pozisyonu bilemeyeceği halde,fiziği, izafi pozisyon değişikliklerine karşıt olarak mutlak pozisyon ve dolayısıyla da izahareketlere karşıt olarak mutlak hareketlerolduğu varsayımına dayanabilirdi, leibniz'in uzay kavramını (nihaî bir gerçeklik olarak) reddettiğini anımsayabiliriz.
1
' çünkü cisimleregönderme yapmadan uzay parçalarının saptanmasının imkansız,olacağı görüşünü benimsiyordu, birazdan göreceğimiz gibinewton başka bir görüşü benimsedi, zamanın ölçülmesinde de.benzer bir sorun vardır, aristo zamanından beri zaman kavramının'önemli olduğu kabul edilegelmiştir. çünkü dünyadaki nesnelerdeğişmektedir; görünümleri ve/veya pozisyonları değişmektedir, ve herşey değiştiği için geçen zamanı idrak edebiliriz, hiç bir şeyin.değişimi gözlemi olmasaydı zamanı hiçbir şekildeölçemeyecektik; işin doğrusu zamanın 'öylece durduğu' büyülüsarayda güzellik uykusunda olacaktık.zaman, benzer olayların ardarda gelişine bağlı olarakölçülmektedir, galileo, tesadüf eseri yanlış olarak, pizakatedralindeki sarkacın vuruşlarını ölçmek için kendi nabzımkullandığını söylüyordu, bu pek doğru olmazdı, çünkü nabı 'tamamen düzenli değildir, peki bunu nasıl biliyoruz? nabız oranırttdaha düzenli bir dizin ile karşılaştırarak; galileo'nin bir saati yol ve onun döneminde güneşin yıllık yörüngesi ve köpek yıldızı'nı(sirius) geceleri çıkışı gibi kabul gören tekrarlar zamperiyodlarını belirliyordu ki bunlar da sarkacın ritmini ölçmek içifazlasıyla uzundu, üstelik, bir nabız atışından daha düzenli olsahda bu ardışıklıklar kesin olarak düzenli değildir, nereden biliyoruzsadece başka bir şey ile karşılaştırmak suretiyle, alabileceğimiz e',düzenli dizin (bugün atomik titreşimlere itimat ediyoruz) en düze
-
olarak gösterilmektedir, çünkü tüm diğer zaman intervalleri iletutarlı ilişkisi olan odur; düzenliliği denemek için yegâne yolum
budur.
'bugünün' zaman çizgisi boyunca sabit bir oranda muntazam"ileri doğru akıp gittiğini kabul ettiğimiz matematiksel/biliırrzaman kavramımız olayların varolduğuna dayanır, olaylar ve tabherhangi bir değişiklik olmaksızın bunun hiçbir ampirik öne
-
yoktur, peki öyle İse, her ne kadar erişilmez bir ideal olsa dmutlak ve mükemmelen düzenli bir zaman akışı idealin
54
başvurmak mantıksız mı olur?newton uzayda mutlak pozisyonlar olduğuna ve mükemmeldüzenli bir zaman akışı olduğuna inanıyordu., uzayın herhangi birkısmının (uzaydaki herhangi bir cisimden farklı olarak) uzayımutlak pozisyonlann belirleyicisi olarak telakki ediyordu; zamanınbölümlerinin düzeni değişmez olduğuna göre uzayın bölümlerinindüzeni de öyle olmalıdır, o bölümlerin yerlerinden çıkarılıp, kendidışlarına taşındığını (eğer ifade gerçekieşe-bilse idi) farzedin;zamanlar ve uzaylar tüm diğer şeylerin kendi yerlerinde olduklarıgibidirler, herşey zamanda yerini alma düzenine göre yerleşir veuzayda da durum düzenine göre... cisimlerin İlk yerlerindentaşınabilir olması gerektiği saçmalıktır, bunlar yegane mutlakyerlerdir ve o yerlerden dışarı taşınmaları yegane mutlak
hareketlerdir.
newton mutlak zaman konusu tartışmasına girmedi, zamanıfundamental bir metafizik postulat olarak alıyordu, fakat bununölçebildiğimiz zamandan ayırdedilmesi gerektiğini düşünüyordu;ölçülebilir zamanı 'izafî zaman', 'görünürdeki zaman' veya 'ortakzaman' olarak adlandırıyordu, şöyle ki: mutlak zaman vematematiksel zaman kendi doğası gereği herhangi bir dış etkiyebağlı olmaksızın düzenli ola/ak akıp gider ve başka İsimle anılaraksüre denir; izafîi, görünürdeki ve ortak zaman farkedilebilir vehareket vasıtasıyla dışarıdan (düzgün ya da düzensiz olsun) süreÖlçümü yaygın olarak gerçek zamanın yerine kullanılır, 'akla yatkınölçülerimizin' mutlak zaman akışını ölçtüğünü bilmemizin hiçbiryolu olmadığının idrakindeydi. bu yaklaşımı descartes'ın veleibnız'in zaman tanımları ile karşılaştırmak İlginç oiur. descartes,zamanın hareket ile ölçülmesi gerektiğini ve 'en düzenli' olanınseçilecek en iyi hareket olduğu şeklindeki elverişli noktanın gayetiyi farkındaydı, fakat düzenliliği nasıl değerlendirebileceğimiz vemutlak bir standart sorularının hiçbirine değinmiyordu, leibnizmutlak zaman kavramını ele almıyordu, çünkü yeterli mantıkprensibine bağlı olarak problem çıkarıyordu. newton, fizikselolayları açıklayışında daha seküler olmasına rağmen metafizik varsayımlarını tanrıya dayandırıyordu, descartes'ın kusursuz birbütünlüğün garantörü olan ve leibniz'in entellektüel rasyonalitesiolan tanrı'sından daha gizemli bir tanrı'ya. (3) einstein sınırlı birzamanın bilgiyi saatin ibresinin pozisyonuna göre, saatten belli birmesafedeki mahalle aktaran iletici mesaj için kullanılması55
 
gerektiğine dikkat çeken ilk kişi idi. buna göre eğer biz amahallinde isek ve belli bir mesafedeki b mahallinde bir olaymeydana gelirse, iki mahaldeki saatler de ışığın a'dan b'ye veyab'den a'ya hareket sürelerinin alınmasına elverecek şekildeayarlanmalıdır, öteki mahallerdeki saatlerin de benzer şekildekurulmaları gerekir, eğer tüm bu mahaller aynı referansçerçevesinde olsalar bunu yapmak mümkün olur ve dolayısıylaaynı referans çerçevesinde, farklı yerlerdeki gözlemciler olaylarınzamanı konusunda mutabık kalabilirler, ne var ki, ışık, farklıreferans çerçevelerindeki gözlemcilere göre aynı hızda hareketettiği için, yani bir gözlemci diğerine göre hareket ettiğinde ışığınhızına uygulanması gereken hiçbir ayarlama olmadığından bugözlemciler arasında eşzamanlılığa dair hiçbir anlaşma olamaz,örneğin, yanından geçen bir otomobildeki yolcunun dikizaynasındaki yansımasını gören yol kenarındaki bir gözlemci, aynıyolcu ile yansımanın ne zaman göründüğü hususunda aynıgörüşte olamazdı, elbette günlük gözlemlere ilişkinmutabakatsızlık farkedilemez, çünkü ışık herhangi bir otomobildenbinlerce kez daha hızla hareket eder, fakat teorik çelişki buradadır,bu yüzden saatleri farklı referans çerçevelerine senkronize etmekmümkün değildir; bir referans çerçevesindeki gözlemcilereeşzamanlı görünen olaylar başka bir referans çerçevesindekilereeşzamanlı görünmeyecektir. (4)"einstein'ın izafiyette vardığı nokta zamanın süresi, zamanınuzunluğudur" diye belirtir bachelard. bu, şimdiki zamanın kendisideğildir, meşhur "langevin ikizleri" örneği de bunu doğrular, bu birdüşünce deneyidir, ama hesaplar ve deneyler (temel parçacıklardüzeyinde) de bunu doğrulamıştır, ikiz erkek kardeşlerden biridünyada kalır, diğeri ışık hızına yakın bir hızla bir uzay yolculuğuyapar, kardeşlerden biri dünyaya döndüğünde iki kardeş aynıyaşta değildirler artık, astronot sadece birkaç ay yaşlanmıştır,dünyada kalan kardeşse birkaç yıl. bundan şu sonucu çıkarırız vehiç şüphesiz haklı da oluruz: zaman, hıza bağlı olarak değişir,nevvton'un düşündüğü gibi mutlak ve evrensel bir zaman yoktur,ama görece ve esnek, hıza bağlı olarak az ya da çok genleşebilenzamanlar vardır, o halde bu, eylemdir, ancak bu ne geçmişi, ne degeleceği var edebilir, böyle olduğu için, ikizlerin biri ya da öteki biran bile şimdiyi terk etmiş olmaz, yine bachelard'ın dediği gibi,"iyice belirlenmiş olan an, einstein'ın doktrininde bir mutlak olarakkalır." bu, uzay-zamanın bir noktasıdır, "burada ve yarın değil,56orada ve bugün değil", ama burada ve şimdi, bu, şimdinin kendisiya da daha ziyade şimdilerdir, bütün şimdiler farklıdır, değişkendir,ama hepsi de şimdiye aittir, bu, mekânda ve zamanda daha fazlaolmayan, evrensel diye adlandırdığımız şeydir, çünkü o, uzay-zamandır ve onun tek gerçeğidir. (5) eğer şimdi her şeyse onundışında nasıl çıkabiliriz? zihin bile ona aitse, neden onun dışınaçıkmayı isteyeceğiz? bitmek üzere olan bu bölüme bak.neredeyse tamamen ardında kaldı, çoktan yitip gitmiş bir geçmişgibi. ama onu sadece şimdiki zamanda okudun ve bir dahaokuduğunda bu da sadece şimdiki zamanda olacak, benim onusadece şimdiki zamanda yazmış olduğum gibi. hayatın için deaynı şey geçerlidir ve bu da başka bir açıdan önemlidir, hayat,gelecekteki gibi uçan bir halı değildir, bir kader ya da vahşi birhayvan değildir, hayat bir cennet ya da bir vaat gibi gökyüzündesaklı değildir, hayat burada ve şu andadır: şu anda yaşadığın veyaptığın şeydir, var olmanın kalbinde, şimdinin kalbinde, her şeyinkalbinde, gerçeğin ve yaşamanın o büyük rüzgârının içinde, hiçbirşey yazılmış değildir, hiçbir şey vaat edilmiş değildir, eğer,stoacıların dediği gibi, sadece şimdi varsa yalnızca eylemlergerçek olur. rüya görmek, fanteziler üretmek, düş kurmak mı?yaşamak olduğuna göre bunlar da hareket etmek sayılır, amaasgaride, bunu kendine yasaklamakla haksızlık etmiş olursun amabununla yetinmek de haksızlık olur. yaşamını avucunun içine al! varlıkta daha çok kendini göster, "hayatta en büyük engel,beklemektir," diye yazar, seneca. daha sonra gelecek olan her şeybelirsizliğin alanına girer, şu andan itibaren yaşa." zamanla her şeydeğişir, an'ı yakala (carpe diem) sözü de anlamını zamanla yitirir,hayatımız boyunca verdiğimiz sözler kaçırdığımız otobüs, birağacın çiçeklenmesine geç kalışımız, biz kendi zamanımızıyaşarken her şeye yetişemeyeceğimiz gerçeğini haykırmıyor mu?arzumuzun gerçekleşmesini beklerken arzularımız bizibeklemeden kekreleşiyorsa hangi an günübirlik hayatın bizedayattığı an değil, herhalde zaten halden hale girmiyor mu insanumutlarının peşinde, biz vaktimize sığınıyoruz yani nabzımızınattığı kalbi durdurmayan ne varsa onun beklediği yerde onunnöbetine, imam şafi'nin dilinden: " vakit kılıç gibidir, eğer kılıcayavaş ve yumuşak dokunursan, o da sana yavaş ve yumuşakdokunur, eğer sert dokunursan kılıcın iki yüzü de sana sertdokunur ve keser." (6)"ne yapsak kapanmaz bir yara yağmurun açtığı" rahmete layık
57
 
olmak için açıp kapatıyoruz, kalmak sonu gelmesin diye dua mıoluyor yoksa isyan provası mı bilmeden, öncemizi bilmedensonramızı, sonramızı bilmeden öncemizi hayalle hatıra arasıdokuyoruz kendimizi, kemiğimizden önce ruhumuz çürüyor,zaman algısı temelde çağlar boyu iki perspektif içindealgılanmıştır: çizgisel ve döngüsel. birçok kültür için zaman,doğanın temelindeki ruh gibi döngüseldir.oglala siyu kızılderilileri 'nden hehaka sapa (kara elk) dünyagörüşüne göre her şeyin nasıl bir döngü içinde olduğunu şöyleanlatıyor: en güçlü olduğu zaman rüzgâr döner, kuşlar, yuvalarınıdaire biçiminde yapar, çünkü dinleri bizimkiyle aynıdır, güneş,doğup batarak bir daire çizer, ay da aynı şeyi yapar, ayrıca ikisi deyuvarlaktır... mevsimler bile değişimlerinde büyük bir daire çizer vehep olmuş oldukları yere döner, insan yaşamı, çocukluktanbaşlayıp çocukluğa giden bir döngüdür, gücün hareket halindeolduğu her yerde böyledir bu. (7)yine insanın doğallığının yitmediği yabani zaman çocuğa özgü birsaflıkla akar insan şehirle kuşatılmadan önce. insanla doğanınayrışmadığı bir zamandır... yabani doğa, insanın küçük şaşkıngruplar halinde yaşadığı, kendi küçük bahçelerini yabani doğanınkoca ormanlarıyla karşılaştıramadığı durumuydu dünyanın, amasonra insan ırkı gelişmede çok ileri gitti, tüm dünyada bir nüfuspatlaması oldu. bir noktadan sonra, yabani doğayla insan yerdeğiştirdi, artık o, bizim kuşattığımız bir şey; zavallı küçük parçalarhalinde dünyaya dağılmış durumda yabani doğa. artık istisna olanyabani doğa, çevrenin genel durumuysa insan, (yabani doğanın,genel durum olmaktan çıkıp istisna haline geldiği bu kritik nokta,yabani hayat uzmanı gary snyder'a göre, doksan yıl kadar öncegerçekleşmiştir; yani tam da "zaman," bu kitabın iddia ettiği derin
değişimlerden geçerken.
bana göre bu, zamanla ilişkimiz için bir modeldir: çünkü birzamanlar insanlar, yabani zamanla kuşatılmıştı, zaman her yereuzanıyordu, tanımlanmamıştı, çitlenmemişti, adlandırılmamıştı,bilinmezdi, her yönüyle, burada, gece yansının ışığının diyarındahiç bitmeyen en uzun akşamdan bile uzun süren bir gizemdi, busonsuzluğa bırakılan biz insanoğulları, şaşkın cep saatlerimiz vekısa hayatlarımızın zavallılığı içinde, saatleri gösteren kolsaatleriyle yabani zamanın büyük sonsuzluklarını hesaplamaya58çabalayıp duruyoruz, sonra zamanı izlemeye başladık, onusaatlere bölmeye, hesaplamaya, ölçmeye, işaretlemeye, alıpsatmaya... yabani doğayla insan yer değiştirdiği gibi, yabanizamanla insan da artık yer değiştirmişlerdi, dakikaların ölçüldüğükritik bir andan sonra, batı toplumunun tuhaf zaman hesaplamasıstand artı aştı, bir norm haline geldi; batı saati, zamanın geneldurumu, yabani zaman ise istisnaya dönüştü. (8) sonra mit vezaman ilişkisine bakarsak ölçülen zaman o kadar sosyal birşeydirki, mitik düşüncenin egemen olduğu "ilkel" olarak adlandırılantoplumlarda zaman sıkı bir biçimde mitlere bağımlıdır, yerlilerhiçbir şekilde birbirini izleyen zamanların etapları halinde cereyaneden ve uzun bir dönem bir geçmişi kabul etmezler, bu olaylar,daha yakın planlardan tamamen farklı bir şeymiş gibi onlara karşıçıkan efsanelerin ve mitlerin uzaktaki arka planına doğruuzaklaştığı ölçüde gitgide daha bulanık hale gelen ve daralantarihsel olayların uzun bir perspektifi hakkında ilkellerin hiçbir fikriyoktu, toplumumuzda salt tarihsel düşüncenin bu çok karakteristikbakışı yerlilere tamamen yabancıydı, geçmişin bir olayından sözettikleri her kez, bu olayın kendi zamanlannda mı, babalarınınzamanında mı veya bu iki zamanın dışında mı oluştuğunuayırdediyorlardı. bu sınır noktasının ötesinde, tüm geçmiş olaylaronlar tarafından hiçbir sınıflama yapılmadan aynı ve tek birdüzleme konuyordu: "uzun zaman oldu" ve "çok uzun zamanoldu", çağların birbirini izlemesi kavramı onlarda yoktu, geçmiş,olayların geniş bir deposuydu. mit ve tarih arasındaki sınır çizgisi,zamandaki dönemlerin net ve belirgin ayrımı ile uyuşmamaktadır,aynı şekildâ, toplumun ve dünyanın evrimi olarak adlandırdığımızşey hakkında da bir fikirleri yoktu, daha doğrusu bizim yaptığımızgibi, doğada ve insanlıkta oluşmuş ardarda gelen değişimlerin birserisi üzerine geriye doğru bir bakışları yoktu, bilimsel görüşaçısından olduğu kadar dinsel görüş açısından da dünyanın veinsanlığın yaşlandığım biliyoruz; her ikisini de bu bilgiye göredüşünüyoruz, onlar için dünya ve insanlık ebediyen aynı ve gençolarak kalmaktadır... (9)insanın evrendeki konumuna temeli olan" zamana bilimsel birbakışla entropiyle açıklama çabalarına bakalım, evren, hepsininyönlerinden memnun olduğu bir dizi farklı oklar sergilemektedir,bu oklardan biri diğerlerinin işleyişini belirlemekte midir? yoksazaman oku, pek çok farklı sürecin müdahalesinin ortak bir sonucumudur? bu zaman oklarının bazılarına göz atalım.
59

You're Reading a Free Preview

Download
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->