• Embed Doc
  • Readcast
  • Collections
  • CommentGo Back
Download
 
 
EDEB
İ
YATIMIZDA BALKAN TÜRKLER 
İ
N
İ
N GÖÇLER 
İ
 
*
 
Prof. Dr. Hayriye-Memo
ğ
lu-Süleymano
ğ
lu
Balkan Türklerinin ya
ş
ad
ı
klar 
ı
s
ı
ı
nt
ı
lar, göç yollar 
ı
nda çektikleri çileler, sözlü halk edebiyat
ı
m
ı
zdaoldu
ğ
u gibi, yaz
ı
l
ı
edebiyat
ı
m
ı
zda da yank 
ı
s
ı
n
ı
bulmu
ş
tur. Büyük tarihi olaylar 
ı
n bir sonucu olangöçler baz
ı
sanatç
ı
lara konu olmu
ş
, özellikle de felâketleri bizzat ya
ş
ayanlar, kültür tarihimize de
ğ
erlieserler b
ı
rakm
ı
ş
lard
ı
r. Eski Za
ğ
ra Müftüsü Hüseyin Raci Efendi Doksanüç Harbi felâketleriniya
ş
ayanlardan biridir. “Tarihçe-i vaka-i Za
ğ
ra” (Eski Za
ğ
ra Müftüsünün Hat
ı
ralar 
ı
) adl
ı
eserindetarihimizdeki hüzünlü gerçekler canland
ı
ı
lm
ı
ş
, milli vicdanda derin yank 
ı
lar uyand
ı
rm
ı
ş
t
ı
r. Eserinde
ğ
erlendirmesini yapan Yahya Kemal, 1921’de
ş
unlar 
ı
yazm
ı
ş
t
ı
r: “Tarihçe-i Vaka-i Za
ğ
ra’y
ı
Falih
ı
fk 
ı
gibi Türk nâ
ş
irlerine gösterdim. Onlar benden ziyade hayran oldular. Bu kitap, Türklerin vatanedebiyat
ı
nda en samimî, yüksek bir 
ş
aheserdir”.“Eski Za
ğ
ra Müftüsünün Hat
ı
ralar 
ı
” adl
ı
eserde Ruslar 
ı
n Tuna’y
ı
geçerek ilk zaptettikleri yerlerdeTürklerin katliama u
ğ
rat
ı
lmas
ı
 
ş
öyle anlat
ı
lmaktad
ı
r:“1294 hicri senesi Cümadelahiresi 1293 mali y
ı
l
ı
. Haziran
ı
n onikinci günleri, ma
ğ
rur dü
ş
man Tuna’y
ı
 geçerek Zi
ş
tovi’yi zapt etti. Buray
ı
koruyan askerlerden dörtyüz kadar Müslüman
ı
al kana bo
ğ
du.Ahali a
ğ
layarak 
ş
a
ş
ı
n ve peri
ş
an yollara dü
ş
üp da
ğ
ı
ld
ı
. Yatak köyü halk 
ı
n
ı
tamam
ı
n
ı
katliam ettiler.Servi ahalisi dahi Zi
ş
tovililerden beter bir hâlde ninni ve türkülerle,
ş
efkat kucaklar 
ı
nda beslemekteolduklar 
ı
ömürlerinin meyvesi çocuklar 
ı
n
ı
yollara atarak 
Ş
ı
 pka Balkan
ı
ndan a
ş
ı
 p
ı
zanl
ı
k’adöküldüler...Haziran
ı
n önüçünde T
ı
rnova
ş
ehrinin istilâ edildi
ğ
i söylenirken, Gabrova’n
ı
n zapt
ı
haberi geldi.Kalofer ve Hay
ı
n köyü taraflar 
ı
nda baz
ı
Kazaklar 
ı
n görüldü
ğ
ü de bildirildi. Bu haberler üzerine
ş
ehrinileri gelenleri kaçmaya karar vererek, arabalar 
ı
na az bir 
ş
ey yükletip, çiftli
ğ
e gidecekmi
ş
gibihaz
ı
rlanm
ı
ş
lard
ı
. Fakat K 
ı
zanl
ı
k kazas
ı
kaymakam
ı
ı
 br 
ı
sl
ı
Akif Efendi, bu haberleri livaya ve taY
ı
ld
ı
z’a telgrafla bildirmi
ş
ti.
İş
in ehemmiyeti sebebiyle Abdülhamit o gece telgrafhanede bulunmu
ş
veBalkan havalisindeki bütün muhabere memurlar 
ı
da makine ba
ş
ı
nda beklemi
ş
lerdi. Bunun üzerinee
ş
rafa da teminat verildi. Onlar da firar etmekten vazgeçtiler”....Eski Za
ğ
ra’n
ı
n dü
ş
man eline geçmesiyle etraf Türk köylerinde ya
ğ
malama, yak 
ı
 p y
ı
kma ve i
ş
kenceler geni
ş
boyutlara ula
ş
ı
yor:“Za
ğ
ra’n
ı
n istilâs
ı
üzerine intikamc
ı
ve ya
ğ
mac
ı
Bulgarlar, Yaka Boyu’ndaki Hriste, Külbe,Bükümlük, H
ı
z
ı
r Bey Canbazören köylerine yürüyüp para umduklar 
ı
zengince müslümanlar 
ı
 i
ş
kencelerle öldürüp, kad
ı
n çocuk demeyip ele geçenleri katliam eylediler! Kurtulabilenler iseç
ı
ı
ı
 plak Za
ğ
ra’ya can atabilmi
ş
tir.Bükümlük Bulgarlar 
ı
, yüziki müslüman
ı
bir samanl
ı
ğ
a doldurup yakt
ı
lar.
İ
çlerinden dörttanesi yaral
ı
olarak kaç
ı
 p yeni Za
ğ
ra’ya Rauf Pa
ş
a’ya ç
ı
km
ı
ş
lar. Zulümden
ş
ikâyet edip hallerini bildirmi
ş
lerse de benzerleri gibi bunlar da tekdir olunarak hapsedilmi
ş
lerdir. Yaralar 
ı
bilesar 
ı
lmadan...Zehî insaniyet!”
 Za
 ğ 
ra Müftüsü’nün Hat 
ı
ralar 
ı
’ndan
 Osmanl
ı
devletinin Doksanüç Harbinde kolayca ve çok çabuk yenilgisinin sebepleri anla
ş
ı
lamam
ı
ş
t
ı
r.Geli
ş
en olaylar yabanc
ı
diplomatlar 
ı
da hayrete dü
ş
ürdü
ğ
ü bilinmektedir. Londra sefareti
İ
stanbul’agönderdi
ğ
i telgraf 
ı
na
ş
öyle demi
ş
tir: “Dü
ş
man
ı
n Tuna’y
ı
kolayca geçmesi hayreti mûcip oldu. Balkan
*
e-kaynak:http://www.efrasyap.com/Icerik/IcerikDetay.aspx?IcerikID=520 
 
geçitlerini muhafazaya, köprüleri y
ı
karak dü
ş
man
ı
nehre dökmeye muktedir olduklar 
ı
hâlde bir 
ş
eyyapmamalar 
ı
sebebi anla
ş
ı
lam
ı
yor” (Osman Keskio
ğ
lu, 1985, 12).Harp sona ermi
ş
olsa da zulüm bitmemi
ş
tir. Bu zulümleri örneklerle sergileyen O. Keskio
ğ
lu Ömer Seyfeddin’in eserlerinden de
ş
u al
ı
nt
ı
lara yer veriyor:“Bilmem eski bir derebeyin torunu oldu
ğ
um için mi, Bulgaristan’da gezerken hep kendimi öz babam
ı
nçiftli
ğ
inde san
ı
ı
m...” diye ba
ş
layan bu hikâyede yazar, banyolara gider. Orada Kostanof adl
ı
bir Bulgarla tan
ı
ş
ı
r. Bu ki
ş
i, eski bir ihtilâlcidir, Bulgaristan müstakil olunca mebus olmu
ş
, adliye vekiliolmu
ş
, antika bir adam...Türkçeyi diplomasi dili san
ı
yor, Bulgarlarla bile Türkçe konu
ş
uyor...-Ne var, ne yok, söyle bakal
ı
m!-Hiç, gospodin.-Nas
ı
l hiç? Siz yeni türemeler her 
ş
eyin ad
ı
n
ı
hiç koydunuz. Sonra beni süzdü:-Bu da kim; yeni yamaklardan m
ı
?Hay
ı
r, gospodin, Bulgar de
ğ
il..-Ya ne?-Türk.-... Türklerde yaln
ı
z bir 
ş
ey vard
ı
r, taassup.Evet, taassup. Ben Türklerin bu taassubundan Bulgaristan’da çok istifade ettim. Devletimiz yenikuruldu
ğ
u zaman ben olmayayd
ı
m, Bulgaristan bugünkü Bulgaristan olamazd
ı
. Çünki Türk o kadar çoktu ki... Mutlaka Sobranya’da müsavi gelecektik. Kabinenin yar 
ı
s
ı
da bir gün onlardan olabilirdi.Fakat ben, fakat ben... diye ba
ş
lay
ı
 p anlat
ı
r:Hükümet kurulunca komitelerle toplant
ı
yapm
ı
ş
lar, katl-âm dü
ş
ünüyorlarm
ı
ş
, fakat Avrupa’dankorkmu
ş
lar. Ona sormu
ş
lar, o da kolay, demi
ş
. Hepsini Türkiye’ye gönderirim. Nas
ı
l yapaca
ğ
ı
n
ı
 sormu
ş
lar, anlatm
ı
ş
: Ben biliyordum ki, Türklerin en aziz hissiyat
ı
taassuplar 
ı
d
ı
r. Küçükken aralar 
ı
nda büyüdüm. Kom
ş
ular 
ı
m
ı
z hep Türktü. Bunlar 
ı
n kimseye garezleri yoktur. Hatta kendilerine o kadar kötülük yapan Ruslara bile fenal
ı
k etmezler, yaral
ı
lar 
ı
na su, ekmek, ilâç verirlerdi...Meselâ domuzafena hâlde garezdirler... Deliorman’a kaymakam oldum. O vakit orada ilâç için olsun bir tek taneBulgar yoktu”, diyor. Makedonya’dan muhacir getiriyor, ona para vererek domuz ald
ı
ı
yor. Domuzlar 
ı
 sokaklarda dola
ş
maya ba
ş
l
ı
yor. Türkler bundan rahats
ı
z oluyor, birer birer hicret etmeye ba
ş
l
ı
yorlar.Bu tuhaf zulüm sayesinde iki y
ı
lda orada Türk kalmam
ı
ş
. Di
ğ
er yerlerde de bu usulü uygulam
ı
ş
lar.Türkleri yüzlerce y
ı
ll
ı
k yerlerinden yurtlar 
ı
ndan etmi
ş
ler, kaç
ı
rm
ı
ş
lar. Hikâye
ş
öyle bitiyor:“...Odama çekildim. Soyundum, yata
ğ
a uzand
ı
m. Fakat gözüme uyku girmedi. Ate
ş
siz bir humma her taraf 
ı
m
ı
yak 
ı
y
ı
r, sovuk sovuk terliyordum. Yava
ş
yava
ş
a
ş
a
ğ
ı
daki hora gürültüleri, gayda seslerikesildi. Etraftaki horozlar ötüyor, sabah oluyordu. Uyumak azmiyle gözlerimi s
ı
ı
s
ı
ı
kapad
ı
m.Yüzükoyun döndüm. Pis, c
ı
l
ı
z bir domuz sürüsü önünden, cesur ecdad
ı
m
ı
n, yi
ğ
it kan karde
ş
lerimin,sâf milletimin kavuklar 
ı
ş
erek, atlar 
ı
arabalar 
ı
batakl
ı
klara saplanarak, toplar 
ı
tüfekleri, kad
ı
nlar 
ı
 
ı
zlar 
ı
, çoluklar 
ı
çocuklar 
ı
yollara dökülerek bir ç
ı
lg
ı
n ordusu hâlinde kaçt
ı
klar 
ı
n
ı
görür gibioluyorum. Ah, evet, o gece hiç uyuyamad
ı
m”.
Ömer Seyfeddin, Yüksek Ökçeler 
 
 
(O. Keskio
 ğ 
lu, 1985, 16-17)
 Tuna boylar 
ı
ndan çekili
ş
in hüzününü, geçmi
ş
e duyulan nostaljiyi M. Fuat Köprülü’den dinleyelim:
“Tuna boylar 
ı
nda s
ı
ra serviler,
 
Tan yeli estikçe sessiz a
 ğ 
larm
ı
 ş
 ,
 
Gül bahçelerinde bayku
 ş
lar öter,
 
Ş 
u viranelikler eski ba
 ğ 
larm
ı
 ş
.
 
 Namazgâh bir otluk kalmam
ı
 ş
ta
 ş
ı
 ,
 
Çe
 ş
melerden akan kanl 
ı
gözya
 ş
ı
 ,
 
Orda bir güzel var, çat 
ı
lm
ı
 ş
ka
 ş
ı
 ,
 
 Ak aln
ı
na kara çatk 
ı
ba
 ğ 
larm
ı
 ş
.
 
 K 
ı
ı
k minarelerden duyulmaz ezan,
 
 Hep ocaklar sönmü
 ş
devrilmi
 ş
kazan,
 
 Bir inilti duydum, sand 
ı
m bir ozan,
 
Sesime ses veren karl 
ı
da
 ğ 
larm
ı
 ş
.
 
 ğ 
üt dallar 
ı
nda hasta serçeler,
 
 Eski ak 
ı
n destan
ı
n
ı
heceler.
 
Tuna a
 ğ 
ı
 yormu
 ş
baz
ı
geceler,
 
 ğ 
üsünde kefensiz
 ş
ehitler varm
ı
 ş
.
 
 Bozulan ba
 ğ 
lar 
ı
n üzümleri ac
ı
 ,
 
 Asi köle kesmi
 ş
eski harac
ı
 ,
 
Yine yedi k 
ı
ral giymi
 ş
ler tâc
ı
 ,
 
of 00

Leave a Comment

You must be to leave a comment.
Submit
Characters: ...
You must be to leave a comment.
Submit
Characters: ...